Ana sayfa - Son Sayı - Güneşi Yakalamak / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Güneşi Yakalamak / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Üzerimize güneş doğmadan kalkarsak, hayatımızın daha huzurlu ve manalı şekle gelebileceğini görürüz. Her gün güneşle yarışmalı ve ondan önce ayakta olmalıyız.
Günümüzde birçok insan, sabah yataktan fırlar, telaşla hazırlanıp alelacele kahvaltı ettikten sonra işlerine gitmek üzere kendilerini sokağa atarlar. Bütün gün çalıştıktan sonra da yorgun bir halde eve dönerler. Evde, televizyonun karşısına geçip çoğu sıradan programlarla vaktini geçirir ve geç vakit koltuklarında uyuyakalırlar. Aynı şey, çocuklarla birlikte evde kalan kadınlar ve erkekler için de geçerlidir. Ancak, çocuklarla ilgilenmek zorunda oldukları saatlerde yataktan kalkan aile büyükleri, yine televizyon karşısına geçerek ömür tüketir ve sonuçta kendilerini yorgun hissederler. Daha sonra da bu yorgunluğa çare olarak genellikle uykusuzluğu sebep göstererek uzun süre uyumaya karar verirler. Böylece kişi kendine vakit ayırmaz. Hayatta, iş ve çocuklarla ilgilenmek ile uyku dışında da bir şeyler olması gerekir. Bu insan olmanın adeta bir şartıdır.
Gerçekte bitkin oluşa sebep az uyku değil, insanın kendine ayıracağı zamanın kıtlığıdır.
Gün başlamadan önce kendimize tahsis edeceğimiz bir iki saat, hayatımızı şaşırtıcı şekilde değiştirecektir. Bu noktada okuyucularımız bana: “Siz böyle bir programı uyguluyor musunuz?” diye sorma hakkına sahiptir. Ben genellikle güneşin üzerime doğmasına müsaade etmem ve sabah beş altı gibi kalkarım. Büyük bir sessizlik içinde kıldığım sabah namazından sonra taze demlenmiş bir iki bardak çayın tadına diyecek yoktur. Sonra Rabbimle yeniden baş başa kalır, 5-10 dakika tefekkür ederim. Daha sonra çalışma masama çekilir kitap ve dergi yazılarımı hazırlarım. Ama o ara zevkle okuduğum bir kitaba da ayıracak zamanım olur. Bazen de bir süre hiçbir şey yapmadan öyle oturur ve güneşin karanlığı yırtıp ortalığı aydınlatışını seyre dalarım. Bu arada ne bir telefon çalar ne de bana hastalığını anlatan biri vardır. Yapmak zorunda olduğum hiçbir şey bulunmadığı bu süre, günün en sakin geçen saatleridir.
İnsanlar uyanıp, caddelerden araba ve klakson gürültüleri gelmeye başladığında, ben sanki bütün bir günü keyfime göre geçirmişimdir. O iş günü ne kadar yoğun geçse de, vaktimi hep hastalarıma ayırmak zorunda kalsam da, “kendime ait zamanı” kullanmış olduğumu bilmenin rahatlığını duyarım.
Gerçekten gecenin geç, sabahın erken saatleri, eskilerin deyimiyle “eşref saati”mizdir. Zihnimiz dinlenmiştir, berraktır ve bir şeyler almaya hazırdır. Bu saatlerde tefekkürün, okumanın, yazmanın hazzı ve derinliği büyüktür. Peygamberimizin “Sabah uykusu rızka bir pusu” buyruğu, bu açıdan bana hep hikmetli gelmiştir. Çünkü rızık kelimesi sadece maddi anlamda olmayıp manevi ve zihni yönden de değerlendirilmelidir.
Dostlarım, bu kadar yoğun bir tempo arasında yazı ve kitap çalışmalarıma nasıl zaman ayırabildiğimi hep merak ederler. İşte bunun sırrı, eşref saatimdedir.
Aslında sabah erken kalkıp yatmamakla akşam daha rahat bir uyku sağlanmış olacaktır. Yalnız akşam yemeğini yerken, az ve hafif yiyelim. Yoksa uykumuz doyurucu olmayabilir, sabah sıkıntılı şekilde kalkabiliriz.
Sabah erken kalktığımızda kendimizi uykumuzu alamamış hissedersek, akşamları bir iki saat erken yatmakla açığı kapatabiliriz. Televizyon kumandalarımızın kırmızı renkli düğmesine bir iki saat önce basabilirsek, ertesi sabah kolaylıkla ayakta olabiliriz.
Böylelikle sabahı gülümseyerek karşılar, yeni bir güne Yaradanımızın bize verdiği bir hediye olduğunu düşünerek başlarız. Güzel şeyler yapmak için işte bize bir fırsat daha. Gönül huzuru içinde güne başlamak bütün günümüze mutluluk yayacaktır. Bu fırsatı kaçırmayalım. Günlük hayatın kargaşasına girmeden önce kendimize yönelelim. İnanın kazandığımız şeyler çok olacaktır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.