Ana sayfa - Manşet - Evlilikte Sağlıklı İletişim ve Mutlu Evliliğin Sırları / Klinik Psikolog Büşra Betül Başar

Evlilikte Sağlıklı İletişim ve Mutlu Evliliğin Sırları / Klinik Psikolog Büşra Betül Başar

Büşra Hanım sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Ben Klinik Psikolog Büşra Betül Başar. Aynı zamanda okul öncesi öğretmeniyim. Şu anda Bi İz Danışmanlık Merkezinde çocuk, ergen, çift ve yetişkin danışanlar ile çalışıyorum. Aynı zamanda toplumun ihtiyaçları ve eksikliklerini göz önünde bulundurarak çeşitli belediye ve okullarda projeler geliştirerek onları hayata geçirmeye ve insanlar üzerinde olumlu dokunuşlar, kalıcı faydalar oluşturmaya çalışıyorum.
Çiftler arasında iletişime geçmeden önce yetiştirilme üzerine konuşalım isterim. Çocuklarımızı yetiştirirken olumsuz ne türde davranışlar sergiliyoruz? Özellikle şunu kesinlikle yapmayın dediğiniz davranışlar nelerdir?
Çocuklar dünyaya geldiklerinde ilk güven nesnesi olan ebeveynlerini rol model alırlar. Aslında farkında olmasak da çocuk sürekli olarak anne-babayı gözlemlemekte ve bunları kendi yaşantısına yansıtmaktadır. Çocukları evcilik oynarken izlerseniz eğer hep aile içerisindeki yaşanılanları sergilediklerini göreceksiniz. Bu noktada anne babanın birbirlerine karşı olan ilişkilerinin sevgi ve saygıya dayanması, çocuk ile ilgili alınan kararlarda iki tarafın da tutarlı olması ve dengeli tutum benimsenmesi çok önemlidir.
Bizler ne kadar ailelere kızsak, söylensek de çocuk yetiştirmek günümüzde zor zanaat… Gelişen teknoloji, Instagram anneleri, bilgi kirlilikleri, ebeveynlerin hırsları ve bunun gibi arttırılabilen birçok olumsuz uyaran mevcut. Çocuk yetiştirirken ebeveynlerin unuttuğu bir şey var, o da her çocuğun kendine öz ve biricik olduğu. Sosyal medyada tıklanma rekorları kıran anne tutumları kendi çocuklarında işe yaramadığında nerede hata yapıyorum diye düşünmek yerine çocuğumun nesi var diye telaşlanmaya başlıyorlar. Geleneksel yapıdan uzaklaşmayan eşler ise “Bizim zamanımızda böyle şeyler mi vardı ama biz de bir şekilde büyüdük.” zihniyeti ile çocuk gelişimi ve psikolojisinden bağımsız çocuk yetiştiriyorlar. Geleneksel yapıyı doğru bulmadığım gibi tanımı olmayan mükemmel anne-baba olmak için çocukları fanusun içine yerleştirir gibi her öğrenilen yeni bilginin çocuk üzerinde uygulanmasını da doğru bulmuyorum. Burada ebeveynlere önerim, her çocuğun kendine öz olduğu bilincini benimsemeleri ve kulaktan duyma tutumlara çocukları tabi tutup aynı sonuçları beklememeleri.
Son olarak çocukların yanında tartışmayın diyeceğim ama bu durum çoğu zaman mümkün olmuyor. Trafik esnasında ya da öfkeli olduğumuz bir zaman diliminde istemeden de olsa tartışma içerisine giriyoruz ve birbirimizi kıracak sözler sarf ediyoruz. Burada önemli olan eğer çocukların önlerinde tartışıldıysa yine onların gözü önünde özür dilemek ve tartışmayı olumlu neticelendirmek. Çünkü gelişen teknolojiyle birlikte çocuklarda saldırganlık eğilimi ortaya çıkıyor ve bu saldırganlık eğilimi sonrasında çocuk yapılan davranışların sonuçlarının farkında olamıyor. Ortaya da ne yazık ki öfkeli, inatçı, saldırgan çocuklar çıkıyor. Bu noktada ebeveynlere düşen çocuğun maruz kaldığı tartışma ortamından olumsuz etkilenmesini ve yanlış model almasını engellemektir. Yıkılan binayı tekrardan sağlamlaştırmak olarak da düşünebilirsiniz.
Çiftler arasındaki iletişimsizliğin bazı temel sebepleri vardır diyebilir miyiz yoksa kişiye/kişilere göre değişen bir durum mudur?
Soruda da ismi geçtiği gibi çiftler arasındaki iletişimsizliğin temel sebebi aslında iletişimsizliktir. İstatistik sonuçlarına bakıldığında da boşanma oranlarını arttıran temel sorun eşlerin iletişim kuramamalarıdır. İletişimin olmadığı yerde de problemlerin çözülmesini ve uzlaşmanın gerçekleşmesini bekleyemeyiz. Eşler var olan sorunları paylaşmaktan, konuşmaktan ve tartışmaktan kaçındıkça sorunların büyümesi kaçınılmaz bir son olmaktadır. Eşler arasındaki iletişimsizliğin temel sebepleri olarak kişilerin birbirlerini iyi tanımaması, tartışma esnasında karşı tarafın ne söylemek istediğine değil, kendini nasıl savunacağına odaklanmaları ve sorunlarına dış çevrenin müdahale etmesine izin vermeleri yer alır.
İletişim insanın varoluşunu gerektirir. Var olan kişi varlığının farkına vardıktan sonra kendisi ve dış dünya ile iletişim kurmaya başlar. Varlığını kanıtlamaya çalışan kişi bu çabayı doğduğu koşul ve şartlardan bağımsız gerçekleştiremez. Bu noktada kişiye ya da kişilere göre değişir mi sorusuna değinecek olursak kişilerin kurduğu bağ ilişkisi, evlilik yaşantısındaki büründüğü rolü, problemleri çözme becerisi; insanın yaşadığı kültürel çevre, dünya görüşleri, gelenek- görenekleri, inançları, ideolojik yapı ve psikolojik olarak ele aldığımızda insanı diğer insanlardan ayıran, toplumsal çevreden etkilenen içsel sistemi kişilerin iletişim becerilerini farklılaştırmakta ve şekillendirmektedir. Kişilerin iletişim kuramama durumlarının altında aşırı baskıcı bir aile geçmişi, çocukluk döneminde bastırılmış, kendisini ifade etmesine izin verilmemiş bir aile örüntüsü olabileceği gibi eşler arasındaki savunucu tutum ya da güven sorunları da yer alabilmektedir.
Çiftler arasındaki sorunlarda kadın-erkek rollerinin önemi nedir? Bizler kadın ve erkek olarak birbirimizi tanıyor muyuz?
Aslında burada temel sorun günümüzde kadın ve erkeğin rolünün değişmesidir. Geçmişten günümüze kadına ve erkeğe yüklenen misyonlarda farklılıkların meydana gelmesi zaman zaman çiftler arasında çatışmalara yol açmaktadır. Toplumun biçtiği rollere değinecek olursam erkek eve para getiren, son sözü söyleyen, evin reisi; kadın ise evin sorunlarıyla ilgilenen, çocukların temel bakımlarından sorumlu kişilerdir. Günümüzde kadının rolleri geleneksel yapıdan uzaklaştı. Erkek, değişen bu rolleri alışmaya ve hazmetmeye çalışırken çiftler arasında birtakım iletişim sorunları ortaya çıkıyor. Erkeğin alışmış olduğu bir anne figürü var. Evlilikte annesinden ne gördüyse, nasıl yetiştiyse eşinden de aynısını görmeyi talep ediyor. Bunun sonucunda erkek alışılmışın dışında olan bir eş ile karşı karşıya geldiğinde reaksiyon gösteriyor ve taleplerinde ısrarcı oluyor. “Kocam ne derse o olur, o bilir.” mantığının yerini “Beraber konuşalım, birlikte karar verelim.” düşüncesi aldı. Burada çiftlere düşen vazife, değişen yeni aile rollerini içselleştirmeleri, kadının sadece ev hanımı, anne değil de aynı zamanda bir iş kadını da olabileceğini, erkeğin ise sadece eve para getiren, çalışan kişi olarak değil de aynı zamanda eşiyle ve çocukları ile ilgilenen maddi desteğin yanında manevi olarak da ailesinin başında olması gerektiğini unutmamaları gerekir. Aynı zamanda çiftlerin birbirlerini oldukları gibi kabul etmeleri de çok önemlidir. Çift danışanlarımda genellikle şunu gözlemliyorum. Evlenmeden önce eşlerinin beğenmedikleri, kendilerine uymayan, hoş karşılamadıkları davranış ve tutumlarını, evlendikten sonra nasıl olsa törpülerim, değiştirebilirim, istediğim kalıba sokarım düşüncesiyle kabul edip bir yola çıkıyorlar. Fakat evlendikten sonra beğenmedikleri bu yönleri sorun olarak görmeye başlıyorlar. Ve değişim meydana gelmediğinde de ortaya büyük bir kaos çıkıyor. Eşlerin birbirlerini değiştirmek yerine oldukları gibi kabul görmeleri ve tabi ki gerekli zamanlarda karşılıklı fedakârlıklar yaparak sağlıklı bir döngünün devam etmesini sağlamaları evliliğin sağlam temelli olması için atılan sağlıklı bir adım olacaktır.
Çiftler arasındaki güven probleminin nelere sebep olabileceği ve güven duymanın hangi sorunları çözebileceğinden bahseder misiniz?
İnsan yaratılışı gereği güvenme ihtiyacı duyar ve hayatı boyunca da güven arayışı içerisindedir. Evlilikte güven sorunu yaşandığında eşler arasındaki ilişki boyutu farklılaşır. Eşler sürekli olarak karşısındaki kişiden yanlış bir hareket bekler, duygu düşünce paylaşımı azalır, kıskançlık ve kontrol davranışlarında artmalar meydana gelir. Zamanla bu durum sosyal medyaya müdahale, telefon karıştırma, arkadaş çevresini sorgulama gibi yıpratıcı bir yaşam döngüsünü beraberinde getirir. Örneğin eşine güvenmeyen kadın ya da erkek farklı bir sosyal medya hesabı açarak eşini test etmeye çalışır. Ve eş o mesaja cevap vermediğinde de eşine direkt olarak güvenmeyi tercih etmez. “Benim işlettiğimi anladığı için cevap vermedi” gibi düşünceler ile farklı yollar ile eşini test etmeye devam eder. Temel olarak baktığımızda koşulsuz güven duygusunun yerini panik ve kuşku alır. Bu da çiftler arasındaki iletişimsizliği ve evlilik sorunlarını ortaya çıkarır. Aslında güven problemi doğrudan iletişime etki etmektedir ya da tam tersi iletişimsizlik güveni etkilemektedir. Her iki durumda iç içedir ve birbirini etkiler. Sağlıklı iletişim kuran eşler bir durumla karşılaştıklarında zihinlerinde bu düşünceyi felakete dönüştürmek yerine eşleriyle direkt olarak duygu ve düşüncelerini konuşarak sonuca varmaya çalışırlar. İletişim kuramayan, birbirlerinden habersiz olan eşler ise sorunlarını konuşarak çözmek yerine sonuca varılmayan tartışmalara başvururlar. Bu tartışmalar zamanla eşler arasındaki sevgi ve saygının tükenmesine ve boşanmalara yol açar. Güven problemini somutlaştırmak adına masa metaforuyla açıklayacak olursak; üç ayaklı bir masanın bir ayağı sevgi, bir ayağı saygı, diğer ayağı ise güven duygusu olduğunu varsaydığımızda güven duygusunun yani bir ayağın kırılması ile masa sallanmaya başlar, zamanla diğer ayaklar da kırılır ve masa devrilir. Bu metafor ışığında devam edersek var olan güven duygusu beraberinde sevgi ve saygıyı da getirir. Şunu kolaylıkla söyleyebiliriz ki eşler arasında var olan güven duygusu sağlıklı iletişimin kurulmasını, sevgi ve saygı bağlarının kuvvetlenmesini ve evde çıkacak huzursuzluğun engellenmesini sağlayacaktır.
Dürüstlük tüm ilişkilerimizde önemli bir yer tutarken, eşler arasındaki önemi ve durumu nedir?
İlişkilerinde dürüst olmayan eşler karşılaştıkları problemleri çözümlemekte zorlanırlar. Bu da zamanla aile bağlarının yıpranmasına zemin oluşturur. Eşler birbirlerini kırmaktan ya da kaybetmekten korktukları için bazı şeylerin saklanmasının daha doğru olduğunu düşünürler. Saklanıldığı sanılan düşünceler zihinde birikince de bir zaman sonra ilişkileri tıkamaya başlar. Aslında karşı tarafın olumsuz bir tepki verme ihtimalinde dahi dürüst olmak insanı rahatlatır. Burada bireyi zorlayan bir noktada savunma mekanizmalarının devre dışı bırakılmasıdır. Çünkü kişi sakladığı bir şeyler olduğunda bunu öfke, uyuma, sinirlenme gibi davranışlarla kapatmaya çalışır. Durumu tüm gerçekliğiyle eşiyle paylaşması bu savunucu tutumdan çıkıp durumla yüzleşmeyi gerektirdiğinden kişilerde tedirginlik yaratabilir. Unutulmamalıdır ki yaşanılan her durum hoşgörülü karşılanmayabilir. Ama sonucu olumlu ya da olumsuz her ne olursa olsun eşlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde dürüst olmaları kişiyi huzursuzluktan ve diken üstünde durmaktan kurtarır. Dürüstlük ile inşa edilen ilişkilerin temeli daha sağlamdır. Dürüstlük aynı zamanda eşlerdeki güven duygusu ve karşılıklı iletişimi de beraberinde getirir. Sonucunda her ne tepkiyle karşı karşıya gelinirse gelinsin kısa vadede karşı tarafı incitecek dahi olsa uzun vadede huzur ve güven sağlayacaktır.
Medya ve sosyal medyanın aile içi iletişime etkisi nedir?
Zaman geri dönüşü ve telafisi olmayan bir kavramdır. Bu noktada üzülerek artık aile ortamında iletişimin, sohbetin bittiği konusuna değinmek istiyorum. Medya ya da sosyal medya hayatımıza olumlu olduğu kadar beraberinde birçok olumsuzluğu da getirdi. Çünkü artık medya, yemek içmek gibi temel ihtiyaçlarımız arasında yerini aldı. Bundan en çok etkilenen de aile sohbetleri oldu. Çiftlerin birbirine yabancılaşmasındaki ve kişisel olarak yalnızlaşmasındaki artışa sebep olan sosyal medya ne yazık ki kişileri bulunduğu ortamdan alıkoyup anı yaşamalarına engel oluyor. Uzaktakileri yakınlaştırırken, yakındakileri de uzaklaştırıyor. “Ailemi elektrikler kesildiğinde tanıdım” gibi karikatürler görüyoruz. İletişim noktasında elimizdeki cihazlarla konuşur hale geldik. Aynı ev içerisinde telefonla haberleşenler, birbirlerinin gün içindeki faaliyetlerini yüz yüze konuşmak varken sosyal medyadan takip eden eşler var. Günümüzde artan yoğun iş temposu nedeniyle eşler sadece akşam vakitlerinde bir araya gelebiliyorken sosyal medyada geçirilen zamanın kontrolü yapılamadığında da eş ve çocuk ile aynı ortamda bulunan fakat iletişim kuramayan, paylaşımda bulunamayan aile kitleleri ortaya çıkıyor. Bu dönüşüm ailenin yetiştirmeye ve topluma kazandırmaya çalıştırdığı nesilleri toplum ve aile yapısından uzaklaştırıyor. Bununla da kalmayıp kendi içine dönen bir insan profilinin oluşmasına sebebiyet veriyor. Televizyonun evlere ilk konuk olduğu zamanlara gidecek olursak aileyi bir araya toplama gibi bir etkisi vardı. Fakat kanal ve programların artışı bu olumlu etkiyi olumsuzluğa bıraktı ve insanların birbirinden uzaklaşıp yalnızlaşmasına sebep oldu. Büyükler hep anlatır, akşam vakti siyah-beyaz diziler için ailecek televizyon başına toplanıp keyifli vakit geçirirdik diye. Ama şu an geldiğimiz noktaya baktığımızda herkesin izlediği farklı bir dizi olduğundan eşler ayrı ayrı odalara gidip kendi dizilerini izliyor, bu da aile içi kopmalara neden oluyor. Çok üzülerek söylüyorum ama şu an gelinen nokta duyguları, problemleri yüz yüze paylaşmak yerine sanal ortamda durum güncellemesi yaparak oradan gelecek olan yorum veya emojilerden teselli beklenilmesi. Eşler birbirlerinin yüzlerine söylemediği sevgi dolu sözleri bir fotoğraf paylaşıp buradan dile getiriyorlar. Aslında eşten mahrum edilen bu özel ilgi, toplumla paylaşılıyor ve eş arasındaki özel an ve duygular ne yazık ki özel olmaktan çıkıp, insanların yorum yaptığı, şahit olduğu ortak anı olarak kalıyor.
Medya ve sosyal medya kadın ve erkeğin yanlış beklentiler içine girmesine ve kişilerin kendilerini olduğundan farklı göstermesine sebep oluyor mu?
Tabi ki. Bu konuya özel gün kutlamalarından bahsederek başlamak istiyorum. Artık evlilik teklifleri, doğum günleri, tanışma yıl dönümleri gibi eşler için özel kabul edilen günler sosyal medyada paylaşıldığında beğenilme potansiyeline ulaşsın diye çok önemseniyor. Evlilik teklifi ile detaylandırırsak bu durumu erkekler evlilik teklifi yaparken herkesten farklı ne yapabilirim diye düşünüyor. Fakat artık bu özel günler sistemli hale gelmiş durumda. İnsanlar bunun ticaretini yapıyor ve eşe sadece özel anı gerçekleştirmek için para verip ortamı kiralamak düşüyor. Bu da parayla karşı tarafı mutlu etme isteğini oluşturuyor. Kadın tarafından yüksek olan beklentinin karşılanamamasının sonucunda da ortaya özel anıların mutsuz bir anı olarak kaldığı bir tablo çıkıyor. Aslında baktığımızda lüks mekânlarda, ihtişamlı görünen sofralar ile yapılan evlilik teklifleri yaşanılan anı değil sadece sosyal medyadaki paylaşımları renklendiriyor. Aynı zamanda sosyal medya eşlerde özenme duygusunu arttırıyor. Kadın bir arkadaşının eşiyle paylaştığı mutlu bir anı ya da eşi tarafından alınan bir hediyeyi eşinden de bekliyor. Bu da bir süre sonra eşler arasında gerginliğe ve aile içi huzursuzluğa sebebiyet veriyor.
Onay alma, sevme ve sevilme, saygınlık görme insanın doğasının büyük bir kısmında yer alan ihtiyaçlardır. Bu ihtiyaçlar modern çağın gerekliliği olarak sosyal medyaya da yansımaktadır. Karşılanmayan bu ihtiyaçlar kendini “mış” gibi yapma maskesi ile göstermektedir. Mutluymuş gibi, biliyormuş gibi, çok okuyormuş gibi, çok zenginmiş gibi… Mesela kahve ve popüler kitaplar ile yapılan paylaşımlar moda haline geldi. Burada değinmek istediğim, bu kitapların okunması ve paylaşılması değil, “mış” gibi yapılması. Okumak için değil, paylaşım yapmak için alınan kitaplar… İnsanların hayatlarını sosyal medya ile şekillendirmeye başlaması da diyebiliriz. Günümüzde insanlar keyif için gittikleri, kendilerine ayırdıkları zaman dilimlerinde dahi “ne giysem de rahat etsem” ya da “nereye gitsem de mutlu olsam” gibi düşünmek yerine “hangi kıyafetimle fotoğrafım yok”, “hangi mekânda güzel fotoğraf çekilirim” diye düşünerek yaşamaya başladılar. Burada şunu da sorgulamak lazım: “İnsanlarda bu onay ihtiyacı neden?” Bu noktada çocukluğa da değinmek gerekirse; çocukluk döneminde karşılanmayan ilgi ve sevgi ihtiyacı günümüz yetişkinlerinde sosyal medya aracılığı ile insanlardan onay alınarak giderilmeye çalışılıyor. Bu noktada eşlere düşen vazife, sürekli olumsuz eleştiri yapmaktan kaçınmak ve eşlerine “bugün çok güzel gözüküyorsun” gibi olumlu cümleler kurarak onayı sosyal medyada iki parmak tıklamasında aramalarına engel olmaktır.
Son olarak eşlere önerim; “mış” maskelerinin iletişiminizi gölgelemesine ve sosyal medyanın sizi yabancılaştırmasına ve yalnızlaştırmasına izin vermeyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.