Ana sayfa - Manşet - Faruk Sofuoğlu ile Tiyatro Dünyasına Bakış

Faruk Sofuoğlu ile Tiyatro Dünyasına Bakış

Sanat hayatı macerasına nasıl başladınız?

Adana’da okul tiyatrosundaydım, hemen hemen tüm tiyatrolarda rol aldım. Bendeki yeteneği edebiyat öğretmenim ve müzik öğretmenim keşfetti ve benim sanata kapılarım bu şekilde açıldı.

Şu sıralar bir oyununuz var. Turnelere de gidiyorsunuz. Oyundan bahseder misiniz? Başka çalışmalarınız var mı?

İstanbul meydan sahnesi olarak geçen yıl çıkarttığımız ‘Vay Sen Misin Ben Olan’ adlı komedi oyunuyla bu yıl da turnedeyiz. Oyunumuz iki yakın arkadaşın zamanla değişmeyen karakterlerini ve birbirlerinin yerinde olsalardı neler olurdu, kadın erkek ilişkilerini de içinde barındıran evliliğe yol gösterici eğlenceli bir komedi oyunudur. Yeni projeler için adımlar attık, 2019 yılında yeni projeleri sezona sokmayı planlıyoruz.

Seksenler desek neler anlatırsınız bize içinde bulunduğunuz o projeyle ilgili?

Seksenler bence insanlık tarihinin bittiği yıllardır. Bu proje çok sağlam ve içi dolu bir projeydi. Önemli olan ajitasyon pek yoktu projenin içinde, gülümseten hatıralar vardı. Geçmişi hatırlayıp hakikaten içindeki naifliğiyle gerçekten çok özel bir projeydi. Çok güzel bir söz söylemişti Birol Güven “Biz duvara yazı yazanların değil, duvarına yazı yazılanların hikâyesini yazmıştık.” dedi.

Seksenler dizisinin hayatımdaki yeri çok farklıdır, iyi ki bu projeyi hayata geçirdiler ve iyi ki ben de o projede bulundum.

Tiyatro ciddi etkileri olan bir sanat dalı. Ülkemizde yeterince talep görüyor mu? Tiyatroya karşı nasıl bir duruşunuz var?

Tiyatro dünyada tabi ki etkili bir sanat, ülkemizde de yeterince talep görüyor, talep görmese şu an birçok tiyatro açılmazdı ülkemizde. Salon sıkıntımız var, o belli başlı bir sorun. Fakat malî, istihdam yaratan birçok tiyatro grupları var ve her yerde iş yapılıyor şu an. İyi oyunlar, kaliteli oyunlar Türkiye’nin her yerinde Avrupa’da da seyirciyle buluşuyor.

Tiyatroya karşı duruşumu şöyle açıklamak istiyorum. ‘Benim yaşam biçimim tiyatro olmuş’ ben kendimi her zaman ‘tiyatronun hamalı’ diye nitelendiririm, çünkü bu işin mutfağından geliyorum hem de en dibinden. Sokakta afiş asmak, kapıda bilet kesmekten gelen bir geçmişim var. Tiyatro ahlaktır, tiyatro samimiyettir, tiyatro eğlencedir.

Ülkemizde son zamanlarda bir tiyatro patlaması yaşanıyor, bu gerçektir, bunu görmeyenler ikiyüzlü davranmasınlar. Bence tiyatro günümüzde hak ettiği yeri buldu, hak ettiği seyirciyi buldu.

Ahlaki ve kültürel değerleri tiyatro vasıtasıyla topluma aktarırken nasıl metot kullanılmalı?

Bir kere şu bir gerçektir ki yaşadığımız coğrafyada eğer bir sanat dalı ile uğraşıyorsak öncelikle bunu dikkate almalıyız. Tabi ki evrensel alanda çalışmalarımız olduğu zaman o başka bir çalışma, o bir başka bir aktarım olur ama kendi coğrafyamızda kendi insanlarımıza yapacağımız sanatsal etkinliklerde öncelikle toplumsal ve kültürel ahlakı direkt sahneden aktarmaktır seyirciye bizim görevimiz. Bunu yapabilen tiyatrolar var, yapmayan tiyatrolar da var, bu bir tercihtir saygı duyuyorum.

İstanbul Meydan Sahnesi olarak kesinlikle tiyatromuzda ahlaki ve kültürel değerlerin yaşanması konusunda seyircilerimize daha dikkatli davranıyoruz, hem çocuk oyunlarımızda hem yetişkin oyunlarımızda bunları önemsiyoruz.

Tiyatroda topluma ait bir dil oluştu mu, oluşması için neler yapılmalı?

Tiyatroda ortak bir dil yakalamak zor denilebilir. Çünkü beğeni düzeyi her geçen gün değişmektedir. Ülkemizde halen Necip Fazıl’ın, Nazım Hikmet’in oyunları oynanmakta, bunları ayrıştırmak yanlıştır. Özünde iki yazarın da anlatmak istediği şey insani değerleri ve yargılarını ortaya koymaktır. Ortak bir dil tabi ki var. Sorun bunu sahneye koyan yönetmende bitiyor. Yönetmen oyununu kendi ideolojisine göre yansıtınca ortaya absürt bir olay çıkıyor. İçeriğin biçime dönüşümünde sıkıntı yaşanıyor. Bu da ortak bir dil yaratmak adına sorunlarla karşı karşıya gelmek demek. Değişim yaşadığımız bu çağda özellikle teknolojinin getirisiyle bir ortak dil yakaladık. Beğenilerimiz aynı olmaya başladı. İzleyici artık daha dikkatli izliyor. Total sanat dediğimiz tiyatroda sesin, ışığın, dekorun, kostümün yani tiyatroyu bir bütün yapan bütün öğeleri cımbız gibi çekip algılama yetimizi geliştirdik diye düşünüyorum. Farkında olmasak da insan bir yerde ortak dille buluşabiliyor. Tiyatronun gücü işte burada başlıyor.

Tiyatro dünyasında en büyük problemlerimiz sizce neler?

Gerçek tiyatro salonlarının yeteri sayıda olmaması ve yerli yazar sıkıntısı tiyatronun en büyük problemleri arasındadır. Daha çok salon ve yerli yazarın olmasını umuyorum.

Şu an tiyatronun geldiği yeri değerlendirir misiniz?

Tiyatro son iki yıldır büyük bir ivme kazandı. Git gide büyüyen tiyatro grupları oluşmaya başlıyor. Bu da demek oluyor ki her şehirde sahnelenecek oyunlar çoğalıyor. İstanbul’da da adeta tiyatro karnavalı yaşanıyor.

Sinemanın tiyatrodan fazla ilgi görmesi hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Sinema biletlerinin ucuz olması ve sinema salonlarının sayısal çokluğu tiyatronun önüne geçiyor. Sinemanın da seyircisi ve ekonomisi çok iyi ama ne olursa olsun değerlerimiz ortak. Sanatın her dalı başka güzel.

Tiyatro ve sinemanın toplumu değiştirme ve dönüştürme gücünden bahseder misiniz?

Güzel sanatların her dalı toplumu değiştirme ve dönüştürme gücüne sahiptir. Ne büyük şanstır ki ben de sanatın bir dalında yer alıyorum ve iyi ki insani duyguları sahnelere taşımaya vesile oluyorum.

Ülkemizde tiyatro oyunu yazarı konusunda sıkıntı çekiliyor mu?

Tiyatro yazarı konusunda sıkıntılar tabi ki var. Üreten bir toplum olmayı pas geçip var olan oyunları sahneliyoruz. Daha çok okuyup, daha çok üretmemiz gerekir. Araştırmak, çalışmak, gündemi takip etmek, değerlerimizi ortaya koymak ve en önemlisi insani değerleri bir bütün olarak yazmak çok önemlidir.

İlerleyen sürelerde tiyatromuzu nerelerde görmek istersiniz?

Ülkemizin her yerinde, her şehrinde kapıların tiyatro salonlarına açılmasını istiyorum. Sanatla buluşan, tiyatroyla bütünleşen bir toplum olmak ve Avrupa ülkelerinde de sahnelerimizden bahsettirmek istiyorum.

Sanatın toplumun genelinde yaygınlaşması için ne yapılmalı?

Daha çok sanat evlerinin, akademilerin, okulların açılması ve kültür bakanlığının bütçesinin arttırılması, toplumunda tiyatroyla sanatla bütünleşmesi ve sanatı benimsemesiyle yaygınlaşacağını düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.