Ana sayfa - Son Sayı - Futbolun Mantalitesini Anlamak / Ahmet Karslıoğlu

Futbolun Mantalitesini Anlamak / Ahmet Karslıoğlu

Futbolda mantalite isimli kitabınız var. Neler anlattınız bu kitapta, ana başlıklarıyla söyler misiniz?
Sorunuzun cevabına geçmeden önce bu kitabı yazmaya neden ihtiyaç duyduğumu anlatmak isterim.
Bu çalışma için uzun yıllar öncesinde A Milli Futbol takımımızın, seri yenilgileri sonrasında, gazetecilerle yüz yüze yapılan bir söyleşide eleştirilen teknik yetkili Sayın Özkan SÜMER’in (1981) unutamadığım bir cevabından hareketle yola çıkılmış ve futbolda toplumsal ihmalimize ışık olması dileği ile hazırlanmıştır. Özkan SÜMER hocamız bu durumdan şöyle şikâyetçi olmuştu: “Arkadaşlar bırakın taktiği, tekniği, beslenmeyi, motivasyonu, kondisyonu. Ben futbolcularıma, halen topa nasıl vuracaklarını öğretiyorum, siz bana nelerin hesabını soruyorsunuz.”
Yazma isteğimi kamçılayan bir başka gerekçem Türk Futbolu için yapılan bir tanımlamadır. Dünya yıldızı bir futbolcu geçmişte şöyle demişti. “Aslında Türk Futbolunda her şeyden biraz var. Ama hiçbir şeyden tam yok.” Gördüğüm kadarı ile konusu futbol olan kitaplarda, futbolun tamamı üzerine, futbolun içindeki tüm unsurlara yer veren bir çalışmaya rastlamadım. Bu tespitim, futbolun her kademesinde yer alan birisi olarak yazma cesaretimi artırdı. 1965 yılından beri içinde yer aldığım futbolla ilgili gördüklerimi, yaşadıklarımı, bilgi birikimimi ve tecrübelerimi aktarmak istedim. Bu kitabın her yaşta ve her eğitim düzeyindeki insanlarımız için anlaşılır olmasına da dikkat ettim. Akademik terim ve söylemlerden özellikle kaçındım. Futbolun büyüleyici ortamını ilkokul çağlarında fark eden çocuklarımız sıkılmadan okusun diye bu yolu seçtim. Her anne ve babanın, her spor adamının, her öğrencinin, her sporcunun ve her kademedeki yöneticinin bu çalışmada yeni bilgiler bulacağına inancım tamdır. Futbola emek verenlerin, yetkililerin, sorumlu olanların, yapmaları gerekenleri tam zamanında yapmaları maksadı ile birikimlerimi, futbolun yaşadığım sıcak atmosferi içinden ve o sıcaklığı tanımlayarak aktarmak istedim. Futbol hakkında yazanların birçoğu, futbolun içinde yer almış ancak bir iki görevle sınırlı kalmış kişilerdi. Ben, futbolcu, antrenör, hakem ve il gözlemcisi olarak oyun alanında yer alırken, kulüp başkanı, yönetici, tertip kurulu başkanı, disiplin kurulu üyesi, İl Spor Güvenlik Kurulu üyeliği, İl Gözlemci Kurulu başkanı ve klasman gözlemcisi olarak da oyun alanı dışında idari görevlerde bulundum. 29 yılı aşkın bir süre, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde spor şube müdürlüğü yapan biri olarak futbol üzerine yazmaya hakkım olduğuna inandım ve yazdım.
Sorunuzun cevabına gelince: Bu çalışmada futbolun başında, içinde ve sonunda ne varsa onları anlattım. Hatta olması gerekenlere de yer verdim. Kapsamlı bir çalışma oldu. Sorunuza cevaben sadece önemli bulduğum ana başlılıkları vermek istiyorum.
Futbolun Uluslararası Kuruluşları, TFF’nin Kuruluş ve Görevleri, Dünya’da ve Türkiye’de Futbolun Kısa tarihçesi, İnsanları Spor Yapmaya İten Nedenler, Spor Ahlâk İlişkisi, Yönetim Hususunda Antrenör Mantalitesi, Futbolun Evrensellik Mantalitesi, Sporda Beslenme ve Önemli Bilgiler, Sporda Solunum (Nefes Alıp Verme) Kas, Kalp ve Kan İlişkisi, Futbolcuların Takıma Karşı Sorumlulukları, Taraftar Sorumluluğu, Yöneticilerin Futbolcuları ile İletişiminde Mantalite, Futbolda ve Futbolcuda İnanç, İnançlara Yaklaşım Mantalitesi, Futbolcuların Cinsel Bakımdan Sosyal Hayatı, Futbol Tekniğini Öğretme ve Öğrenme esasları, Antrenman Planlaması İçin Öneriler, Futbol Oyun Kuralları ve Oyun Kurallarının mantalitesi, Futbolda Hedef Belirlemenin Mantalitesi, Futbol Oyunu İçinde Mantalite, Antrenörlük Felsefesi, Hakem Hataları, Hakemlerin Kural Hataları, Oyun Alanında ve Oyun İçinde Futbolculardan Beklentiler, Futbolda Başarı ve Başarıda Mantalite, Yarışma ve Yarışmaya Hazırlık Mantalitesi, Futbolda Teknik Yetkililerin Oyun İçin Anlayışları. (Taktikler. Sistemler) Yabancı Futbolcuların Türk Futbolundaki Yeri, Futbolda Psikolojik Şiddet ve Baskı, Futbolda Doping, Futbol Müsabaka ve Disiplin Talimatı İçin Önemli Bilgiler, Futbolun Türevleri (Versiyonları) Kadınlar Futbol, Ampute Futbol, Engelliler Futbol gibi. Futbolda Kullanılan ve bu kitapta yer alan, karşılığının Türkçe olarak bilinmesine ihtiyaç duyulan kelimeler Terimler ve Deyimler sözlüğü kitabımızın sonunda yer almaktadır.
Bir bütünü ve sorunlarını anlayıp onunla ilgili mantaliteye ulaşmak için, o bütünü her yönü ile tanımak lazım diye yukarıdaki konulara değinmenin şart olduğunu bilerek yazdım.
Yönetim hususunda antrenör mantalitesi nedir?
Sporu ve sporcuları, takımı ve yönetim kurulunu, tribünü ve taraftarı kontrol etmek, onlardan üst düzeyde yarar sağlamak ve hatta taraftarlarla birlikte bir başarıyı sağlamak önce inancı, samimiyeti, fedakârlığı, işin uzmanları ile çalışmayı veya uzmanlardan yardım almayı gerektirir. Yani parçalardan ibaret olan bir bütünü, amacımıza uygun olarak yönetmek hiç de kolay değildir. Sabır ister, zekâ ister, bilgi birikimi ister, irade ister, sadakat ister, araştırmak ve iyi gözlem ister. İşte bütün bunlara yönetim veya spor yönetimi diyoruz. Ama özellikle buradaki kastım şudur. Takımın teknik yetkililer tarafından yönetimi. Spor yönetimi, bir antrenör olarak takımınızı belirlenen hedefe başarıyla ulaştırdığınız süreçtir. Sizin antrenör olarak sorumluluğunuz gerekli insan ve malzeme kaynaklarını temin etmek ve bu kaynakları takım hedefine ulaşmak için etkili olarak kullanmayı içerir. Bu kaynaklardan biri de antrenör olarak sizsiniz. Bunu asla unutmayın. Herhangi bir kurumu yönetmek bile ortalama olarak beş ana işlevi içerir. Bunlar: 1. Planlama 2. Organize etme 3. Görevlendirme 4. Yönetme 5. Kontrol.
Planlama: Bu planlamayı antrenör olarak siz yapacaksınız. Metotlarını siz belirleyeceksiniz. Organize etme: Bir yönetici olarak oyuncular arasında takım yapısını oluşturmak sizin sorumluluğunuzdadır. Görevlendirme: Seçip görevlendirdiğiniz insanlar, sizi hedefe ulaştıracak insanlar olmalılar. Seçtikleriniz hem bunu yapabilecekler ve hem de diğer insanlarla birlikte bir amaca yönelik olarak çalışabilenler olmalılar. Yönetme: İyi yönetim, yerinde kararlar vermekle olur. Takıma başarıyı getirecek olan şey, takımı hedefe ulaştıracak olan herkese rehberlik edebilmektir. Yardımcılarına ve sporcularına istediğini yaptırabilmektir. Kontrol: Planlar sık sık kontrol edilmeli ve başarılanlar belirlenmelidir. Değişen durum ve sonuçlara göre planlar irdelenerek düzeltmeler yapılabilmelidir. Yukarıda özet olarak verdiklerime pratik olarak biraz daha değinmek isterim. Bunun için de yönetimden özellikle de takım yönetiminden bahsetmek istiyorum.
Takım Yönetimi
Zamanımızın antrenörleri haklı olarak, gerçek anlamda görevlerini yapabilmek için yönetim sorumluluğu üstlenmek istemezler. Ya da yönetimle ilgili sorumluluklarının az olmasını isterler. Haklıdırlar. Çünkü yönetimle ilgili sorunların bir parçası olmak, doğrudan doğruya antrenörün hedef olmasına yol açar. Antrenör, ayrıca asıl görevini ihmal edebilir. Antrenör sorumluluğu bu bakımdan mali, idari, sosyal, ticari, psikolojik bakımdan olmak üzere birçok alanı kapsar. Kendisi istemese de kapsar. Bir basit spor kulübünde 8-10 kişi ile uğraşıyorsanız belki bu durum sorun olmayabilir. Yük azdır ve sorumluluklar size bırakılmıştır. Onlarla baş edebilirsiniz. Ama çok aktif ve sayıca kalabalık bir spor kulübünde durum farklıdır. Çağdaş bir yönetim yapılanması tesis edilememiş ise çekeceğiniz var. Ancak böylesi bir kulüpte görev dağılımı iyi yapılmış ise sorun olmaz, çünkü görevler, yetkiler ve sınırlar bellidir. Bir spor kulübünde basit de olsa sezon öncesi yönetimin, sezon ortası yönetimin, sezon sonrası yönetimin planlanmasına ihtiyaç vardır. Takım yönetiminde bu planlamanın yapılmış ve sorumluların biliniyor olması gerekir. İyi yönetilmeyen bir bölümde sorunun kiminle ve nasıl çözüleceğinin bilinmesi işleri kolaylaştırır. Mesela bir antrenör, daha sezonun en başında antrenörlük hedeflerini belirlemiş olmalıdır, ne tür bir antrenörlük tarzı uygulayacaktır. Bunu biliyor olmalıdır. Sezonun eğitim ve öğretim planını hazırlamış olmalıdır. Personel seçimini kendisi yapmalı ve isimleri titizlikle belirlemiş olmalıdır. Destek personelini de donanımlı ve başarıya aç olanlardan seçmelidir. Bir antrenör olarak kendisinden başlayan haberleşme zinciri, tüm ilgililere aksamadan ve hızlı ulaşabilmelidir. Kendisinin belirlediği kurallara herkesin sadakatini temin etmelidir. Bir başka söyleyişle, tüm oyunculara birlikte düşünmeyi ve birlikte oynama alışkanlığını vermeyi atlamamalıdır. Şunu unutmamak gerekir, antrenörlük bir hizmet mesleğidir. Her antrenör başkalarına hizmet edebilmek için önce kendine hizmet etmelidir. Yani fiziksel ve zihinsel bakımdan önce kendisi iyi olmalıdır. Futbolda başarının sadece galibiyet veya mağlubiyetten geçtiği var sayılırsa, bu durumda stres kaçınılmazdır. Stres hem sporcularda hem teknik yetkililerde hem yöneticilerde ve hatta tüm taraftarlarda görülebilir. Burada stresin sebebi, hemen başarılı olma beklentisidir. Bu beklenti herkesin üzerinde baskı yaratır. Hele hele antrenörler bu baskıyı sıkça yaşarlar. Onun için antrenörler kendi streslerini de iyi yönetebilmelidirler. Tecrübeli bir antrenör günlük olarak yaptıklarına bakarak stresin dozunu görebilir. Sözü dinleniyor ise sorun yoktur. Saygı görüyor ise sorun yoktur. Sakin olup olmadığına, iyi uyuyup uyuyamadığına bakarak bile stresi tanımlayabilir.
Benim burada teknik yetkililere özel uyarılarım şunlar olacaktır. Plan yapmak için kendinize zaman ayırın. Yakın ve uzak hedefleri belirleyin ve birbirinden ayırın. Hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını görün ve işaretleyin. Hedefi yüksek tutun. “Olmazlarınız olsun ve bunu herkes bilsin.” Bazı işleri sizin adınıza yürütecekleri yetiştirin. Zamanı siz kontrol edin. Not alın, birilerine sınır koyun. Duyarlılığı olanlarla çalışın. İşinize dair önceliklerinizi belirleyin, aşırı yüklendiğinizde frene basmayı bilin. Özellikle kendinize de başkalarına da zaman ayırın. Takım iyi yönetilirse, futbolcular da takım oyunu oynayabilir.
Futbolun evrensellik mantalitesi nedir?
Futbol, topla topluca oyundur. Bu benim kendi tanımımdır. Futbolcular, futbolu yönetenler, seyredenler, taraflar bu gerçeği bilerek içinde yer almalıdırlar. Yoğun ilgi ve bu kadar yaygın oluşu futbolun kurallarından, kolektifliğinden, üretkenliğinden, topun özelliğinden, ayak ile oynanıyor olmasından, her yaşta yapılabiliyor olmasından veya her yaştaki insan tarafından, üzerinde konuşulabilecek, söylenebilecek sözlerinin olmasından kaynaklanıyor. Her ülkenin kurallara katkısı olduğu gibi, her ülke aynı zamanda uluslararası teşkilatlara da üyedir. Futbol, tüm dünya insanları ve devletleri tarafından öyle benimsenmiştir ki, kimsenin onu sahiplenmesine izin verilmemiştir. Dünyanın ortak sporudur. İnsanların ve insanlığın, iş adamlarının, akademisyenlerin, siyasetçilerin, sanatçıların, bürokrasinin futbola kayıtsız kalması günümüzde mümkün değildir, gelecekte de kayıtsız kalamayacaklardır. Artık futbolun bence ortak bir dili vardır. En geçerli uluslararası dil spor mu, diye önce kendime soruyorum ve aldığım cevap, evet oluyor. Dünya, sporun evrensel gücü ile 12 Nisan 1871’de tanışmıştır. Literatüre “Ping-Pong” diplomasisi olarak geçen o müsabakadan sonra, Çin, ABD ve dolayısı ile batı ile bir masa tenisi maçı aracılığı ile diplomatik ilişkilerini başlatabilmiştir. Birleşmiş Milletler Topluluğu Eski Genel Sekreteri Kofi Annan bir konuşmasında “Spor küresel bir dildir. Spor kültürü, toplumsal olgu ve dinî duyguları da içeren kapsamlı bir köprüdür.” diyerek sporun evrenselliğine vurgu yapmıştı. Futbol karşılaşmaları bir milleti, bir devleti diğerinden ayıran farklar ne kadar büyük olursa olsun, eşit şartlarda karşılaşma imkânı verebilen bir alan haline de gelmiştir. Bir başka söyleyişle futboldaki başarının, büyüklüğün, mesela ülke nüfusu ile ilgisi yoktur. En başında bunu söylemeliyim. Dünyada futbolun büyüklerinden birisi Uruguay’dır. Nüfusu yaklaşık 4 milyondur. Dünya şampiyonluğu bulunan Hollanda’nın nüfusu 11 milyondur. Görülebileceği gibi 300 milyon nüfuslu ülkelerin daha Dünya Şampiyonluğu yoktur. Futbol artık diplomatik bir araç olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Sadece Birleşmiş Milletler Örgütü değil diğer bütün örgütler, sporu özellikle de futbolu kendi organizasyonları için önemli bir kaynak ve iletişim kurma kanalı olarak görmüşlerdir.
Geçmişten bir örnek vermem gerekiyor. Asıl adı Edison Arantes Do Nascineto olan Pele, 1967 yılında Santos takımı ile Nijerya’ya gitmişti. Sadece Pele’yi görmek için ülkedeki iç savaşa ara verilmiştir. Bir başka örnek Fildişi Sahili futbolcu Didier Drogba (2013 yılında Galatasaray’da yer almıştır.) Dünya yıldızı bu futbolcu 2005 yılında ülkesinde süren iç savaşın durması için bir milli maç sonrası takım arkadaşları ile birlikte soyunma odasında dans ederek savaşan taraflara bir mesaj göndermişler ve bu mesaj sonrası bir araya gelen savaşan taraflar iç savaşa son vermişlerdir. Futbol diplomatik dil olmuştur. Futbolun ve medyanın doğru kullanıldığında daha birçok gücünü görmek mümkündür. Pele ile ilgili bir başka bilgiyi de paylaşmak isterim. Tarihte ilk defa bir futbolcu yani Pele “milli hazine varlığı” ilan edilmiş ve yurt dışına transferi yasaklanmıştır. Başka bir örnek: Kısa adı UNICEF olan Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu, devletler düzeyinde kuramadığı ilişkileri, popüler sporcular aracılığı ile kurma yolunu denemiş ve bu gibi sporculardan hep yararlanmıştır. Yararlanmaya devam etmektedir. Futbol ve genel anlamı ile de spor dünya barışına, kültürüne, sağlığına, eğitimine hizmette kullanılmıştır. Futbol günümüzde diplomatik bir dil olmuştur. Futbol sadece futbol değildir. Matematik, edebiyat, tiyatro, sanat ve sabırdır. Futbol sayesinde oluşan hava, yıllardır soğuk bakışlarla birbirini tehdit eden politikacıların değişmelerine yol açmıştır. Futbol, sportif özellikleri yanında sosyalleştikçe, ticarileştikçe, görselleştikçe, değerlerin dışa vurumu anlamı taşıdıkça, evrensel olmaması kaçınılmazdı ve öyle de oldu. (Açıkça olmasa bile siyasiler veya siyasi beklentisi olanlar dâhil, dünyada ilgilenmeyen kalmadı gibi.) Görüldüğü gibi futbol artık hobi değil ciddi bir iştir. 22 kişinin 90 dakika oynadığı bir spor olmaktan çok daha fazlasıdır. Bir milyardan fazla insanın aynı anda yayınlar yolu ile izlediği maçlar, artık sadece spor olmaktan çıkmış ve başka başka anlamlara da gelmekte ve hizmet etmektedir. Toplumsal, idari, siyasi, ticari vb. Futbol sadece futbol değildir. Yukarıda bahse konu olan mantaliteyi sürdürebilmek için araştırma, geliştirme, tartışma, bilimsel deneyler ve testler hep yapılmalıdır. Yeniliğe ve çağa açıklık temel ilke ilan edilmeli. Paylaşım denen iş birliği her anlamda sağlanmalı. Her zaman akademik verilere itibar etmek, bunları kullanmak, sonuçlardan ders almak, mantalitenin temelinde yer alır. Sporda her şeyi her zaman iyi yapmak imkânsızdır. Bu da bir mantalitedir ve bilimseldir de. Bu özet içerisinden sadece yenilik ile ilgili olanı açmak gerekirse; önce yeni olan her şeyi, ilgili olan her şeyi arayacak ve bulacak, irdeleyip, inceleyip kendinize tatbik edip, sonuçlarını test edecek bir karara varacaksınız. İşe yarayıp yaramadığını görecek ve kullanacaksınız. Gelecek buradadır. Yılmayın! “Başkasının başarısını kutlayabilenler, bir gün mutlaka başarılı olurlar.”
Oyun kurallarının mantalitesi nedir?
Bir bütün olarak futbol: 1- Oyun alanı. 2- Top. 3- Oyuncular. 4- Oyuncuların giysi ve gereçleri. 5- Hakem. 6- Diğer hakemler. 7- Oyunun süresi. 8- Oyunun başlaması ve tekrar başlaması. 9- Topun oyunda ve oyun dışı olması. 10-Bir maçın sonucunu belirleme. 11- Ofsayt. 12- Fauller ve fena hareketler. 13- Serbest vuruşlar. 14- Penaltı vuruşu. 15- Taç atışı. 16- Kale vuruşu. 17- Köşe vuruşu gibi kurallardan oluşur.
Her futbolcu kadar bu camianın içinde yer alan herkes, bu kuralların içeriğini zaman içinde ve gerektiği kadar öğrenmelidir. Günler ve yıllar içinde bu kuralları öğrenmenin futbol konuşmaya yetmediğini görüp, gerekçelerinin de bilinmesine ihtiyaç vardır. Sonuç olarak, bu kurallara yorumunu katamayanların, bu alanda profesyonelleşmesi de mümkün değildir. Bu sebeple bazı bilgilerin kurallardan önce verilmesine veya öğrenilmesine ihtiyaç vardır.
Oyun Kurallarının Mantalitesi
Futbolda kuralların merkezinde Fair-Play ruhu yer alır. Bunların ihlalinde de ihtar ve ihraç gibi yaptırımlar vardır. Herkes bunu bilerek oyun alanında yer almalıdır. Yani kurallara göre oyun oynanır. Rakibe ve kurala saygı gerekir. Oyun alanında rakibi, hakemi, seyredenleri memnun etmeyen davranışlar yapılmamalıdır. İyi oyun esas olup kötü oyun yasaktır. Aşağı yukarı bütün spor branşlarında eller ve kollar kullanılırken, tam tersi futbolda ellerin ve kolların kullanımı yasaktır. Eller ve kollar aynı zamanda kendimizi ifade etmede bir araç olarak kullanılır. Hatta öyleleri vardır ki ellerini ve kollarını kullanamazsa konuşamaz. Sadece yürürken ve farkında olmadan kullandığımız ayaklarımızı bir oyunda araç olarak kullanmak futbolun cazip taraflarından birisidir. Futbolcuların normal hayatlarında ağız ve ellerini kullanırken maçlarda elleri yerine sadece ayaklarını kullanmak zorunda olmaları kendilerini ifadede zorluk getirmektedir. Dolayısı ile bazen saldırgan ve sabırsız olmaları biraz da bundandır. Bunu böyle kabullenmek gerekir. Yerel olsun genel olsun her oyunun kuralları vardır. Var olan kurallara uyulmaması bir yaptırımı gerektirir. Futbolda eller ve kollar hariç vücudunuzun tamamını kullanabilirsiniz. Bu, futbolu diğer sporların önüne geçiren özelliğidir. İşin içine niyet, zamanlama, yer, yön gibi diğer unsurlar da girince, futbol daha da karmaşık bir hâl alır. Futbol aynı anda rakip 11 kişi ile karşılıklı oynanır. Salon futbolu, kumsallarda, halı sahalarda ve özel turnuvalarda sayısal farklılıklar olabilir. Tüm dünyada kabul gören ideal rakam budur. Üç değişiklik yapılır. Tüm otoriteler bu sayıları yeterli bulmaktadır. Çizgiler, diğer alan ölçüleri kale ve onlara ait ölçüler üzerinde tüm otoriteler hem fikirdir ve ileride istenirse elbette değiştirilebilir. Bu da oyunun, futbolun çağdaşlığını sağlar. Düşünebiliyor musunuz, oyun alanı, oyuncuların topu alıp gittiği her yer olsa idi, seyredenlere bilet satabilir miydiniz? Gelir nereden elde edilecek. Benzeri sebeplerle futbol, sınırlı bir oyun alanında oynanmak zorundadır. Oyun kurallarının bir başka mantalitesi de değiştirilebiliyor olması, oyun anlayışının değişmesine bağlı olarak yeni kurallara açık olmasıdır. Daha çok paslaşmayı sağlayan, daha çok şut ve gol olmasına yol açan, topla sert oynamaya imkân veren, hızlı oyunun önünü açan, estetiği ve teknik üstünlüğün öne çıkmasına imkân veren yapılanmaya fırsat verilmesidir. Futbolcuların bilimsel gelişmeler ve yapılan çalışmalarla kas güçleri arttıkça, kasların ikili mücadelede kullanımına da izin verilir oldu. Oyun kuralları bakımından futbolun çağdaş mantalitesi budur. Yeni kurallar, yeni tartışmalar ve yeni heyecanlar getirir. Üzerine konuşulmaya devam edilirse, futbol da gündemde kalarak hayat bulur. Binlerce alaylı ve akademisyenin kurallar üzerinde yoğun çalışmasına rağmen, mevcut kurallar üzerinde tartışmalar olacak ve devam edecektir. Çünkü dünya değişiyor ve insanlar değişiklik bekliyor. Bu da futbolda bir mantalitedir. Onu çağdaş kılan, onu hayatımızın odak noktasına yerleştiren özelliği budur. Tüm ülkelerin geçmişte futbola katkısı oldu, bugün de katkıları var ve gelecekte de bu katkı devam edecektir. Futbol denen oyunun kuralları olmasa, bu oyun sağlıklı olarak sonuçlanabilir miydi?
Seyredenlerin iletişim mantalitesi nedir?
Sporu ve seyrini seven kimselere seyirci diyoruz. Futbolun seyircisi söz konusu olduğunda şunları ilave edebiliriz. Onlar, futbolun kurallarında az da olsa bilenlerdir. Taraflısı ve tarafsızı vardır. Agresif tavırlı olanlar yanında, sessizce izlemeyi seçenler de vardır. Genellikle onlar futbol izlemeye gelmişlerdir. Objektif olabilirler. Taraftar ise, her şeye rağmen tuttuğu takımı destekleyen sporseverdir. Tek kelime ile takımlarının kazanmasını isteyenlerdir. Futbol kulüpleri, yöneticiler ve futbolcular, güçlerini taraftarlarından alırlar. Futbolun içinde var olan şiddet olaylarının çoğunluğu taraftarlarca çıkarılır. Ahlâka da işte bu sebeple ihtiyaç duyulur. Spor tarihimizde ilk tezahürat (sözlü ve tempolu bağırtılar) ve rakibe tepki, 1923 Yılında Fenerbahçe’nin İngiliz İşgal Kuvvetleri futbol takımını 2-1 yenmesi üzerine “Yaşa Fenerbahçe! Yine Türk’ün yüzünü güldürdün.” diye yapılmıştır. Taraftarın tezahürat ahlâkı pozitif olmalıdır. İnsan onur ve şahsiyetine yakışan, hakaret içermeyen, rakibi aşağılamayan sözlerle olmalıdır. Taraftarların eylemleri hiçbir kimseyi incitmediği gibi, çevreye zarar da vermemelidir. Suç ve cezayı gerektirmemelidir. Yani kavgaya, saldırıya, bıçaklamalara, ölümlere sebebiyet vermemelidir. Fanatizme izin verilmemelidir. Cezalar ağır olmalıdır. Kaynayan kazan devrilip futbolun ocağını söndürmemelidir. Benim burada taraftarlara uyarım, futbol sadece futbol değildir. Takım sevginiz bağımlılık yaratmasın. Taraftar tanımlamasının içinde yöneticiler ve görevliler de yer alır. Bazen ahlâkî olmayan çıkışları bunlar da yapabilirler. Ya da bunların dikkatsizce söyledikleri, istenmeyen olayları tetikleyebilir.
Sizce Türk futbolcusunda eksik olanlar nelerdir? Bunların giderilmesi için neler yapılmalı?
Bazı eksik olan yanlarımızı Türk antrenörlerine sunarak antrenmanlarda aşağıdakilere öncelik vermelerini rica ediyorum.
1-Kademe anlayışı ve görev dağılımını iyi yapamıyoruz. 2-Duran toplara karşı savunmamız iyi değil. 3-Adam paylaşımını iyi yapamıyoruz. 4-Önsezimiz de iyi değil. 5-İkili mücadeleyi kolay kaybediyoruz, kaybedince arkasından bakıyoruz ya da hakeme söyleniyoruz. Yani ikili mücadeleyi bilmiyoruz. Bunu öğretmeliyiz. 6-Rakipten top kapmayı, kazanmayı beceremiyoruz. Antrenörler bunu da öğretmeliler. 7-Topa müdahale zamanını öğretmeliyiz. Özellikle orta alan oyuncuları rakipten top çalmayı öğrenmeliler. Orta alanda üstünlüğü elde edemeyen takımlar genellikle başarılı da olamazlar. 8-Tek pas, üst üste birkaç pas yapamıyoruz. 9-Topu uzun süre takım olarak tarafımızda tutamıyoruz. 10-Psikolojik üstünlüğü ele geçiremiyoruz. 11-Müsabaka içinde bireysel olarak inisiyatif öncelik, sorumluluk kullanmayı beceremiyor veya inisiyatifi yanlış yerde kullanıyoruz. Güven eksiği söz konusudur. Futbolculara özgüven kazandırmalıyız. 12-Rakibe, doğru markaj tutma, geçme engelleme yapamıyoruz. Ya da gereksiz yere A-faul yapıyoruz. A-faul benim tanımımdır. Amaçsız, aceleyle, akılsızca ve acemice. 13-İkili mücadelede haklarımızı, yani kuralların verdiği yetkileri bilmiyoruz. Daha birçoğunu sayabiliriz.
Bence görselliğe dayalı ve uygulamalı teorik eğitim verilmelidir. Maçların sonucunu etkileyebilen, koordinasyon ve ritim üstünlüğü olan futbolculara özendiğimiz oluyor. O yapabiliyor ise ben de yaparım zannediyoruz. Bu özenti hatalara yol açıyor. Hatalar takımı olumsuz yönde etkiliyor. Bana kalsa herkes haddini bilerek oynamalıdır derim. Antrenörler de becerilerine uygun oynamayan bu gibi oyunculara sınırlama getirmelidir. Futbol sadece şov değildir. Tek kişi ile de oynanmıyor. Hakemlerle veya rakiplerle yersiz, gereksiz ve sert diyaloga giriyoruz. Siz rakibinize müdahalenizi yaptınız, hakem lehinize veya aleyhinize kararını verdi, dönüp gidiniz. Mesela, rakibinizi yerden kaldırmak adına başlattığınız girişim centilmenlik sınırlarında olmalı. Başlatılan ikili mücadelede dengesi bozulan rakibimize oyun dışı davranmadığımızı göstermek adına ellerimizi yukarı kaldırıp “Ben bir şey yapmadım.” anlamında bir beden dili kullanıyoruz. Bu dilin anlamı suçluluktur. Ama daha çok suçluluk korkusu yaşıyoruz. Maçı hakem yönetir. Maç hakemin çaldığı düdükle başlar ve ancak çalınan düdükle durur. Siz oyununuza bakın. Futbolcular oyun içinde sonuç için çaba harcamalıdırlar. Oyun içinde neticeye ulaşan hareket ve davranışlarda bulunmalıdırlar. Kendisine veya tribüne zevk veren, göze hoş gelen, ama işe yaramayan fantezilerle uğraşılmamalıdır. Yetkililer buna asla izin vermemelidirler. Kişisel beceriler, takıma ve sonuca yarar sağlayacak ise, bunları sergileyelim. Değil ise, asla denemeyelim. Çünkü futbol, aynı zamanda bir sonuç oyunudur. Karşılaşmayı iyi bir sonuçla bitirmemiz bizden beklenmektedir. Gazozuna oynarken, oyun içinde istediğinizi yapabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.