Ana sayfa - Manşet - Fethin Sembolü Ayasofya Neden Bu Kadar Önemli? / Tarihçi Yazar Serhat Arvas

Fethin Sembolü Ayasofya Neden Bu Kadar Önemli? / Tarihçi Yazar Serhat Arvas

Yeni çıkan kitabınızın adı “Kılıç Hakkı Ayasofya”. Kılıç hakkı nedir?

İslam devletlerinde sulh ile teslim edilmeyen şehirler harp yolu ile fethediliyorsa hem şehirden ganimet toplama hakkı doğar, hem de o şehrin en büyük mabedi camiye çevrilirdi. Buna kılıç hakkı denir. Kılıçlarının hakkı ile girdiler şehre; şehitler verdiler, kan döktüler, Allah yolunda cihad ederek girdiler. Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul’a girdiğinde ilk gittiği yer Ayasofya’dır. İki rekat namazını kılıp ilk Cuma namazına yetiştirilmesi için emir verir.

Bu sadece bizim kültürümüze has bir durum mu?

Elbette değil. Şimdi Allah korusun Hıristiyanlar İstanbul’u almış olsalar bir dakika müze olarak bırakmazlar ve anında kiliseye çevirirler. Bu, mabedin geçmişte onların elinde olması ile ilgili değil. Bakınız Endülüs Emevilerinin o muazzam eseri; Kurtuba Camii’nin durumu ortada. Ortaya bir kilise inşa edilmiş. Başınızda şapka ile giremezsiniz. İçeride bırakın namaz kılmayı ellerinizi açıp dua etmeye kalksanız sizi nazikçe kapı dışarı ediyorlar. Biz onlar gibi hassas ve kuralcı değiliz. Çok rahatız. Hatta üzülerek ifade etmeliyim ki aşırı rahatız.

Ayasofya’nın önemi sadece kılıç hakkı olmasından mı kaynaklanıyor?

Bu da bir etken tabii ki… Fakat sadece bu değil. Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Reisü’l-Küttab’ı Koca Nişancızade Mustafa Efendi eserinde, bizlere çok önemli bir bilgi naklediyor. Peygamber Efendimiz’e (sallalahu aleyhi ve sellem) Miraç Gecesi cennetin makamlarından olan Firdevs makamında büyük bir mabed gösteriliyor ve bu mabedin dünyadaki benzerinin Ayasofya olduğu söyleniyor. Orada namaz kılmanın faziletleri anlatılıyor. Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) bu bilgileri Sahabe-i Kiram’a anlatıyor. Tabii İstanbul’un fethi ile ilgili hadis-i şerif var. İstanbul’un önemi nereden geliyor peki? Birinci tepede bulunan Ayasofya’dan olmasın? Nitekim Hazreti Ebu Eyyub El-Ensari Hazretleri ilerleyen yaşına rağmen İstanbul kuşatmasına katılmış ve bugün birçok kişi bilmese de şehit olmadan evvel Ayasofya’da namaz kılma niyetine ulaşmıştı. Bunları bizler dile getirmiyoruz. Hepsi kaynaklardan nakil yoluyla ulaşan bilgiler.

Eyüp Sultan Hazretleri Ayasofya içinde namaz kıldı mı?

Evet. Bu bir efsane veya rivayet değil. Birçok kaynakta yazıyor. Anonim Osmanlı tarihinde bu olay şu şekilde nakledilmekte bizlere, günümüz Türkçesiyle aktarıyorum, Eyüp Sultan Hazretleri (radıyallahu anh) diyor ki: “Bizim buraya gelmekten muradımız Ayasofya’ya girip iki rekât namaz kılmaktı. Çünkü Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) demiştir ki, her kim Ayasofya’da iki rekât namaz kılar, o cennetliktir. Fakat küffara üstünlük sağlayamadık, şehri alamadık. Varıp gidelim, barış ile kale kumandanına diyelim ki; bizler Ayasofya’da namaz kılıp çıkmak isteriz.” Bu istekleri iletildikten sonra içeride bir istişare yapılıyor ve Müslümanların içinden sadece bir gruba, en yaşlılarına izin veriliyor. Hazreti Eyüp Sultan (radıyallahu anh) zaten doksan yaşını aşmış olarak, silahsız bir grup ile birlikte içeri girip namaz kılma niyetine ulaşmış oluyor. Şehit olması ise daha sonra; çıkarken kapının açıldığını gören, dışarıdan bir grup tekrar saldırıya geçiyor, o hengâmede sur dibinde şehit düşüyor. Sadece Anonim Osmanlı tarihinde anlatılmıyor tabi bu olay. Dördüncü Murad Han’ın raportörü, devlet görevlisi Evliya Çelebi seyahatnamesinde; Eyüp Sultan Makamı’nın yerini belirterek, kendi zamanının âlimlerinin orada itikafa girdiklerini de belirtiyor. Size tam olarak yerini söyleyeyim; Eyüp Sultan Makamı; terler direk kıblesinde, mihraba yakın bir kısımdadır.

Fatih Sultan Mehmed Han’ın vakfiyesinden ve lanetinden bahsediliyor. Bu doğru mu?

Evet, vakfiyelerin sonuna genelde bu tarz ikaz cümleleri eklenir. Fatih Sultan Mehmed Han’ın vakfiyesinde yazdıkları ise gerçekten çok ağır. Tamamını okudum. “Kim bu vakfiyeye aykırı hareket ederse” diye başlayıp uzunca bir bedduası bulunmakta. Bu vakfiyenin orijinali Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünde muhafaza edilmekte. Biz bir hukuk devletiyiz. Bugün tapusu sizin adınıza olan bir camiyi vakfettiğinizde oranın sanat galerisine, müzeye veya başka bir hizmette kullanılmasına müsaade edilir mi? Pek tabii edilmez.

Ayasofya nasıl müzeye dönüştürüldü?

Bizans Araştırmaları Enstitüsünden Thomas Whittemore, yurtdışında çok zengin ailelerden aldığı maddi destek ile harekete geçiyor. Önce mozaikleri ortaya çıkarmak için Türkiye hükümetinden izin alıyor. İlk çalışmalara başladığı yıllar Ayasofya hâlâ bir cami. Fakat çalışanların ayakkabılarla girip çıkması, toz toprak içinde kalması sebebiyle çok değerli olan halılar Edirne Selimiye Camii’ne gönderiliyor. İslam’a ait ne kadar eser varsa dışarı çıkarılıyor. Bir tek levhaları çıkaramıyorlar, çünkü boyutları çok büyük, içeride yapıldıkları için bir türlü çıkaramıyorlar. Allahü Teâlâ’nın, Peygamber Efendimiz’in, Hulefa-i Raşidin’in (Dört Halife) ve Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin’in isimlerinin yazılı olduğu 8 dev levhayı yerde yuvarlayarak kapıdan dışarı çıkarmak istiyorlar fakat beceremiyorlar. Onları bir köşeye atıveriyorlar. Yaklaşık 15 sene yerde kalıyor. 1934’te ibadete kapatılan cami 1 Şubat 1935 tarihinde müze olarak açılıyor. Thomas Whittemore en son kubbedeki Nur suresi 35. âyeti kazımak istemişse de ömrü buna yetmiyor.

Bir de minarelerin yıkılma hadisesi var. Buna kim engel oluyor?

Merhum İbrahim Hakkı Konyalı engel oluyor. Kendisi büyük bir tarihçi. Küçük Ayasofya Camii minaresi yıkılıyor ve sıra büyük Ayasofya’ya geliyor. İbrahim Hakkı Konyalı ihtar çekiyor: “Minareler yıkılırsa kubbe aşağı çöker!” Çünkü büyük mimar Mimar Sinan, minareleri desteklemek için yaptığı payandaların üstünden dikmiş yukarıya, tıpkı bir terazi gibi desteklemiş koca yapıyı. İbrahim Hakkı Konyalı bu bilgi ile ihtar çekince planları suya düşenler minareleri yıkmaktan vazgeçiyorlar. Kitabımda yer verdim, İbrahim Hakkı Konyalı bu hadiseyi kendi köşe yazısında aktarıyor bizlere. Peki, neden yıkmak istediler diye sorabilir okuyucularımız. İbadete kapatılıp müzeye dönüştürülen bir yapıdan bahsediyoruz. Minareler çıkıp ezan okumak için. Öyle ya! Müzede minarenin işi ne? Anlayış bu!

Ayasofya’nın tarihinden bahsedecek olursak bilmediğimiz neler var?

Doğu Roma’dan da öncesine dayanan bir hikâyesi var Ayasofya’nın. İstanbul’un tarihi ile bağlantılı bir yapı aslında. İstanbul’a yedi tepe diyoruz. İlk tepe Ayasofya’nın bulunduğu tepe. Şehrin ilk yerleşim bölgesi ve ilk mabedi bu tepede inşa ediliyor. Eski kaynakların tamamına yakını bu şehrin ilk kurucusunun Hazreti Süleyman (aleyhisselam) olduğunu yazıyor. Ayasofya’nın bulunduğu alanda ilk mabedi Hazreti Süleyman (aleyhisselam) inşa ediyor. Daha sonra oğlu Melik Rac’im babasının yapıları üzerine yapılar inşa etmeye devam ederek bu merkezin gelişmesine katkıda bulunuyor. Daha sonra yıkılan mabedler hemen hemen her güçlü hükümdar tarafından aynı tepede tekrar yapılıyor. İşte bir önemi de şuradan geliyor ki her yeni mabed içinde eski eserlerden malzemeler kullanılmış. Yani bugün girip sütunlarına dokunduğumuz Ayasofya’nın içinde ilk mabedlerden kalan malzemelerin olması ihtimali büyüktür.

Osmanlı’nın Ayasofya’ya çok önem verdiğini söylediniz. Neler yaptılar?

Ayasofya’nın her bir köşesinde Osmanlı’nın izi var. Avlusunda beş Osmanlı Sultanı medfun. Sultan İkinci Selim Han, Üçüncü Murad Han, Üçüncü Mehmed Han, Sultan Birinci Mustafa Han ve Sultan İbrahim Han Ayasofya avlusunda kendi türbeleri içinde yatmaktalar. Yine avluda Sultan Birinci Mahmud Han’ın yaptırdığı İstanbul’un en büyük şadırvanı bulunmakta. Yine Sultan Birinci Mahmud Han’ın yaptırdığı ve içeriden girilen bir kütüphane var. Kaynaklara göre burada beş bin kitap bulunmaktaydı ve bunların içinde çok değerli eserler vardı. Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Budin Fethi’nden getirdiği iki büyük şamdan mihrabın iki yanında hâlâ durmaktadır. Birçok hat yazısı da bulunmaktaydı. Bugün bunların bir kısmı mihraba yakın kısımlarda durmakta fakat büyük kısmı yok, bir kısmı da Sultanahmet Camii’ne nakledilmiş. Kayıp olanlar da var; minberin iki yanında asılı olan fetih sancakları nerede? O çok değerli ve büyük saatler nerede? Bunlar işin maddi kısmı. Bir de maneviyat var. Örneğin; mübarek gün ve gecelerde Osmanlı Sultanları ve büyük devlet adamları Ayasofya’da ibadet ederlerdi, özellikle kandillerde. Sokullu Mehmed Paşa her sabah namazını cemaat ile Ayasofya’da kılardı. Bir de güzel hatıralar var; Dördüncü Murad Han, Evliya Çelebi ile Ayasofya içinde tanışıyorlar. Bir kitap konusu olacak kadar fazla…

Bir de gelen eleştiriler var. Her yer cami dolu, Ayasofya neden açılsın diyorlar…

Bir mahallede iki cami var diyelim. Biri dolmuyor diye diğerini sanat galerisine veya müzeye mi çevirelim? Bu anlayış inancımıza ve kültürümüze aykırı. Hem Fatih Sultan Mehmed Han mabedi biz içeride namaz kılalım diye vakfetmiş, biletle girip gezelim diye değil…

Ayasofya ibadete açılırsa turizm sekteye uğrar mı?

Hiç sanmıyorum; bakın hemen karşısında Sultanahmet Camii’nde her zaman turist kafilelerini görüyorsunuz. Bu konulara detaylı olarak değindim. Açılınca bütün mevzu kapanmıyor. Mesela içeriye artık ayakkabı ile girilmeyecek, biz ibadethanelerimize değer veririz, dışarıda kirlenen ayakkabıyla içeriye girilir mi? Diğer yandan mozaikler… Onlar kapatılmadan namaz kılınır mı? Hemen birileri, Müslümanları sanat düşmanı olarak kınayacaklardır. Fakat sözde sanat savunucuları Osmanlı’da minyatür sanatı olduğunu bilmiyor, Fatih Sultan Mehmed Han’ın Bellini’ye portresini çizdirdiğini bilmiyorlar. Anlayamadıkları husus şu; bizler o minyatürleri, portreleri asla duvarlara asmadık. Bu hassasiyeti taşımamız gerek. Ölçüyü kaçırmamak lazım…

Ayasofya ibadete açılırsa kimler tepki verir? Açılması için şartlar oluşmadı mı?

İlk önce Rusya tepki verecektir. Çünkü Ortodoksluğun hamisi, Bizans’ın devamı niteliğinde bir devlettir Rusya. Gözleri kulakları Ayasofya’dadır. Fener Rum Patrikhanesi, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ilk tepkileri verecek olanlardır. Vatikan’dan çok sert bir cevap geleceğini pek sanmıyorum. Katolikler bu mabede önem verse idi; Latin istilasında Ayasofya’yı soyup soğana çevirmezlerdi. Avrupa Birliği ve Amerika tepki verecektir. Aslına bakarsanız; özetleyecek olursak, Müslüman olmayan herkesten çok sert tepkiler gelecektir. Bizi asıl üzen ise iç tepkiler olacak. İçimizde, orayı kilise yapalım diyenden müze olarak kalsın diyene, dinlerarası diyalog merkezi yapalım diyenden yarı müze yarı cami olsun diyenlere kadar çok fazla görüş var. Bana soracak olursanız; ben Fatih Sultan Mehmed Han gibi, Akşemseddin Hazretleri gibi ve daha sonra gelip geçen birçok İslam âlimi ve Osmanlı Sultanları gibi düşünüyorum. Onlar gibi düşünmek demek tüm dünyayı karşına almak demektir. Biz doğru yoldayız ve şüphemiz yok… Bakın işte kanıtı; “Allah indinde hak din ancak İslam’dır.” (Âl-i İmrân, 3/19)

Ben de Üstad Necip Fazıl Kısakürek gibi, Osman Yüksel Serdengeçti gibi ve kalemi güçlü olup bu uğurda mücadele verenler gibi ümitliyim. “Bekle bizi Ayasofya, elbet bir gün Ayasofya…” diyerek bitirmek istiyorum sözlerimi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.