Ana sayfa - Son Sayı - Gelecek Kaygısını İşlevsel Hale Getirmek / Uzman Psikolog Nur Aydoğan

Gelecek Kaygısını İşlevsel Hale Getirmek / Uzman Psikolog Nur Aydoğan

Gelecek kaygısı nedir, insanımızın genelde ne tür gelecek kaygıları var?
Kaygı, kişinin dış dünyasından veya iç dünyasından gelen bir uyaranla karşılaştığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel tepkilerdir. Bir başka deyişle kişinin karşılaştığı durum ve olaylar karşısında duyduğu ve engellemekte zorluk çektiği aşırı endişe ve uyarılmışlık halidir. Kaygının olumsuz yönlerine rağmen organizmayı uyarıcı, koruyucu ve motive edici özellikleri de vardır. Olumlu kaygı bireyi toplum içinde önemli konumlara gelmeye motive etmekte ve öğrenmeye karşı istekli kılmaktadır.
Kaygı bireylerde görülme şekillerine göre durumluk kaygı ve sürekli kaygı olmak üzere iki alt boyuta ayrılmaktadır. Bireyler kendilerini ilgilendiren bazı anlık olaylar karşısında o olayın etkisi altında kaldıkları süre içerisinde kaygı yaşayabilecekleri gibi, bazen de yaşamları boyunca içten kaynaklanan sürekli bir kaygı durumu içerisinde olabilmektedirler. Durumluk kaygı bireyin içinde bulunduğu stresli durumdan dolayı hissettiği korku; sürekli kaygı ise bireyin kaygı yaşantısına olan yatkınlığı, içinde bulunduğu durumları genellikle stresli olarak algılaması ve yorumlamasıdır.
Gelecek kaygısı bir kişinin gelecekte olacak bir olay veya durum hakkında aşırı düşünmesi ve gelecekte olacak bu olaylar için ağırlıklı olarak olumsuz sonlar düşünme durumudur.
Bir olay olurken gerginlik ve kaygı hissi yaşıyorsanız, bu olayda neler olabileceğine dair zihninizde olumsuz resimleriniz ve tahminleriniz varsa, bu olayların neden olduğu aşırı kaygıdan dolayı bazı olay ve durumlardan kaçıyorsanız gelecek kaygısı yaşıyor olabilirsiniz.
Kimi insanlar evden ya da bağlandığı başlıca kişilerden ayrılacak gibi olduğunda ya da ayrıldığında hep aşırı tasalanır, bağlandığı başlıca kişileri yitireceği ya da bu kişilerin başına, hastalık, yaralanma, yıkım, ölüm gibi kötü bir olay geleceğiyle ilgili sürekli kaygılanır. İyi bir işe girebilmek, meslek sahibi olmak, iyi bir üniversitede, iyi bir bölüm kazanmak, sağlıklı bebek dünyaya getirmek, iyi bir evlilik yapmak, engelli çocuğu olan bir anne için kendisi bir gün öldüğünde çocuğuna kimin bakacağı, ileride kronik hastalıklara yakalanma korkusu gibi konular gelecek kaygısı doğurabilir.
Gelecek kaygısı nereye kadar normal, nereden sonra patolojik bir durum haline geliyor?
Normal olarak kabul ettiğimiz ve kaygının kişiye fayda sağlayan tarafı, kişinin dikkati çok arttığı için tehlikeleri önceden görmesi ve aldığı tedbirlerle mesleğinde başarılı olabilmesidir. Sakıncaları ise hep ne olacak endişesi yaşaması ve bundan dolayı yorgun hissetmesidir.
Patolojik olarak kabul ettiğimiz, gelecek kaygısını da içine alan genelleşmiş kaygı bozuklukları aşırı ya da haklı çıkmayan endişelerle kendini belli eder, ancak bu belirtilere ek olarak çarpıntı, terleme, sıcak basması, sık sık idrara gitme isteği, boğazda düğümlenme hissi, sırtta, omuzlarda ve çenede yorgunluğa yol açan ağrılı kasılma ve seyirmeler eşlik eder. Bunun yanı sıra kişinin çevreye karşı dikkati aşırı artmıştır. Pusuda bekleme, yüksek gerilimde olma hissi, dikkati toplayamama, uyku bozuklukları ve sinirlilik görüldüğünde bir psikiyatri doktoruna gitmelerini tavsiye ederiz.
Güven eksikliği, güvenli bağlanamama gibi çocukluktaki yanlış yetiştirilme, sevgisiz büyümenin gelecek kaygısına etkileri oluyor mu? İyi aile ilişkileri gelecek kaygısını önlemede nerede duruyor?
Çocuklar güvenli bir bağ kurana kadar bağlanma figürünün (anne-baba-bakıcı) nerede olduğu ve ulaşılabilirliğini sürekli kontrol ederler. Bu değerlendirmeler ışığında endişeli, rahatsız, güvensiz, kaygılı olma ya da korkma olasılığı deneyimlendiğinde yakınlığı arttırmak yani anneye yapışmak ister çocuk.
O yapışma eylemi, çocuğun rahat ve güvenli hissettiği ana dek devam eder. Burada bizim istediğimiz, ebeveynin çocuktaki güven duygusunu arttırarak, çocuktaki kaygının yatışmasını sağlamak.
Bunu başaramayan, duygularını dengelemekte problem yaşayan ebeveynler, tutarsız davranışlarla çocuktaki güven duygusunu zedeleyerek kaygıyı da arttırmaktadırlar. Hatta duygular çok geçişken olduğu için anne ve babanın kaygı duyguları yoğunsa bu çocuğa da geçmektedir.
İyi aile ilişkileri, aile bireylerine güven duygusu veren, sıcaklık, samimiyet, hoşgörü, empati ve desteğin yoğun olduğu ailelerde görülür. Bireylerdeki kaygıyı önlemede tabi ki böyle bir ortamın önemi çok büyüktür. Yalnız kaygısı yüksek kişiler, kendi tehlikelerini önleme politikalarına aile bireylerini dâhil ederek onları esir durumuna düşürebilirler. Aile bireylerinin net bir tavır sergileyerek esir durumuna düşmemeleri gerekir.
Korku, korkaklık ile gelecek kaygısı arasında nasıl bir ilişki var?
Korku, insanların “gerçek” bir tehlike karşısında verdiği, otomatik olarak devreye giren insanın doğasında var olan hayati bir duygudur. Güvenliği tehdit eden ya da tehdit etmesi muhtemel tehlike anlarında önlem almayı ve bu sayede korunmayı sağlar. “Kaygı” anında da tıpkı korku sırasında gerçekleşen aktivite meydana gelir. Zihin “gerçek bir tehlike varmışçasına” hareket etmeye başlar. Bu defa sokak ortasında üzerinize doğru gelen bir yırtıcı yoktur ama geleceğinizle ilgili önemli bir sınavın bitimine yalnızca beş dakika kalmıştır. Tam o esnada “Alarm sistemi” devreye girer. Beyindeki bu uyarılma sadece bedensel olarak değil, düşünce ve duygu düzeyinde de insanları harekete geçirir. Bireyi tehlikelere karşı uyarma, koruma ve harekete geçirme özelliği bulunan kaygının her gün ya da günün pek çok anında gözlemesi; “alarm sisteminin” her an devrede olması anlamına gelir. Oldukça yorucu ve işlevselliği olumsuz yönde etkileyen bu durum, daha sık gözlendiğinde kaygı bozukluğuna dönüşebilir.
Kişi olumsuz sonuçlanacağını düşündüğü bir olay, gerçekten olumsuz sonuçlandığında bunu gelecekteki benzer olaylar için de düşünüp, kendini kaçınarak geri çekip, korkabilmektedir.
Düşünceleri yönetememe, vesveselere aldırma gelecek kaygısını nasıl etkiliyor?
Kaygısı yoğun olan kişilerin düşünce yapılarını incelediğimizde “olumsuz otomatik düşünceler”in sıklıkla zihinlerini meşgul ettiğini görürüz. Otomatik düşünceler kaygılı kişinin zihnine hızlıca gelir ve değerlendirilmeden doğru kabul edilir. Bu tarz düşünceler bilhassa kişinin kendisini rahatsız eden, stresli ve örseleyici yaşam olaylarıyla karşılaştığında belirir. Otomatik düşünceler düşünce olarak ya da anlık fotoğraf karesi gibi zihne gelebilir. Ayrıca bu düşünceler hızlı ve istemeden kişinin zihninde oluşmaktadır. Otomatik düşünceler kişinin kendisi, dış dünya ve gelecekle ilgili negatif değerlendirmelere yol açar. Bizim psikoterapideki ilk adımımız kişinin bu düşünceleri fark etmesini sağlayarak, bunları hemen doğru kabul etmemesi ve düşünceleri olumlularıyla değiştirmesi için psiko eğitim vermek oluyor. Kişi olumsuz düşüncelerini değiştirmeyi öğrenince kaygı düzeyini yönetmeyi de öğreniyor.
Hedefi, ideali olmayan kişilerde gelecek kaygısı daha mı fazla yaşanıyor? İnsanın hedefinin, idealinin olması kaygılarını nasıl etkiler?
Aslında gelecek kaygısı, hiçbir şey hedeflemeyen kişilerde görülmüyor. Çünkü kendine hedef koyanlar kaygılı kişilik tipinde olan insanlar. Hatta kaygılı kişilikler işlerinde de daha fazla sorumluluk alan, başarılı karakterler. Kaygılı kişiliklerin, kendilerine koydukları hedef ne kadar ulaşılabilirse o kadar kaygıları artar. Çünkü hedefe ulaşabileceğinin farkındadır ve bir aksilik çıkıp, elde edememe riski vardır. Bu şuna benzer, eğer bir arabanız yoksa arabanızın çalınacağı korkusu da yoktur. Demek ki o arabaya sahipsiniz ki, çalınacağından korkuyorsunuz. Hedefe ulaşacak bilgi, cevher var ve kaygılı kişilikler, bu motivasyonu kaybetmekten ya da bir aksilik çıkmasından korkuyor.
Hedefin ulaşılabilirliği konusunda ne kadar makas açıksa o kadar kaygı azalır. Çünkü çok uzak hedefler motivasyonu eksiltir. Kişi imkânsız hedefe ulaşamayacağının bilincindedir.
Allah inancının, tevekkülün gelecek kaygısına dair nasıl yansımaları olmaktadır?
Tevekkül, insanın kendi etki dairesinde üzerine düşeni yaptıktan sonra sonucu Allah’a havale etmesi ve olanı içselleştirerek kabullenmesi demektir.
İnsanın zorluklarla karşılaştığı ve stres faktörlerine maruz kaldığı durumlarda tevekkülün kritik bir önemi bulunmaktadır.
Bilmen’e (1964) göre tevekkül bilincinde eksiklik olması durumunda; insanın duygusal dayanıklılığı, kararlılığı, sebat gücü ve mutluluk düzeyi azalmaktadır.
Dolayısıyla, insanın güven duygusunun gelişmesi, hayatına anlam katması ve kendini gerçekleştirmesi noktasında tevekkülün psikolojik faydaları söz konusudur.
Tevekkül, kişilerarası iletişimi pozitif ele almayı sağlayan, kabullenmeyi kolaylaştıran, öfke kontrolüne olumlu etki eden, sabretmeyi sağlayan, iyimser düşünmeyi teşvik eden, bencillik ve hırstan koruyan bir bakış açısı getiren ve benlik saygısını artıran bir işleve sahiptir.
İnsanlar gelecek endişesi taşırlar. Bunun kaynağı hayatı kontrol altına alamama düşünce ve duygularına bağlı olarak ortaya çıkan belirsizlik durumudur. Bu duygu ve düşünceler insanın yoğun kaygı yaşamasına neden olabilir. Bu noktada, kişinin kendi sınırlarını bilmesi, gücünü fark etmesi ve güçsüzlüğünü idrak etmesi gerekmektedir. Bu noktada tevekkül, insanı özgür ve bağımsız kılan, onun ruh sağlığını koruyan ve ona huzur veren bir destek sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Gelecek kaygısını yoğun yaşayanlar ne yapmalılar, alternatif olarak neler düşünebilirler, bu konuda tavsiyelerinizi alabilir miyiz?
Belirsizlik hakkındaki olumsuz inançları değiştirdiğinizde, öngörülemeyen, yeni ve belirsiz durumların tehdit edici olarak görülmesi azalır ve daha az endişelendirir.
Kaygılarınızın içeriği günden güne değişebileceğinden, kaygılardan ziyade, kaygılarınızı neyin belirlediğini çalışmak, uzun vadede kaygınızı azaltmanıza daha çok yardımcı olacaktır. Örneğin, “başarısız olmaktan kaygılanıyorum” cümlesini temel alırsak, başarısızlık kaygısından çok, hangi durumların ya da koşulların sizi başarısız hissettirdiğini çözümlemek daha çok işinize yarayacaktır.
Kaygılarınızı bir kâğıda yazmak da yine kafamızda serbestçe dolaşan düşüncelerin somut bir şekilde kâğıda aktarılmasını sağlayacağı için sizi rahatlatacaktır. Kâğıda aktardığımız düşüncelerin olumsuz düşünceler olup olmadıklarını sorgulayarak, olumsuzları, olumlu cümlelere çevirip, olumlu cümlelerimizi bir karta yazıp yanınızda taşıyabilirsiniz. Böylece aklınıza olumsuz düşünce geldiğinde kartınızı çıkarıp, olumlu cümleleri tekrarlayarak onlarla başa çıkabiliriz. Unutmayın! Beyin tekrardan anlar.
Koyduğunuz hedefleri gözden geçirmeniz de faydalı olacaktır. Daha ulaşılabilir hedefler kaygınızı işlevsel hale getirecektir. Yani performansınızı arttıracaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.