Evlilikte Sağlıklı İletişim Kurmanın Yolları / Psikoterapist Şeyda Betül Kılıç

Evlilikte iletişimin öneminden bahseder misiniz?

Evlilikte iletişim, ilk olarak karşılıklı konuşma, karşılıklı birbirini anlama ilkesiyle başlar. Biz birbirimizi doğru anlamalıyız, birbirimize doğru kulak vermeliyiz, birbirimize doğru zaman ayırmalıyız. Eğer bunları yaparsak, hayat boyu devam eden birliktelik, beraberlik, çok daha yolunda, çok daha güzel ve kaliteli ilerleyecektir. Birbirimize kulaklarımızı kapatırsak, gözlerimizi kapatırsak, birbirimizi her şekilde kamufle edersek, iletişim yolunu kapatmış oluruz. Oysa yorulduğumuzu, üzüldüğümüzü, sıkıldığımızı, beklentilerimizi, dualarımızı, temennilerimizi birbirimize doğru aktardığımızda, çok daha doğru anlaşılabileceğimiz iyi ve sağlıklı iletişim yolunu seçmiş oluruz.

İyi ve sağlıklı iletişim yolunu seçerken iletişim nedir? İletişim, en başta doğru konuşma, sonrasında etkili dinlemedir; yani hem konuşabilmek hem de karşımızdaki kişiyi doğru dinleyebilmek üzerine kurulu sistemin adı iletişimdir. Biz tek başımıza konuşur, konuşur ve kalkıp gidersek, bunun adı diyalog değildir, bunun adı monologdur. Kadın konuşuyor, konuşuyor, uzun uzun cümleler kuruyor; ama neticesinde eşi de ona kulak vermiyor, kadın da söylemek istediklerinin anlaşılmasıyla ilgili hiçbir gayrete girmiyor. Bizim için gerekli olan, bir aile için, bir evlilik için gerekli olan şey monolog değil, diyalogdur. Diyalog iletişimle mümkündür; yani etkili konuşma, etkili dinleme, birbirine zaman ayırma, birbirini önemsemeyle güçlenir ve devam eder.

Yorgun evlilikler diye bir tanımlamanız var. Bu kavramı açıklar mısınız? Eşler bunun farkına varıyorlar mı?

Yorgun evlilikler kavramı, günümüz koşullarında, şiddetli geçimsizlikten sonra en fazla boşanma nedenleri arasında yer alan bir nedendir. Şiddetli geçimsizlikte, taraflar, yani eşler birbirleriyle sürekli sürtüşme halindedir. Ortada bir enerjiden bahsediyoruz; şiddetli geçimsizlikte sürtüşme, tartışma, kavga, sürekli birbirine sataşma, birbirini küçük görme gibi bir güç mücadelesi görüyoruz. Ancak, evlilik yorgunluğunda durum tam aksi. Evlilik yorgunluğunu gördüğümüz ailelerdeki duruma baktığımızda eşler birbirleriyle iletişimi kesiyorlar; aslında aynı evi paylaşıyorlar ama hiçbir şekilde diyalog zemini oluşturmuyorlar, iletişim kurmuyorlar, muhabbet etmiyorlar, sorunlarını birlikte bir toplantı düzeneğinde oturup konuşarak çözmeyi tercih etmiyorlar. Birbirlerinden hem fiziksel hem ruhsal hem de zihinsel manada uzaklaşmış, birbirine yabancılaşmış çiftlerin oluşturduğu bu yapıya evlilik yorgunluğu diyoruz. Evlilik yorgunluğu, oldukça sinsi ilerleyen, ailede çiftleri birbirinden yavaş ve zamanla uzaklaştıran çok önemli bir tehdittir.

Evlilik yorgunluğunda, kişiler aynı çatıyı paylaştıkları halde birbirlerinin yanlarında yatmazlar, birliktelikler oluşturmazlar, birlikte muhabbet etmez, aynı şeye gülmez, aynı konu üzerinden hiçbir şekilde bir film dahi izlemezler; herkes kendi dünyasını kurmuş, aslında iki bekârın aynı evi paylaşmasından öteye başka hiçbir şey fark etmez. Genellikle çiftler cinsel manada da birbirlerinden son derece uzaklaşmış bir hayat sürdürmeye devam ediyorlar.

Evlilik yorgunluğunda, evlilikler ne kalacak kadar iyi ne de gidecek kadar kötüdür. Böyle olduğu için, sürüncemede kalan evlilikler ne yazık ki birbirinden uzaklaşmış çiftlerin oluşturduğu ilginç bir tabloya maruz kalırlar.

Eşler etkili iletişimin önündeki engelleri kaldırmak için neler yapabilirler?

Eşinizi karşınıza alıp biraz sohbet etmek, biraz onun dünyasında neler olup bittiğine kulak kabartmak, biraz sorun ya da mutluluk odaklı, konu ne olursa olsun iletişim kurmaya değer olduğuna inanmak, meselenin temelindeki en önemli taşı kaldıracaktır. İletişim etkin bir şey mi; yoksa konuşmadan da böylece yuvarlanıp gitsek de yaşar mıyız, mutlu muyuz, oraya bakmak lazım. Birbirimizi tanımaya değer bulmak, birbirimizi bilmeye değer bulmak, birbirimizi anlamaya değer bulmak çok güzel bir özellik. İletişimin önündeki engelleri tek tek kaldırmanın ilk prensibi, ilk yolu, iletişimin gerçek bir ihtiyaç olduğuyla ilgili inanca sahip olmaktır. Eğer eşinizle doğru düzgün konuşmak, onunla muhabbet etmek, onunla sorunlarını çözmek, onunla hedefler ve planlar yapmak, onunla yaşamın güzelliklerini ve mutluluklarını paylaşmakla ilgili cömert davranırsanız, o zaman iletişimin aslında ne kadar da güzel bir alışkanlık, ne kadar da güzel bir yol olduğuyla ilgili doğru düşüncelere sahip olacaksınız.

Eşlerin birbirini yanlış anlamaları ve anlamamaları gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Yanlış anlaşılmaları en aza indirmek için ne yapılabilir?

Birbirini yanlış anlamanın önüne geçmek için, duru ve şeffaf bir iletişim en önemli ihtiyaçlardan biridir. Yani daha net, daha akılcı, daha somut bir cümleler zinciriyle eşimize durumumuzu izah etmek durumundayız. Eğer çok karmaşık, işin içinden çıkılmayacak, çok uzun soluklu, uzun ve dolaylı cümleler kuruyorsak, o zaman kolaylıkla yanlış anlaşılabiliriz. Özellikle erkekler kısa cümlelerden, net cümlelerden, doğru söylemlerden hoşlanırlar ve ancak bu şekilde sizi çok daha net anlayabilirler. Kadınlar daha kompleks, daha karmaşık cümleler, daha uzun cümleler kurarak rahatlama yolunu seçerler; fakat bazen sadece bu nedenle eşleri tarafından yanlış anlaşılabilirler. Birbirimizi yanlış anlamamamız için, alengirli, muğlak, karmaşık yollar yerine, net, kısa, anlaşılır cümleleri tercih etmek her zaman için daha pratik ve akılcı bir çözümdür.

Yanlış anlaşılmanın ilacı etkili iletişim. Bir defa, iletişimin vakit ayrılması gereken, elzem, önemli bir durum olduğunu bilmek gerekiyor. İkincisi, göz kontağı kurmak, ne demek istediğiyle ilgili doğru anlamaya çalışmak, etkili dinleme dediğimiz “… diye söyledin bana. Doğru mu anlıyorum?” demek; yani geribildirimde bulunarak, eşinize onun söylediklerinin minik bir özetini yaparak, “Acaba doğru mu anladım, bana bunu mu söylemek istedin?” diyerek dönüşler yapmak yanlış anlamanın önüne geçecek en önemli davranışlardan biri olacaktır.

Evlilikleri en çok zedeleyen hatalardan bahseder misiniz?

Evliliği zedeleyen, yaralayan çok fazla hata var tabii ki. Boşanma nedenleri listesine, Türkiye İstatistik Kurumu listesine baktığımızda, zaten çok belirgin birkaç neden hemen gözümüze çarpıveriyor. Hepimizin bildiği gibi, aile içi şiddet ilk sırada boşanma nedeni. İkinci sırada aile içi şiddetli geçimsizlik, üçüncü sırada evlilik yorgunluğu, dördüncü sırada sosyal medya zorlukları. Çok da söylemekten hoşlanmadığımız, ama ne yazık ki çokça şahit olduğumuz sadakatsizlik ve aldatma gibi sebepler nedeniyle boşanmalar çokça görülüyor. Aileyi zedeleyen diğer bir unsur ise, ne yazık ki, kadın ya da erkeğin ailesinin evliliklere olumsuz müdahalesi. Olumsuz müdahaleler, yapılandırılmaya çalışılan, henüz yeni oluşturulmuş evliliğin çok fazla müdahaleye maruz kalmasıyla evlilikler zedelenebiliyor. Yani geniş aile sorunları da bazen evliliği zedeleyen faktörlerden biridir. Bütün bu saydığımız nedenler arasında elbette bir de ekonomik problemler vardır. Günümüzde hakikaten aileyi geçindirmek, ailenin refah seviyesini koruyabilmek, stabil tutabilmek o kadar da kolay değildir. Buna bağlı olarak da evlilik içerisinde ekonomik uyumsuzluklar görülebilmektedir. Bu ekonomik uyumsuzluklar zamanla çiftleri birbirine karşı yıkıcı, yaralayıcı hale getirebilir. Bu durumda da evliliğin devamı pek mümkün olmayabilir.

Bütün bu saydığımız nedenler arasında en çok ve en acı, atlatılamayan, travmatik iz bırakan nedenlerden birinden bahsetmek isterim; o da sadakatsizlik ve aldatmalar. Aile içinde sadakatsizlik ve aldatmalar ne yazık ki çiftleri en fazla zedeleyen, çiftlerin ilişkisini en fazla zedeleyen faktörlerden biridir.

Yapılan hataları görmezden gelmek doğru bir tutum mu?

Evlilik içerisindeki sorunları görmezden gelmek doğru mudur; hayır, değildir. Çünkü evlilik içerisindeki sorunları görmezden geldiğimizde hatalı davranmış oluruz. Halının altına süpürmek, görmezden gelmek, evlilik ilişkisindeki belirsizliği arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Belirsizliği arttırdığımız zaman, yani birbirimizle ilgili ne düşündüğümüzü, nelerden rahatsız olduğunu bilmediğimiz zaman, aşikâr yaşamadığımız zaman, hata üzerine hata yapmak ihtimalimiz çoğalmaktadır. Biz, mümkün olduğunca açık, şeffaf, birbirini daha net anlayan eşler olma gayreti içerisinde olmalıyız. Öbür türlü, son derece sıkıntılı, ne olduğu belirsiz bir ilişkiye doğru kürek çekiyor oluruz.

Eşinize karşı yaptığınız, ilişkinize yaptığınız bir hatadan doğru çıkarımlar yaparsanız; yani “Ben eşime karşı yaptığım bu yanlıştan oldukça pişmanım. Onu çok kırdım, onu çok üzdüm…” dediğinizde ve ona gidip ondan konuyla ilgili özür dilediğinizde, davranışınızı tekrar etmediğinizde, bu, ilişkiniz için, evliliğiniz için çok önemli bir kazanım olarak size geri dönecektir. Evlilikler olgunlaşma yolunda ilerlerken, mutlaka karşılıklı değişim, karşılıklı tekâmüle maruz kalırlar. Yani eşler hiçbir zaman evlendikleri günkü kişi değildirler. Bir gün sonra, 10 gün sonra, 10 yıl sonra kendimizin ne kadar değiştiğini görürken, aynı zamanda eşimizin de en az bizim kadar değiştiğini fark ederiz. Yani değişimin kendisi evliliğin en büyük, en farklı durumudur. Değişim içerisinde birbirimize uyumlu olmaya devam etmek en önemli becerimizdir.

Elbette ki eşiniz de size karşı hatalar yapacaktır. Bu hatalar bazen duygusal hatalar, bazen davranışsal hatalar, bazen fiziksel hatalar olabilir. Bu hataları görmezden gelmek, “Herhalde bir daha yapmaz.” beklentisiyle sürekli olarak görmemeye çalışmak doğru bir yöntem değildir. Önemli olan, hataya karşı gösterdiğimiz tepkidir. Hatayı görmemektense, hatayı doğru görmek çok daha iyileştirici bir yöntemdir. Eğer eşiniz size karşı herhangi bir iletişim hatası yaptıysa, yaptığı davranışın sizde hasar oluşturduğunu, yıkıcı olduğunu, sizi üzdüğünü düşünmeyecek ve bilmeyecektir. Ona kendinizi tanıtmalı, ne düşündüğünüzü, ne kadar kırıldığınızı, ne kadar üzüldüğünüzü açıkça ifşa etmelisiniz. Kırıcı, yıkıcı, üzücü; yani onun size davrandığı üslubun aynıyla mukabele etmek kazandıran bir yöntem değildir. Net, ciddi, kendini bilen, kırılmış, ama kırıldığını bile en doğru ve en asil şekilde dile getirebilen bir kadın ya da erkek olarak eşinizle bu durumu paylaşmalısınız. Ve ben dilini kullanmalısınız. Yani ben diliyle başlayan bir cümle size kazanç olarak geri dönecekken; sen diliyle başlayan bir cümle, kaybettiren, karşı tarafın savunmalarını uyandıran, size karşı kendini savunmak zorunda hissettiren bir sonuç doğuracaktır.

Eşler arasında sevgi bağlarını kuvvetlendirmek için tavsiyeleriniz nelerdir?

Eşler arası sevgi bağlarını kuvvetlendirmek için, eşler arası paylaşımı ve eşler arası emeği yükseltmek gerekir. Paylaşım ve emek evliliğin ömrünü uzatan iki anahtar kelimedir.

Peki, emek derken neyi kastediyoruz? Emek derken, evliliğiniz içerisinde fiziksel olarak, belki ruhsal olarak yapabileceğiniz her şey emek başlığının altında yer alır. Eşiniz için bazen, siz sevmeseniz bile, yalnızca onun sevdiği bir filmi izlemek çok önemlidir. Eşiniz için, belki pek de hoşunuza gitmese bile, onun sevdiği bir akrabasını ziyarete gitmek çok önemli bir şeydir. Yani verici olmak, emek harcamak, emek cimrisi olmamak çok önemlidir. Eşler arası bağları, özellikle sevgi bağını kuvvetlendirmenin yolu, ben eşim tarafından sevildiğime inanıyorum, çünkü eşim benim için şunu şunu hiç düşünmeden yapar diyebilmelisiniz ya da siz eşinize sevginizi bu şekilde göstermelisiniz. Yani eşiniz sizinle ilgili, “Eşim beni seviyor. Eğer sevmeseydi, şunları şunları yapmazdı. Sevdiğine göre, elbette ki benim için yapabileceği çok şey vardır.” kanaatine sahip olmalıdır. Onu tanımaya yatırım yapıp, o neyi seviyorsa, neden hoşlanıyorsa, bunu önceden bilerek ona sürprizler yapmak gerekir. Sürpriz yapmak, birlikte nitelikli zaman geçirmek, ona dokunmak, belki onun ruh dünyasına girebilmek, psikolojik dünyasına yaklaşabilmek mümkündür. Bütün bunları yaparken kendimizi kötü hissetmemeli; bunların gereksizliğine değil, gerekli olduğuna inanmalıyız. Eğer bu tür yatırımlar yaparsak, sevginin can bulduğunu, aile içerisinde kutsal, güzel bir yere oturduğunu kendimiz de görebiliriz.

Evlilik çatışma ve tartışmalarıyla başa çıkabilmek için hangi becerilere sahip olmak gereklidir?

Evlilik içerisinde elbette ki tartışmalar kaçınılmazdır. Tartışmalar, kavgalar, ses yükseltmeleri, bunlar kaçınılmazdır. Evlilik içerisinde kesinlikle istediğimiz şey, “Tartışmayın, kavga etmeyin, bütün kavga yollarını kapatın, kavga çıktığında konuyu kapatın, üstünü örtün…” değildir. Mümkün olduğunca evlilik içerisindeki enerjiyi düşürmemek, bazen bir tartışmanın bile enerji yarattığını unutmamak önemlidir. Elbette ki aynı düşünmek, aynı olmak evliliğe mutluluk getirdiği gibi, bazen farklı düşünmek, farklı açılardan bakmak, biraz tartışmak, güzel bir dopamin oluşturur. Sohbet edin, bazen tartışın, bazen farklı düşünmekten çekinmeyin. Birbirinizin farklılıklarını hoşgörüyle, toleransla dinleyebilme becerisine sahip olun. Bu çok önemli. Biz elbette ki birbirimizin aynısı değiliz; farklı ailelerden çıktık, farklı eğitimler aldık, farklı sosyokültürel çevrelerde yetiştik ve büyüdük. Birbirimizin farklılığı çok doğaldır. Eğer evlilik içerisinde aynılığı esas alırsak, yani “Aynı olduğumuzda, aynı düşündüğümüzde, aynı şeyler aklımızdan geçtiğinde biz mutlu oluruz.” gibi bir kanaate sahip olursak, o zaman ne yazık ki, aynılıkları kaybettikçe veya aynılıkları göremedikçe, evliliğimizin yolunda olmadığıyla ilgili düşünceler geliştiririz. Bu yersiz düşünceler yerine, farklılıklarımızla birbirimizi kabul etmek, şartlı kabuller yerine şartsız kabuller geliştirmek çok daha güzel olacaktır.

Aile içinde, elimizden geldiğince, mümkün olduğunca tartışmaların güzel ve sulh içinde bitmesine olanak tanımalıyız. Elbette tartışılabilir; ama bu tartışmalar hiçbir zaman fiziksel bütünlüğümüze zarar verecek, psikolojik aşağılamaya, psikolojik işkenceye gidebilecek şekilde olmamalıdır. Birbirimizi dinlerken asıl durumumuz şudur: Benim kendi önerim, tartışmaları çok uzatmamak, tartışmalardan hemen sonra -bire iki kuralı diyorum ben bu kurala- bir tane kötü bir şey konuştuktan sonra iki tane güzel şey konuşabilme becerisini kazanmamız gerekmektedir. Tartışmayı daha kısa kesip, negatif enerjiye yükseltmeden, pozitif ve güzel bir şekilde günü noktalama becerisi göstermek durumundayız.

Yorum bırakın