Ana sayfa - Arşiv - Güzel Bir Hayat İçin Ölümle Barışın! / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Güzel Bir Hayat İçin Ölümle Barışın! / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Ölüm, canlılığın son bulmasıdır ve her an yanıbaşımızdadır. Bizden hiç ayrılmayan yol arkadaşımızdır. Hayatımızın en büyük gerçeğidir. Diğer bir tabirle “kişinin kıyameti”dir. Elimizde olmadan geldiğimiz bu dünyadan yine irademiz dışında ayrılmamızdır.

Bütün korkuların ve pek çok psikolojik rahatsızlığın temelinde ölüm korkusu yatar. Er veya geç bizi bulacak olan ölümden niçin korkulur ki? İrademize bağlı olmayan mecburi gidişten korkmaya ne gerek var? Korkarak ecelimizi geciktirmek dahi mümkün olmadığına göre korkmak yerine ölüme ibret ve nasihat kaynağı olarak baktığımızda hayatımız daha anlamlı ve mutlu geçecektir.

Evet, ya ölüm korkusu çekerek hayatımızı etkisiz ve pasif şekilde sürdürebilir veya onu etkili yaşama aracı yapabiliriz. Şöyle ki, hayatımızın önemli anlarında yüreksizce davranmak yerine, hayatta kalmama ihtimalini göze alalım ve en kötü sonuçla karşılaşmayı benimseyelim.

Bu şekilde, ölümü hiçe saymamızdan kaynaklanan mutluluk dolu bir cesaret kazandığımızı göreceğiz.

Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Benim iki gömleğim var; biri bayramlık, biri idamlık.” diyerek ölüme meydan okumuştu. Birçok müthiş yeniliğe bu şekilde cesurca imza atabilmişti.

Aslında hayatın amacı, ölüm sonrasına hazırlanmaktır. Ölümü, Yaradan’a kavuşmak ve canlılığın tamamlayıcı ikizi gibi değerlendirirsek bize o kadar ürkütücü gelmeyecektir. Mevlana ölümü düğün günü, yani Rabbi’yle buluşma anı olarak görürdü. Bu düşünce ölüme karşı bizi korkusuz kılacaktır.

Kaliteli hayat için korkudan kurtulun!

Evet, bütün korkuların altında ölüm korkusu bulunur. Bir kişi mikroptan korkuyorsa altından ölüm korkusu çıkar. Kapalı yer ya da yükseklik korkusu varsa yine ölüm korkusundandır. Kanserden veya kalp rahatsızlığından korkuyorsa yine öyle.

Yoğun olarak ölüm korkusu hisseden kişi kaliteli hayat süremez. İyi yaşamak için ölüm korkusunu yenmek zorundayız. Bu korku kişiyi karar vermekten çekinen, riske girmeyen, hayattan korkan, giderek korkudan korkan kişi haline sokar.

Aslında ahirete inanan insan ölümden niye korksun ki? Aksine günahtan, zulümden, başkasının hakkını yemekten, haksızlık yapmaktan korkar.

Ölümü düşünmek hayatı anlamlandırır

Dünyanın hemen her yerinde ölüm döşeğindeki insanlar geçmiş hayatlarına bakarak “keşke şunun yerine şöyle yapsaydım” diye tecrübe ile dolu özeleştiride bulunurlar. Gereksiz yere üzüldüğü durumları hatırlar, insanlara daha çok iyilik yapmayı ve Allah’a niye daha yakın olmadığını düşünürler.

Marmara Bölgesindeki depremde binlerce kişi ölmüş, milyonlarca kişi de ölümle burun buruna gelmişti. Tahminim herkes, hemen sonra birtakım hayırlı radikal kararlar almıştı. Tabii ölüm korkusu geçince unutuldu. Ancak ürkütücü ve acıklı da olsa, ölüm tehlikesi yokken ölümü düşünmemiz faydalıdır. Bunu yapmak bize nasıl bir insan olmak istediğimizi ve bizim için hakikaten en önemli önceliklerin ne olduğunu hatırlatır. Bu yüzden kendi cenazemize katıldığımızı hayal etmek bize, hala fırsatımız varken geçmiş hayatımıza bakıp önemli değişiklikler yapma imkânı verir.

Kişi dünyadan koparak kendini ölmüş gibi düşünürse hayat hakkında çok şey öğrenecektir. Ölümü düşünerek bu korkuyu hayatımızı zorlaştıran değil de yaşantımıza renk ve canlılık katan bir unsur haline çevirebiliriz. İşte ölümü tefekkürün bazı faydaları:

-Günlük yaşayışımızda gereksiz şeylere üzülmez, cidden önemli olanlara odaklanırız.

-Konuları daha doğru bakış açısına yerleştiririz ve problemlerden daha az sıkıntı duyarız.

-Stres eşiğimiz yükselir. Çünkü ölümün yakın olduğu aklımıza gelir ve dertleri büyütmeyiz.

-Yaradanımızla bağlantımız yoğunlaşır, kendimizi O’na daha yakın hissederiz. Yalnızlık duygumuz azalır.

-Geçici başarılar ve başarısızlıklar bizde derin dalgalanmalar yapmaz.

-Sıradan ve kolay olanı değil, yapmamız gerekeni yapmamız için içimizdeki istek ve cesaret kuvvetlenir.

-Yaşamanın amacının ölüm sonrası olduğuna olan inancımızı billurlaştırır; dolayısıyla her anı önemseyerek yaşarız.

-Ölümü düşünmek bize korkusuzluk ve cesaret verir, çünkü korkuların büyük çoğunluğunun kaynağı ölüm korkusudur.

-En önemlisi de, hayatta kalmak için çabalamak yerine yaşantımızdan ve işimizden keyif almaya, daha mutlu olmaya çalışırız.

Ölüm sonsuzla birleşme

Günümüz insanı kendini daha çok işine vermekte, televizyon ve benzeri aletlerle oyalanmakta, gözü maddiyattan başka şey görmemektedir. Zihnî yorgunluktan muayene için gelen bir işadamına, üzerindeki yükü taşıyamadığını, azaltması gerektiğini söylediğimde “Yeni bir fabrika kurduk, onu oturttuğumda tamam. O zaman rahatlayacağım!” demişti. Aradan 2 yıl geçtikten sonra karşılaştığımda yine sıkıntılıydı. “Şimdi de yurtdışı şubemizi açmakla meşgulüm, çünkü onsuz olmuyor. Ama bu son!” diye konuşmuştu. Son nefesine kadar koşturmaktan geri kalmayacağı belliydi.

Zamanımızda hayhuy içinde koşturmak ve işkoliklik yaygınlaşmakta, giderek daha çok kişi psikolojik sıkıntılara düşmektedir. Yorgun düşmüş bedenlerini ve zihinlerini dinlendirebilmek için gerekli zamanı ayıramadığından dolayı hasta olan insanlar hastaneleri doldurmaktadır. Üstelik bu kişiler ancak hastaneye yattıklarında dinlenebilmektedirler. Bel ağrısıyla evinde 10 gün yatması gereken bir işadamı dostum “Yıllardır ilk defa tatil yapıyorum.” demişti.

İşte bu derece yoran işkolikliğin reçetesi de ölümü düşünmektir. Ölümü aklımıza getirerek hayatımızı daha anlamlı kılacağımız gibi daha kaliteli yaşamamız da mümkündür.

Gerçekte insanoğlunun emelleri bitmez. Hep hırs ve dünyevi arzu peşinde koşup eceli unutmak doğru değildir. Ama ölüm korkusunu hastalık derecesine getirip hayatımızı hafakanlara boğmak da yanlıştır.

Osmanlı’da ölülerle diriler beraber yaşardı. Ölümle barışık olmanın bir işareti olarak mezarlar şehirlerin içindeydi. Dinimizde de kabir ziyareti tavsiye edilir ve ölülere sanki yaşıyormuşçasına selam verilir. Çünkü ölüm en iyi nasihat edici olarak hayatımızdan çıkmamalıdır.

Ölümü akılda tutmak, zalimin zulmünü azaltır. Zengini daha mütevazı yaşamaya ve yoksullara yardıma teşvik eder. Fakirin sıkıntılara karşı dayanıklılığını artırır.

Ölümden korkmak yerine onu sonsuzlukla birleşmenin ışığı olarak görelim. Ölümün doğrudan gözünün içine bakarak hayatın bu ürkütücü sonunu kendimize faydalı hale çevirebileceğimizi unutmayalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.