Ana sayfa - Arşiv - Esmâü’l Hüsnâ Işığında Yönetim ve Liderlik / Ali Kemal Kastan

Esmâü’l Hüsnâ Işığında Yönetim ve Liderlik / Ali Kemal Kastan

gonul-27-esma-terapiAli Kemal Kastan “Esmâ Terapi” adlı kitabında şunları söylüyor:
“İslam medeniyetinin insan modeli, son birkaç asra kadar Esmâü’l-Hüsnâ tarafından oluşturulmaktaydı. Bu modelin sunduğu evrensel kişilik, evrensel bilimin, hukukun, teknolojinin, felsefenin, yönetimin, üretimin vs. kaynağı durumundaydı. Bu insan modelinin bir şubesi olan yönetici tipi de merhamet ve yaratılana faydalı olma esasına dayanan yönetim felsefesinin ve tutumlarının asırlar ölçeğinde mümessili olmuşlardı. Bu evrensel insan ve yönetim modeli, eski İslam toplumlarının kişisel gelişim sistemi olan tasavvuf ve kişisel gelişim kulüpleri olan tarikat ve tekkeler vasıtasıyla oluşturulmaktaydı. Tarikatlarda, günlük zikir dersleri halinde verilen Esmâ zikirleri vasıtasıyla, Allah’ın vasıfları bireyin zihninde güncellenmekte ve günlük hayata uygulanmaktaydı. Bu yüce vasıflarıyla anılan Yüce yaratıcıya bağlılık ve hayranlık duyguları zirvelere tırmanırken kişilikler de aynı yüce vasıfların sergi alanı halini almaktaydı.”
“Dünya sahnesinde yeniden rol almak istiyorsak evrensel kimliğin vasıflarıyla donanmak zorundayız. Bu vasıflarla donanmanın ilk adımı ise bu vasıfları ve Yüce Rabbimizi olabildiğince yakından tanımaktır.”

“Esmâ Terapi” isimli kitabınız, büyüklerin yanında yetişmenin getirdiği bir merhamet tecellisi gibi diyebilir miyiz?
Kendimi Rabbim’in lütfuna mazhar olmuş biri olarak görüyorum. İslam tarihinde o mübarek isimleri şerh eden 130 civarında insan var. Rabbim onların arasına beni de kabul buyurdu. Benim için İslam nimetinden sonraki en büyük nimet bu. 1990 yılında aklıma şöyle bir şey geldi: “Rabbimiz kâinatı yönetiyor, yönetirken bu vasıflarla yönetiyor, bu isimlerle yönetiyor. Bir yönetici o vasıflarla vasıflanırsa mükemmel bir yönetici olur.” dedim. Fakat hemen akabinde Rabbimiz’in sıfatlarının kullarda aranmasının akaid açısından sakıncası var mı, korkusu geldi. Birkaç sene öyle devam etti, sonra İmam Gazalî Hazretleri’nin “Maksaadü’l-Esna fi Şerhi’l-Esmâü’l-Hüsnâ” kitabını okudum. Bu kitap çok farklı bir şerh, Esmâü’l-Hüsnâ’yı çok farklı açıklıyor. Bu kitapta isimleri tek tek Arapça açısından ele aldıktan sonra bu ismin kuvvetle tecelli edeceği şekil nedir, diye bir bölüm açıyor. “İmam Gazali Hazretleri böyle yapmışsa bunda sakınca yoktur.” dedim.
Ben ilahiyat fakültesi mezunuyum ama ilahiyat ve diğer bilimler diye ayırdığımız zaman seküler bir kafa yapısına hizmet etmiş oluyoruz. Onun için etrafımdaki ilahiyatçı gençlere, diğer bilim alanlarında akademik çalışma yapın diye her zaman tavsiye ederim. O alanlarda lisans görenlere de dinî ilimleri öğrenin diye tavsiye ederim. İkisinin birleşmesi lazım, bu kitap o mantalitenin ürünüdür. İşletmeci arkadaşlarla istişare ettim, işletme ve yönetimle alakalı kitapları inceledik ve o kitaplarla Esmâü’l-Hüsnâ’yı birleştirdik.

“ALLAH GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR”
Bu eser; yönetimde temel ilkelerden, yönetici kişiliğinin ögelerinden, yönetici ve yönetim ilişkilerinden, organizasyon becerilerinden yola çıkarak Esmâü’l-Hüsnâ’ların bu sahalarda insan üzerinde nasıl tecelli edebileceğini açıklıyor. İslam’ın yönetim felsefesinin Esmâü’l-Hüsnâ ile ilişkisini değerlendirir misiniz?
İslam’ın dışındaki dünya, nefs merkezli bir dünya; İslam ise Allah merkezlidir. Cenab-ı Hakk her olaya kendi merkezli bakmamızı istiyor. Bir kul sıfatları itibariyle Allah’a ne kadar benzerse o kadar objektifleşiyor, “ben”i bırakıyor ve Allah merkezli bakıyor, hatta kendisine yapılanlara bile Allah merkezli bakıyor. Bu açıdan çok ilginçtir, Efendimiz (sav) kendisine yapılan hiçbir haksızlığa kızmamış, öfkelenmemiş ama bir başkasına yapılan haksızlığa öfkelenmiş ki, bu Allah tarafından bakıştır. Bu açıdan merhum Necip Fazıl “Tarikatta benimki de senin, seninki de senin; hakikatte ise hepsi Allah’ındır.” diyor. Öyleyse İslam yönetiminin, ekonomisinin temel merkezi “Her şey Allah’ındır.” O zaman temel felsefe Allah bakışına göre kurulmalıdır. Rabbimiz Kur’an- ı Kerim’de “Allâhu nûru-ssemâvâti vel-ard” (Allah göklerin ve yerin nurudur.) (Nur, 24/35) buyuruyor. Her şeyin aydınlığa kavuşturulacağı şey Allah’tır. Allah açısından bakarsanız başka türlü okursunuz; nefs açısından bakarsanız başka türlü okursunuz. Esmâü’l-Hüsnâ kitabı böyle bir felsefenin alt başlıklarını oluşturuyor.

HAYATI “ALLAH MERKEZLİ” YAŞADIĞIMIZDA EGO MERKEZLİ DAVRANIŞLAR YOK OLUR
Allah’ın isimlerinin insan üzerinde tecellisi, insanda ne tür değişiklikler yapıyor? Zaten kitabınızda “Nasihatlere uyarsanız tecelliler gerçekleşir.” diyorsunuz. Bu bağlantıyı kurarsak “varoluşa” dair sağlam bir ipe tutunmuş olacaksınız, dünyada bütün işleriniz iyi gider, yöneticilik de böyle… Esmâü’l-Hüsnâ’nın tecellisi insanda ne tür değişiklikler yapıyor?
Bakış açımız, Allah merkezli olduğunda kul ile diğer varlıklar arasındaki olayların tamamı Allah ile diğer varlıklar arasındaki gibi oluyor. Cenab-ı Hakk’ın kâinatla ilişkisi neyse kul da tam o noktaya odaklanıyor, kul da “ben”i ortadan çıkarıp her şeyi Allah merkezli kurguluyor. Bu, insanda Cenab-ı Hakk’ın vasıflarıyla birlikte yücelmeyi sağlıyor. Tek tek ele alalım, Allah’ın “El ‘Adl” (Adalet) vasfı kulda tecelli ettiğinde, o noktada Cenab-ı Hakk’a ne kadar benzerse o kadar mükemmel bir adalet çerçevesi ortaya çıkıyor. “El Müntekîm” ismine bakalım, bu isim Türkçeye değişerek gelmiş yani “kendisine yapılan bir kötülüğün cezasını veren” anlamında. Bu isim Arapçada “cezalandıran” anlamındadır. Ama ben merkezli bir ceza değil, realite merkezli bir ceza… Bu yöneticide nasıl tecelli ediyor? Yönetici, işletmesini yönetirken ya da herhangi bir insan etrafındaki ilişkilerine devam ederken ben merkezli değil de realite merkezli, hak merkezli cezalandırdığında onun verimi, ürünü çok daha farklı, çok daha gerçekçi, çok daha etkili oluyor. “El Müntekîm” ismi, eğer ben merkezli olursa gerçekten intikam oluyor, orada bir zıtlaşma, düşmanlık, redleşme oluyor. Yöneticiyle yönetilen arasında bir -sen ben- kavgasına dönüşme hâsıl oluyor. Allah cezalandırırken kendi nefsinin peşinde olan bir Rabb değil, realitenin hesabının peşinde olan bir Rabb. Bir kul bir kula kötülük yaptığında, bir kulun öbür kula hakkının geçmesi durumunda ceza veriyor.
“Er-Rahman” isminde prizma örneğinde olduğu gibi, öncesinde Rahman isminin diğer isimlerin hepsine tesir eden bir tecelli olduğunu okuyoruz…
Bütün diğer isimlerin, en çok cezalandırma ve gazap içeren isimlerin de temelinde “Er-Rahman” vasfı var. Bir insan bütün ilişkilerini “Er-Rahman” temeline oturtursa ki “Er-Rahman” isminin çok geniş bir anlamı var, o zaman bütün -sen ben- kavgaları ortadan kalkıyor. Ben merkezli davranışlar ortadan kalkıyor, insan yücelmeye başlıyor.
Mesela, bir cerrah örneği var…
Evet, tasavvufa müntesip olan herkesin bildiği bir menkıbe var: Bir mürid “Cemâl sıfatı tecelli etmiş mürşid, talebesine nasıl muamele eder?” diye düşünüyormuş. Mürşidi de bunu ferasetiyle görmüş ve demiş ki: “Bir dâhiliyecinin merhameti merhamet de cerrahın merhameti merhamet değil mi?” İşte ikisi de tamamen kurtarmaya yöneliktir. Burada vurguladığım nokta; bir şey eğer “ben” değil de realite merkezli olursa cezalar da hep karşıdakini kurtarmaya yönelik olur. Peygamber Efendimiz (sav)’in savaşlarıyla alakalı da örnekler var. Binlerce kişinin katıldığı o devasa savaşlarda karşı saflardan sadece ikiyüz elli kişi öldürülmüş. Bu sadece merhamet peygamberinin, “Er-Rahman” sıfatıyla sıfatlanmış bir peygamberin yapacağı bir şeydir.
Mekke Fethi’nde güçlü bir ordu karşısında o kadar aciz düşmüş bir toplum var ki Peygamberimiz ordusuyla girse bir saat içerisinde Mekke’de bir tane bile müşrik kalmazdı. Ama kurtarıcı müntakim, kurtarıcı kahhar sıfatıyla hareket edilmesinin sonucunda bir yıl sonra Mekke’nin tamamı Müslüman oluyor. Bu açıdan bakıldığında insan artık Allah merkezli değerlendirmeye başlıyor. Ego merkezli davranış ortadan kalkıyor; realite merkezli, adalet merkezli bakış geliyor.
Bu kitapta Esmâü’l-Hüsnâ’yı yönetici merkezli değerlendirdik, gerçekte Esmâü’l-Hüsnâ bütün insanlarla ilgili ayrıntının modelidir. İyi bir hekim, iyi bir eğitimci, iyi bir arkadaş, iyi bir dost, iyi bir baba, iyi bir anne, iyi bir evlat… olmak için Allah’ın isimleriyle vasıflanmak gerekir. Rabbimiz’in Esmâü’l-Hüsnâ isimleri hepsinin modelidir.

KALBİNİZDEKİ İMAN ZAMANLA ÜZERİNİZDEKİ ELBİSE GİBİ ESKİR ONUN İÇİN İMANINIZI YENİLEYİN
Allah’ın her ismi diğer isimleriyle bağlantılı. Allah’ı tanımak için yola çıkan insanların ilk dikkatini çeken şey bu. Tabi bu, insanın kendisini tanıması adına da ilginç bir şey. O tecelliler bir insanda tezahür ederse ahlakî açıdan nasıl bir değişim olur? Bunun bir yolu var mıdır? Tasavvufu diğer geleneklerden ayıran “yapmalıyım, etmeliyim”in yetmediği yerde bir de Esmâü’l-Hüsnâ’ların telkiniyle yürümesidir. Sadece aklen “ben böyle olmalıyım” demekle olur mu?
Efendimiz (sav) bir gün etrafındaki insanlara bir ikazda bulunmuş, demiş ki: “Kalbinizdeki iman zamanla üzerinizdeki elbise gibi eskir onun için imanınızı yenileyin.” “Ya Rasulallah, nasıl yenileyeceğiz?” denildiğinde “Kelime-i Tevhid’i en az yüz defa tekrar ederek.” buyurmuştur.
Şimdi şöyle bir ayrım yapıyorum. Bu ayrımı, düşünen herkes yapar: Eğitimle öğretim farklı iki şeydir; eskilerin tabiriyle talim ve terbiye farklı iki şeydir. Bir konuyu bilgi olarak kafaya almakla onu yaşam tarzı haline dönüştürmek farklıdır. Bunun için ecdadımız medresenin hemen yanında tekke kurmuş. Mesela güreşle alakalı bir kitap yazalım, bu kitapta güreşle alakalı her türlü bilgi bulunsun. Güçlü kuvvetli bir delikanlıya bu kitabı verelim, sana altı ay müsade bu kitabı su gibi ezberle, diyelim. Ezberledikten sonra bir sınav yapsak ve bütün soruları bilse “Hadi sen muhteşem bir güreşçi oldun, çık mindere güreş.” desek olur mu? Olmaz. Eğitim öğretim yöntemleri farklı. Bir insana medresede İslam’ı öğretiyorsunuz, ondan sonra o insanın Müslümanlaşması gerekiyor. Onun için de başka yöntemler gerekiyor. Efendimiz’in söylediği gibi bu ancak tekrarlarla, modellemelerle olabiliyor. Bu yöntemleri tasavvuf büyüklerimiz kullanıyor; yöntem olarak almışlar, bir sistem oluşturmuşlar ve insanları Müslümanlaştıran kurumları yani tekkeleri kurmuşlar, tasavvufu kurmuşlar. Şu anda yaşadığımız en büyük problem: Kur’an kursları var, imam hatipler var, ilahiyat fakülteleri var, fakat adam gibi Müslüman yok. Neden yok? Ben ilahiyat fakültesi mezunu olduğum için rahatça söyleyebiliyorum; çünkü İslam’ı yaşanan bir din olarak ortaya koyan müesseseler kurumsal olarak yok. Elhamdülillah bütün baskılara rağmen tasavvuf ekolleri var, onlar vasıtasıyla insanlar Müslümanlaştırılıyor.

ESMÂÜ’L-HÜSNÂ’YI HAYATINA İNDİREN TOPLUM KALİTE KAZANIR
Esmâü’l-Hüsnâ’yı kişilik kontrol listesi olarak görüyorum; yani benim neyim eksik, bunu tespit edeceğim ki bir referans noktam olsun. Mesela Kahhar sıfatım çok yüksek ve Rahman sıfatıyla dengelenmemiş olduğundan dolayı Kahhar sıfatım problem yaratıyor, o zaman Rahman sıfatıyla çok meşgul olmalıyım.
Mesela “Er-Rahim” sıfatı “Er-Rahman” sıfatıyla benzeşiyor ama farklı bir tarafı var. “Er-Rahim” sıfatını yöneticilik açısından ele alalım: Rahim sıfatı; iyi çalışan, yerinde olan, gayret eden bir insana verilecek olan ödülleri ifade eden bir şey. Rahim sıfatı Cenab-ı Hakk’ın cennetteki tecellisi; Allah, emirlerine uygun yaşayan, gayret eden insanlara Rahim sıfatı gereği cennette hadsiz hesapsız merhametli davranacak. Yönetici de böyle olmalı. Bir insan şartlarını yerine getirerek iyi çalışıyorsa gayret ediyorsa onun karşılığında Rahim sıfatı tecelli etmeli.
Kontrol listesi olan Esmâü’l-Hüsnâ’dan kontrol ettim; Kahhar sıfatı var, Rahim sıfatında problemim var, o zaman Rahim sıfatım üzerinde çalışmaya başlayacağım. Tasavvuf büyüklerinin belirlediği miktarda sayılar var, şu miktarda zikrederseniz şu yönünüz şöyle gelişir diye tavsiyeleri var, onu çalışarak dengelemeye gayret edeceğim.
Esmâü’l-Hüsnâ isimleri bir hat sanatı olarak duvarlarımızı süslüyordu. En çok mutlu olduğum nokta bu çalışmayla Esmâü’l-Hüsnâ’yı hayatımıza indirmiş olacağız. Esmâü’l-Hüsnâ’yı hayatımıza indirdiğimiz zaman toplum ve insanlık kalite kazanır. İşçisi işçi olur, işvereni işveren olur, yöneticisi yönetici olur… Gerçek roller Esmâü’l-Hüsnâ ile yerli yerine oturur.

HER ESMÂ AYRI BİR TERAPİ
Böylece İslam’ın yönetim anlayışını da güncellemiş oluyoruz. Esmâü’l-Hüsnâ tecellisi en kâmil manada insanda tecelli ediyor, insanın bir ayna oluşuyla ilgili bir şey… Eserde insan ilişkilerini Allah merkezli düzenlemeye yönelik bir anlatım var. Hangi tarafım eksikse tecelli bende tezahür etsin diye o ismi de gündemime alayım şeklinde… Tasavvuf geleneğinde de genellikle “Allah” zikrinin bütün Esmâü’l-Hüsnâ’nın cem’i, yansıtıcısı ortak isim olduğu ve onun üzerinde telkinler yapıldığı ve örnek model insanın öyle tezahür edeceği düşünülüyor, değil mi?
Konuyu tasavvufla alakalı çok önemli bir noktaya getirdiniz. Bir insanın rahatsızlığı var, buna sistematik tıp bilgisi olmayan tedaviler ya da tavsiyelerde bulunabilirsiniz ama burada doğru tedavi uygulamak için doktorun müdahale etmesi gereklidir. Bir insanın davranışlarında problem varsa bu problemin gerçek sebebini kim bilebilir, bu işin ustası olan bir mürşid bilir. Bu adama hangi ismi zikrettirirsem iyileşir? Gerçek mürşidler, Cenab-ı Hakk’ın hangi sıfatı kulda eksikse onları belirleyip ona göre tedavi yapar. Öncelikle “Allah” ismini telkin ediyorlar. Mürşidlerimiz, eğer çalışkan bir müridsek, bize verilen tesbihatı yapıyorsak bir müddet sonra der ki: “Tamam evladım şimdi şu Esmâ zikrini şu sayıdan şu sayıya indir, bu Esmâ’yı da bu sayıda zikretmeye başla…” Böylece adım adım bizim kişiliğimizi olgunlaştırır ve bizi izler; çünkü eğitimin ustası odur, terbiye ustası odur. Terbiye ustası bizim ihtiyacımıza göre bizi yönlendirir. Burada âcizane tespitim; bir insan az çok kendisini belirleyebilir ama profesyonel bir doktora, bir mürşid-i kâmile ihtiyaç asla giderilemez. Mutlaka gerçek anlamda, benim hastalığım nedir, eksikliğim nedir, kişiliğimdeki problemler nelerdir ve ben ne yapmalıyım soruları, bir mürşide gidip intisap ederek hallolacak meselelerdir.
Bu çalışma, günümüzün modern bireyine, hem kendi hastalıkları olabileceğini hissettirmesi hem de ilaçların kaynağını doğru vermesi itibariyle çok ufuk açıcı, aydınlatıcı ve istifade ettirici bir eser. Yüreğinize sağlık…
Allah razı olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.