Ana sayfa - Manşet - Geleneksel Sanatlarda Yenilik Yapmak Mümkün mü? / Hattat – Grafik Tasarımcı-Kaligraf Öğr. Üyesi Savaş Çevik

Geleneksel Sanatlarda Yenilik Yapmak Mümkün mü? / Hattat – Grafik Tasarımcı-Kaligraf Öğr. Üyesi Savaş Çevik

Klasik sanatlarımızda, geleneksel sanatlarımızda gelişim, yenilenme olmalı mı veya nasıl olabilir?

Her sanatın, yeryüzündeki bütün sanat dallarının bir teknik boyutu var, bir de estetik boyutu var. Teknik boyutunda uygulama malzemeleri, malzemelerin uygulanış biçimi, çeşitlemeleri, bunların forma edilmesi vesaire söz konusu. Estetik boyutunda ise, ortaya çıkan sanatın ifade ettiği güç var. Halkın, izleyicinin, toplumun sanattan anladığı taraf, sanatın ifade gücü ve estetik değeri, mesajı ve görselliği. Malzemesi daha çok sanatçıyı ilgilendiriyor ve o sanatı uygulayacak olan kişileri ve mekânları ilgilendiriyor. Esasen sanatın birinci plandaki işlevi, görselliği ve topluma verdiği mesaj oluyor.

Dolayısıyla, klasik sanatlarımızın da bir malzeme serisi var, bir de bunların görselliği ve verdiği mesaj var. Bu şekilde iki ayrı etapta sanat eseri ortaya çıkıyor. Ve tabii ki yüzyıllardan beri bu sanatın uygulanış şekli, biçimi, teknikleri devam ediyor; aynı koşullarda, aynı malzemelerle, aynı yöntemle devam ediyor. Bu, bir sanatın ilk çıkış noktasından itibaren o klasik üslubunu ve esprisini bozmadan gelmesinden doğan bir süreklilik oluyor. Bu bizde de mevcut. Gerek hat sanatı, gerek diğer sanatlarımız, tezhip, minyatür vesaire sanatlarımızda bunu görüyoruz; devam ediyor ve devam edecek. Dünyadaki diğer bütün sanat dallarında da bu böyle.

Bir de bu devam eden sanatların zaman içerisindeki gelişimi ve değişimi söz konusu. Gelişimi şöyle kabul edebiliriz: Sanatın uygulanış biçiminde, gerek malzeme, malzemelerin değişmesi, uygulanış şekillerinin değişmesi… Çünkü zamanın ilerlediği süre içerisinde kullanılan malzemelerde farklılıklar ve değişimler oluyor. Değişmeyen malzemeler de var, yöntemler de var ama değişenler de var. Çünkü teknolojinin gelişmesiyle yeni yeni kimyasal ürünler, yeni yeni teknolojik ürünler, malzemeler ortaya çıkıyor. Tabii, bu malzemelerin getirdiği avantajlar da var, bu avantajları sanatçı kullanmak zorunda. Bilgisayar teknolojisini kullanmayan bir sanat dalı var mı bugün? Neredeyse yok. Kullanmak zorundayız. Çünkü bu bir yeniliktir ve kolaylıktır. O kolaylığı kullanmamak son derece yanlış olur, tabii ki kullanılacak. Malzemelerin çeşitlenmesi de söz konusu. Kâğıttan örnek verelim. Hat sanatında, tezhipte, minyatürde, hepsinde kâğıt kullanılıyor. Kâğıt teknolojik olarak da gelişti, hamur olarak da değişti, gelişti, üretim olarak da değişti. Dolayısıyla, eskiden kullanılan kâğıtların avantajları ve dezavantajlarını düşündüğümüz zaman, bugün teknolojik ilerleme dolayısıyla kâğıdın avantajlı konumunu da bilmek ve kullanmak zorundayız. Üzerindeki o gren tabakasının daha az olması, daha parlak olması, yazıya daha elverişli olması bir avantaj, bunu göz ardı edemeyiz. Zaten eski, 300 yıl önce, 500 yıl önce üretilen kâğıtlara yapalım, aynı stilde devam edelim desek o kâğıtları bulmamız mümkün değil, gerek de yok. Dolayısıyla, malzemenin çeşitlenmesi ve gelişmesinden ortaya çıkan bir yenilik söz konusu bu sanatların uygulanmasında. Ama bu, sizin kastettiğiniz anlamda bir değişiklik değil.

Esas olarak sanat eserinin sanat eseri olmasını sağlayan görselliğin ve verdiği mesajın ve görüntüsünün, konusunun ortaya çıkışı; bunda bir yenilik olabilir mi diye bir soru olabilir. Bu soruya da şöyle cevap vermek gerekiyor: Yeryüzünde hiçbir şey sabit değil, her şey değişiyor. Zaman değişiyor bir kere, akan bir zamandan söz ediyoruz. Dünyanın konumu değişiyor, iklimler değişiyor, yaşama biçimleri değişiyor, insanlar değişiyor, insanların kültür seviyeleri değişiyor, din anlayışları değişiyor, her şey değişiyor. Değişen bu ortamda, öteden beri kullanılan klasik sanatların değişmeden, aynen devam edebilmesi belli açılardan mümkün, ama bir noktada mümkün değil; onların da değişmesi veya zamanın gerektirdiği birtakım isteklerin karşılanması söz konusu. Zaten bir sanatın zenginleşmesi de buna bağlı. Yani devam eden bir sanatın, hiç değişmeden, 500 yıldan, 1000 yıldan beri aynen devam edebilmesi mümkün değil, yani istesek de bunu devam ettiremeyiz. Çünkü anlayış farklılıkları vs. var. Mesela, ben hattat olduğum için, hat sanatından örnek vereyim.

Klasik kompozisyon anlayışı bugün devam ediyor ama kompozisyonda yeni bir şeyler ortaya koymak çabasıyla hattatların uyguladığı bazı farklı kompozisyon biçimlerinin de ortaya çıktığını görüyoruz. Bunlar kendiliğinden ortaya çıkıyor, ister istemez çıkıyor, doğuyor. Bu, kişilerin, sanatçının yaratıcı gücünden kaynaklanan bir farklılık. Gelişme burada klasik esprinin farklı kompozisyon biçimleriyle ve sunum teknikleriyle değişmesi demek oluyor.

Bu değişimi klasik anlayışın bırakıldığı ve yeni bir yönteme geçildiği anlamında algılamıyoruz. Çünkü bu, kompozisyondaki bir farklılıktır. Bu normaldir. Esas düşünmemiz gereken, klasik anlayışın ve kompozisyon biçiminin dışında, tamamen farklı bir anlayışla sanat eserini üretmeye başlamak. Ki alternatif olarak, bir çeşit olarak bunların da üretilmesi söz konusu. İşte burada günümüzde bazı tedirginlikler hatta bazı karşı çıkışlar, tartışmalar olabilir. Bu nokta üzerinde durmak lazım.

Ben burada, çoğu insanın, sanatseverin veyahut da sanatçının biraz yanlış algıladığı sanatta yenilik konusunu da biraz açmak istiyorum.

Sanatta yenilik demek, yapılan bir kompozisyonun biraz daha farklı biçimde ele alınarak yapılması demek değil. O, klasik anlayışın devamı bir şey. Veyahut da sanatta yenilik, yazılan bir yazının renginin değiştirilmesi, farklı renkler kullanılması da değil. Hat sanatında eskiler tamamen, yüzde 90 siyah mürekkep kullanırlarmış ama bugün farklı renklerde mürekkepler üretilmiş durumda ve hattatlar bunları kullanıyor. Veya müzehhipler veya minyatür sanatçıları farklı renkler, teknikler kullanabiliyorlar, eskiden de vardı ama bugün yepyeni birtakım teknikleri kullanabiliyorlar. Mesela airbrush tekniği eskiden yokmuş; kompresörle boyanın püskürtülerek degrade geçişler yapılması da yokmuş. Bu, 200 yıl önce, 100 yıl önce olmayan bir tekniğin bugün kullanılması, klasik anlayışın dejenere edildiği anlamına gelmiyor, sadece bir malzeme değişikliği oluyor. Bu tür değişiklikler bence klasik sanat anlayışının yenileşmesi anlamına gelmiyor. Veya yazıda, hat sanatında renkli mürekkep kullanılması, yazıda modernlik, yenilik anlamına gelmiyor, sadece bir malzeme değişikliği ve anlayış farklılığı var.

Onun için yeni gibi görünen çalışmaları ikiye ayırmak gerekiyor. Birinci kategoride malzeme değişikliğinden ve kompozisyon anlayışının farklı alternatiflerinden doğan bir farklılık söz konusu. Ki bu, klasik anlayışı kesinlikle bozmuyor, klasik anlayış devam ediyor burada, aynen devam ediyor, onda bir sorun yok. İkincisi, gerçek anlamda modern veya çizgi dışı veya yorum dediğimiz veya açılım dediğimiz, yeni arayışlar dediğimiz farklı bir çalışma yöntemiyle karşılaşıyoruz. Ki burada malzemeler klasik olsa veya hiç klasik malzeme kullanmadan, tamamen farklı malzemeler kullanılarak yapılan bir eserin, klasik kompozisyon ve kurgu biçiminden tamamen farklı bir anlayışla ortaya çıktığını görüyoruz. İşte esas üzerinde durmamız gereken nokta bu. Bir makalemde bunun ince detaylarını verdim; tabii, okuyucunun anlaması belki biraz zor, o makalenin iyice hazmedilmesi gerekiyor. Yani her yapılan, farklı gibi görünen çalışmanın modern olmadığını görüyoruz, o belki klasik anlayışla devam ediyor.

Yani kâğıt teknolojisinin kalitesinin değişimi veya malzeme kalitesinin değişmesi sanatta yenilik olmuyor?

Kesinlikle olmuyor. Burada önemli olan, eserin görselliği ve konusu, topluma veya seyirciye hitap ettiği mesajdır.

Hat sanatında bir metin vardır, bu metni hattat alır, işler. Bu, dini bir metin olabilir, din dışı bir metin olabilir. Metnin ruhuna uygun espriyi yakalayabilir, onu daha iyi vurgulayacak bir şekilde bir kompozisyon kurabilir ve bunu gerçekleştirebilir. Bu bir sanat eseridir, hat eseridir. Bir başkası çıkıp, herhangi birkaç harf alarak, hiçbir metin almadan, metin dışında, farklı bir anlayışla, sadece Arap harflerinin bir tanesini veya birkaç tanesini alarak bir kompozisyon ve bu kompozisyonla ortaya çıkan bir görsellik üretebilir. Bu şekilde, metni dikkate almadan yaptığı bir kompozisyon ve bu kompozisyonla ortaya çıkan bir görsellikle karşılaşabiliriz. Burada metin yok. Bu, yazı değil mi; hat sanatı mı, değil mi? Böyle bir soru sormamız gerekiyor. Ciddi bir soru bu. İşte bu sorunun cevabını vermemiz gerekiyor. Hat sanatı eğer belirli bir metni mutlaka alıp işlemesi gerekiyorsa… Bu ikinci bahsettiğim konu hat sanatı değil, o başka bir sanat. Resim olabilir, grafik olabilir, görsel bir sanat olabilir, tamamen modern bir sanat olabilir. Yani bunu illa hat sanatıdır bu diye nitelemek doğru olmayabilir. İşte burada çizgi dışı dediğimiz farklı açılımları görüyoruz. Bu açılımların bugün hat camiasında kabul görüp görmemesinden bahsedebiliriz.

Bundan 20 yıl önce, Türkiye’de hat sanatı yeni yeni filizlenmeye, yani eski gücüne yavaş yavaş kavuşmak için bir kıpırdanış olmaya başladığı zamanlarda, bu tür çıkışların, bu tür farklı uygulamaların, grafik uygulamaların daha doğrusu, klasik hat sanatı değil de, hat sanatından ilham alarak veya hat sanatının görselliğini, malzemelerini -malzeme derken, üç boyutlu demek istemiyorum- harflerini kullanarak yapılan farklı görseller, farklı grafik resimler, bunlara bakıldığı zaman, bunlar hat sanatı değil, bunlar hat sanatını dejenere ediyor diye bir tedirginlikle karşılaşıyorduk. Tabii, bunları bu şekilde gören kitleyi burada yargılamak için söylemiyorum; o dönemin hassas geçiş noktasında olması dolayısıyla böyle bir tedirginliği normal karşılayabiliriz. Ama bugüne dönüp baktığımız zaman, artık bu tür çalışmaların da toplumda, gerek hat severler arasında, gerekse hat ve klasik sanatlarımızı uygulayan sanatçılar ve seyirciler arasında normal karşılandığına, hatta çok çok beğenildiğine şahit oluyoruz. Çünkü artık konu anlaşılmıştır. Konu, klasik bir sanatı bozmak, dejenere etmek, atmak değil; tamamen farklı, klasik sanatların gidişatını bozmadan, farklı bir çizgiyle, yenilikler ortaya koyarak sanatı zenginleştirmek. Hat sanatını da zenginleştirmek değil, görsel sanatları zenginleştirmek söz konusu.

Onun için bu noktada bu ayrımı çok iyi yapmak lazım. Klasik sanatlarımız devam etmektedir ve edecektir, ebediyete kadar inşallah devam edecektir. Onun esprisi ve onun tadı, lezzeti başkadır, o hiçbir zaman bitmez. Tıpkı klasik resmin devam edeceği, klasik heykel sanatının devam edeceği gibi, klasik Türk-İslam sanatları da devam edecektir. Burada bir sorun yok.

Nereye kadar yenilik yapılabilir, sınırı nedir?

Sınırı yok bu işin. Bir insan bir sanat eserinde istediği her şeyi yapabilir. Yani yapılan bir eseri mutlaka bir noktaya, bir kategoriye sokmak zorunda değiliz ki. Bu konuda toplumda yanlış anlaşılan bir şey var: Hat formlarını kullanan herkesin hat sanatı yaptığını düşünüyorlar. Hattat bile olabilir bunu yapan kişi. Sanatçı başka, o sanatçının ürettiği sanat eseri başka. Yani klasik bir sanatçı klasik bir eser de üretebilir; klasiğin tamamen dışında, çok farklı bir şey de üretebilir. Bunun için bir yasal engel yok. Önemli olan, yapılan eserin sanat nosyonunun, sanat yönünün güçlü olması, güçlü bir şekilde ortaya konulması, toplum tarafından kabul edilmesi, sanatseverler ve sanatçılar tarafından bunun kalitesinin tescil edilmesidir. Ben şimdi harf formlarını kullanarak -ki yaptığım çalışmalar var- yepyeni bir grafik tasarım yapabilirim. Bunun için bir engel yok. Bu yaptığım eser hat sanatı da olmayabilir; bir grafik eserdir bu, çağdaş bir resimdir veya çağdaş bir görsel sanattır, form sanatıdır, grafiktir, afiştir, amblemdir, bu şekilde isimlendirilebilir. Benim kullandığım formlarda, figürlerde Arap harfleri olabilir. Bu, onun klasik hat sanatı eseri olduğunu göstermiyor, farklı bir şey yapıyorum demektir. Bu başka bir şey.

Eskiden görsel sanatlar olarak bir resim, bir heykel vardı, başka bir şey yoktu. Ama daha sonra, matbaanın icadıyla birlikte tipografi doğdu. Tipografinin gelişiminden itibaren, ambalajlama teknolojisinin gelişmesiyle beraber grafik tasarım sanatı doğdu. Grafikten sonra fotoğraf icat edildi, fotoğraf sanatı doğdu. 200 yıl önce fotoğraf sanatı yoktu, o zaman fotoğraf sanatından bahsedemiyorduk. Ama bugün birçok sanat dalı sanat dünyamıza kazandırıldı, teknolojik gelişmelerle ve çabalarla birlikte. Hatta bugün bazı sanat eserlerine bakıyoruz, görsellik dışında, ışığı kullanmış, malzeme kullanmış, iki boyutlu görselliği kullanmış, hepsini bir araya getirmiş, farklı bir sunum yapmış; adını da bir şey koymuş. Bunu “Böyle bir sanat eseri olmaz” deyip kestirip atamayız. Çünkü ortaya konulan şey eğer topluma bir şey veriyorsa, insanlarda estetik bir haz uyandırabiliyorsa, bir mesajı varsa, bir farklılığı, bir özgünlüğü varsa, bu bir sanat eseridir, bunu bu şekilde değerlendirmek lazım.

Birkaç sanat dalının birleşmesinden ortaya çıkan farklı sanat anlayışları da olabilir. Mesela resim ile minyatürü birleştirirsiniz, farklı bir sanat ortaya çıkabilir. Ki var. Bugünkü İran çağdaş resmi dediğimiz, minyatür ile resim arasında bir sanat dalı, dünyaca kabul görmüş, gayet de güzel eserler ortaya konuluyor. Ki bunun en güzel temsilcisi Mahmut Fersçiyan’dır. Çok güzel eserler ortaya koyuyor, çok büyük bir sanatçı. Ama yaptığı esere bakıyorsunuz, klasik minyatür sanatı değil. Ama modern veyahut da klasik resim sanatı, yani Batı resmi de değil. İşte ona bir isim koymuşlar; çağdaş İran resmi demişler. Minyatür bile dememişler. Şimdi, bunu biz kabul etmeyecek miyiz?! “Hayır, ya minyatür olmak zorunda, ya resim olmak zorunda; ikisi arası bir şey olamaz.” diyemeyiz. Bu, eşyanın tabiatına aykırı bir şey. O zaman, fotoğrafı da kabul etmeyeceğiz, görsellikle alakalı ortaya çıkan yeni sanat dallarını da kabul etmeyeceğiz. Böyle olmaz.

Mesela üç boyutlu ile iki boyutlu anlayışın birleştiği farklı tablolar çıkıyor ortaya. Sanatçı tablosunun üzerine üç boyutlu bir şey yapıştırıyor. Heykel deseniz heykel değil, resim deseniz resim de değil; ikisi arası farkı bir anlayış. İşte bu anlayışa saygı göstermek lazım. Yeter ki sanat değeri olsun. Ben bu kanaatteyim. Bu gelişmeler olacaktır, yeter ki sanat gücü dejenere olmadan yapılsın.

Gerek Batı resminde, gerekse bizdeki klasik sanatlarda yeniliklerle ilgili çalışmalarda, yapılan eserler vesaireler içerisinde tabii ki çok kalitesiz, kopya, dejenere diyebileceğimiz birtakım ürünler, birtakım çalışmalar da çıkacaktır ortaya. Her yapılan yenilik güzel değildir, her yapılan klasik eser de güzel değildir. Yani bunun tartısını, ölçüsünü, ayarını, elemesini sanatçılar veya sanatseverler, toplum ortaya koyacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.