Ana sayfa - Son Sayı - Evliliğin Üç Dönemi / Pedagog Ali Çankırılı

Evliliğin Üç Dönemi / Pedagog Ali Çankırılı

Evlilik başından sonuna kadar monoton değildir; birbirinden farklı üç dönemi vardır. İlk dönemde eşlerin ilişkisine “balayı” dediğimiz romantik duygular hâkimdir. Daha sonra karşılıklı kişilik çatışmalarının yaşandığı gerçeklik dönemi başlar.

Eğer eşler empati yapar, birbirlerini anlamaya çalışır, akıllı davranırlarsa bu dönemi aşarlar ve daha sonra bağlılık dönemi ortaya çıkar. Üçüncü dönemde, evlenmeden önce yaşanan aşk karşılıklı sevgi ve saygıya dönüşür. Hem sevginin hem arkadaşlığın olduğu evlilikler bu yüzden en ideal evliliklerdir.

Kavgayı Bitiren Söz: “Sen Haklısın.”

Evliliği, yanan bir ateşe benzetebiliriz. Ateşin sönmemesi için nasıl devamlı beslenmesi gerekiyorsa, evliliğin de sevgi ile devamlı beslenmesi gerekir.

Eşler bazen günlük hayatın hay huyları içinde bu gerçeği göz ardı ederler. Ancak ilişkiler bozulmaya başlayınca bunun farkına varırlar. Evliliği iki insanın bir kayıkta seyahat etmesine de benzetebiliriz. Biri kızıp kayığı salladığında diğeri tutmalıdır.

Eğer diğeri de kızıp sallamaya başlarsa kayık devrilir ikisi de suya düşer; yüzme bilmeyen boğulur. Tartışmayı sürdürmek yerine eşlerden birinin “sen haklısın” demesi tansiyonu düşürür. Kadın için “seni seviyorum” sözünden sonra en hoşa giden bir söz varsa da “sen haklısın” sözüdür.

Eşler Olaylara Farklı Açılardan Bakar

Erkek, bir sorun olduğunda kabuğuna çekilerek düşünür. Yani çözüm odaklıdır. Kadın ise sorunu çözmek yerine, eşiyle paylaşmak ister. İletişimde erkeği sonuç, kadını ise süreç ilgilendirir.

Eşler bu gerçeği dikkate almazsa, ilişkide sürekli iletişim hataları meydana gelir.

Örneğin erkeğin yaptığı on işten iki tanesi yanlış ise kadın yapısı gereği yanlış olanlara yönelir ve bunları eleştirir. Bu yüzden bir sorun olduğu zaman erkek eşini dinlemeli; sorun çözülmeyecekse bile, eşine konuşma fırsatı vererek rahatlamasını sağlamalıdır. Eşlerin karşı cinsin psikolojisini bilmesi uyumlu bir evlilik için çok önemlidir.

Kadınlarda Önceliği Olan Psikolojik İhtiyaçlar:

• Sevgi ve şefkat ihtiyacı

• İlgi ve destek ihtiyacı

• İstendiğini hissetme ihtiyacı

• Aldatılmayacağına, terk edilmeyeceğine inanma ihtiyacı

• Çocuklarını büyütme, mürüvvetlerini görme ihtiyacı

• Açık iletişim ve danışma ihtiyacı

• Güvenlik ve korunma ihtiyacı

• Takdir edilme ve onay ihtiyacı

• Evde eğlenme ihtiyacı

• Parasal güven ihtiyacı.

Erkeklerde Önceliği Olan Psikolojik İhtiyaçlar:

• Özerklik (bağımsızlık) ihtiyacı

• Kendine güven ihtiyacı

• Cinsel mutluluk ihtiyacı

• Rol paylaşımında sınır ihtiyacı

• Saygı görme ihtiyacı

• Mücadele ihtiyacı

• Yeteneklerine inanma ihtiyacı

• Adil davranma ihtiyacı

• Dışarıda eğlenme ihtiyacı

• Parasal özerklik ihtiyacı

Anlaşmazlıklarda En Fazla Kadın Etkilenir

Eşler arası anlaşmazlıklarda depresyona giren ve psikoloğa ilk başvuranlar çoğunlukla bayanlardır. Geçimsizlik yüzünden depresyona girmiş erkek sayısı çok azdır. Depresyon şikâyetiyle psikoloğa başvuran hanımların hemen hepsinin evliliklerinde sorun vardır. Hanımlar yaratılıştan daha duygusal oldukları için anlaşmazlıklarda erkeklere kıyasla çok daha fazla etkilenir. Hanımlar, kadınlık ve annelik içgüdüsüyle kendileri için değil, sevdikleri (anne babaları, eşleri, çocukları) için çalışır, fedakârlıkta bulunurlar. Atalarımız, boşuna “yuvayı dişi kuş yapar” dememiş.

Eşinizden Değişmesini Beklemeyin

Tartışmalarda iki tarafın da karşıdakinin haksızlığını kabul edip değişmesini istemesi anlaşmayı zorlaştırır. İkisi de haklı olduğunu düşünüp değişmeyi kabul etmemesi zamanla anlaşmazlıkları derinleştirir, çözümü zorlaştırır. Eşlerden sadece birinin değişmesi bile ilişkiyi düzeltebilir. Biri değişince diğerinin de tavırları bu değişime uyum göstermeye başlayacaktır. Evliliğinizi kurtarmak istiyorsanız önce değişen siz olun. “Benim bu anlaşmazlıkta payım nedir” sorusunu kendine yöneltme dürüstlüğü gösteremeyen eşler, suçu hep başkalarında (kaynanada, görümcede, kaynatada, akrabada vb.) arayarak kendini savunmaya çalışır.

Suçlayıcı “Sen’’ Dili Anlaşmayı Zorlaştırır

Tartışma sırasında “sen zaten hep böylesin” tarzındaki suçlayıcı ve genelleyici dil karşı tarafı savunmaya yönlendirir; bu da çözümü zorlaştırır. “Sen” dili yerine “ben” dili, genelleme yerine “şimdi burada olanı tartışma”, eşini değil davranışını eleştirme çözümü kolaylaştıracaktır. “Çocukların önünde hep beni azarlayıp küçük düşürüyorsun” yerine; “biraz önce çocukların önünde beni azarlaman çok ağrıma gitti” şeklindeki konuşma daha etkili olacaktır. Anlaşmazlıkları çözmenin üç kuralını tekrar edelim:

1. Şimdi burada olanı konuşmak.

2. Geçmişte olan problemleri sayarak genelleme yapmamak.

3. Geleceğe dair endişeler dile getirmemek.

Bilinçaltımızdaki Aile Modeli

Hepimizin şuuraltında, anne ve babamıza ait çocukluktan kalma izler vardır. Biz farkında olmasak da, bu izler eşimize karşı davranışlarımızı etkilemektedir. Eşlerden biri veya her ikisi çocukluğunda sağlıklı bir aile ortamı görmemiş ise; sağlıklı bir evlilik sürdürmeleri çok zordur. Mutsuz bir ailede yetişen gençler kendi kendilerine “Ben eşime karşı babam gibi (veya annem gibi) davranmayacağım” diye söz verirler. Ancak bilinçaltına yerleşmiş mutsuz anne ve baba modelinin etkisinden kurtulmak ve sağlıklı düşünmek kolay değildir. Bunun için büyük çaba ve bilgi gerekir.

Anne ile Eş Arasında Dengeyi Korumak

Genç hanımlar dertleşmek amacıyla hemen her konuyu anneleri ile paylaşmak isterler. Yeni evli bir bayanın bazı şeyleri annesiyle paylaşması güzeldir, ancak anne ile paylaşılmayacak eşler arası mahrem konular vardır. Anne bu mahrem konuları duyduğunda, kızını koruma adına, damadına soğuk davranabilir. Evli bir kadın, ancak kocası duyduğunda rahatsız olmayacağı konuları annesiyle paylaşmalıdır. Aslında kız anneleri damat ile iyi geçinmeye ve onu kendi oğlu gibi sevmeye daha meyillidir. Çünkü damadına iyi davrandığı zaman onun da kızına iyi davranacağını bilir.

Çoğu erkekler annelerinin kendileri için daima iyi düşündüğüne inanırlar. Annelerinden eşlerine dair bir şey duyduğunda, doğruluğunu araştırmaya gerek görmeden kabul ederler. Eşlerine inanmayı, ona değer vermeyi ve onu sevmeyi annelerine yapılmış bir vefasızlık sayarlar. Bu yüzden annelerinin yanında eşlerine iltifat etmekten ve sevgi sözcükleri kullanmaktan çekinirler. Annelerinin kaynana psikolojisiyle, oğlunu bir başka kadınla paylaşmak istemediğini, kıskanacağını, bu sebeple gelinine ait küçük olumsuzlukları abartabileceğini kabul etmek istemezler.

Sorunların Çözümünü Ertelemeyin

Sorunlar karşılıklı konuşup çözüm aranmadan kendiliğinden çözülmez. “Tatsızlık olmasın, belki zamanla düzelir, sabreden derviş muradına ermiş” gibi iyi niyetlerle sorunlarınızı ertelediğiniz zaman çözülmediği gibi, birikip altından kalkılamayacak kadar büyüdüğünü göreceksiniz.

Çözüm bekleyen sorunlar bilinçaltında birikerek sabrınızı ve dayanma gücünüzü tüketir. “Bana neler oluyor bilmiyorum, canım hiçbir şey yapmak istemiyor, çabuk sinirleniyorum, hayattan zevk almıyorum” şeklindeki depresyon ifadelerinin sebebi aslında yaşadığınız son olaylar değil; yıllardır bilinçaltına itip görmezden geldiğiniz sorunlardır.

Önyargılar, kendimizi eşimizin yerine koymamıza ve onu sakince dinlememize engel olmaktadır. Eşler arası ilişkiden, geçimden ve sevgiden söz edildiğinde bilinçaltımızdaki kendi anne ve baba modelimiz aklımıza gelecektir. Bu model bizde olumlu veya olumsuz bazı önyargılar kazandırmıştır. Bilinçaltımızda geçimsiz ve kavgalı bir aile, baskıcı bir baba, taşralı silik bir anne modeli varsa; evliliğe bakış açımız pek olumlu olmayacaktır. Böyle bir ailede yetişmiş genç kız, babası gibi baskıcı bir erkekle evlenmeyeceğine, annesi gibi silik bir ev kadını olmayacağına dair kendi kendine söz verir.

Koca baskısı gören anneler kızlarına genellikle şu telkinde bulunurlar: “Aman kızım oku, benim gibi cahil bir ev kadını olma. Okursan bir işin ve maddi gelirin olur; benim gibi koca eline bakmazsın.

Eğer annem babam beni okutsalardı ve bir işim olsaydı kendimi böyle ezdirmezdim. Babanızın kahrını çektiğim yetmiyormuş gibi, anne ve babasının da kahrını çekiyorum.”

Üniversite okumak isteyen liseli kız öğrencilerime sorardım:

“Niçin okumak istiyorsunuz?” Hiçbirinden “Bilgili ve saygın bir anne, geçimli bir eş, iyi bir ev hanımı olmak için okuyorum” cevabı alamaz, üzülürdüm.

Ailede Kriz Yönetimi

Eşler birbirleriyle iletişim kuramıyorlarsa ya da sürekli çatışmalı bir iletişim içindeyseler, yapmaları gereken ilk şey birbirlerinin iletişim dilini öğrenmektir. İki taraf: “Şu ana kadar uyguladığım iletişim dili başarılı olmadığına göre başka bir alternatif denemeliyim” şeklinde kendini sorgulamalı ve çözüm için kafa yormalıdır. Eşler, birbirlerini anlayışsızlıkla suçlamak yerine, hep böyle sorgulama içinde olurlarsa, doğru iletişim yolunu bulacaklardır. Aynı konu etrafında sürekli çatışma yaşayan ama bir türlü de çözüm üretemeyen çok sayıda çift vardır.

Aynı konuda iki taraf da tutumunu değiştirmediği için sürekli çatışma çıkması doğaldır. Sürekli tekrarlanan çatışmaların önüne geçmek için taraflardan birinin yöntem değiştirmesi şarttır. Çatışma ve krizlerde taraflardan birinin biraz alttan alması ve diğer tarafı yönetmesi, yönlendirmesi çatışmayı önleyecek, çözüm yolu görünecektir.

Gerek kültürel yapımız, gerekse aile içindeki rol dağılımı bu konuda fedakârca davranmayı daha ziyade kadına yükler.

Kadınlarda Hürrem Sultan Yaklaşımı

Siyasi sonuçlarını tarihçilere bırakırsak, Hürrem Sultanın Kanuni Sultan Süleyman gibi bir padişahı yönlendirebilmesini buna örnek verebiliriz.

Bilindiği gibi Kanuni, Hürrem Sultan’dan doğan ve kendisine isyan eden oğullarından birinin idam edilmesine karar verir. Hürrem Sultan, oğlunu kurtarmak için Kanuni’ye “Sen ne biçim babasın, nasıl oğlunu öldürmeyi düşünürsün” demek yerine, “Yüksek ruhlarda kin barınmaz, sen yüksek ruhlu bir insansın, affet oğlunu” der. Kanuni de bu sözlerden etkilenerek oğlunu affeder. Yani Hürrem Sultan, Kanuni’nin olumlu özelliklerini ön plâna çıkararak, beklenmedik bir şekilde onun kararını değiştirmeyi başarır.

Hürrem Sultan gibi, eşler evlilikte yaşanan sorunları çözmek için sürekli çatışmaya girmek yerine; karşı tarafın olumsuz özelliklerini bir kenara bırakıp olumlu özelliklerine odaklanmalı ve duygularına hitap etmelidir. Birçok sorunu çözmek için, güzel söz söylemek bile yeterlidir. Çünkü güzel söz, sevgiyi arttırır. İnsanın güzel konuşabilmesi için de önce güzel görmesi gerekir. Güzel gören güzel düşünür ve konuşur, güzel konuşan ise iyi ilişkiler kurar, çevresinde pozitif çekim oluşturur.

Akşam Sendromuna Dikkat

İslam dininde karı kocanın birbirine lütufkâr davranması esastır. Yani, sadece kadının ya da erkeğin değil, ikisinin de birbirine lütufkâr davranması tavsiye edilir.

Çoğu evde, erkek eve geldiği zaman bir akşam sendromu yaşanır. Erkek eve girer girmez, eşi hemen ya çocuklardan ya da herhangi bir sorundan şikâyet etmeye başlar. Erkek o anda yorgun, işte yaşadığı sorunlardan ötürü zayıf ve kırılgan halde ise kontrolsüz biçimde tepki verir. Bu nedenle kadınlar problemleri anlatmak için akşam, yemekten sonra sessiz bir zamanı kollamalıdırlar.

Çin dilinde “kriz” kelimesi “tehlike ve fırsat” anlamına geliyormuş. Bu anlam eşler arası çatışmalar için doğru bir tanım. Evlilikteki çatışmalar aile için hem tehlike hem de fırsattır. Bir çatışma yaşayan eşler kendilerine: “Bu çatışma bana ne öğretti? Çatışmada benim payım nedir? Nasıl bir hata yaptım da konuşmamız çatışmaya dönüştü?

Aynı konuda çatışma çıkmaması için ne yapmalıyım?” gibi sorular sorarak olayı analiz ederlerse, krizi fırsata dönüştürebilirler.

Aynı çatı altında yaşayan, iki farklı aileden, iki farklı coğrafyadan ve belki iki farklı kültürden gelmiş iki insan arasında tartışma çıkması gayet doğaldır ve normaldir. Önemli olan, tartışmanın krize dönüşmeden iki tarafın gayretiyle çözüme kavuşturulmasıdır.

Evlilikler Neden Yürümüyor?

Evliliği yürütmede sorun yaşayan eşler aile danışmanlarına hep sorarlar: “Evliliğin yürümemesini neye bağlıyorsunuz? Ekonomik sorunlar mı? İletişim yetersizliği mi? Kıskançlık mı? Sadakatsizlik mi? Birbirini yeterince tanımamak mı? İlgisizlik mi? Kişilik uyuşmazlığı mı? Eğitimsizlik mi?” Bütün bunlar sebep değil, sonuçtur; yani buz dağının görünen kısmıdır. Buz dağının asıl gövdesi nasıl dipte ise, evliliğin yürümemesinin dipteki sebebi de sevgi, saygı ve güven eksikliğidir. Eşleri birbirine bağlayan harcın malzemeleri sevgi, saygı ve güvendir.

Sevgiyi bir ateşe benzetebiliriz. Ateşin sönmemesi için devamlı beslenmesi gerekir. İlgilenilmediğinde ateş nasıl sönerse; sevgi de ihmal edildiğinde söner. Sevgiye her insanın ihtiyacı vardır; ama yaratılış gereği kadının daha çok ihtiyacı vardır. Sevilmediğini düşünen bir kadın kendisini değersiz hisseder. Kadını evine ve eşine bağlayan şey sevgidir. Eşinden yeterli sevgi görmeyen bir kadın kendisini evin hizmetçisi gibi hisseder. “Hem de karın tokluğuna çalışan bir hizmetçi” demişti bir danışanım.

“Eşine neden kendisini sevdiğini söylemiyorsun? Pişirdiği yemekleri yedikten sonra neden eline sağlık demiyorsun? Hizmet davranışları için neden teşekkür etmiyorsun?” dediğimde adam gülerek, biraz da yüzü kızararak: “Biz böyle şeylere alışık değiliz hocam; babamızdan böyle şeyler görmedik. Babam annemi severdi, ama bunu söyleme gereği duymazdı” demiş; kendisini şöyle savunmuştu: “Yaptığı hizmetler için teşekkür etmeye ne gerek var; kadındır, bunları yapmak görevidir. Ben de evin erkeği olarak gece gündüz çalışıyorum, evin geçimini sağlıyorum, onları kimseye muhtaç etmiyorum; çünkü bu benim görevim. Bunları yapıyorum diye teşekkür mü bekleyeceğim?”

Eşler arası iletişimde aile kültürü çok önemlidir. Anadolu’da ve Doğu bölgelerimizde erkeğin karısına sevdiğini söylemesi, yaptığı bir hizmet için teşekkür etmesi hoş karşılanmaz, alay konusu edilir. Diğer taraftan eşine ve çocuklarına zaman ayırmayan erkekler vardır. Evi otel ve lokanta gibi kullanır. İşten başını kaşıyacak vakti yoktur. Akşamlan eve geç gelir, çoğu zaman eve iş getirir. Karısına iltifat etmek ve sevdiğini söylemek şöyle dursun, bir “Nasılsın?” demeyi bile akıl edemez. Erkek iyi bir iş adamı, tanınmış bir akademisyen, iyi bir baba olabilir; ama bunlar eşini mutlu etmeye yetmez. Eşini mutlu edebilmesi için aynı zamanda iyi bir koca olması gerekir.

Eşler arası geçimsizliklerde suçu hep erkeklerde aramak adaletli bir yaklaşım olmaz. Kocasından: “Akşam yemeğini yedikten sonra çayını evde bile içmez; doğruca kahvehaneye gider. Gece geç saatlerde eve gelir. Geldiğinde çocuklar uyumuş olur. Oturup iki çift laf edemeyiz. Yorgunum, uykum var, yatacağım” diye yakınan bir hanım danışanıma:

“Hanımefendi, kocanızın neden evinde oturmak istemediğini, akşam yemeğini yedikten sonra neden soluğu kahvehanede aldığını kendi kendinize hiç sordunuz mu? Bunda benim payım ne diye düşündünüz mü? Ya da eşinize neden evinde oturmadığını sordunuz mu?” demiştim. Kadıncağız yüzüme kızgın bir ifade ile bakıp şöyle demişti: “Erkek değil misiniz; bakın siz de onun tarafını tutuyorsunuz!”

Eviyle, eşyasıyla, çocuklarıyla ilgilenmekten kocasına zaman ayıramayan; güne ve çay partisine giderken en şık elbiselerini giydikleri ve takıp takıştırdıkları halde, akşam kocalarını, üzerlerinde kavrulmuş soğan kokusu olan ev kıyafetiyle ve mutfak önlüğü ile karşılayan hanımlar yok mudur? Bütün gün iş yerinde bakımlı güzel hanımlarla bir arada olan bir erkek, akşam evine döndüğünde karısı ev kıyafetiyle, mutfak önlüğü ile ve saçları dağınık karşıladığında ne düşünür?

Aile üyeleri birbirlerine kan bağıyla bağlı oldukları ve aynı evi paylaştıkları halde, birlikte kaliteli vakit geçirmedikleri zaman birbirlerini tanıyamazlar. Anne baba çocuklarını, eşler birbirlerini tanıyamadığı için bir kriz anında nasıl iş birliği yapacaklarını, krizi nasıl çözeceklerini bilemezler.

Sevginin olmadığı yerde saygı ve güven de olmuyor. Sevgi, ailede yaşanarak kazanılan bir duygusal yetenektir. Sevilmeyen bir çocuk sevmeyi öğrenemez; sevgiye olumlu karşılık veremez. Güven duygusu gelişmemiş bir çocuk başkalarından kendisine zarar geleceği endişesi ile onlara bağlanamaz. Bu çocuk yetişkin yaşa gelip evlendiğinde eşine bağlanmakta sıkıntı yaşar. “Ya bir gün beni terk ederse, ya beni aldatırsa” endişesi taşır. Anne babası ve aile büyükleri tarafından sevilen çocuk “beni seviyorlar, öyleyse onlardan bana zarar gelmez, onlara güvenebilirim” diye düşünür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.