Geçimsizlikten Boşanmaya Giden Yol / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Boşanma, modern dünyanın önemli bir problemidir. İngiltere’de üç evlilikten biri, ABD’de her iki evlilikten biri boşanma ile bitmekte ve bu oran giderek artmaktadır. Rusya’da ise her yıl yüzde 50 evlilik, boşanma ile sonuçlanmaktadır.

Türkiye’de boşanmalar Batı ülkelerine göre az ise de gittikçe arttığı görülmektedir. Ailevî ve dinî bağlar zayıfladıkça boşanma ile dağılan ailelerin sayısında çoğalma olması şaşırtıcı değildir.

Boşanan aileler konusunda yapılan istatistikleri incelediğimizde dikkati çeken bulgulara gelince:

* Boşanma için kritik zaman, evliliğin ilk yıllarıdır. Bu süredeki memnuniyetsizlik ve hatta hayal kırıklığı, önemli bir boşanma eğilimi ortaya çıkarır. ABD’de 5 boşanmadan 2’si evliliğin ilk iki yılı içinde olmaktadır. Problemlerin bu erken aciliyeti; maddi durum, konfor, sosyo kültürel özellikler, cinsellik, boş zamanlarını geçirme gibi faaliyetler hakkında evlilikten önce gerçekçi olmayan fikirler üretilmesinden dolayıdır. Evlilikten sonra bu konular yeni hayata uydurulamamaktadır.

23 yaşındaki hanım hastam, hayal kırıklığı içindeydi ve evliliğini şöyle anlatıyordu: “Onunla evlilik öncesi anlaşmıştık. Beraber kitap okuyacak, devamlı kendimizi geliştirmeye çalışacaktık. Ama o, eve geç geliyor ve üstelik gece yarılarına kadar televizyonun başından ayrılmıyor.”

*Boşanan çiftlerin hemen hemen yarısı çocuksuz olanlardır. Geriye kalanların yarısının da tek çocukları vardır. Bu sonuç göz önüne alındığında; evde çocukların varlığı eşleri birbirine bağlamaktadır ve boşanmaları önleyen bir rol oynamaktadır.

*Boşanan çiftlerde, havadan sudan konularda birbirleriyle uyuşmazlığa düşmeleri, saçmalık boyutlarındadır. Ekonomik problemler veya çocuk eğitimi gibi konularda ihtilaf olması anlaşılabilir, ama bir gün önce havanın nasıl olduğu veya yemeğin tuzu konusundaki uyuşmazlıkların boşanma sebebi olması gariptir.

*Birçok kişi evlenmeden önce, karşısındakini evlenince kontrol altında tutabileceğini düşünür. Ancak evlilik söz konusu olunca, bu şekil düşünmek, büyük yanlışlara yol açacaktır. Evliliğin, iki insanın birleşmesi olduğu unutulmamalıdır.

*Boşanan kişilerde bir başka husus, nelere ihtiyaç duyulduğu hakkında en ufak bir fikir sahibi olmaksızın evliliğe alelacele karar vermeleridir. Tanışma sırasında, sorumsuzluk içindeki renkli ve hoş duyguların doğuşu ve birbirine mükemmel görünme isteği mevcuttur. Birlikte yaşamanın zor yönleri çok az göze çarpar. Buna karşılık güzel günlerin geleceği umulur ve hayatın böyle akıp gideceği ve hatta evlenilirse daha güzel günlerin beklediği hayaline bile kapılınır. Hâlbuki olumlu ve olumsuz yönler birlikte değerlendirilmeli, aile büyüklerinin fikri alınmalıdır.

*Bir başka hata, karşıdaki kişide bariz bir şekilde görülen yanlışların, evlendikten sonra kolayca düzeltileceğinin varsayılmasıdır. Evliliğin müstakbel eşin üzerinde adeta bir ütü etkisi yapıp buruşukluklarını, kırışıklıklarını, yani hatalarını bir güzel düzeltip, onu kendisine benzeteceğine dair saçma ve safça bir hayaldir bu.

Alkolik bir kocası olan hanım, şunları anlatmıştı: “Evet, evlenmeden önce onun sık sık alkol kullandığını biliyordum. Ancak evlenince bırakır, evine bağlanır zannettim.”

Maalesef netice böyle olmamış, kocası alışkanlığına devam etmişti. Başarısız evliliklerin hayret verici bir şekilde artışının önemli bir sebebi bu şekilde yanılmalara kapılmaktır.

*Çok mühim bir faktör de, çağımızda artık sorumlulukların değil hakların üstünde durulmasının, toplumda gittikçe galip gelen bir değer olmasıdır. Toplumlarda çeşitli hak arayış hareketleri çoğalmış, sorumlulukların üzerinde titreyenlerin sayısı azalmıştır. Hatta sorumluluk fikri bile, bugünlerde açıkça komik görülmeye başlanmıştır.

Evlilikte geçimsizlik problemi olanlar, eşlerini şikâyet etme yerine onu daha iyi anlama yolunu aramaya gitmelidirler.

Hanımının bazen yemek yapmadığını ve temizlik konusunda titiz olmadığım öfkeyle anlatan kocaya “Peki sen onun makul isteklerini karşılıyor musun? Yapman gerekenleri ifa ediyor musun?” diye sorduğumda sessiz kalmıştı. Kocasının suskunluğundan fırsat yakalayan hanımı atılmış ve “Sık sık kahveye gider ve geç gelir. Haftada, ayda bir anneme götürmesini isterim, götürmez.” diye yakınmaya başlamıştı.

*Boşanmış çiftlerde bir başka nokta ise birçoğunun boşanır boşanmaz içlerindeki boşluğu doldurmak için çabucak ikinci evliliğe gitmeleri ve yeni evliliklerinde de bu sefer ilk eşlerini aramalarıdır. İşin ilginci, ayrılma acısını yaşayan bu kişilerin ikinci evliliklerindeki başarısızlığın, azalmak yerine arttığı gözlenmektedir.

Çözüm nasıl olur?

Birçok evlilik sorununda, tekrar denemelerden ümitsizliğe kapılınır. Kavga ve çatışmalar sıradanlaşmıştır. Suçlama, şüphe, güvenin kaybı, atışmalar, günlük hayatın bir parçası olmuştur. Bu tür vakalarda, değişiklik yapmaya yönelik çabalar çok güçtür ve yavaştır, ama en problemli çiftlerde bile, gayret gösterilirse büyük başarılar ve ödüller elde edilebilir.

Bunun için geçimsiz çiftlerin problemlerini incelemeleri ve başa çıkmak için gerekli değişiklikleri yapmaya istekli olmaları şarttır. Burada sabır çok önemlidir ve harekete geçmek için ilk adım karşıdakinden beklenmemelidir.

*İlk başta yıkıcı konuşma ve yıldırıcı davranışlardan vazgeçilmelidir. Kısa süre içinde, bazı çok basit taktikler, çok önemli değişiklikler getirebilir: “Ne berbat bir gün geçirdiğimi bir bilsen…” ile başlayan cümleler veya gazetelerin ardına saklanıp homurdanmak yerine “Anlat bakalım günün nasıl geçti?” diye tebessümle sohbet kapısı açmak, küçük bir değişikliktir ama bu, eşin üzerindeki tesiri derinleştirecek bir süreci başlatabilir. Geçimsiz çiftlerdeki tek ifade şekli saldırmak olduğu halde, uyumlu çiftlerde birçok olumlu ifade ve hareket tarzı vardır.

*Geçimsiz çiftler, iyi olmaya çalışırken bile cümlenin sonuna her şeyi mahveden bir ekleme yaparlar. “Maşallah iyi görünüyorsun, dünkü suratın neydi öyle?” veya “Yemek güzel olmuş, öncekilere hiç benzemiyor.” ya da “Bu kıyafet sana çok yakışmış, o perişan görünümden nihayet kurtuldun.”

Burada eklenenler doğru olsa bile, cümleleri bu şekilde bitirmekten vazgeçilmelidir. Birini kendi tarafımıza çekmek, eşin kendini iyi hissetmesini sağlamak istiyorsak olumlu ifadeler kullanmalıyız. Cümle, “yemek çok güzeldi”, “kıyafetin pek yakışmış” “iyi görünüyorsun” kısmında kesilmelidir. Olumsuz kısım, temeldeki söylenmek isteyene bir şey katmaz, tam tersine söylemek istediğimizin olumlu kısmını mahveder.

*Sohbet ederken mümkün olduğunca göz teması kurulmalı, eşten göz kaçırılmamalıdır. Yine bu sırada sakince durulmalı ve aynı pozisyonda (ayakta veya oturuyor) olunmalıdır. Konu dağıtılmamak, arada çok uzun süre suskun kalınmamalıdır.

*Problemli çiftler genelde dinlemeyi bilmezler. Eşlerinin ne cevap vereceklerini bildiklerine inandıklarından, eşinin ne söylediğini dinlemeye gerek görmezler; zaten duymak istedikleri şey, sadece kendi görüş açılarına uygun sözlerdir. Dinleyebilseler bile, bunu sabırsızlık içinde yaparlar. Değişim, gerçekten eşini dinlemek, onun karşısındakinin duymasını istediği şeyleri söylemesine izin vermektir.

*Geçimsiz çiftlerde söz kesmek çok sık yapılır. Sabırla dinlemek yerine, kendini haklı çıkarmak, karşısındakinin yanlışını düzeltmek için söz kesilir. Bundan vazgeçilmelidir.

*Suni görünse de çiftler bazı özel gün veya gecelerde birbirlerine olan ilgilerini vurgulamalıdırlar. Eşin morali bozuksa ona moral verilmelidir. Ona iltifat edilmeli, iyi tarafları gösterilmelidir. Eskiden başardığı şeyler hatırlatılmalıdır.

*Öfke kişinin görüş açısını daraltır ve karşısındakinde de aynı duyguları uyandırır. Bu yüzden öfke kontrol edilebildiği oranda, kişinin gerilimlerinden zarar görmesi de azalacaktır.

Boşanmanın neticeleri

Boşanma oranlan yükseldikçe en büyük zararı çocuklar görmekte ve anne veya babasız evlerde büyümektedirler. Sözgelimi İngiliz ailelerinin yüzde 20’si, anne ve çocuktan (nadiren baba ve çocuk) oluşuyor. Doğan her üç bebekten biri ise evlilik dışı dünyaya geliyor. Bu çocukların yarısı babasız büyüyor.

Her 10 Amerikan çocuğun 3’ünün anne babası ayrı yaşıyor. Siyah çocuklarda bu oran 10 kişide 6’ya yükseliyor.

Çocuğun böyle ailede büyümesi ise onun ruhi ve zihni gelişiminin olumsuz etkilenmesi demek.

*Birçok çift, boşandıktan sonra artık tecrübelendiklerini ve daha mutlu bir evlilik yapacaklarını düşünüyor. Hâlbuki gerçekler öyle değil. Yeniden evlenenlerin problemleri daha fazla. İlk evliliklerin % 37’si boşanma ile sonuçlanıyorsa, ikinci evlilikte bu oran % 59’u buluyor.

(İstatistikler en iyi eş seçiminin ilk evlilikte yapıldığını göstermektedir.)

*Akrabalık meselesi oldukça karmaşık bir hal alıyor. Çiftler, birbirlerinin önceki evliliğinden olan çocuklarla daha çok ilgilendiği fikrine varıp geçimsizliğe yol açabiliyorlar.

*İstatistiklere göre evli olanlar bekârlara nispetle ortalama beş yıl daha fazla yaşıyorlar. Çünkü evliler düzenli hayata sahip oldukları gibi, birbirine ihtimam gösteriyorlar.

Evlilikte geçimsizlik nasıl çözülür?

Kadın ve erkek, bir araya gelerek evliliği oluştururlar. Bu birlikte yaşamayla, evlilik öncesi “ben” ve “sen” yerine, “biz” yaşantısı ortaya çıkar. Bu yaşantının sürdürülebilmesi, kadınla erkeğin geldikleri aile yapısına ve gerekli iletişimi kurmalarına bağlıdır. Eşler arasında iletişim bozukluğu varsa aile düzeni alt üst olur, geçimsizlik meydana çıkar. Bu iletişim bozukluğunun temel sebebi, kadın ve erkeğin “biz” yaşantısını benimsememeleri, kültür ve kişilik farklılıkları gibi uyumsuzluklardan kaynaklanır. Geçimsizlik önce ailede bulunan fertlerin psikolojilerini olumsuz etkiler. Daha sonra çatışma, sürtüşme ve tartışmalara yol açar, en kötü ihtimalle ise boşanmayla sonlanır.

Sürekli geçimsizlik ortamında yetişmiş kadın ve erkeğin evliliklerinde de çoğunlukla aynı olumsuz, sağlıksız ortam söz konusu olacaktır. Yani geçimsiz ailelerin çocukları da böyle evliliklere aday demektir.

Kişiliklerde uyuşma

Geçmişte kazanılan kişilik ve huylar, evlilikte değişmeden kalırsa, “biz” hayat anlayışına uyum sağlamak güç olur. Bu durumda evlilik eşlerden birinin fedakârlığında bazen bir süre, bazen de sonuna kadar sürdürülür. Bu fedakârlığı, özellikle kadın gösterir.

Ruhsal uyumsuzluk kişilik yapısından kaynaklanır. Mizaçları, zekâ seviyeleri, kişilik özellikleri, karakterleri arasında büyük fark olan eşlerin anlaşmaları çok zordur. Üstelik kişilik yapısının bu farklarından kaynaklanan özelliklerin zamanla değişme ihtimali çok sınırlı, hatta imkânsızdır.

Sosyal uyumsuzluk, çoğunlukla eşlerin evlenmeden önce yaşadıkları çevrelerdeki kültür farklarından kaynaklanır. Kültür farkı iletişim için gerekli olan ortak duygu ve düşüncelerin oluşmasını da engeller.

Ailelerin etkisi

Eşler arasındaki çatışma ve tartışma giderek ailelerin diğer fertlerine de yayılır. Eşler arasındaki geçimsizliğe kadın ve erkeğin, anne veya babasının ya da hepsinin karışması, tam bir kargaşa ortamına sebep olur, problemler büsbütün çıkmaza girer. Karı-kocanın geçimsizliği aileler ve yakınları için bir saygınlık ve üstünlük mücadelesine dönüşür. Geçimsizlik, eşler arasındaki her türlü ilişkiyi olumsuz şekilde etkiler. Eşler arasındaki hissi bağ kopar. Sevgi, saygı ve güven azalır ve tartışmalar ortaya çıkar. Karşılıklı küçük düşürücü konuşmalar, suçlamalar yapılır. Gerginlik artar, ağız kavgaları, bağırıp çağırma, vurup kırma, hatta dayağın da eklenmesiyle karı-koca için hayat çekilmez olur.

Gece hayatına tesiri

Geçimsizlik, cinsel ilişkileri de olumsuz yönde etkiler. Cinsel uyumsuzluk ve doyumsuzluğun eşlerde meydana getirdiği gerginlik, geçimsizliğin artmasına yol açar. Böylece içinden çıkılmaz bir kısır döngüye girilir. Bitmez tükenmez tartışmalar ve kavgalar aile hayatını çekilmez, yaşanmaz duruma getirir. Tartışmalar evliliği korumak amacıyla yapılırsa, problemlere kolay ve müspet çözümler bulunabilir. Cinsel tatminsizlik cinsel ilişki sırasında erkeklerin hatalı davranışlarından kaynaklanır. Erkeğin anlayışsız, bilgisiz, kaba, hoyrat, tek yönlü doyum arayan davranışları, kendisinde erken boşalmadan başlayan çeşitli sorunların ortaya çıkmasına, eşinde de türlü cinsel problemlere yol açar. Kadınla erkeğin cinsel hayatını da içine alan mutluluğu, erkeğin kadına anlayışlı, hoşgörülü, yumuşak davranmasına ve beğenisini, ilgisini, sevgisini gösteren kelimeler kullanmasına bağlıdır.

Mutlu evliliğin temel prensibi

Bazı kişiler niçin kötü evlilik yaptıklarına hayıflanıp dururlar. Hâlbuki zamanı boş yere tüketeceklerine, hayatın kendileri ve eşleri için daha zevk verici, doyurucu olması yolunda harcamaları akıl kârıdır. Tüm aileyi mutlu eden olay ve durumları belirleyip bunları elden geldiğince çoğaltmalıdır. Her duygu gibi, mutluluğun da paylaşıldıkça, birlikte özen gösterdikçe gelişen bir duygu olduğu unutulmamalıdır. Mutlu evlilikte temel prensip eşlerin birbirlerinden ayrı mutluluk anlayışları yanında, birbirleriyle ortak olan mutluluk anlayışını da geliştirebilmeleridir. Evlilik içinde ortak çaba harcanmadıkça mutluluktan söz edilemez.

Kişiliğe saygı ve sevgi bir arada

Eşe duyulan ilgi ve sevgi, söz ve hareketlerle belli edilmelidir. Sevgi ve saygının en iyi anlatımı içten ilgi göstermektir. Bir kişi eşinin duygu ve düşüncelerine ne kadar ilgi gösterirse, ona insan olarak ne kadar değer verdiğini ispatlamış olur. Sevmek ve sevilmek, tüm insanlarda temel bir ihtiyaçtır.

Karı veya kocanın hatalı bir davranışını eleştirirken kişiliği hedef alınmamalıdır. Eşin dış görünüşü, giyimi ve davranışları başkalarıyla kıyaslanıp olumsuz bulunan yönlerinin suçlayıcı biçimde ortaya konması, hiç hoş değildir. Özellikle başkalarının yanında eleştirmekten ve onu küçük düşürmekten kesinlikle kaçınmalıdır. Tersine başkalarının yanında eşe destek olunmalı, onun iyi yönleri belirtilerek övülmelidir.

Tartışmalar ne zaman başlar?

Aile içinde sürtüşme ve tartışmalar, çoğunlukla erkeğin eve döndüğü akşam saatlerindeki konuşmalar sırasında ortaya çıkar. Eşler günlük çalışmanın yorgunluğu içinde olduklarından, kolayca kızıp öfkelenmek ve karşı saldırıya geçmek eğilimini taşırlar. Hele eşlerin her ikisi de çalışıyorsa eve dönüş saati gerilimin en yoğun olduğu zamandır.

Akşamları kızgınlaşan eşler, muhakkak bunun sebeplerini araştırmalıdır. Bunu yaparken elden geldiğince objektif olmalı, peşin hükümlerden kaçınmalıdır. Başkalarından veya başka sebeplerden kaynaklanan öfke ve küskünlükler, eşe aktarılmamalıdır. Kızgınlık, kırgınlık, endişe gibi olumsuz duyguları içine atıp biriktirmemelidir. Tartışmanın insan yapısı için faydalı fonksiyonu olduğu unutulmamalıdır. Bütün duygu ve düşünceler eşle paylaşılmalıdır. Eğer bir şeye sıkılıp üzülmüşsek ve bunu eşimizi üzmemek için ondan saklıyorsak, bunu sezmesi, onu daha çok endişelendirip üzecektir.

Geçmişe değil geleceğe yönelmeli

Eşle ilişkileri; geçmişe dönük pişmanlıklar, suçlamalar ve kırgınlıklar üzerinde değil, geleceğe yönelik ortak hedefler, ümitler ve beklentiler üzerinde kurmaya gayret etmelidir. Duygu ve düşünce alışverişi bu yönde yoğunlaştırılmalıdır. Bunu yaparken, mutluluğun çoğu zaman ileriye dönük beklentilerden kaynaklandığı unutulmamalıdır.

Patlama noktasına gelmeden konuşmalı

Görünen o ki, çiftler tartışmayı şekil olarak bilmemektedir. Bunun sonucunda da evliliklerin bir kısmı boşanma ile sonuçlanmaktadır. Aslında zaman zaman çiftlerin tartışmaya da ihtiyaçları vardır. Problem çıkmasın diye, bütün problemler hasıraltı edilirse, adeta dondurulursa bir gün üst üste yığılan problemler ağır sıkıntılara yol açabilir. İsteklerini devamlı bastıran kişi, bir süre sonra bu baskılara dayanamaz hale gelir. Daha sonra ise bu istekler bir buhar kazanı gibi patlar. Bu patlama noktasına geldikten sonra oluşan hasar çok daha büyük olur.

Eğer bütün problemler zamanında konuşularak çözüm aranırsa, bu noktaya gelmeden çözümlenmiş, en azından daha hafif hasarla atlatılmış olur.

Yorum bırakın