Ana sayfa - Arşiv - Güçlü Aile Bağları Bağımlılığı Önlüyor / Psk. Dr. Figen Üzer

Güçlü Aile Bağları Bağımlılığı Önlüyor / Psk. Dr. Figen Üzer

Figen Hanım sizi tanıyabilir miyiz?

İstanbul Valiliği ve İl Sağlık Müdürlüğü’nün ortaklaşa yürüttüğü İstanbul Bağımlılıkla Mücadele Stratejisi’nin proje danışmanlığını ve eğitim koordinatörlüğünü yapıyorum. Hekimim, aynı zamanda psikolojik danışmanım. Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi ve Uludağ Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü mezunuyum. Psikolojiyi sevdiğim ve bu alanda yeterliliğimi arttırmak için birçok terapi eğitimi aldım, kendimi psikoterapi alanında da geliştirmeye çalıştım. Şu anda daha çok bağımlılık alanında çalışıyorum. Bağımlılıkla mücadele konusunda il ve ilçe bazında yürütülen birçok projeye de danışmanlık ve eğitim konusunda destek oluyorum.

Bağımlılık nedir ve kişi ne zaman bağımlı sayılır?

Bağımlılık, bir nesne ya da eylem üzerinde kişinin kontrolünü kaybetmesidir. Bu bazen dışarıdan alınan herhangi bir maddeye karşı gelişebildiği gibi bir davranışa, bir eyleme karşı da gelişebilir. Böyle bir durumda kişi için madde kullanımı tıpkı yeme içme gibi bir ihtiyaç hâline gelir ve kişi ona ulaşamadığı zaman kendisinde fizyolojik ve psikolojik belirtiler görülmeye başlar. İşte biz buna “bağımlılık” diyoruz.

Bir kişiye, bu kişi bağımlıdır diyebilmemiz için bazı özellikleri göstermesi gerekir. Birey bağımlılık yapıcı maddeyi sürekli aldıktan sonra kendisinde o maddeye karşı tolerans gelişir. Yani kişi maddeye ilk başladığı andaki haz miktarını artık alamaz hale gelir. Dolayısıyla, biz buna artık o kişinin o maddeye karşı toleransı gelişmiştir deriz. Tolerans geliştikten sonra, birey maddeye ilk başladığındaki aynı hazzı ve enerjiyi almak için ya madde miktarını artıracaktır ya da aradaki süreyi kısaltacaktır. Bu kısır döngü, bireyin farkında olmadan bağımlı olmasına zemin hazırlar. Tolerans, vücudun kendiliğinden verdiği otomatik bir tepkidir. Bir diğeri de yoksunluk sendromudur. Bireyin maddeye ulaşamadığında kaygı ve huzursuzluk hissetmesi, el-ayak titremesi, kalp çarpıntısı gibi fizyolojik ve psikolojik belirtiler yaşamasıdır. Birey birçok defa kendi kendine karar alarak maddeyi bırakma girişiminde bulunur, ancak bunların çoğu başarısız girişimlerdir. O yüzden kişi tekrar başa döner. Aynı zamanda bu kişinin yükümlülüklerini ihmal etmesi; örneğin okula ya da işe devam edememesi, ailesi ve çevresiyle ilişkisinin bozulması, hayat başarısının düşmesi ve fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlara rağmen madde kullanımının sürdürülmesi de bağımlılığın kriterlerindendir. İşte bu kriterlerden son 12 ay içinde en az üçünün bireyde bulunması “Bu kişi bağımlıdır” diyebilmemiz için yeterlidir.

Madde bağımlılığına giden yol nasıl başlıyor? Risk faktörlerinden biraz bahsedebilir misiniz?

Bağımlılığa giden yolun birçok nedeni var, birçok faktör sayabiliriz. Genetik faktörleri, kişinin bireysel faktörlerini, ona has özelliklerini ve çevresel faktörleri bu kategoride değerlendirebiliriz. Anne babanın ya da aileden, yakın bireylerden herhangi birinin bağımlılığa karşı yatkınlığının olması çocuğun da aday olduğunu gösterir. Aynı zamanda anne babanın ya da kardeşin rol model olmasını yani evde bir kullanıcının olmasını ve çocukların bunu örnek almasını, hayatlarının ileriki döneminde madde kullanma sebebi olarak sayabiliriz. Bu yüzden öncelikle ailelerin kendilerinden başlaması, kendi özellikleri gereği bağımlılığa yatkınlıklarını ve psikolojik durumlarını değerlendirmeleri ve ondan sonra çocuğuna ve çevresine odaklanmaya geçmeleri gerekir. Bunun dışında, parçalanmış aile, anne ya da baba faktörü olmadan büyümüş çocuklar ya da 0-3 yaş döneminde annenin ya da çocuğun bakımını üstlenen kişinin sağlıksız bir ruh hali ile çocuğu büyütmesi ve yeteri kadar çocukla ilgilenmemesi… Burada sevgi ve ilgi eksikliği çok önemli bir faktör, öncelikle ebeveynlerin evliliğe, çocuğa hazır olması ve çocuğu aile içinde sağlıklı bağlarla, güven içerisinde yetiştirmesi gerekiyor. Güven ortamında sağlıklı bağlanmayı gerçekleştirememiş bir çocuğun güvensiz-sağlıksız bağlanmaya meyletmesi doğaldır. Böyle bir durumda çocuk, haz verici özellikteki bağımlılık yapan maddelerin bulunduğu ortamlara doğru kayabilir. Eğer kendisine dışarıda güven ortamı sunulursa o ortamda aidiyet duygusunu hissedeceği için kendisine uzatılan maddeyi sorgulamadan ve ergenliğin, kişisel özelliklerinin de etkisiyle yoğun bir merak duygusuyla kabul edip deneyebilir. Bu yüzden başlama dönemi olarak gözlemlediğimiz fiziksel ve psikolojik değişimin olduğu ergenlik dönemi de çok önemli. Çocukların sorumluluk verilmeden, aşırı koruyucu ya da aşırı serbest anne baba tutumu ile yetişmiş olması da risk faktörleri içerisindedir. Biz bazen çocuklarımızı korumaya çalışırken bu konuda yanlışlıklar yapabiliyoruz. Her şeyi çocuk adına düşünmek, her konuda tedbir almak ve aşırı koruyucu yaklaşmak, çocuğun duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edememesi, çocuğun kendine olan öz değer ve özgüveninin gelişmesini engelliyor. Bu konuda sağlıklı bir denge kurmak gerekir, ne aşırı serbest bir aile tutumu ne de aşırı koruyucu bir aile tutumu sağlıklıdır, ikisinin ortası olması gerekiyor. Tabi ki bu konuda anne babanın da tutarlılık açısından aynı tutum içerisinde olması önemli. Çocuğun ek rahatsızlıklarının olmasını da bağımlılığın risk faktörleri arasında sayabiliriz. Çocukta dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ya da her ikisi birden, depresyon, anksiyete, kişilik bozuklukları ya da herhangi bir zihinsel gerilik olabilir. Sadece çocuğun kendisinde değil, ailesinde de bu gibi rahatsızlıkların olması çocuğu bağımlılığa iten sebeplerdendir. Bunun dışında, birey ve çevre faktörleri olarak da, okul başarısının düşük olması, okula uyumunun olmaması, devamsızlık yapması, saldırgan davranışlar göstermesi, davranış bozukluklarının olması, akranlarla iletişiminin iyi olmaması, her tür maddenin kullanım ortamlarının artması; ucuz ve kolay ulaşım, güvenliğin az olmasını da sayabiliriz.

Aileler çocukların ya da gençlerin madde kullanmasını nasıl fark edebilir? Bağımlı çocuk ve ergenlerde neler gözlemleniyor; zihnen, ruhen, fiziken ne gibi değişiklikler oluyor?

Bir anne ya da baba, çocuğunun madde kullandığını hemen ilk anda anlayamayabilir, genelde aileler bu durumu en erken iki sene sonra anlayabiliyor ve bu da erken teşhis açısından geç oluyor. Çocuk artık bağımlı olmuş oluyor. Ailelerin çoğu çocuklarında artık yoksunluk belirtileri, bayılmalar, kendinden geçmeler başladıktan sonra fark ediyorlar ve ancak o zaman “eyvah, çocuğum kullanıyor” diye düşünüp endişe içinde çocuklarını tedavi ettirmeye çalışıyorlar. Bu yüzden, farkındalık düzeyini arttırmak ve bağımlılığın önüne geçmek için çocuğu öncesinde gözlemlemek gerekiyor.

Madde kullanmaya başlamak çocukta hem fizyolojik hem de psikolojik etkilere sebep olabiliyor. Çocukta psikolojik olarak dalgınlık, dikkatini verememe, duygu durum değişiklikleri, öfke patlamaları, ani tepkiler, depresyon ve kaygı belirtileri ortaya çıkabiliyor. Fizyolojik olarak da -kullanılan maddeye göre değişebilir tabii ki- göz kızarıklığı, gözbebeklerinde değişim, sık sık banyoya-tuvalete gitme, uzun süre orada kalma, uyku ilaçları, yatıştırıcı ilaçlar, sinir ilaçları ya da baş ağrısını dindirmeye yönelik ilaçlar kullanma gibi belirtiler görülebiliyor. Ailenin dikkatli olması ve çocuğunu gözlemlemesi gerekiyor. Çocuğun arkadaş çevresi değişebiliyor. İlgi ve dikkat dağınıklığı olduğu için ders başarısı düşebiliyor. Hem okulundaki ders başarısını, aktivitelere katılıp katılmamasını hem de aynı zamanda arkadaşlarıyla iletişimini ailenin gözlemlemesi, takip etmesi ve okul toplantılarına sık sık katılarak çocuk hakkında bilgi alması gerekiyor.

Madde kullanan bir çocuk kişisel bakımını çok önemsemez, özellikle fizyolojik bakımına, saçına, giyimine kuşamına dikkat etmez. Bu da ayırt edici özelliklerden biridir. Özetle aile, çocuğun hem davranış hem de fizyolojik belirtilerini gözlemleyip okuluyla, özellikle rehber öğretmeni ve sınıf öğretmeni ile irtibata geçmeli ki çocuğun okuldaki ve evdeki psikolojik durumu üzerinde değerlendirme yapılsın ve erken müdahaleyle önlem alınsın.

Bu konuda doğru bildiğimiz yanlışlar nelerdir?

Bu konudaki en yaygın inanışlardan; bağımlılığa hastalık değil zaaf gözüyle bakılmasını veya bağımlılığın, tedavisi olmayan bir hastalık olarak düşünülmesini örnek gösterebiliriz. Bu yanlış inanışları hep beraber değiştirmemiz gerekiyor. Doğrusu şudur ki, bağımlılık, tedavisi olan kronik bir hastalıktır, tıpkı diyabet veya kalp hastalığı gibi. O yüzden bireyin ve ailesinin hayat boyu uzman desteğine ihtiyaçları olduğu bilincinde olmaları tedavi ve rehabilitasyon sürecinin sağlıklı ilerlemesini sağlıyor.

Kenevir bitkisinden elde edilen esrara doğal olduğu düşünülerek zararsız gözüyle bakılıyor. Kişilerde “Ottur, zararı yoktur.” anlayışı var. Kesinlikle böyle bir düşünce yanlış! Bireyler bu düşünceyle ulaşımı da kolay olan bu maddeye başlayabiliyorlar. Şu unutulmamalıdır: Esrar da bağımlılık yapıcı bir maddedir ve diğer maddelere de geçiş özelliği taşır ve şizofreni, kişilik bozukluğu gibi birçok psikolojik rahatsızlıklara da zemin hazırlar. Tüm bu özelliklerinden dolayı esrar tehlikeli bir maddedir ve çocukların geneli esrar ya da sigara ile başlar ve ardından diğer bağımlılık yapıcı maddelere geçerler.

Bir de bonzai ismiyle piyasaya sürülen madde, bonzai bitkisi değil aslında. Bonzai bitkisi, çiçek şeklinde, ağaç şeklinde bir bitki. Şu an bonzai ismiyle kullanılan madde herhangi bir otun üzerine sıkılmış tüm sentetiklerin olduğu bir maddedir. Tahlillerde tespit edilemeyen sentetiğin miktarı ve çeşidi belirsiz olduğu için bağımlılığın şiddeti ve ölüm oranları artabiliyor. Bu yüzden bonzai olarak kullanılan maddenin tamamen sentetik olduğunun bilinmesi gerekir.

Çocuk ve gençlere bağımlılıktan uzak durmaları için nasıl bir eğitim verilmeli? Bu konu hassas bir konu; uyuşturucunun zararlarını ısrarla anlatmak, uyuşturucuyu denemeye götürebilir mi?

Evet, gerçekten bu hassas bir konu. Bizler zaten bu yüzden, özellikle öğrencilere, uyuşturucu maddeleri anlatan seminerler vermiyoruz. Teknoloji bağımlılığıyla ilgili seminerler ya da sigara başta olmak üzere zararlı alışkanlıklar adı altında eğitimler veriyoruz. Sigaranın zararları, sigaranın etkileri, bazı bağımlılık yapıcı maddeler adı altında eğitimler veriyoruz. Gençlere yönelik eğitimlerimiz biraz daha sınırlı oluyor; fakat yetişkinlere yönelik verdiğimiz eğitimler daha kapsamlı olabiliyor.

Kuruluşun (İstanbul Bağımlılıkla Mücadele Stratejisi) faaliyetleri hakkında da biraz bilgi alabilir miyiz?

Bizler, İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Başkanlığı, yani sağlık kuruluşu olarak çalışıyoruz. İstanbul Valiliği ve İl Sağlık Müdürlüğünün beraber yürüttüğü, “İstanbul Bağımlılıkla Mücadele Stratejisi” isimli projeyi başlattık ve yürütüyoruz. Bu projemizin hem koruyucu-önleyici hem de tedavi ve rehabilitasyona destek çalışmaları var. Projemizin basamaklarından biri, tüm ilçelerimizde, İlçe Sağlık Müdürlüklerine bağlı olarak Kaymakamlıklarda ya da İlçe Sağlık Müdürlüğünde ya da fiziksel şartlara uygun olan yerlerde hizmet veren bağımlılık danışma birimlerimiz var. Bu bağımlılık danışma birimlerimizde, hekim, psikolog ya da psikolojik danışman ve sosyal çalışmacı arkadaşlarımız çalışıyorlar. Bağımlılık riski taşıyan birey ve ailesine danışmanlık hizmeti, hasta ve hasta yakınlarının birime başvurusunda psikolojik danışmanlık hizmetleri, hastanın kendisi gelmiyorsa hasta yakınının dilekçe başvurusuyla hastaya ev ziyareti düzenleme ve kişiyi bizzat evinde görme, onu motivasyonel görüşme teknikleriyle tedaviye ikna etme, tedaviyi başlatma ve sonrasında tedavi ve rehabilitasyon sürecini takip etme gibi çalışmaları sürdürüyorlar. Psikologlarımız hem aileyle hem de kişinin kendisiyle görüşmeler yaparak, bireyin iç karışıklığını ortaya çıkarma ve tedaviye devamlılığını sağlama, kendi farkındalığını kazandırma, aile iletişimini artırma, işe, okula ve sosyal hayata uyum sürecini hızlandırma gibi faaliyetlerde bulunuyorlar. Öncelikle tıbbi tedaviye başlamak için bireyi ve ailesini AMATEM, ÇEMATEM ya da hastanelerin ilgili polikliniklerine, danışmanlık ve rehabilitasyon desteği için Yeşilay’ın merkezi YEDAM’a, belediyelerin, kurumların ya da STK’ların proje kapsamında hizmet veren ilgili merkezlerine yönlendiriyorlar.

Eğer kişinin veya ailesinin maddi desteğe ihtiyacı varsa, aileyi Kaymakamlığın Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına yönlendiriyoruz. Özellikle rehabilitasyon sürecinde çocuk ve gençleri sosyal ve sportif faaliyetler için Gençlik ve Spor Müdürlüğüne, Gençlik Merkezlerine ya da belediyelerin ilgili merkezlerine yönlendirebiliyoruz. Şunu da belirtelim ki yaş sınırımız da yok. 18 yaş altı bir başvuruda ya da tespitte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıyla iletişime geçerek, aile durumunun gözlemlenmesiyle sağlık, eğitim, danışmanlık, hastaneye yatışını ya da ayaktan tedavisini sağlama gibi tedbir kararlarının alınmasını sağlıyoruz. Eğer okula devam etmiyorsa Milli Eğitim ile iletişime geçerek okula devamını sağlayabiliyoruz. Yani hem önleme hem de tedavi ve rehabilitasyon sürecinde tüm kurumlarla iletişim halindeyiz. Aynı zamanda koruyucu-önleyici çalışmaları da yapıyoruz. Diğer kurumların eğitimcileriyle de beraber okullarda eğitimler, mahallelerde eğitimler düzenliyoruz.

Yine proje kapsamında Kaymakamlık başkanlığında oluşturulan mahalle çalışma birimlerimiz var. Her ilçemizde risk grubu yüksek olan mahalleleri belirliyoruz. Ardından bu mahallelerde ya da bu mahallelere çok yakın olan ve devamsızlık oranları çok yüksek olan okulları belirliyoruz ve bu risk grubu yüksek olan okulların okul yöneticileri, rehber öğretmenler, din görevlileri, mahallelerin muhtarları, gönüllü öğretmenler, mahallenin ileri gelenleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve daha öncesinde madde kullanıcısı olup, uzun süre temiz kalıp, bu alanda çalışmak isteyen kişilerden oluşan ekipler kuruyoruz. Görevlendirme neticesinde mahalle çalışma birimleri oluşturulduktan sonra kendilerini eğitiyoruz; bir iletişim ağı oluşturuyoruz. Bu ekibin okulda ve mahallede koruyucu önleyici çalışmalar yapmaları ve risk grubu ya da bağımlı ve yakınlarının bağımlılık danışma birimlerine yönlendirme hizmetlerinde bulunmalarını sağlıyoruz. Risk grubu yüksek olan çocuklar belirlendikten sonra, o çocuğu okula bağlamak, ailesiyle iletişimi sağlamak için öğretmenlerin koordinatörlüğünde ve birimin koordinatörlüğünde, zaman zaman ev ziyaretleri düzenlenebiliyor; artı, bu çocuğun ilgi ve yeteneklerini sergileyebileceği ortamlar oluşturuluyor. Yani bir koordine sağlayarak, hem bilinçlendirme hem de koordinasyonla hareket ederek özellikle koruyucu-önleyici çalışmalar yapılmasını sağlıyoruz.

Bir diğer çalışmamız da mobil yardım ekibi. Bir uzman, yani psikolog ya da psikolojik danışman ya da sosyal hizmet uzmanından, bir de daha önce madde kullanım öyküsü olup bu alanda çalışmak isteyen kişilerden oluşuyor. Bu ekip bağımlılık danışma biriminin koordinasyonunda ev ziyareti yapıyor ya da tedavisi yarıda kalmış ailelere tekrar ziyaret düzenleyebiliyor. Şu an pilot bölge olarak Üsküdar’da başladı. Arkadaşlarımıza destek oluyorlar. İlerleyen dönemde tüm ilçelerde de bu çalışmayı aktifleştirmeyi planlıyoruz.

Bir diğer basamağımız da Milli Eğitim’in koordinasyonunda sürdürülecek olan görev tamamlama oyunu. Daha öncesinde koruyucu-önleyici alandaki bir ilçede uygulanmış örnek bir proje. Bu örnek projeyi tüm İstanbul’da yaygınlaştırmayı planlıyoruz. Öğretmenlerin ve öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini sergileyebilecekleri ortamlar oluşturmaları, bir projeyi üstlenerek, sorumluluk alarak bu görevi tamamlamak ve bunun sonucunda bir ödül almaları şeklinde planlanmış bir proje. Gerçekten de faydası görülmüş bir proje olduğu için tüm ortaokul ve liselerde uygulamayı planlıyoruz.

Son olarak, tedavi ve rehabilitasyon ayağının güçlendirilmesi. İstanbul’da birçok, ayaktan ya da yatarak tedavi, danışmanlık takip ve rehabilitasyon merkezleri var. Bunların bir kısmı kamu kuruluşu, bir kısmı yerel yönetim, bir kısmı sivil toplum kuruluşu desteğiyle oluşturulmuş merkezler. Bu merkezlerin belli bir standardizasyon içerisinde hizmet vermesi ve denetimlerinin olması şeklinde planlanan bir basamak. Burada koordinasyon, İstanbul Valiliği ve İl Sağlık Müdürlüğünde olmuş olacak.

Son olarak diyebiliriz ki bağımlılıkla mücadele multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Bu yüzden tüm kurum ve kuruluşların hem koruyucu önleyici hem de tedavi ve rehabilitasyon çalışmalarında koordinasyon içinde üzerine düşen görevi gerçekleştirmesi gerekir. Bu konuda duyarlı olan herkesin desteğini bekliyoruz. Ayrıca sizlere de ziyaretiniz ve derginizde böyle önemli bir konuya yer verdiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Biz de sizlere teşekkür ederiz, çok önemli bilgiler verdiniz. Başarılı çalışmalarınızın devamını dileriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.