Ana sayfa - Manşet - Hakan Yufkacıgil İle Söyleşi

Hakan Yufkacıgil İle Söyleşi

Oyunculuk nasıl başladı, oyuncu olmayı planlıyor muydunuz?

Ben daha lokal bir iş yapmak istiyordum; yani saati belli olan, sabah 08.00’de işbaşı yapıp akşam 17.00’de çıkacağım bir iş yapmak istiyordum, öyle bir hayalim vardı. Bir arkadaşım tiyatroya hazırlanıyordu, ona destek vermek için ben de onunla beraber sınava girdim. Arkadaşım kazanamadı, ben kazandım. Öyle garip bir durum oldu. İşin içerisine girdikten sonra, dışarıdan bakıldığı gibi olmadığını fark ettim. Orada da sağ olsun büyüklerim çok yardımcı oldular bana. Dediler ki: “Bu işi yapmak istiyorsan profesyonel anlamda eğitimini alman gerekiyor.” Ben de konservatuara hazırlandım.Konservatuarı kazandım. Konservatuvardan mezun olduktan sonra direkt Kenter Tiyatrosu’nda dekorculukla başladım.

Biz konservatuarda klasik eğitim aldığımız için, yani İngiltere, Rusya kökenli şeyler öğreniyoruz, klasik eğitim alıyoruz. Dedim ki, ben Türk tiyatrosu hakkında hiçbir şey bilmiyorum, yani komedi nasıl oynanır bilmiyorum, nasıl öğreneceğim bunu diye düşündüm. Allah rahmet eylesin, Gazanfer Özcan’ın yanına gittim, Gazanfer Özcan’la çalıştım. Rahmetli olana kadar da onunla beraber çalıştım. Ondan sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Birdy diye bir oyunda Birdy’i oynadım. Birdy oyunu zaten 3-4 sezona yakın sürdü.

Sonrasında, setler başlayınca tiyatroya vakit ayıramadım. Bu ciddi bir sorun aslına bakarsan. Çünkü yapım şirketleri diyor ki: “Eğer tiyatron varsa seninle çalışmamız zor olur.” Çünkü haftanın iki günü sahneye çıkacaksın, o da, her hafta bir film yetiştirmeye çalışan ekip için çok zor, o programı ayarlamak. O yüzden, iki senedir ara verdim. İnşallah önümüzdeki sene, Allah nasip ederse devam edeceğim tiyatroya.

Televizyonda güzel işler yaptınız, televizyon hakkında ne düşünüyorsunuz?

Televizyon kariyerinin sabun köpüğü olduğunu düşünüyorum.

Televizyon ama daha çok izlenmenizi sağlıyor.

Bu, dünyaya bakışla alâkalı. Ben bu işi, tanınayım, birileri beni takdir etsin diye yapmıyorum; ben gerçekten bu işi yapmayı çok seviyorum. Oynamayı seviyorum, yani bir karakteri oluşturmayı, ona bir şeyler katabilmeyi seviyorum. Bundan ben kendim mutlu oluyorum, ben kendim mutlu olduğum için de yapımcı bana para veriyor. Sinema daha başı sonu belli olan bir şey. Sete çıktığın zaman biliyorsun ki bu karakter burada bu hâle geliyor. Ama dizide öyle bir şey oluyor ki, süreç uzadığı zaman, iyi olarak başladığınız bir karakter kötüye dönüşebilir, kötü başladığınız karakter iyiye dönüşebilir. İşte ben bunları sevmiyorum, ne yapacağımı bilmek istiyorum.

Dramada günümüz ile dönemi oynamak arasında fark var mı?

İnsanlar dönemi oynamanın daha zor olduğunu düşünüyor. “Filinta” aşağı yukarı 60 bölüm gitti. Onun öncesinde “Yasak” diye bir dönem işim vardı, yine Fikret Kuşkan’la beraber. Ve ben dönem işine o kadar alıştım ki. Mesela “Cesur Yürek” ve “Kızlarım İçin” isimli çalışmalarda abandone oldum diyebilirim.

Şu anda hazırlandığınız bir proje var mı?

“Deliler” diye bir sinema filmi çektik. Osmanlı döneminde korkusuz savaşçılar vardır, savaşta en önde giden, padişahın en güvendiği askerler. Öncü birlik. Onların bir macerası var, 1400’lerin ortalarında geçen; Fatih dönemini anlatıyoruz. Gerçek bir hikâye. Orijinaline bağlı bir hikâye anlatıyoruz.

“Filinta”da özellikle Sansar Cemil kötü bir karakter. Kötü karakteri oynamak nasıl bir duygu? Seyirciden gelen tepkiler oluyor, belki direkt size gelen tepkiler oluyordur. Kötü karakteri oynamak için kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?

Ben bir karakteri aldığım zaman ona kötü olarak bakmıyorum; seyirci olarak bakıldığı zaman kötü görülüyor. Ben çok seviyordum Sansar Cemil’i. Çünkü bir hedefi vardı. Çok zor bir çocukluk geçirmiş Sansar Cemil, babası annesini öldürmüş. Tiyatroda da ekranda da şöyle bir şey var: Sözün olduğu yerde fikir olur, fikrin olduğu yerde bir ideoloji olur, felsefe olur ve sen ona hak verirsin ya da vermezsin. Benim iyi oynamak gibi bir derdim yok, hiçbir zaman da olmadı. Ama benim doğru oynamak gibi bir derdim var. Yani sen bana, “İyi de, bu karakter falanca dönemde geçiyor, o dönemde böyle böyle bir şey olmadı.” dediğin zaman benim sana bir kitap dolusu anlatacağım şey olması lazım. Pek çok oyuncu arkadaşımın derdi iyi oynamak değildir, doğru oynamaya çalışır. Ve senin elindeki tekst de sağlam bir tekstse, metinse, zaten sana o doneleri verir. Sen de oyunculuğunla o kötüyü çıkarmalısın.

Şu ana kadar “Cesur Yürek” olsun, “Filinta” olsun, pek çok projede yer aldınız. Bundan sonraki projelerde muhakkak yer almak isterim diyeceğiniz bir oyuncu var mı kafanızda?

Çok dürüst cevap vereceğim. Benim hayalim Fikret Kuşkan’la beraber oynamaktı. Gerçi o çok büyük üstat, onun yanında oynamak haddimize değil belki; ama onunla beraber aynı projede yer almayı çok istiyordum.

Sizce bu işlerde ilerlemenin yolu nedir?

Herkesin ayrı bir yolculuğu var bizim sektörde, her oyuncunun farklı. Oyunculuk benim hayalimde yoktu, daha sonrasında böyle bir şey gelişti.

Kimse şunu yaparsam başarılı olurum diyerek yapmıyor, herkes bir şekilde başarının yolunu buluyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.