Ana sayfa - Son Sayı - Göç, Çocuk ve Üzüm Bağları / Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı

Göç, Çocuk ve Üzüm Bağları / Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı

Zorunlu göçün ilk kuşağı olarak savaşın çocuklarının sayısının hızla arttığı bir dünyada yaşıyoruz. Son rakamlara göre bugün dünyada yaklaşık 50 milyon çocuk göç nedeniyle köklerinden koparılmış durumdadır. Bu çocukların 28 milyonu hiçbir paylarının olmadığı çatışmaların etkisiyle evlerini terk etmek zorunda kalmış ve daha milyonlarcası da iyi ve güvenli bir yaşam için yollara düşmüştür. Var olan bu gerçekten dolayı göç ve çocuk kavramı ayrılmaz bir bütün haline gelmiştir. Dilce susup bedence konuşulan bir çağda çocuklar artık sandallara binip balık tutmak yerine dünyanın yükünü sırtlanıp aynı sandallarla umuda koşmaya çalışıyorlar. Ve ne yazık ki her bir botun batışında kıyıya vuran sadece çocuklar değil onlarla birlikte bizim insanlığımız… Bir bakıma insanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda gölgesiz kalıyor çocuklar… Çocuklar, geçiş yaptıkları ve sonunda ulaştıkları ülkelerde de çoğu kez yabancı düşmanlığının ve ayrımcılığın hedefi haline gelmekten kendilerini kurtaramıyor. Mülteci çocukların mağduriyeti vatanlarını terk ettikten sonra da devam etmekte, fiziksel istismar, eğitim hakkına erişememe, cinsel şiddet gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu nedenlerden dolayı “mülteci krizi” olarak adlandırılan olgunun “çocuk krizi” olarak da anılması çok da yanlış bir tanımlama olmayacaktır.
Türkiye stratejik konumu nedeniyle son dönemin en çok sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ve bu sebeple de dünyada en fazla çocuk mülteci barındıran ülkesi konumundadır. Şu hususun altını özellikle çizmemiz gerekir: Mülteci sorunu karşısında dünya ülkelerinin sorumluluk almaktan kaçındığı bir dönemde tüm ağırlığına rağmen Türkiye devleti ve halkı hep çözüm odaklı davrandı ve inisiyatif almaktan hiçbir zaman kaçınmadı. Bu aynı zamanda bu coğrafyada kardeşlik bağları ve tarihsel birlikteliğin doğrultusunda üzerlerine yüklediği sorumluluğun farkında olmasının bir göstergesidir. Biz göç meselesini tanımlarken göçün nedenlerini iyi analiz etmeyi, aynı zamanda insanî bir perspektiften olaylara yaklaşmayı yeğliyoruz. Bu nedenle göçün getirdiği zorlukları tanımlamak, bu durumu bir de çocukları ilgilendiren boyutuyla anlamaya çalışmak ve gerekeni yapma duyarlılığı içerisinde olmak hepimizin görevidir.
Özellikle istihdam, eğitim, sağlık, barınma, yabancılaşma ve güvenlik gibi bir mülteci ailenin öncelikle üstesinden gelmek zorunda olduğu sorunlar doğrudan ve ilk elden çocuklara yansımaktadır. Çok erken yaşlarda yaşadıkları travmanın yükünü taşıyan bu çocuklar diğer taraftan yeni geldikleri yerin düzenine alışması anlamında da çok yönlü uyum sorunlarıyla yüzleşmektedirler. Nitekim söz konusu sorunların çok erken yaşlarda yaşadıkları travmanın yükünü taşıyan bu çocuklara yansıması, mülteci çocukları hem aile içerisinde hem de ev sahibi toplumun çocukları karşısında dezavantajlı hale getirmekte ve toplumsal uyumlarını zorlaştırmaktadır. Söz konusu süreç, zannedildiği kadar kolay ve kısa sürede aşılamamaktadır. Göçle birlikte yeni çevreye uyum, aile örgütlenmesi, ekonomik zorluklar, barınma koşulları, giyim-kuşam tarzı, gündelik yaşam ve kültür farklılıkları bu süreçte aşılması gereken önemli sorunları oluşturmaktadır.
Çocukların sosyal uyumu mühim bir olaydır ve bu süreçte ortaya çıkan sorunlar zannedildiği kadar kolay ve kısa sürede aşılamamaktadır. Bu süreç mülteci çocukların bireysel-kişisel özelliklerle birlikte, değişime istekli olmaları, çevresel uyum koşulları, dil ve kültür gibi öğelerle de yakından ilintilidir. Ayrıca göç öncesi süreçte mülteci çocukların yaşadığı travmalar ve savaşın yarattığı ahlakî çöküntü onların kişiliğinin gelişmesini, dolayısıyla tavır ve değerler sistemini de etkilemiş bulunmaktadır. Tüm bu hususlar sağlıklı ve kalıcı bir uyum sürecinin gerçekleşebilmesi için farklı bileşenleri ve yerli özellikleri göz önünde bulunduran bir uyum modeli geliştirme ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bu noktada bedensel ve psikolojik olarak sosyal yaşamdan kopan çocukları yeniden birleştirecek bir bağ olmalıydı. İşte tam da bu ihtiyaca binaen Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ve Maltepe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi işbirliğinde “Üzüm Bağları” olarak sembolik bir isimle adlandırılan okul temelli bir toplumsal uyum modeli tasarlanmış ve sahada geliştirilmiştir. Üzüm asmasının kökünün toprakta olması ve dallarının ise gittiği yere uyum sağlaması böyle bir ismin seçilmesinin gerekçesi olmuştur. Zira üzüm asması gibi mülteci çocukların da kendi köklerinden, gelenek ve göreneklerinden kopmadan gittikleri yerlere uyum sağlamaları, dil öğrenmeleri ve hayatlarına devam edebilmeleri beklenmektedir. Bu sayede hem kendilerine hem de topluma faydalı bireyler olarak yaşamlarına devam edebileceklerdir. Aynı zamanda ülkemiz gençlerinde de benimseyici bir bakış açısı oluşturarak göç ile gelen çeşitliliği toplumsal zenginliğe dönüştürmek ve bu çalışmanın örnek alınarak MEB’e bağlı okullarda yaygınlaştırılmasını sağlamaktır. Tam da bu noktada insanın kalbine sorması gereken bir takım sorular ortaya çıkmaktadır:
Kimse sormadı “insan yurdunu neden terk eder?” diye.
Bu kaçışı durdurmak için duvarlar yükseldi sınırlarda.
Kazıklar çakıldı sahillere, mülteciler yanaşmasın diye.
Büyük gemilerden zıpkınlar atıldı, mülteci botlarını batırmak için.
Kıyıya vuran balinalar kadar ses getirmedi, Aylan bebeğin sahildeki bedeni.
Dehşete düşürmedi dünyayı, her gün onlarca çocuğun katledilmesi.
Kucağında evladıyla umuda koşan babaya çelme takılırken, kimse sormadı;
“Bu acımasız dünyaya girebilmek için insan yurdunu neden terk eder?”
İşte bizler de Üzüm Bağları modelini tasarlarken yukarıdaki sorulara cevaplar arayarak ve uyum sürecini hızlandıracak yeni çözümler üretme gayreti içerisindeydik. Çünkü bu süreçte mülteci çocukları anlamak ve Türk çocuklarla aralarında köprü kurma isteğindeydik. Bir an düşünelim biz de; yaşadığımız ülkeyi, şehri, mahalleyi terk etmek; evini, komşunu, akrabanı, eşyanı arkada bırakmak; bilmediğin topraklara gitmek, tanımadığın insanları görmek, anlamadığın bir dili duymak, tekrar tutunmaya çalışmak hayata… Kolay mı acaba? Sonuçta vatan, bir parçası değil midir insanın? Kolay mı kök saldığın topraklardan kopup gitmek?.. Elbette bir sebebi var her terk edişin! İşte bütün bu sebeplerden sonra artık hasret kalbe, özlem dile düşer. “Vatan” diyerek inleyen gönüllere cemre düşer. Rabbin rızasına hicret edenin adı Muhacir olur. Gönlü, evinden daha geniş insanların adı Ensar olur…
Mülteci çocukların toplumsal uyumunu okul temelli, öğretmen destekli, empatik düşünme ve kültürel etkileşimli bir yaklaşımı esas alan Üzüm Bağları çalışması, uygulama sonunda önemli anlamda olumlu sonuçlara ulaştı. Her bir üzüm salkımın içi doldu, bereketlendi hatta bu etkinlikler sonucunda mülteci öğrencilerin moral ve motivasyonunun arttığı görüldü. Kendilerine hedefler belirleyen öğrencilerde hedeflere ulaşma konusunda artan bir kararlılık gözlemlendi. Bunun yanı sıra sosyal ve kültürel faaliyetlerde kurulan iletişim sayesinde dil gelişimlerinde artış oldu. Buna bağlı olarak ders başarıları da yükseldi. Türk öğrencilerindeyse empatik düşünme ve benimseyici bir bakış açısı oluştu. Model geliştirme sürecinde anlaşıldı ki ırk, dil ve hatta gözlerin, tenlerin rengi farklı olsa da gözyaşları aynıdır.
Bizler bu çalışmada akran birliğini tesis etmek, bağlarımızı kuvvetlendirmek için birçok faaliyet yaptık:
Öncelikle tanışma ve kaynaşma toplantıları düzenleyerek kültür ve gelenekler üzerine sohbetler edildi. Türk ve mülteci öğrencileri eşleştirerek; mülteci öğrencilerin zorlandığı dersler konusunda takviyeler verildi. Tarihi Yarımada, Miniatürk ve Emirgan Korusu gibi kültürel tarihimizi tanıtan yerlere geziler düzenledi. Başka mülteci çocuklar ile tanışabilmek adına Suriyeli çocukların kaldığı Fatih Şam ve Sultanbeyli II.Abdulhamit Yetimhaneleri ziyaret edildi. Burada kalan çocuklara ve annelerine hediyeler hazırlanarak her bir hediyenin üzerine, çocukların isimlerine özel notlar iliştirildi. Yetimhanede aynı oyunlar Arapça ve Türkçe olarak oynandı. Bu oyunların model tasarlama sürecine en büyük katkısı ise aynı dili konuşanların değil aynı duyguları paylaşanların anlaşabileceğini göstermesiydi. Yöresel yemeklerin buluştuğu toplantılar düzenlendi ve bu toplantılarda yemek kültürlerimizin ortak ve farklı yönlerini keşfetme imkânı bulundu. Mülteci ve Türk öğrencilerin ebeveynleri çay saatinde buluşturuldu. Mutlu çocuk, mutlu anne demekmiş; bu gerçek buluşmalarda daha net ortaya çıktı. Mülteci öğrencilerin yaşadığı süreci daha iyi anlayabilmek için savaş ve göç konulu film ve animasyonlar izlendi. Gün be gün başarılı dönütler alan bu çalışmayı daha çok insana duyurabilmek için uluslararası çalıştaylara katılım sağlandı. Yapılan tüm bu çalışmalar sonucunda Maltepe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’ndeki mülteci öğrencilerin getirdiği farklılıkların zenginliğe dönüşmesine şahit olundu. Mülteci öğrencilere ait değerlere dokundukça kendilerini daha iyi hissettikleri ve bizleri daha çok benimsedikleri fark edildi. Başta uygulama alanı olmak üzere model aşamalarının duyurulduğu her yerde empatik, hoşgörülü ve önyargısız bir bakış açısı oluştu. Mevlanâ Celaleddin-i Rumî Mesnevisinde diyor ki; “Tek başına olduğunda koruk olan üzüm, insanın ağzını burkar. Ama kesret içinde vahdeti bulup birliğe talip olduğunda toplumsal birlik ve beraberlik o üzümleri eritip bir lezzet kıvamı oluşturur. Yani tek başına anlam ifade etmeyecek insan, toplum hayatında değerli hale gelerek bir boşluğu doldurur. Ayrı tat ve kokusuyla birliğin içindeki yerini alır.” Mevlanâ’nın bu sözlerinden yola çıkarak üzüm taneleri asmaya, asmalar bağlara dönüştü. Bu sevgi ve saygı bağının tüm dünyaya örnek olması dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.