Ana sayfa - Son Sayı - Evlilikteki Sorunların Birçoğu Beklentilerin Yüksekliğin / Uzman Klinik Psikolog İrem Oturaklıoğlu

Evlilikteki Sorunların Birçoğu Beklentilerin Yüksekliğin / Uzman Klinik Psikolog İrem Oturaklıoğlu

Evliliklerde kadın ve erkek psikolojilerinin farklılıkları ilişkiyi nasıl etkiler?

Genel itibariyle kadınlar çok fazla empati duyarlar, empatiyle birlikte sempati duyarlar. Kadınlar genel itibariyle detaycıdır, erkekler ise olaylara daha somut yaklaşır. Bir olayı görme şekilleri de birbirinden farklılık göstermektedir. Aynı pencereden bakıyoruz ama farklı görüyoruz algısı oluşabilir.

Bu soruyu bizim toplumumuzu düşünerek yanıtlamak istiyorum. Kadın ve erkeğin yaşantıları, toplumumuzda yüklenilen misyonlar tamamen birbirinden farklılık göstermektedir. Erkek kesinlikle çalışmalı, eşine çocuğuna bakmalı. Kadın evin tüm sorunlarıyla ve çocuklarla ilgilenmeli. Evet, bunlar toplumumuzda geçmişten günümüze gelen miraslar. Biraz kültürümüz, biraz totemlerimiz, tabularımız.

Bir şeyin yaşanması için öncelikle ona ihtiyaç duyulması gerekir. Çalışan, yorgun düşen bir birey evinde dinlenmeyi, televizyon seyretmeyi, kitap okumayı arzular. Oysa evde sabahtan akşama kadar çalışıp, çalıştığı görülmeyen bir birey ise gün boyunca beklediği kişiyle iletişim kurmayı düşler. Beklentiler ve bulunulan zaman farklı olunca, ihtiyaçlar değişir. Yeni kararlar alınır. Maddi ihtiyacın dışında manevi bir ihtiyaçtır çalışmak.

Bu soruya bir de şu çerçeveden bakabiliriz. Kadın ve erkeği ilişkide düşünecek olursak, yaşanılan bir sorun için, gözlemlenen bir olay için erkekler sınırlı bir gözlem içerisindedir. Örnekle açıklayacak olursak, kadın ve erkek yemeğe çıkmıştır. Erkek yemek esnasında çok konuşmamıştır, yorgundur, işini düşünür. Kadın bu durum üzerinden söylenmeye başlar. Erkek der ki: “Haklısın her zaman yemeğe çıkmıyoruz seninle ilgili olmalıydım.” Kadın ise detaycıdır der ki: “Evet benimle ilgilenmedin, oysa ben bugün sırf bu yemek için siyah elbisemi giymiştim, sırf bu yemek için hazırlık yapmıştım. Oturduğumuzdan beri senin gözlerinin içine bakıyorum çünkü ben biliyorum ki biz bir daha bu anı yaşamayacağız, bir daha bu günlerimizi bu yaşımızı yaşamayacağız.” Örnekte bir haklı arayacak olursak çiftlerden her ikisi de haklı. Bu örnekte de kadınların genel itibariyle tabloyu geniş açılardan gördüğünü anlayabiliriz. İlişkideki sorunların birçoğu da beklentilerin yüksekliğinden kaynaklı meydana gelir. Bu örnekteki kadın da bu yemek için bir sürü anlam yüklemiş, hazırlanmış ve beklediğini bulamayınca tartışma ortaya çıkmıştır.

Beklenti demişken, evliliklerde kadın ve erkekler birbirinden ne bekler?

Aslına bakarsanız bu soru her kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Herkesin beklentisi farklıdır. Bu sebeple bir psikoloğun, aile danışmanının, çiftinden en büyük beklentisi birbirini tanımalarıdır. Çünkü çiftler birbirini tanırsa ilişkilerini de tanımaya başlayacaktır. Gelen danışanlarıma eşinden beklediği iki önemli şeyi söylemesini isterim. Gelen cevaplardan sonra kişileri tanımam için büyük anahtar açılır. Genel olarak güvensiz, kuşku duyan bir toplumuz. Çiftlerimden de genellikle ilk aldığım yanıt “dürüstlük, dürüst olması” oluyor. Bu yüzden çiftlerin birbirine açık fikirle hareket etmelerini beklerim.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre 5 basamak bulunmaktadır. Bunlar; barınma, nefes alma, sevgi, güven gibi basamaklardan oluşmaktadır. Fakat ben bu basamaklarla birlikte bir de anlaşılma ihtiyacının varlığına inanırım. Çiftlerin en çok birbirini anlamaya ve o ilişkide anlaşıldığını hissetmeye ihtiyacı vardır. Anlaşılmak ruhu iyileştirir.

Bir ilişki sevgiyle başlar. Sevmek ve sevilme ihtiyaçlarının karşılanmasıyla başlar. Kişiler eşinin nasıl sevilmek istediğini bilmelidir. Sözel ifadelerle sürekli iltifat beklentisinde olup, sevdiğini duymak mı ister, göze hitap edecek şekilde sevilip hediyeler, sevgi notları mı görmek ister, yoksa dokunsal tensel temas şeklinde sarılarak, öperek mi sevilmek ister? Bu sorunun cevabını çiftler öğrendiklerinde genelde şaşkınlığa bürünüyorlar. Bu sebeple bu satırlarda gözlerini gezdiren okurlardan da eşlerinin nasıl sevilmeyi beklediğini ve kendisinin nasıl sevilmek istediğini belirlemesini bekliyorum. Kendinizi ve eşinizi tanıma noktasında büyük adım atmış olacaksınız…

Eşlerin birbirinden gerçekçi olmayan beklentileri ne gibi sorunlara yol açabilir?

Aslında kişinin eşini tanıması beklentilerle de belirlenebiliyor. Son dönemlerde sosyal medya üzerinden çalışıyor, işlerimizi yürütüyor, seviyor hatta seviliyoruz. Birinin eşi kocaman bir gül demeti alıyor ve kişi bunu hesabından paylaşıyor. Birinin eşi solmayan gül getiriyor kişi bunu paylaşıyor. Ötekinin eşi evi gül yapraklarına boyuyor kişi bunu güzel bir notla paylaşıyor. Bir diğeri ise eve orkide yolluyor, üstelik 5 fideli. Bir gösteriş çabası içerisinde seviyoruz artık sevgilimizi, eşimizi. Bu durum da beklentileri arttırıyor. Bugünün eksikliklerini sosyal medyada fazlasıyla göstermeye çalışarak, eksik yanlarımızı kapatmaya, kendimizi takipçilerimize kanıtlamaya çalışıyoruz.

Kıyaslamalar bir ilişkinin tam ortasına düşen en büyük kurtçuklardır. Bir zaman sonra kıyaslamalar sonucu beklentilerin karşılanmamasıyla kişide soru işaretleri ortaya çıkabiliyor. Aslında burada ilişkinin veya evliliğin ilk aylarının da örneğini verebiliriz. Toplumumuzda bu aylara cicim ayları denilmektedir. Bu aylarda eşler birbirinin her dediğini yapar, bu defa devamlılığı sağlanılacağı düşünülür. Fakat zamanla değişimler olunca bu ayların devamını hayal kırıklıkları getirir. Bazen değişimi kabul etmek gerekir. Tanışacaksınız, birlikteliğiniz başlayacak, cicim aylarınız olacak ve birlikteliğinizde inişler çıkışlar olacak fakat siz bu inişleri çıkışları kalp ritmi gibi düşünün. Bu inişler çıkışlar size hayat nefesi olacak.

Evlilikte eşlerin birbirinin özelliklerini değiştirmek istemeleri konusunda ne söylemek istersiniz, neleri değiştirmek istemeleri normaldir?

Normal kelimesi her ilişkide değişiklik göstermektedir. Kişilere ve ilişkiye göre bu normal sayılabilecek istekler değişiklik gösterir. Bir psikolog olarak ben çiftlerime şunu yansıtmaya çalışıyorum. Günümüzde çoğu çift tanışıp evlilik sürecine öyle girmekte. Dolayısıyla çoğu özellik zaten kişiler tarafından bilinmekte. Daha önce bilinen özellikler evlendikten sonra değiştirilmeye çalışılıyorsa, çiftlerde değişim talep eden kişinin düşünceleri değişmektedir.

Kişiler birbirini olduğu gibi kabul etmelidir. E tabi ki birbirlerinden istekleri de olacak. Bu isteklerin de kişinin kendisinden ödün vermeyecek pozisyonda olması ve ilişkilerine zarar vermeyecek şekilde olması önemlidir.

Bizim toplumumuzda “Biz bir elmanın iki yarısı gibiyiz.” diye bir söz var. Ben bu cümleyi çok tehlikeli buluyorum. Kişilerin kendinden vazgeçmesi gibi, dönüşme çabası gibi, yorgunluğa kürek çekme gibi. Peki, ne yapılmalı sorusu ise bir ilişkide iki farklı bireyin olduğu, her bir bireyin farklı özelliklere sahip olduğu yani bir elmanın iki yarısı değil de iki farklı elma olduklarını kabul etmeleridir.

Bizim ilk gördüğümüz ilişki anne ve babamızın ilişkisidir. Çiftlerde kimi zaman anne ve babam gibi evlilik geçirmeyeceğim korkusu ile en ufak detaylarda tetiklenip eşi uyarmalar ya da “annem ve babam böyle değildi” düşüncesiyle yaşanılan hayal kırıklıkları görmekteyim. Bu algıyı bir anda terk etmek zor, fakat eğer bu çabadaysanız bunu fark edip artık eşinizi kabul edin. Sizler eşinizle yeni bir çiftsiniz, sizler farklı ışık saçacaksınız, başkasının gölgesinde kalmayacaksınız. Kendinize, eşinize ve ilişkinize fırsat tanıyın.

Eşler arası iletişimde yapılan hatalar nelerdir?

Çiftler kimi zaman kendilerini ezeli bir rakip kimi zamansa sürekli didişip duran kardeşler konumuna getirebiliyorlar. Beklentilerin öneminden zaten bahsetmiştik. Beklentilerin karşılanmaması, daha fazlasının istenilmesiyle birlikte bir çatışma ortaya çıkarır. Kadınlar için birçok söylem vardır. “Kadınları Anlama Kılavuzu” adında boş sayfalı kitaplar, 20-30 kitap kalınlığında kitaplar vs. Bu şakaları çok yanlış buluyorum. Hatta bana kalırsa bunlar şaka değil direkt sosyal etiket.

Toplumumuzda kadınlar erkeklerden daha çok konuşmasıyla bilinmekte. Bu yüzden de erkekler tarafından bir şikâyet çıkar ortaya: “Dırdırı bırak artık be kadın.” Ben bu konuda kadınların dırdır yaptığını düşünmüyorum. Kadının bir beklentisi, bir isteği vardır. Eşine bunu dile getirir (bu sırada da o ucu yapışkanlı oklardan bir tanesini eşine atmış olur) fakat bu ok karşı tarafa yapışmaz. Kadın der ki: “Bu adam beni anlamadı hadi bir daha anlatayım…” (ok heybesinden bir ok daha çıkartır ve adama doğru yapışması için yayı çeker) Adam yine ya dinlememiştir ya da anlamamıştır. Bu defa kadında şöyle bir sistem oluşur: (Demek ki sürekli ok atmalıyım, bir tanesi muhakkak yapışacak.) Kadın burada aslında daha çok konuşayım, anlatayım beni duysun, beni anlasın diye bu kadar çok söylenti içerisine girer. Karşı taraf ise “Dırdırı bırak artık.” diyerek savunmaya geçip suçlamalarda bulunur.

İlişkilerde karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri suçlamalardır. Sürekli sizi suçlayan, sizin yanlışınızı arayan biriyle aynı evin içerisinde nasıl bir ilişki sürülebilir? Yorucu değil mi? Biraz eğitim kampı gibi: “Aha yakaladım seni! Yine suçlusun, sen zaten hep böylesin, sen beni hiç dinlemiyorsun, sen kapıyı hiç gülerek açmıyorsun!” İlişkilerde eşiniz tarafından anlaşılmak için, iletişimde “SEN” ile başlayan cümleleri kurup suçlamak yerine “BEN” deyip kendi isteğinizi, düşüncenizi, duygunuzu ifade edin.

Sıklıkla rastladığımız hatalardan biri de çiftlerin birbirine küsmesi, suskunluğu tercih etmesidir. Oysa araştırmalar doğrultusunda çiftlerin iletişime açık bir ilişki kurması, yaşadığı sorunları masaya yatırıp tartışması ilişkinin devamlılığını %20 oranında arttırdığı bilinmektedir.

İlişkilerde yapılan bir diğer hata ise haklı olma çabası. Gözlemlerime göre çiftler ilişkilerinde kendi düşüncesini var etmeye çalışıyor. “Benim dediğim doğru, ben haklıyım.” Oysa eşler birbirine karşı rakip gözüyle bakmayı bırakıp, haklı olma çabasını bırakıp, mutlu olmaya çalışsalar daha başarılı bir ilişki içerisinde olacaklar.

Eşlerde birbirini değiştirme çabası da ilişkiyi yıpratan sebeplerden çok sık rastladığımız bir durumdur. Benim istediğim gibi ol, benim dediğim gibi giyin, benim söylediğim gibi konuş. Oysa eşler iki farklı kişidir. Eşlerin birbirini “bir kişiden oluşacağız diğerimiz de tıpkı aynadaki yansımamız gibi olacak” algısı içerisinde olması zorundalıklar ülkesi yaşamı gibi olacaktır.

Çiftler her konuda uyum göstermeli midir?

Eğer çiftler her konuda uyum içerisinde olursa yine tek bir kişi üzerinden yaşanılan bir ilişki olur. Bir ilişkide iki kişi bulunmaktadır. Bu kişilerin çocukluk deneyimleri, aile ilişkileri, yaşadığı çevreyle, eğitim hayatı, iş hayatıyla ilgili anıları, karşı cinsle ilişkileri birbirinden farklılık göstermektedir. Çiftler birbirlerinin ortak noktalarının, farklı olmaları olduğunu kabul etmelidir. Aralarındaki uyum, kişinin kendi saygınlığından, fikir yapısından ödün vermeyecek şekilde olmalıdır. Bazen çiftler tanışma dönemindeyken bir şeyleri göz ardı edebileceğini düşünüp uyumlu davranışlar sergiliyor fakat evlilik sonrasında durum değişiyor “Ben ‘SENİN İÇİN’ neler yaptım” cümleleri ilişkinin ortasına çivileniyor. Unutulmamalıdır ki bugün susulan, alıştım diyerek bahsedilen durumlar yarın, yoruldum olarak haykırılabiliyor. Yorulmamak için, kişi eşini de kendisini de yeteri kadar tanımaya çalışıp orta yolu bularak ilerlemelidir.

Evlilik bağını kuvvetlendirmek, diri tutmak için neler tavsiye ediyorsunuz?

Uzun ilişkilerin kurtarıcısı kuvvetli bir iletişimdir. Hem kendi ihtiyaçlarını hem de eşinin ihtiyacını karşılayarak yaşadığı bir ilişki, ilişkinin bağını kuvvetlendirir. Kördüğüm etkisini oluşturabilir.

Aslında çiftler su birikintisi gibidir, zamanla yaşadıkları sorunlar veya çevrenin etkisiyle birlikte: soğuk esen rüzgârlar suyu tabakalaştırır ve suyun yüzeyinde bir donmuş tabaka oluşur. Çiftler eğer bu tabakayı fark edip hammaddeleri, yani kendilerini, ilişkilerini, sevgilerini hatırlarlarsa o tabakayı buz olmaktan kurtarıp tekrar sıvı hale getirir. Çiftlere tavsiyem ilişkiniz buz kesilmeden fark edin ve tabakalaşmayı da eski sıvı haline kavuşturun.

Bir ilişkinin devamlılığını koruyan bir diğer etken ise eşlerin birbirini, ailelerini, kültürlerini ve geçmiş yaşam deneyimlerini tanımaları. Mesela her çift birbirinin aile fotoğraf albümlerini muhakkak incelemelidir. Eşi nasıl bir aileden gelmiş, nasıl bir çocukluk geçirmiş, fotoğraflarda duyguları nasıl, gülüyor mu yoksa somurtuyor mu? Fotoğraf albümlerinin incelenmesi eşlerin birbirlerini tanımaları için etkili olacaktır.

Eşlerin ortak sembolleri olmalı. Bir nevi bağlayıcı bir nesne gibi düşünün.

Aslında evlilikler bir sebzenin yetişmesi gibidir. Bir sebze yetişirken önce toprak kazılır içine tohum serpilir, toprak geri örtülür, sulanır. Toprak ertesi gün aynıdır. Toprak tekrar sulanır, tekrar sulanır. Topraktan otlar çıkar fakat sizin ektiğiniz sebze değil. O yaban otlarını topraktan temizlemeniz gerekir. O otlar temizlenirse ardından gelecek sebze daha gür, daha büyük çıkar. İlişki de aynı böyle. Bazen beklentilerin karşılanmayacak, bazen tartışmalar yaşanacak, bazen anlaşılmayacaksın ama sen o yaban otlarını temizlersen ilişki diri tutulacaktır.

İlişkiniz hep diri kalsın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.