Gelin-Kaynana Çatışmasına Kısa Bir Mola… / Klinik Psikolog Ayşe Kaya Göktepe

Kaynana-gelin çatışmaları çeşitli hikâye, mani ve şarkılara konu olmuştur. Bir diğer ifadeyle, kültürel kodlarımızda “kötü kaynana” ve “cadı gelin” modeli sıkça yer almaktadır. Peki, neler oluyor da gelin-kaynana çatışmaları çıkıyor? Birbirimizi nerelerde yanlış yorumluyoruz? Geçmişten getirdiğimiz hangi ön yargılar ile ilişkimizi baltalıyoruz? Nerelerde iletişim hataları yapıyoruz? Bu çatışmanın temelinde pek çok sebep yatıyor olabilir. Unutulmamalıdır ki “Problemin nedenini bilmek, çözümün yarısıdır.” Bu yüzden, önce bu çatışmanın sebeplerini mercek altına alalım.

Kuleşov Etkisi: “Her şeyi negatif değerlendirmede üstümüze yok!”

Kuleşov etkisi psikoloji bilimine sinema alanından geçmiş kavramdır. Bizler baktığımız resimlere, nesnelere duygu atfederiz. Bu yüzden 10 kişi aynı resme, nesneye baksa da 10 farklı şekilde algılar. Bakış açımız da parmak izlerimiz gibi emsalsizdir. Bunun kaynana ile ne ilgisi mi var? Şöyle ki; kaynananıza baktığınızda nefretle bakıyorsanız onu bir şeytan gibi görüyor olabilirsiniz. Hâlbuki aynı kaynanaya eşiniz baktığında nefret dolu olmadığı için onu bir melek gibi algılar. Görüldüğü üzere; sizin kaynananıza hissettiğiniz duygular, nasıl da onu bir şeytan gibi algılamanıza ve dahi söylediklerini negatif biçimde anlamanıza yol açıyor. Tabii gelinlere de haksızlık etmeyelim, bu durumun tersi de var. Kaynananız sizden nefret ediyorsa sizi şeytan gibi görürken, eşiniz size merhamet hissettiği için sizi melek olarak görüyor olabilir.

Kültürel kodlar: “Kızım sakın kendini ezdirme!”, “Oğlumu üzecek, benim yerimi alacak!”

Yazının başında da dediğim gibi pek çok hikâye, mani ve şarkı inatla zihnimizde “cadı kaynana/gelin” resminin oluşması için adeta yarış içindedir. Söz konusu evlilik olduğunda hem gelin hem kaynana tetiktedir. O kadar çok kötü kaynana hikâyesi dinlemişsinizdir ki olumlu olabileceği ihtimalini düşünmek bile istemezsiniz. Psikoloji biliminde Martin Seligman buna “hazırlıklı öğrenme teorisi” diyor. Bir diğer ifadeyle; negatif olayları dinlerken karşınızdaki kişinin bu olaydan etkilenmemesi için onu pozitif gibi algılamasını ister ve ona yardımcı olursunuz. Aslında siz de içten içe kendinizi olayın negatif olduğuna inandırırsınız. Kaynanasını kötü anlatan kişiye ısrarla iyi yönlerini göstermeye çalışırken, farkında olmadan kötü kaynana beklentisi sizin zihninizde yer eder. Bu yüzden negatif olayları dinlerken karşınızdakinin üzüntüsüne eşlik edin, teselli vermek her zaman tavsiye vermek değildir!

Aşırı korumacı anneye karşı sorumsuz erkek modeli: “Aman oğlum ve gelinim benim yaptığım hatalara düşmesin!”

Fanus Anneler, nefes alamayan oğullar ve sınırları gelişmemiş benlikler… Gelin-kaynana ilişkisinde tablo her zaman açıktan bir olumsuzluk teşkil etmiyor. Bazen de aşırı derecede oğlunun ve gelininin üzerine titremek onların karar verme hakkını gasp ettiği için çatışmaya sebep oluyor. Çünkü erkek hep annesinin yönlendirmeleriyle hareket ediyor ve kendi ailesinin “ayrı” olduğunu kabullenmeyi bir suçluluk olarak görebiliyor. Hal böyleyken, iç içe geçmiş iki ailede gelin kaynanaya çıkışabiliyor. Bu durumda da iyilik yapan kaynana kötü kaynanaya dönüşebiliyor. Bazen gençlerin hata yapmasına ve bedellerini ödemeye izin vermek gerekiyor.

Gelinden aşırı hizmet beklentisi: “Kaynana: İltifat edersem bir daha hizmet etmez!”, “Gelin: İltifat edersem bir daha hep hizmet ettirir!”

Ne yazık ki pek çoğumuzun nedense iltifat etmekten ölesiye korkan bir yanı var. Sanıyoruz ki iltifat edersek karşı taraf sınırlarınıza girecek ve sizi ezecek. Karşınızda aşırı derecede bir kişilik bozukluğu tablosu olmadıkça, onları sevmekten ve onların iyi yönlerine iltifat etmekten korkmayın. Ne gelin iltifat etti diye daha çok hizmet eder ne de kaynana iltifat etti diye gelin hizmeti bırakır. Unutmayın, sınır çizmek karşınızdakine duvar örmek değildir.

Gelin kaynana ilişkisinde gelini eleştirmek, tecrübesizlik, oğul-koca ikilemi, torunların bakımı, değişen ilişki modeli, bir arada yaşamak gibi pek çok farklı neden çatışmaya yol açabilir. Konunun çok geniş olması itibarıyla kısaca nedenlere değinip çözüm önerilerine geçmek yararlı olacaktır.

1)“Zihninizde sesleri bozduğunuzda o sözlerden etkilenmezsiniz.”

Pin Baker, zihnimizde sesleri değiştirdiğimizde duygularımızın da değişeceğini belirtir. “Sen şu bebek bakımından da hiçbir şey anlamıyorsun!” cümlesini bir komedyenden dinlediğinizde ne yaparsınız? Muhtemelen gülüp geçersiniz. Kayınvalideniz size bu tarz bir cümle söylediğinde bunu sanki bir komedyenden duyuyormuş gibi içinizden gülüp geçebilirsiniz. İçinizden gülüp geçmek sizin beceriksiz olduğunuz anlamına gelmez. Birilerinin sözleri ve yorumları sizin benlik algınızı derinden sarsıyorsa bunun sebebi kendi geçmişinize dayanır.

2)Tepkisel davranmayın, tavır alma özgürlüğünüzü kullanın!

Söze tepki vermek değil, karşınızdakinin sözlerini söylemesine izin vermek ve sözün sebebini düşünerek cevap vermek ya da tavır almak size zaman kazandırır. Bazen sessiz kalmak da bir cevaptır, sizi kavga döngüsünün dışında tutmaya yarar. Tabii ki surat asmak, küsmek gibi pasif agresif tavırlardan bahsetmiyorum! Kayınvalideniz ölene dek sizinledir, dolayısıyla kaçınılmaz bir ilişkide tepkisel davranmak size hem zaman kaybettirir hem de psikolojik olarak yıpranmanıza neden olur. Kayınvalidenizin her sözüne karşı bir tepki vermeyi seçmek sizi söz düellosundan başka bir yere sürüklemeyecektir.

3)Her sözü kişisel algılamayın!

Kayınvalideler gelinlerine göre yaşça büyük ve tecrübe sahibi olmalarından ötürü gelinlerinin bazı hatalarını düzeltmek isteyebilir. Buradaki temel gaye gelinin yetersiz, eksik olduğunu ortaya çıkarmak ve onu rezil etmek değildir. Aksine gelinin tecrübesiz olduğu konularda hata yapmaması için yardımcı olmaktır. Aynı şekilde kayınvalide de gelinin söylediği her sözü içselleştirmemelidir. Gelinler tecrübesiz olabilir, ancak güncel bilgilere daha çok hâkim olabilir. Bildiklerini söylemesine fırsat vermek kayınvalide makamını kaybetmek anlamına gelmemektedir. Sözleri yapılan davranışlar üzerinde düşünmek, olaylar çerçevesinde değerlendirmek sözleri kişiselleştirmemenize yardımcı olacak ve gereksiz dargınlıkların önüne geçecektir.

4)Eşinizin güvenini kazanmayı bekleyin!

Bir kadının bir başka kadına güvenmesi, bir erkeğin kendi ailesi dışında birisine güvenmesinden daha kısa bir zaman alır. Düşünsenize, -bir hanımefendi olarak- bir banka kuyruğunda bekliyorsunuz, çoğu zaman yanınızda bulunan hanımefendiyle öyle ya da böyle etkileşime geçerek, günlük yaşantınız hakkında konuşur hale geliverirsiniz. Tabii ki her durum herkes için geçerli değildir, ancak şu bir gerçek ki bir ilişkide güven oluşması için zamana ihtiyaç vardır. Özellikle nişanlılık döneminde olanların kulağına küpe olması için; eş adayınızın hayatında en az 25 yıldır annesi vardı, siz ise yalnızca yaklaşık bir yıldır onunla berabersiniz!

5)Kayınvalidenize eşinizi kesinlikle kötülemeyin!

Hangi anne çocuğunun kötü olmasını ister? Birileri gelip sizi annenize kötülese anneniz ne yapardı? Muhtemelen sizi savunur, karşı tarafın hatalı olduğunu düşünürdü. Bir annenin çocuğuna karşı objektif olması zordur. Bu yüzden kayınvalidenize eşinizi kötülemek yerine, içinden çıkamadığınız durumlarda ona akıl danışabilirsiniz. Mutlaka söze “ben bir yerlerde hata yapıyorum” diye başlamak objektif bir çizgiye geçmenize yardımcı olacaktır.

6)Gelininizi başkalarına kötülemeyin!

Kayınvalidelere de sözümüz, hiçbir akraba ve tanıdığına gelinini kötülememeleri olacaktır. Dedikodu dinimizce yasaklanmış olmasının yanı sıra, dedikodunun yarattığı negatif atmosfer gelininizle aranızdaki iletişimi olumsuz yönde etkileyecektir. Ayrıca gelininizi kötülediğiniz kişiler bunu gelininize söyleyebilir ya da gelininizin olumlu yönlerini göz ardı edebilir. Gelininiz sizin ailenizin dışında birisi değil, o artık sizin kızınızdır. Gelininizi başkalarına kötülediğinizde, bu sözlerin size geri dönmesi muhtemeldir. Unutmayın ki, o artık başkasının değil, sizin gelininiz ve sizin ailenizdir!

7)Tavırlarınızda yapmacıklık ve aşırı abartılı sevgi gösterilerinden kaçının!

Dinî öğretilerimiz de ifrat ve tefritten kaçınmamızı söyler. Eşlerimiz, çocuklarımız, mallarımız ile imtihan olacağımızı belirterek bizi onlara aşırı bağlanma konusunda uyarır. Ayrıca aşırı sevginin olmadığı yerde sınırlar vardır. Patavatsızlığın yerini açık sözlülük alır. Bazı şeylere “hayır” demekten korkmayın ancak “hayır” derken karşınızdakinin kişilik özelliklerine saldırmak ya da olur olmadık yerde kaynananız ile ilişki problemlerinizi eşinize açmak açık sözlülük değil patavatsızlıktır. Bu hem size hem de ilişkinize zarar verecektir.

Gelin-kaynana ilişkisinde bu yazının payına düşenler burada bitiyor. Gelin-kaynana çatışmalarınızın son bulması ümidiyle…

Yorum bırakın