Ana sayfa - Manşet - Gençliği Özlerine Döndürebilecek Filmler Yapmalıyız / Yönetmen Ayhan Özen

Gençliği Özlerine Döndürebilecek Filmler Yapmalıyız / Yönetmen Ayhan Özen

Günümüzün öne çıkan başarılı yönetmenlerinden birisiniz. Sektör ile tanışma hikâyenizden kısaca bahseder misiniz?

Ben bir köy çocuğuyum, küçüklüğüm tarlada çalışarak geçti. O zamanlar tarlada çalışırken sürekli radyo dinler ve radyonun içinde olmayı hayal ederdim. Sonra radyonun yerini televizyon aldı, onun büyüsü sardı beni. Annem ve babam sağolsunlar beni okutmaya karar verince orta ve liseyi yatılı yurtta okuduktan sonra hiç düşünmeden basın yayın yüksekokulunu yazdım ve kazandım. Maddi sorunlardan dolayı çalışmak zorundaydım. O dönemlerde Güneş gazetesi, Ticaret gazetesi sonra da Ortadoğu gazetesinde musahhihlik yaptım. Sonra da yeni düşünce gazetesinde muhabirlik yaptım. Ama aklım hep sinema ve TV’de idi. Bir gün yönetmen Nazif Tunç’un Eyüp Sultan’da çekim yaptığını duydum ve seti izlemek üzere oraya gittim, orada tanıştığım Nazif Tunç bana destek oldu ve sete aldı. O günden itibaren de setlerde çalışmaya devam ediyorum. Uzun yıllar 20 sene kadar asistanlık, yardımcı yönetmenlik, ikinci yönetmenlik yaptıktan sonra yönetmenliğe başladım…

Türkiye’deki sinema ve dizi kültürü hakkında neler söylemek istersiniz?

Kalite açısından sinema ve dizilerimiz Türkiye’de teknik anlamda çok ilerde. Fakat içerik olarak çok kötü durumdayız. Milli ve manevi içerikler üretmekten çok uzak, aksine gençlerimizin beyinlerini bulandıran, onları ahlaki değerlerden uzaklaştıran içerikler üretmekteyiz.

Aslında toplum olarak bize önerilen “ya öğrenen olun ya öğreten” düsturundan çok uzaklaşıp sadece tüketen bir toplum haline geldik. Öyle ki tüketmek ne olursa olsun tüketmek şehveti her yanımızı sarmış durumda. Ne olduğuna bakmadan tüketiyoruz. Bununla birlikte tarihimizi, milli manevi değerlerimizi ön planda tutan eğitici öğretici içeriklerle donatılmış film ve diziler yerine tamamen para kazanmaya dönük içleri boşaltılmış filmler üreten yapım şirketleri, yönetmenler ve televizyonlar, ileriye dönük umutların da azalmasına sebep oluyor. Günümüzde ateşli silahlardan çok daha etkili bir silah olan TV ve sinema, Türkiye’de de güçlü bir silah olarak kullanılmalıdır. Hollywood filmlerle yol açıyor; ardında ABD, hem kültürel hem ekonomik hem de askerleriyle o yolda koşarak dünya ülkelerini işgal ediyor.

Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de önce buradaki güya baskıcı rejimleri ve bu baskı altında ezilen halkı konu alan filmlerle hem kendi halkını hem de dünya milletlerinin dikkatlerini istediği bölgelere çekiyor. Filmlerle zemini meşrulaştırıp halkın ve dünyanın desteğini alarak o ülkeleri işgal ediyor. Bizler de Büyük Türkiye Hayalleri kuruyorsak sinemaya gerekli önemi vermeli, önce kendi gençlerimizi özlerine döndürebilecek filmler yapmalı ve sonra da dünyaya, gerçek mazlumlara yardımı dokunacak işlere imza atmalıyız.

Başrol oyuncularını motive edecek gerçek unsurlar sizce ne olmalıdır?

Oyunculuk öncelikle bir meslektir. Oyuncunun yaptığı işten hayatını idame ettirebilecek geliri elde etmesi gerekir. Öyle ki kazancı onu istemediği rollerde oynamak zorunda bırakmamalı. Günümüzde oyunculuğa bir sanat olarak bakamıyorum. Çünkü sadece para kazanmanın, ünlü olmanın yolu olarak görülmeye başlandı. Oyunculuğu sanat olarak gören kişi, bir derdin anlatıcısı olmalı. Bir yaraya merhem olacak işlerde oynamalı, yaşadığı toplumun ilim, bilim, kültür alanında daha ileriye taşıyacak işler yapmak derdinde olmalıdır…

Birçok dizinin yönetmenliğini yaparak kaliteli çalışmalara imza attınız. Dizilerin, senaryo ve çekim aşamasına kadar olan aşamalarında gördüğünüz eksiklikler nelerdir?

Sürgün İnek, Son Çıkış, Sevda Kuşun Kanadında yönetmenlik; Kabadayı, Kuzey Güney, Kurt Seyit projelerinde ise yardımcı yönetmenlik yaptım. Daha detaylı bilgiye Ayhan Özen sinematürk sayfasından bakabilirsiniz.

Türkiye’de iyi senaryo bulmak maalesef zor aslında, hikâyesi güzel bütçesi düşük işler yapmak doğru olacaktır. Tabi bu arada derdi olan işler yapmaya çalışmak gerekir.

Masabaşı çalışmalarının uzun uzun olması gerekirken ülkemizde ön hazırlık zamanları çok kısa tutuluyor. Hâlbuki film, çekimler başlamadan masa başında bitirilmeli. Sonrasında gelecek çekim günleri de böylelikle daha verimli ve daha kreatif geçecektir.

Çekimlerde yönetmen olarak tıkandığınız anlar oldu mu? Üzerinizde en çok etki yaratan dizi veya sinema hangisidir?

Maalesef çekim sürelerinin az olması, buna rağmen dizilerin sürelerinin çok uzun olması, yönetmen olarak bizleri çoğu zaman zor durumda bırakıyor ve tıkanmamıza sebep olabiliyor. Ama çok uzun yıllar asistanlık yapmış olmamdan dolayı birçok yönetmene göre kısa zamanda pratik çözümler bulabiliyorum. Bu pratikliği bana kazandıran da ustam Tolgay Ziyal’dir. Sonra Yavuz Turgul’a asistanlık yaptığım işlerde ondan çok şeyler öğrendim. Kurgu konusundaki pratik çözümlemelerimin mimarı da yine hocam asistanlığını yaptığım yönetmen Yılmaz Atadeniz’dir.

En sevdiğim işlerimden birisi “Sevda Kuşun Kanadında” dizisidir. Yakın tarihimize ışık tutan bir dizi olan Sevda Kuşun Kanadında, bugünkü siyasal yapının da temellerinin nasıl ve ne zorluklarla atıldığını anlatmasından dolayı sevdiğim övünç duyduğum bir iştir.

Büyük emekler ve reklamlarla ekrana gelen dizilerin birçoğunun, birkaç bölüm sonrasında final yapmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğru içerikler üretilmediğinden, hikâye seçimi oyuncu seçimi konularında çok hatalar yapılması ve gerekli bütçelerin gerekli yerlere harcanmamasından dolayı birçok dizi erken bitiyor. Yapımcılar, ayran gönüllülük yaparak izlendiğini gördükleri bir diziyi hemen taklit edip benzerini yapıyorlar. Hâlbuki orijinal fikirler üretebilseler erken biten dizilerin sayısı azalır.

Konuşulanlar çerçevesinde son olarak neler söylemek istersiniz?

Öncelikle insanlarımıza kitap okumayı aşılamalıyız. Çocuklarımızın eğitimleriyle çok çok ciddi ve yakından ilgilenmeli, sanat estetik bakışlarının, duruşlarının sağlam olmasını sağlamalıyız. Böylece doğru filmleri, dizileri tercih edip izlemelerini sağlayabiliriz. Unutmamak gerekir ki üretici her zaman tüketiciye muhtaçtır. Biz doğru tüketmeyi öğrenirsek üretici mecburen bize yakışan dizi ve filmler üretmek zorunda kalacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.