Ana sayfa - Manşet - Futbolda Şiddetin Analizi: Şiddetin Sorumlusu Futbol mu? / Doç.Dr. Mert Kerem Zelyurt

Futbolda Şiddetin Analizi: Şiddetin Sorumlusu Futbol mu? / Doç.Dr. Mert Kerem Zelyurt

Şiddet dünyanın en önemli sorunlarından biri… Futbolda şiddetin sebepleri nelerdir?
Evet, şiddeti konuşmaya öncelikle spordan değil, dünya meselelerinden başlamak lazım. Toplumlarda ve her düzeyde öylesine yaygınlaşmış ki… Şiddet toplumsal bir olgudur. Farklı biçimlerde meydana çıkıyor. Toplumların kendi içlerinde yaygın bir sorun olduğu gibi, toplumlararası ilişkilerde de çoğu zaman bir çözüm aracı olarak gündeme geliyor. Dünyada yakın dönemdeki politik ve sosyal olaylara bir bakınca ilk etapta küresel batılı güçlerin doğu toplumlarına ve ezilen dünyaya yaptığı kötülükleri ve oyunları göreceksiniz. Irak, Afganistan vs. bugün içinde bulunduğumuz Ortadoğu’da milyonlarca insan öldürülüyor, kitlesel kıyımların yanı sıra açlık, yoksulluk ve göç olgusu ardından geliyor. ABD’nin dünya egemenliği çerçevesinde ve kendi çıkarları doğrultusunda çatışma ve şiddet meşrulaşıyor. Satranç tahtasında oyun kurucu; çatıştırıyor ve sahnenin gerisinde izliyor, şiddeti üretip arka planda denetliyor. Şimdilerde İran’a uyguladığı ambargo… Şiddet değil midir? Şiddet olgusunu analiz ederken tümden gelim yoluyla, genelden özele gitmek gerekiyor. Şiddet toplumlararası ilişkilerden en mikro seviyelere kadar yaygınlaşmış bir sosyal gerçeklik. Dünyada şiddet üreten güncel uluslararası sorunlara kuramsal açıdan doğu-batı çatışması (Batının denetimi, sömürüsü) perspektifiyle bakmak lazım. Asıl konumuza girmeden önce dünyada meydana gelen makro düzeydeki şiddeti ve egemen güçler tarafından araçsallaştırılmasını da hatırlatmak gerekir. Küresel güçlerin baskısı ve gündelik yaşamdaki denetimi de bir şiddettir. Şiddetin türlü türlü görünümleri var.
Toplumda şiddet olgusuna gelince şiddetin her alanda üretildiğini görüyoruz. Bu demek oluyor ki toplumu oluşturan siyaset, eğitim, aile, ekonomi, iletişim, serbest zaman vs. kurumlarda şiddet ortaya çıkabilmektedir. Toplumsal sistemde bulaşıcı bir hastalık gibi, toplumun çeşitli organlarına ve en küçük birimine nüfuz eden, yayılan bir olgu. Spor da toplumsal sistemdeki diğer alt sistemlere (kurumlara) etki eden, karşılıklı ilişki içinde bunlardan ve genel toplum sisteminden etkilenen önemli bir organdır, toplumsal kurumdur. Spor, toplumun mikro görüntüsüdür, mikro evrendir; çeşitli toplumsal olguların yansıdığı bir aynadır. Sporda şiddeti analiz ederken spor kurumunun kendi içinden başlanacak bir incelemenin yanında genel çerçevede her alandaki toplumsal şiddeti de hesaba katmak gerekir. Aile içi şiddet, kadına şiddet, çocuklara şiddet, işyerinde şiddet, sokak hayvanlarına şiddet, çevreye ve doğaya, kamu malına yönelik şiddet… Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Şiddetin toplumun kılcal damarlarına kadar yayıldığını görüyoruz. Önce toplumsal yapıdaki şiddeti görmek lazım. Kurumlarda ve kültürel kanallardaki şiddet eğilimleri. Bu noktada rahmetli Prof. Dr. Kurthan Fişek Hocanın “Dışa vuran çirkinliklerden sporu sorumlu tutmak, cadının kendisini çirkin gösterdi diye aynayı kırması gibidir.” betimlemesindeki metaforu akla getirmek yerinde olacaktır. Yani spor olgusu değerlerin, toplumsal çelişkilerin, şiddetin, toplumsal patolojilerin, anomik durumların yansıdığı bir aynadır.
Sporda şiddet deyince sizin de sorduğunuz gibi “Futbolda şiddet” akla geliyor. Toplumsal gerçeklik bu yönde gelişmiş. Neden diğer spor dallarında bu düzeyde bir şiddet biçimi ortaya çıkmıyor da futbolda ortaya çıkıyor ve yıllardır spor gündemindeki en popüler tartışmalardan birisini oluşturuyor? Futbolda şiddetle ilgili bir analizde öncelikle futbolun sosyolojik işlevlerini dikkate almak gerekir. Futbol, Türkiye’ye Geç Osmanlı ve II. Meşrutiyet batılılaşma döneminde girmiş ve toplum nezdinde diğer tüm batılı sporların önüne geçip kitlesel ilginin odağı olmuş. Futbol sosyal grupları, kitleleri bir araya getirme gücü olan bir spor dalı. Geniş kitlelerde topluluk duygusu ve sosyal kimlik oluşturan bir spor dalı. Türkiye’de sporun futbolla özdeşleşmesi, futbolun sporlar arasında birinciliğini ilan etmesinin tarihsel-toplumsal temelleri çok güçlüdür. 100 yılı aşkın süredir Türkiye’de futbolun kitlesel cazibesi her geçen gün artmıştır. (Tarihsel süreçte futbol ve toplum ilişkisindeki gelişmelere ve aşamalara değinmeye elbet bu röportaj yetmeyecektir) Spor olgusu futbolla özdeşleşmiştir Türkiye’de. Siyasi koşulların da etkisiyle 80’li yıllardan itibaren daha da yaygınlaşmıştır. Futbolun bugün gündelik yaşamda kapladığı yeri bir düşünün. Oynayanı diğer spor dallarından katbekat fazla olduğu gibi en etkili toplumsal boyutu geniş kitleler için seyir sporu ve taraftarlık işleviyle ilgilidir. Televizyon ve futbolun sıkı ekonomik ilişkisi, yıllar içinde futbolun (daha çok da bilinen İstanbul kulüplerinin vs.) spor medyasında gündemi belirler hale gelmesi toplum ve spor ilişkisini futbol alanında güçlendirmiştir.
Normal bir futbol taraftarlığı nasıl olmalı sizce?
Futbol taraftarlığı maalesef daha çok bozuk işlevleriyle, yani şiddetle gündeme geliyor. Futbolun gündelik yaşamda önemli işlevleri vardır. Bir takımın taraftarı olmak demek rakipleri hor görmek anlamına gelmemelidir. Rakip takımların oyuncuları, taraftarları, simgeleri bir başka takımın oyuncu, taraftar, yönetici, simge, bayrak vs. unsurlarının varlık koşullarını oluşturur. Bir futbolseverin bunu unutmaması gerekir. Rakiplerin, spor olaylarının zorunlu paydaşı olduğunu akıldan çıkarmamak lazım. “Biz” ve “Onlar” anlayışı futbolun doğasında (her spor dalında da gözlenebilir) vardır. Ancak “Biz” duygusunun kutuplaşma, şiddet düzeyine gelmeden denetlenmesi gerekir. Biz duygusunu rakibi aşağılamaya, etiketlemeye, insan dışlaştırmaya vardırmamak lazım. Her şeyden önce spor kurumu ve olayları toplumun sağlık, serbest zaman, eğitim, eğlence ihtiyaçlarını karşılamak içindir. Tüm spor dallarında mevcut olduğu gibi en yaygın spor olarak futbolun sosyalleşme işlevi öne çıkmaktadır. Futbolun tüm toplumsal mekânlarda konuşulan temel konulardan birisi olduğunu söylemeye gerek yok. Hiçbir spor dalında olmayan sohbet işlevi vardır. Yaşama sevinci, mutluluk ve mizah kaynağıdır futbol. Her yaştan insanın konuşabildiği, paylaşabildiği ender konulardan birisidir. Toplumsal sermaye oluşturmanın, dayanışmanın ve kamusal tartışmaların vasıtasıdır. Takım taraftarlığı ve futbol sohbetleri geçmişteki anılar, bugünün futbol olayları ve geleceğe dair 3 zaman boyutuna genişler, zenginleşir. Taraftarlık olgusu; spor gündemini, ulusal ve uluslararası müsabakaları, Avrupa ve Dünya liglerini, performans ve müsabaka istatistiklerini takip etme yoluyla bir kültürleme işlevi de görür. Bulunduğu sosyal ortamda bu sporun teknik-taktik, oyun kuralları, estetik boyutları vb. işlevlerini vurgulayarak spora dair kültürleşmeyi ve yaygınlaşmayı teşvik eder. Futbol taraftarı bir sporsever olarak, haftanın belirli günleri organize ettiği halı saha (ya da uygun semt sahası bulabilirse) maçlarıyla, bulunduğu çevreyi aktif spora katılıma teşvik edebilir. Sedanter (hareketsiz) yaşamın baskı ve tehditlerine bir nebze çözüm üretebilir. Bulunduğu bölgede spor liderliği işlevi görüp çocuk, genç, orta yaştan insanları spor/futbol yoluyla kaynaştırıp toplumsal dayanışmaya katkıda bulunabilir. Taraftarlığın bahsettiğim bu sosyolojik işlevleri ve imkânları muhtemelen “Futbol taraftarlığı nasıl olmalıdır?” sorunuzu karşılayacaktır. Bu özellikler sporun insancıl, toplumsal, sağlık, eğlence, oyun, sosyal bütünleşme, entelektüel işlevlerini öne çıkaran ideal spor taraftarlığının unsurlarıdır. Futbolun şiddetten ziyade, toplum için bu tip olumlu işlevlerinin ve imkânlarının daha fazla olduğunu vurgulamak gerekir. Her spor dalı için olduğu gibi futbolda ve futbol taraftarlığında da kitle sporu boyutunu öne çıkarmak gerekmekte. Sporseverliğin ve taraftarlığın üstleneceği bu tip toplumsal rollere spor politikalarında, spor medyasında, spor yöneticilerinin mesajlarında, sosyal kampanyalarda vurgu yapılması, bu yönde toplumsal algı yaratılması ve öneriler getirilmesi gerekmektedir.
Futbolda şiddetin sebepleri nelerdir? Nasıl önüne geçilebilir?
Şiddet olgusunun çeşitli sebepleri var. Eğitim, işsizlik, gelir seviyesi, göç olgusu, toplumsal anomi, kimlik ihtiyacı, kabileleşme, marjinalleşme, düzen karşıtlığı, uyumsuzluk, serbest zaman ihtiyaçları vs. sosyolojik sebepler. Eğitimli ve gelir seviyesi yüksek kişilerin de kimi zaman şiddet ürettiğini görüyoruz. Futbolda şiddeti analiz ederken futbolcuları, yöneticileri, antrenörleri, spor yazarlarını, taraftarları yani tüm sosyal aktörleri dikkate almak gerekir.
Sporun kendi kurallarında denetim mekanizmaları bulunmaktadır. Oyun kuralları spor hukukunun temelidir. Kurallar, oyunu ve rakipleri insan dışılaştırmayı tedbir işlevi görür. Kural, sporculara sınır duygusu getirir ve sporcunun oyun alanındaki hürriyetini rakibinin hak ve hürriyetini ihlal etmeyecek düzeyde sınırlar. Spora içkin kurallar rakiple birlikte üretilen oyunu uygun biçimde paylaşmayı sağlar ve bir nevi toplum sözleşmesidir. Oyunun kurallarını spor alanındaki oyuncu, yönetici, taraftar vs. aktörlerin felsefi boyutta içselleştirmesi lazım. Nasıl ki oyundaki kurallar şiddeti, vücut dokunulmazlığına karşı ihlalleri, rakibi aldatmayı sınırlıyorsa bunların takım taraftarlığında da özümsenmesi gereklidir. Bu noktada sporda hukuk ve kuralları öncelikle medyatik sporcuların benimsemesi gerekir. Milyonlarca taraftarı olan bir kulübün futbolcusunun (yöneticiler, antrenörler için de geçerlidir) kamusal işlevleri vardır. Bu tip rol model teşkil eden sporcuların görevi şiddet davranışlarıyla gündeme gelmek değil; sporun/futbolun estetik, teknik-taktik, kolektif bilinç, ahlak, kural, adalet boyutlarını topluma sunmaktır. Kitleleri, gençleri, çocukları spor alanlarına yönlendirmektir. Sporun saygıya dayalı bir sözleşme, müşterek bir toplumsal ürün olduğunun mesajını vermektir. Fiziki saldırı, küfür, cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddet, ırkçılık vs. şiddet üretimleri spor olgusunu, sporcuyu, kulüpleri toplumu temsil etmez hale getirmektedir.
Kuralları her kesimin içselleştirmesi ötekini yok etme, aşağılama, insan dışı görme gibi olumsuz düşünceleri engelleyecektir. Hakeme yönelik şiddet eğilimlerini azaltacaktır. Sporun kendi kurallarının yeterince özümsenmemesi sporun dışından yaptırımların devreye girmesine neden oluyor ve dışarıdan yapılan müdahaleler sporun işlevlerini bozuyor. Çözümler farklı kurumlar düzeyinde, cezai reçetelerle spor evreninin dışından üretilmeye başlanıyor. Sporda şiddet yasası yıllardır her ortamda tartışılıyor, konuşuluyor, şiddet komisyonları oluşturuluyor. Bunlar iyi niyetli girişimler. Ancak şiddet futbolun her kademesinde yaygınlaşmış. Altyapı maçlarında, özellikle amatör liglerdeki şiddet davranışları futbolun mahalli, yerel, bölgesel vs. her düzeyde keskin kimlikler yarattığının bir işaretidir. Futbol, ideoloji motifliler dâhil her türlü kimliğin yansıma ve üretilme alanıdır. Spor faaliyetleri toplumsal bütünleşme ve birliktelik oluşturan kolektif kimlikler yaratmalıdır. Şiddet üreten, sporun paydaşlarını keskin kimliklere ayrıştırıp Biz-Onlar olarak bölen kabileci zihniyete dayalı futbol taraftarlığı ve topluluk kimlikleri, toplumsal ayrışma ve sporun işlevini yitirmesi demektir.
Şiddetle ilgili bu seneki son düzenleme özellikle futbolda şiddetin faillerine yönelik cezai yaptırımları ağırlaştırmaya yönelik. Bu konu hukukçuların alanına girdiği için ben kendi uzmanlık alanımı aşıp elbette bu işin cezai hukuksal boyutlarına girmeyeceğim. Bu tip yasalar spora düzen getirmeyi amaçlayan girişimler. Ancak cezai tedbirleri arttırmak sporun kurumsal işleyişini ve düzenini bozabilir. Futbol düzeninin alınan yasal önemlerle fazlaca bürokratikleşmesi sporun serbest zaman, eğlence, özgürlük, mutluluk, yaşama sevinci, sosyal birliktelik, heyecan, duygusal bağlanma motiflerini törpüleyebilir. E-bilet ve elektronik kart sistemi toplumun önemli kesiminde tartışma konusu yapılmıştır. Fişleme vb. kaygılarla özelikle. Dijitalleşme sürecinin ve her alanda gözetimin yaygınlaştığı bir dünyada yaşamakla birlikte kitlelerin spora, futbola gündelik sorunlarını unutmak, zaman geçirmek, özgürleşmek ve yaşam enerjisini tazelemek için katılım gösterdiğini kaydetmek gerekir. Futbolsever kitlelerde fazlaca gözetim ve denetim algısının öne çıkması futbolun oyun işlevlerini sönümlemektedir. Sporun toplumdan uzaklaşması, toplumu temsil etme işlevini yitirmesi bir tür marjinalleşmedir. Sporun düzeni topluma yabancılaşmamalı, marjinalleşmemelidir.
Sporda rol modeller yaratmak hayati önem taşımaktadır. Her dalda elit düzeyde şampiyon modeller yetiştirmek çocuklarda ve genç kitlelerde spora yönelik motivasyon, ilgi yaratır. Ancak bu sporcuları yetiştirmenin temeli kitle sporudur, herkes için spordur. Sporu yediden yetmişe toplumun her kesiminde yaygınlaştırıp yaşam alışkanlığı haline getirmeyi kastediyorum. Elit sporundaki rol modeller de spor alışkanlıklarının yaygınlaştığı toplumdan çıkacaktır. Futbola dayalı aktivitelerin (seyir ve aktif katılım) yanı sıra diğer spor dallarına yayılmış bir kitlesel ilgi gereklidir. Semt sahalarını, spor alanlarını, yürüyüş ve bisiklet yollarını arttırarak toplumu, ülkedeki insan sayısını azami düzeyde fiziksel aktiviteye, beden eğitimine teşvik etmek ülke sporunu geliştirmenin temel şartıdır. Tesisleri arttırıp her yaştan, cinsiyetten, meslekten toplumsal grubun ilgisini spora yöneltmek altyapının ve kitle sporunun temelidir. Spor kurumunun seyir ve taraftarlık boyutlarının ötesinde birincil görevi tüketim toplumundaki sedanter yaşam araçlarına karşı çözüm reçetesi üretmesidir; aktif fiziksel hareketlilik, ruhsal, bedensel ve sağlık işlevleri görmesidir. Kitleleri spora davet eden alanlar şiddetin yıkıcı enerjisinin absorbe edilip uygun yollarla denetleneceği araçlardır. Spor yapan insanda mutluluk hormonu seviyesi artar. Toplumun önemli kısmı modern kent yaşamını, çeşitli baskı unsurlarını, sosyal sorunları tolere edebilmek için antidepresan kullanıyor. Spor doğal antidepresandır. Toplumdaki enerjinin olumlu ve yaratıcı kanallara akmasını sağlar. Toplumda rekreatif kitle sporuna dair kültürel bilinci geliştirmek, farkındalık oluşturmak için devlet, kamu kuruluşları ve yerel yönetimler düzeyinde spor politikalarının ve uygulama sonuçlarının eleştirel biçimde gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bugüne kadar yapılanlar üstüne düşünerek yeni bilgiler üretip, uygulama düzeyinde toplum-spor birlikteliğini sıkılaştırmak.
Yurt dışında taraftarlar yan yana gelebiliyorlar, sadece tezahürat yaparak birbirinin yanından geçebiliyorlar. Ülkemizde rakip takımın taraftarının yanından kendi takım formanı giymiş şekilde geçmenin zor olduğunu düşündüm. Bu durumu nasıl düzelebilir?
Evet, eski zamanlarda futbolun barışçıl yönlerinden bahsedilir. Usta yazar İslam Çupi’nin çokça vurguladığı bir şeydir bu yazılarında. Hatta üstat bir yazısında, 2000’li yıllarda doğmuş olsa “ilk nefretim olurdu futbol” diye yakınır futboldaki şiddetten. Nedenini futboldaki fanatizm, toplumsal çözülme ve çürümeyle açıklar. 40’lı 50’li yılların futbolunda küfür, şiddet, rakibi aşağılama vs. sapma davranışları yok denecek kadar azdır. Futbol müsabakalarında belirgin şiddet olaylarına şehir kulüplerinin ve yerel taraftarlık olgusunun geliştiği 60’lı yıllarda (Sivas-Kayseri vs.) rastlıyoruz. Ancak futbolun toplumda güçlü bir kimlik alanı haline gelmesi 80’li yıllarla birlikte ivmelenmiştir. Bu dönemde eski bütüncül dünya görüşleri ve siyasetler toplumsal alandan çekilip sönümlenirken futbol gündelik yaşamda ağırlığını daha da hissettirmeye başlamıştır. Gündelik yaşamın merkezî faaliyetlerinden birisi haline gelmiştir. 80’li yıllarda uygulamaya geçirilen politikaların da amacı budur. Bir anlamda siyasi konuların yerine futbolu temel kamusal meselelerden biri haline getirmek. 3 büyük kulüp taraftarlığı tarihsel temelleri güçlü olduğu gibi, spor basınının 80’li yıllardan itibaren yayın politikalarının da etkisiyle güçleniyor. Bu, taraftarlık olgusunun Türkiye düzeyinde yaygınlaşması, ülke çapına yaygın, temsil düzeyi çok geniş futbol kimlikleri yaratmış. Takım taraftarlığı toplumsal özdeşleşme ihtiyacını karşılayan bir olgudur. Aidiyet, kimlik ve duygusal kolektivite hissi yaratır. Bu özdeşleşme bazı taraftar bireylerde ve sosyal gruplarda kimi zaman şiddete, ötekini yok etme isteğine ve yıkım enerjisine dönüşebiliyor. Futbol taraftarlığı, bizden olanlar ve olmayanlar kutuplaşmasıyla kimlik adına şiddet doğuruyor. Bunlar futbolun bozuk, insan ve toplum dışı işlevleridir.
En çok izlenen branş futbol. Şiddete karşı kulüp başkanlarından teknik direktörlere spor yorumcularına kadar her kesimin çok dikkatli olması gerekmiyor mu? Sizce ne kadar hassas bu kesimler?
Şiddetin oluşmasında sadece taraftarlık olgusunu markaja almak yetersiz bir yaklaşımdır, toplumun önemli kısmına haksızlıktır. Röportajın başında şiddet olgusunun toplumsal kurumların neredeyse hepsinde, çeşitli bağlamlarda ortaya çıkabildiğini ifade etmiştim. Sporcular, spor yöneticileri, antrenörler, spor medyasındaki aktörler ve haber sunumları da bundan bağımsız değil. Hepimiz aynı toplumsal kültürden besleniyoruz. Milli futbolcu bir mekânda adam dövmesiyle ya da spor alanları içinde ve dışında zorbalıklarıyla öne çıkınca spor medyası da bunu gerek yeni bir spor gündemi yaratarak kamuoyunu bilgilendirme amacıyla gerekse ticari kaygılarla ister istemez haberleştiriyor. Tabii bu haberlerin belirli futbol programlarında nasıl ve hangi boyutlarıyla tartışıldığı önemli. Şiddet haberlerini sulandırmamak lazım. Talk show niteliği taşıyan futbol magazin programlarında bu tartışmalar biraz abartılıyor. Şiddet konusunda her kesim üstüne düşeni yapmalı. Sadece taraftarlara yönelik cezaları arttırmak çözüm için yeterli değildir. Futboldaki bütün aktörlerin payı var şiddetin üretiminde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.