Ana sayfa - Manşet - En Üstün Ruhsal Özelliklerimizden Biri Cesaret / Prof. Dr. İbrahim Sani Mert

En Üstün Ruhsal Özelliklerimizden Biri Cesaret / Prof. Dr. İbrahim Sani Mert

Cesareti nasıl tanımlıyorsunuz?

Her şeyden önce bana cesaret konusunda geniş bir kitleye ulaşma imkânı verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Benim açımdan bu, topluma verebileceğim en büyük faydadır. Cesaretin, bugün yaşadığımız dünyada tekrar keşfedilmesi, sahiplenilmesi, özümsenmesi ve yaygınlaştırılması şarttır. Bu yöndeki her türlü çaba, yardım ve destek, bana göre kutsal bir vazifedir.

Cesaret ve aşk, dünya literatüründe, filmlerde, romanlarda, hikâyelerde en çok işlenen iki konudur. Hatta cesaret aşktan da önce gelir. Cesaretin en çok işlenen konu olması, onun gizemli ve özenilen doğasından kaynaklanmaktadır. İnsanlar, gizemin güçle birleştiği yerde büyük bir hayranlık içinde olurlar. Filmlere konu olan biyografilere baktığımızda çoğu zaman cesur bir karakterin işlendiğini görürüz. Filmlerdeki cesur karaktere özenilir. Ne yazık ki, izlenilen filmlerle sanal ortamda cesaret ihtiyacımız tatmin edilir.

Cesaretin doğasında, güç ve gizem birbirleri ile kaynaşmıştır. Bu kaynaşma, cesarete ayrı bir çekicilik ve sahiplenme özentisi kazandırmaktır. Cesaret ödüllendirilen tek erdemdir. Birçok ülkede cesaret ödülleri verildiğini görürüz. Bunlara baktığımızda ise gerçekten çok geniş bir yelpazede cesaretin ödüllendirildiği görülür. Örneğin, bir kurtarma timindeki ilkyardım elemanından, üniversiteye 45 milyon dolar bağış yapan bir zengin, futbol oynarken ayağını kırıp tekrar oyuna dönen bir çocuk, günün 18 saati çalışıp tek başına çocuklarını yetiştirmeye çalışan yalnız bir anne vb. bu ödüller bile bize cesaretin karmaşık doğasını işaret eder.

Cesaret, ilk zamanlardan beri filozofların ilgisini çeken, üzerinde fazlasıyla düşündükleri gizemli bir kelimedir. Gizemli sıfatını kullanmamdaki maksat, cesaretin hâlâ ne olduğuna dair net bir tanımlamanın olmayışındandır. Cesaret herkes tarafından fark edilen, çok kolay hissedilen, karşılaşılan, ağızdan düşürülmeyen, yediden yetmişe dilde dolaşan, arzu edilen kolayca kullanılan bir şey olsa da, doğru bir şekilde tanımlanması da tam aksine bir o kadar zordur. “Şey” diyorum çünkü gerçekten cesaret çok şeydir. Bir duygudur, bir değerdir, bir düşüncedir, bir tutumdur, bir davranıştır, bir karakter özelliğidir. Cesaretin sıraladığım bu özelliklerinin hepsine yönelik bilimsel makaleler, çalışmalar mevcuttur. Bu açıdan baktığımızda, cesareti gerçek manasında tanımlamak demek gizemini çözmek, onu anlamak demektir. Belki bu nedenle Sokrates dahi net bir tanımlama vermemiş veya verememiş, cesaretin gizemine duyduğu hayranlığa sadık kalmıştır.

Diğer yandan, cesaretin ne olduğunu tanımlamak kadar ne olmadığını tanımlamak da önemlidir. Hatta bu yaklaşım, bize cesaretin ne olduğunu daha iyi anlamamızı sağlar, çünkü cesaret yanlış algılamaya ve değerlendirmeye çok müsait bir yapıya sahiptir. Konfüçyüs bile cesarete bu şekilde yaklaşarak, gerçek cesareti şeref cesaretinden, duygu cesaretinden, yetenek cesaretinden, umut cesaretinden, cahil cesaretinden ayırmıştır.

Elbette, cesaret tanımlanamaz değildir. Bir erdem olarak cesaret, en kapsamlı olarak, Aristo’nun Nicomachean Etiği’nde incelenmiştir. Cesaret, burada korkunun olmaması veya umursanmaması durumu şeklinde belirtilmiştir. Aristo cesareti, korkaklıkla gözü karalık arasında anlam kazanan bir erdem olarak görmektedir. Aptalca davranan, karşılaştığı tehlikenin ne olduğunu idrak edemezken, korkak davranan, bu tehlikenin farkında olup bir şey yapmayan kimse olarak görülmüştür.

Cesaret üzerine en az yirmi yıldır düşünen ve bu konuda en az on yıldır akademik çalışma ve incelemelerde bulunan bir kişi olarak benim de ulaştığım bir tanım oldu. Bu tanıma ulaşmam bir anda olmadı, hatta bir ara cesaret diye bir şeyin olmadığına bile inandım, cesareti, doğru olanı yapamamadaki veya yapmamadaki bahanemiz olarak gördüm. Ama zamanla cesaret tanımı zihnimde belirdi. Bana göre, “Cesaret, sadece Allah’tan korkmak için gösterdiğimiz çabadır.” Bu tanım, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’den esinlenerek yaptığım bir tanımdır. Kur’ân-ı Kerîm’in verdiği en sık ve en önemli mesajlardan birisi “sadece Allah’tan korkmaktır”, bu da bize Allah haricinde korktuğumuz her şeyin, kişi veya durumun bir yanlış, bir tehdit olduğunu, bırakılması ve mücadele edilmesini gerektirir ki işte bu noktada cesaret doğar. Cesaret, sadece Allah’tan korkabilmemizin, Allah korkusu yerine göz diken, bizi sadece Allah’tan korkmaktan alıkoyan, bunu yapabilmek için de nefsimizin zayıflığını, nefsimizin kaybetme korkusunu ve doyumsuzluğunu kullanan her türlü güçle mücadele edebilme çabasıdır. Diğer bir ifadeyle, “Cesaret, Allah’tan başka bir şeyden korkmamak ve Allah’tan gereği gibi korkmak, Allah’tan başka bizi korkutan her şeye karşı koymaktır.” Allah’tan başka bir şeyden korkmamak ise, her şeyde sadece Allah’ın emrettiğini yapmaktır ki, her şeyde doğru olanı, yapılması gerekeni yapmayı ifade eder. Bizi doğru olanı, yapılması gerekeni yapmaktan alıkoyan her şeyle mücadele etmektir. Bu noktada şu akla gelebilir: Peki Allah inancı olmayanlar veya başka dine mensup olanlarda cesaret nasıl olacak? Kitap verilen dinlerde bu noktada sorun yok. Onlarda da yaptığım cesaret tanımı bana göre uygun bir tanım. Diğer dinler için ise inandıkları kutsal varlık kim veya ne ise o. Bir tanrıya inanmayan veya bir dine mensup olmayanlar için ise bu; evrensel değerler, insani değerler, doğrular, hayatın nihai amacı vb. yaşamına anlam kattığı, yaşamının anlamını bulduğu doğrular ne ise o doğruları yapmak ve kişiyi bundan yani doğruları, yapılması gerekeni yapmaktan alıkoyan her şeyle mücadele etmektir. Temelde size göre doğruların, yapılması gerekenin kaynağı ne ise cesaretinizin kaynağı da odur. Cesaret insanın doğru olan şeyi her yerde ve her zaman korkmadan ve çekinmeden yapabilmesidir. Cesaret doğruyu, gerekeni yapmak için acı, tehlike veya belirsizlik şeklinde ortaya çıkan korkuyla yüzleşme kabiliyetidir.

Cesaret korkusuz olmak demek midir ya da bir güç gösterisi midir? Nasıl cesur olunur?

Cesaret ve korku ilişkisi önemli bir inceleme konusudur. İlgili literatürde bu konuda araştırmalar devam ediyor. Net bir tespite ulaşılabilmiş değil. Ama benim bir önceki sorunuzda verdiğim kendi cesaret tanımlamamda bu ilişki benim için net görülebilmektedir. Cesaret, içinde korkuyu barındırır, ama bu korku doğru olanı yapmamanın veya yapamamanın doğuracağı korkudur.

Ancak daha genel anlamda ele aldığımızda cesaret korkuyla belirir, korku bir emaredir. Korktuğumuz bir durum, bize cesaret göstermemizi, cesaretle davranmamızı, cesarete ihtiyaç duyduğumuzu gösteren önemli bir gösterge niteliğindedir. Nasıl vücutta ağrı emare olarak çok önemli bir yere sahipse, ki ağrı olmasa hastalıklarımızı, vücudumuzdaki rahatsızlıkları önceden tespit edemeyiz, korku da cesaret için bu işleve sahiptir. En başta acı verse, endişelendirse de, tedbir almamıza harekete geçmemize işaret eder.

Amaç, bizi doğruyu yapmaktan alıkoyacak korkunun güdümünden kurtulabilmektir. Cesaret; korkuyu yönetebilme yeteneğidir. Korkunun inkâr edilmesi veya göz ardı edilmesi, alınacak tedbirleri olumsuz etkileyecektir. Bu yüzden cesarette asıl olan, korkunun anlaşılması ile onun kontrolüne yönelik bir tutum ve davranış içine girilmesidir. Cesaret kendini, bir korku durumunda ve korkuyla yüzleşildiğinde gösterecektir. Ancak ilk karşılaştığımız korku değil, sorgulayarak o durumda asıl neden korktuğumuzu anlayabilmektir. Aksi halde korkumuzu kontrol altına alabilmemiz güçleşir. Korkunun etkisinden kurtulamamanın altında yatan iki neden söz konusudur. Birincisi; kendimize olan güvenimizin eksik olması, ikincisi ise; cesaret göstererek ulaşmayı istediğimiz hedefe yeterince güvenmememiz veya inanmamamızdır. Bu nedenlerin ikisi de güven eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Güven eksikliği bizi cesur davranmaktan alıkoyar ve korkunun hâkimiyeti altına sokar.

Yapılan bazı bilimsel araştırmalarda doğru olanı, yapılması gerekeni yaparken korku hissetmeyen kişilere de rastlanmıştır. Örneğin bir bomba imha uzmanı veya bir asker görevini yaparken bir risk alıyor, ama korkmadı diye onu cesur olarak adlandırmayacak mıyız? O cesur sıfatını hak etmiyor mu? Elbette cevap hayır olacaktır. O kişi cesurdur, çünkü cesur davranmıştır.

Cesaret ve korku ilişkisini en güzel Mevlana’nın bir sözüyle açıklayabilirim. Mevlana “Su ateşe galiptir ama suyu bir kaba koyarsanız altındaki ateş ısıtıp onu yok eder.” der. Burada su cesaret, ateş korkudur. Önemli olan korkmamak değil, korkumuzun bizi kontrol altına almasına, bizi yapmamız gerekeni, doğru olanı yapmaktan geri koymasına izin vermemektir.

Cesaret bir güç gösterisi değildir, kesinlikle de olmamalıdır. Güç göstermek için yapılan bir davranış cesur bir davranış değildir. Cesur davranışın özünde varılmak istenen kutsal bir amaç ve niyet vardır. Bu yönüyle cesaret özünde mütevaziliği barındırır. Hatta bir önceki soruda Konfüçyüs’ün yanlış cesaret olarak ortaya koyduğu beş husus saymıştım. Onlar bir davranışta sorgulanırsa, cesaretin güç gösterisi değil, yapılması gerekeni yapmak olduğu daha iyi anlaşılabilir.

“Nasıl cesur olunur?” sorusuna en güzel yanıt iki şekilde verilebilir. Birincisi gerçek cesaretin ne olduğunu yani cesaretin doğasını bilmekle, ikincisi ise cesur olmak için çaba göstermekle. Cesaret psikolojik bir kasa benzetilir, nasıl kaslarımızı egzersizle geliştirebilir güçlendirebilirsek benzer olarak cesaretimizi de o şekilde güçlendirir, arttırabiliriz. Bunu yapmak günlük yaşamda hiç de zor değildir. Her gün belki yüzlerce kez doğru olanı yapma önündeki korkuyla yüzleşip cesaretimizle sınanırız.

Cesur olabilmek, aniden ortaya çıkan, düşünceden yoksun bir davranış değildir. Cesur davranışın altında, tehdit durumuyla karşılaşıldığından itibaren geçen bir zihinsel değerlendirme süreci vardır. Bu süreç, her zaman adım adım gerçekleşmez elbette. Bazen çok hızlı işler. Ama aynı buzdağı örneği gibi, cesur karar vermedeki zihnin altında yatan ve geçmişten gelen bir değerler birikimi, yargısı vardır. Cesaret düşüncesinin en uç noktası harekete geçebilmektir. Artık zihinsel süreç bitmiş ve cesaret, davranış boyutundaki ilk adımını atmış olur. Bir kişinin bu süreci hızlandıracak, kendisine ait cesaret verici bir hikâyesinin olması ona yardımcı olacaktır. Cesaretin başlangıç safhası, kişide karışık duyguların hâkim olduğu bir durumdur. Cesarete atılan ilk adımla, zihinsel karışıklık sona ererek yerini, kendinden ve yaptığından emin olmanın verdiği kararlılık, huzur ve netlik alır. Çoğu zaman kişi “yapmam gerekeni yaptım” gibi yalın bir şekilde cesur davranışı altında yatan nedeni ifade eder. Mesele, buzdağının altındaki “yapmam gerekene” sahip olabilmektir.

Cesaretin doğasındaki unsurlar nelerdir? Cesaretin öznesinin insan olduğunu düşünürsek cesaret-akıl ilişkisi nasıl değerlendirilmeli?

Cesaretin doğasındaki unsurlar bize doğru, gerçek cesareti anlamamızda ışık tutucudur. Bu yönüyle sorduğunuz bu soru gerçek cesareti sorgulatacak, bir davranışın gerçekten cesur bir davranış olup olmadığını anlamamıza imkân sağlayacaktır. Her şeyden önce cesur bir davranış, seçme hürriyetine sahip olduğumuz bir davranıştır, yani cesaret gösterip göstermemek bir niyete bir seçime dayanmalıdır. Bir davranışı cesur olarak tanımlayabilmemiz, kabul edebilmemiz için onu isteyerek yapıyor olmamız gerekir. Diğer bir unsur, karşılaştığımız engel ve tehdit olarak ortaya konabilir. Risk varsa tehdit var demektir. Cesaretin önemli bir unsuru risk alınmasıdır. Cesaretin doğasındaki diğer bir unsur ise ulaşmayı hedeflediğimiz amacın kutsallığı, ahlaklılığı, yarattığı faydadır. Cesaret, ahlaki ölçülerde kabul edilen bir fayda, değer yaratmalıdır. Diğer bir unsur, bazı düşünürlerin kabul ettiği ama olmazsa olmaz olmayan, hissedilen korkunun varlığıdır. Büyük bir çoğunlukla, cesur davranış öncesi, şiddeti farklı seviyelerde de olsa bir korku söz konusudur. Ama daha önce de belirttiğim gibi korku yok diye cesaret de yok demek yanlış olur. Cesaretin doğasında cömertlik, özveri vardır. Bu cömertlik veya özveri cesarete asalet katar. Onun için cesur davranış asil davranıştır. Az önce cesareti riskle ilişkilendirmiştim, bu noktada cesur davranışın sonucunun belirsiz olması gerekir. Eğer %100 başarıya ulaşacaksanız, bundan hiçbir şüpheniz yoksa bu durumda cesaret sorgulanabilir, çünkü başarıya inanmak ayrı ama hiç risk olmadan garanti bir sonuç olması ayrıdır. Sonucunda mutlaka bir kaybetme, zarar görme olasılığı olmalıdır. Son olarak cesaretin mutlaka bir gayret, çaba içermesidir. Bu saydığımız hususları toparlarsak; cesarette, seçme hürriyetinin olması, bir risk ve tehdidin olması, ulaşılacak hedefteki ahlaklılık veya kutsallık, bir sabır, sebat ve çaba gösterilmesi, bir gayret içermesi gerekir.

Cesaret bilinçli bir süreçtir. Kendini kaybetmek, fanatikleşmek, gözünü anlamsızca karartmak değildir. Az önce saymış olduğum cesaret unsurları dikkate alınırsa, cesaretin aynı zamanda bilinçli bir ahlaki karar verme süreci olduğu görülür. Bu noktada da cesaret ve akıl ilişkisi kendini gösterir. Cesaretin doğasındaki unsurlar kişinin aklını çok iyi kullanmasını gerektirir. Ancak başka bir kişinin cesaretine ve aklına güvenerek, ona inanarak da cesur davranılabilir. Nitekim tarihimiz ve günümüz bunun birçok örneği ile doludur. Sonuç olarak akılsız bir gerçek cesaretten söz edemeyiz.

Liderlerin ya da yöneticilerin cesur olmasının yönetim bilimleri açısından önemi nedir? Bu bağlamda cesaret motivasyonu, bir bakıma inisiyatif kullanma mıdır? Cesaret yönetim modeli gibi bir kavram nasıl değerlendirilmeli?

Her şeyden önce cesaret yönetim açısından çok önemli ve vazgeçilmez bir husustur. Bu durum hem yönetici, lider hem de yönetilen yani çalışan açısından geçerlidir. Bugün gerek kamu gerek özel sektör olsun her alanda faaliyet gösteren şirket, kurum ve organizasyonlarda etik, ahlaki değerlerin önemi ön plana çıkmıştır. Dünyanın hemen hemen her üniversitesinde iş ahlakı, iş etiği okutulan zorunlu dersler arasında yer almaktadır. İş dünyasının veya politikacıların etik bir skandalla sarsıldığı, şirket yönetici veya çalışanlarının yaptığı ahlaki hatalardan dolayı baktıkları veya ciddi boyutta zarar gördükleri ortadadır. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, iş dünyasında veya her türlü yönetimde, ahlaki değerlere göre hareket etmek önemlidir. Peki, bunun cesaretle ilişkisi nedir? Cesaret, her şeyden önce bir erdem, değerdir. Yalnız cesareti diğer erdemlerden, değerlerden ayıran en büyük özellik diğer erdemlerin koruyucusu durumunda olmasıdır. Hem kendi bir erdemdir hem de adeta koruyucu bir melek gibi diğer erdemlerin ortaya çıkmasına, yaşam bulmasına sebep olur. Örneğin bir kişi cesur değilse sözünün arkasında durur mu? Eğer bir kişi cesur değilse güvenilir, dürüst de değildir. Tabi burada kastedilen tanımlamasını yaptığım gerçek cesarettir. Örneğin, cesaretini yitirmiş, korkuya kapılmış bir kimsenin ilk sarılacağı yalandır, korku yalan doğurur. Cesur kimse yapılması gerekeni, zarar görebileceğini bilerek yapar. Bu nedenle, Allah korkusu, ki ben cesareti buna ilişkilendirerek tanımladım, haricindeki her türlü korku bizi ahlaki değerlerden, erdemlerden, doğrudan, yapılması gerekenden uzaklaştırır. Bu kapsamda düşünüldüğünde, cesaret yönetim bilimi açısından son derece önemlidir. Tarihin her aşamasında, büyük liderlere baktığımızda bu liderlerin en öne çıkan özelliklerinin cesaret olduğunu görürsünüz. İnsanlar cesur liderleri takip eder. Çünkü liderdeki cesaret, takipçiler tarafından, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde, liderin sahip olduğu diğer ahlaki değerlerin, erdemlerin bir işaretidir.

Yönetim bilimi belirlenen hedeflere en verimli ve etkili ulaşmanın yollarını arar. Çalışanların, gerek yönetici olsun gerek işgören olsun, en verimli şekilde çalışması işe kendini vermesini, yaptığı işi sahiplenmesini, özveriyle çalışmasını gerektirir. Bir çalışanın yaptığı işte en üst performansta erişebilmesi için, kendini yaptığı işe adaması gerekir. Adanmışlık, iş yaşamında olsun diğer her alandaki yönetim faaliyetlerinde olsun ulaşılabilecek en üst seviyedir. Adanmışlıkta kutsallık vardır. Bugün şehitlerimiz bizim için çok önemlidir, neden? Kendilerini vatana adamışlardır. Annelik kutsaldır, cennet anaların ayağı altındadır, neden? Çünkü anne kendini ailesine, yuvasına, çocuklarının bakımına, gelişimine adamıştır. Bu durum iş yaşamında da benzerdir. Peki, bu adamın, adanmışlığın özünde cesaret yok mudur? Şehit olan asker, yapılması gerekeni cesareti olmasa yapabilir mi? Cesarete sahip değilse hiç vatana kendini adar mı? Hiç yapılması gerekeni yapma yönünde canını ortaya koyar mı? Elbette ki hayır. Az önce ifade etmeye çalıştım, cesaretin diğer erdemleri koruyucu bir ön şart olması, adanma konusunda kendini daha somut belli eder. Bu açıdan baktığımızda, liderlerin ve yöneticilerin, çalışanların cesaretini iş yerinde olsun devlet yönetiminde olsun, yaptıkları işte hayata geçirmelidirler. Onların cesaretini yönetebilmelidirler. Bu konuda “cesaret yönetimi” kitabımda da değindiğim gibi, cesaret yönetilmelidir, yönetilmek zorundadır, oluruna bırakılamaz. Yaptığı işte cesur davranabilen kişi, yapılması gerekeni yapabilir.

Cesaret yönetimi ile ilgili olarak yaptığım bir çalışmada; cesur bir liderin özellikleri, bireylerin yaptıkları işte cesur davranmaları, cesareti yaşamaları ve böylece yaratıcı ve verimli olmalarını etkileyen hususları araştırdım. İşyerinde yaratıcı olmak, yaptığı işe değer katmak için, kişilerin risk alması, elini taşın altına sokması, hata yapmaktan korkmaması lazım. Bu da onların cesaretleri ile mümkündür. Bugün iş yaşamını düşünelim, eğer iş yaşamında girişimciler cesaret göstermese ekonomi ne hale gelir? Eğer doğru yapılması gerekeni yöneticiler yapmazsa ülke, toplum ne hale gelir? Adalet yönetimde çok önemli bir yere sahiptir. Peki, soruyorum, cesaret olmadan adalet sağlanabilir mi? Adaletin yönetimde ortaya çıkması ancak doğru olanı yapmak yönünde cesaret göstermekte mümkündür. Görüldüğü gibi cesaret, ilerlemenin, adanmışlığın, verimli ve yaratıcı olmanın, yapılan işe değer katmanın bir ön şartıdır. Cesaret, bu nedenle çok gizemli çok güçlü bir doğaya sahiptir ve belirttiğim gibi oluruna bırakılmamalı, yönetilmelidir. Yaptığı çalışmada, cesareti yöneten liderlerin üç önemli özelliği ön plana çıktı. Birincisi, şahsen bir cesaret örneği olmaları, yani takipçiler, çalışanlar liderlerini, yöneticilerini şahsen cesur olarak görmeli, lider cesarette şahsi bir örnek olmalı. İkinci özellik çalışanların cesaret göstererek yaptığı ancak bazı olumsuz sonuçlarla karşılaşılan durumlara veya yaptığı hatalarda lider/yöneticinin hoşgörülü olmasıdır. Bu ne yapar, takipçilerin kendiliğinden hareketle cesur davranış göstermelerinin önünü kapatmaz, onları sindirmez, doğru olanı yapma yönünde risk almaya devam etmelerini sağlar. Diğer taraftan bu iki özellik cesaretin yönetilmesinde yetmez. Üçüncü özellik ise, takipçilerin lider ve yöneticiler tarafından cesaretlendirilmesi, cesur adımlar atmaya, risk almaya teşvik edilmesidir, çünkü herkes kendiliğinden cesur davranmaz.

Bu bağlamda ikinci sorunuzun, daha doğrusu sorunuzun ikinci kısmına da cevap vermiş oluyorum. Nasıl bir kaplumbağanın ilerlemesi, yürümesi, hareket etmesi için kafasını kabuğundan çıkartmasına ihtiyaç varsa, yani risk almasına ihtiyaç varsa, çalışanlar ve takipçiler de böyledir. Eğer korkuya kapılmış, cesaretlerini yitirmişlerse, kabuklarına çekilirler. Bu nedir? Hareketsizliktir, eylemsizliktir. Böyle bir çalışandan ne verim beklenebilir, böyle kabuğuna çekilmiş takipçilerden nasıl bir hareket, şahlanma beklenebilir?

Korkuya kapılmış kaplumbağa gibi kabuğuna çekilmiş bir çalışan, nasıl verimli olabilir, nasıl yaratıcı olabilir, nasıl bir şeyler üretebilir, nasıl yaptığı işe imzasını atabilir, nasıl kişiliğini yaptığı işte bir değer olarak katabilir? Bunların, bu söylediklerimin hepsi bir risk almayı, cesur davranmayı içerir. Başarının özünde, ilerlemenin özünde risk almak, elini taşın altına sokmak vardır. Bunların hepsi cesaretle ilgilidir. Diğer taraftan, yanlışlara karşı söz söyleyebilmek hataları düzeltmek de cesaret ister. Bu nedenle yönetimde cesaret önemlidir. Ayrıca, bireyin yaptığı işten alabileceği en büyük haz, işinde yaratıcılığını kullanabilmesi, işine değer katması, inisiyatif almasıdır ki bu onu motive eder. Ancak bu da yaptığı işte cesareti kullanması ile mümkündür. Bu nedenle yöneticilerin işyerinde, yönettikleri organizasyonlarda korkuyu yok etmeleri, en önemli şartlardan biridir, liderliğin ve yöneticiliğin gereğidir.

İyi bir lider olmanın altında yatan temel faktörlerden biri, organizasyon vizyonu ile çalışanların değerlerini uyumlu hale getirip aralarında sinerji yaratabilmektir. Kişisel değerlerden güç almayan veya kişisel değerleri beslemeyen bir vizyona sahip olmanın hiçbir anlamı yoktur. Böyle bir vizyon, korkaklık kültürünün hakim olduğu, cesaretin bastırıldığı bir organizasyon ortamının işaretidir. Liderlerin doğru yapıp yapmadıklarını anlamalarının işareti ise cesarettir. Lider hem kendi cesaretini hem de çalışanların cesaretini görebilmeli, bu cesareti hissedebilmelidir. Lider kendi cesareti kadar, hatta daha fazla takipçilerinin cesaretini de önemsemeli, onları cesaretlendirmeli, cesaretlerini bastırmamalıdır. Takipçilerimi sadece Allah’tan korkmaları, ben dâhil başka hiçbir kimse veya şeyden korkmamaları için cesaretlendiriyor muyum? Onların bu hususta arkalarında duruyor muyum? Sorularıyla cesaret yönetimi yetkinliğini lider/yönetici sorgulamalıdır.

Elbette az önce söylediğim hususların yani cesaret yönetiminin de adımları söz konusudur. Ancak cesareti bir model içerisinde göstermek zordur. Hatta cesaretin bir modelle sınırlandırılarak, genellenemeyecek kadar özgün bir yapıya sahip olduğu düşünülebilir. Fakat cesaretin yaygınlaştırılıp daha kolay harekete geçirilebilmesi için, hangi aşamalardan geçtiğinin bilinmesi yararlı olacaktır. Bunu yapmanın en basit yolu da cesareti, bir model içerisinde göstermektir. Bu modelde dikkat edilmesi gereken temel husus, cesaretin yönetim süreci içerisinde ele alındığıdır. Cesaret modelini ortaya koymaktaki asıl hedef, takipçilerin sahip olduğu cesaret potansiyelinin lider ve yöneticiler tarafından bastırılmadan, doğru bir şekilde yönetilebilmesini sağlamaktır. Model sayesinde, cesaretin karmaşık doğasından kaynaklanan problemler azaltılacağı gibi, cesaret sürecinde düşülebilecek hatalara karşı da lider ve yöneticiler tarafından tedbir alınabilmiş olacaktır. Cesaret bir model veya diğer bir ifade ile bir metodoloji dahilinde yönetmeye çalışmak: Cesaretin anlaşılması ve hayata geçirilmesinde bir yöntem sağlar. Lider ve yöneticilerin cesareti yönetebilmelerini kolaylaştırır. Cesaret sürecinin her aşamasında kendimizi sorgulayabilmemize imkân verir. Cesaret sürecinde bulunduğumuz aşamanın hangisi olduğunu ve süreç içindeki yerimizi bilerek bilinçli bir cesaret yönetimini kolaylaştırır. Cesaret sürecinde bir sonraki adıma hazırlanmamızı sağlayarak, sürecin sağlıklı ve kesintisiz bir şekilde devam etmesini sağlar. Kontrollü, fanatikliğe kaçmayan bir cesaret göstermemizi ve çalışanları da bu yönde teşvik edebilmemizi sağlar. Korkunun yarattığı olumsuz durumdan bir an önce kurtulabilmemize imkân verir. Birey olarak cesaret göstermemizi kolaylaştırarak organizasyonda cesaret iklimi oluşturmayı hızlandırır. Lider ve yönetici olarak, çalışanların cesareti konusunda hataya düşmemizi engeller. Onların cesaretini keşfetmemize ve anlamamıza imkân verir. Yönettiğimiz kimselerin önündeki cesaret engellerini nasıl kaldırabileceğimize yönelik yardımcı olur.

Cesaretin kazanılması ve kalıcı hale gelmesini, süreçler ve içerik açısından değerlendirir misiniz?

Cesareti psikolojik bir kasa benzetebiliriz, nasıl vücutta egzersiz düzenli yapılmalı ve devamlı olması gerekiyorsa, cesaretin kazanılması ve kalıcı hale getirilmesi de aynı bu şekildedir. Cesaret bireysel başlar, yayılır. Ama mutlaka kalıcı hale getirilmesi için sisteme, yapıya, yapılanmaya nüfus etmelidir. Bu ne demek, yönetirken kurduğumuz sistemler bireylerin bu sistemi kullananların cesur davranışlarına müsaade etmeli, onları yönlendirmeli, teşvik etmeli ve bu konuda geri bildirim vermelidir.

Stratejik olmak ve bir yönteme sahip olmak ve bir yönteme sahip olmak ile cesaret arasında nasıl bir bağlantı olabilir?

Stratejik düşünme veya stratejik yönetim, bugün faaliyet sahasına ve büyüklüğüne bakılmaksızın her türlü özel ve kamu organizasyonunun, başarılı olmak için dikkate alması gereken bir konudur. Stratejinin veya stratejik düşüncenin özünde ileriyi görme, zor ama ulaşılabilir hedefler belirleme, topluma faydalı olacak bir vizyon oluşturma vardır. Ayrıca stratejik olmak demek, rakiplerin varlığını dikkate almak, rakiplerden daha iyi bir koruma sahibi olmak demektir. Sürdürülebilir rekabet avantajı elde etmektir. Bu da günümüzde ancak yenilikçi, yaratıcı bir düşünce ile verimli çalışma ile mümkündür. Daha önce de bahsettiğim gibi, bu durumda olması gerekenlere odaklanmak, doğru olanı, yapılması gerekenleri yapmak, yapılan işe kendini adamak, en az yenilikçi ve yaratıcı olmak kadar önemlidir. Kısacası stratejik olabilmek günümüzde yenilikçi olmayı ve adanma seviyesinde bir performans göstermekle mümkün olabilir. Bunun özünde de cesareti görürsünüz. Bu yönüyle cesaret stratejik düşüncenin, yönetimin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsanlar geleceklerinde onları en iyi yere taşıyacak düşüncelere, liderlere, vizyonlara inanırlar. Çünkü gelecek beklentisi, gelecekte daha iyi bir refah beklentisi, bireyler için en önemli motivasyon faktörüdür. Böyle olunca da ne yaptığını bilen, cesaret sahibi bir yönetici ve liderin ortaya koyduğu stratejik amaçlara, diğer bir ifade ile arzu edilen bir geleceğe, çalışanlar kendini adarcasına ilerleyebilir ve yaratıcılıklarını kullanarak değer katabilir. Böylece stratejik yönetimin temel amacı olan sürdürülebilir rekabet sağlanabilir. Tarihe bir bakın, tüm ekonomik, askeri, bilimsel önemli atılımların, hamlelerin, şahlanmaların temelinde cesur bir liderin takipçilerini cesaretlendirerek şahlandırması vardır. Bunlar hamaset değil, bilimsel bir cesaret yönetimidir.

İnsanın kendini tanıması, özgüven ve cesaret arasında nasıl bir ilişki var?

Her şey insanın kendini tanıması ile başlar. Cesaret için, cesaretimizin hayata geçmesi için eyleme ihtiyaç vardır. Cesur davranış eylemdir, yoksa istediğimiz kadar cesur düşünelim, harekete geçmedikçe cesur davranmış olmayız. Kişinin güçlü ve zayıf taraflarını bilmesi ve özellikle güçlü taraflarını kullanabilmesi, cesaretin eyleme geçmesi açısından çok önemlidir. Cesaretin momentum etkisi diye kitabımda açıkladığım gibi, sahip olduğumuz güç adeta cesaretimiz ile çarpılır, o oranda büyür. Bunun karşısında hissettiğimiz tehdidin gücü, korkumuz ile çarpılır. İkisi de terazinin birer kefesine konur. Eğer terazinin bizim tarafımızdaki kefesi yani gücümüz çarpı cesaretimiz, terazinin diğer kefesinin içindeki tehdidin gücü ve bundan duyduğumuz korkumuz çarpımından ağır basarsa, cesur davranırız. Bu yönüyle sadece cesur olmamız değil, güçlü olmamız, gücümüzü arttırmamız da önemlidir. Ancak unutmayalım, cesaretimiz sıfırsa yani yoksa ne derece güçlü olduğumuzun hiçbir önemi yoktur. Çünkü gücümüz çarpı cesaretimiz “sıfır” olacaktır. Aynı şekilde terazinin diğer kefesindeki korkumuz çok yüksekse, küçük bir güce sahip tehdit de bile ne yaparız? Hemen kabuğumuza çekiliriz, adım atamayız. Bu nedenle, cesaret ve güç önemlidir. Burada kişinin gücü kendini tanıması ile olur. Kendi özümüzde olan gücümüz, yeteneklerimiz, bilgimiz, birikimimiz, kapasitemiz, zihinsel gücümüz, bunları ne derece bilirsek kendimize güvenimiz o kadar artar. Aynı şekilde sadece kendimize yönelik değil, toplumsal değerlerimize, kültürümüze, tarihimize karşı da bu gücü keşfedecek şekilde bir yaklaşımda bulunmamız gerekir. Çünkü bugün bu güç zaten bizim şanlı tarihimizde, kültürümüzde mevcuttur. Bu yönüyle, toplumu, gençleri, öğrencileri, çalışanları cesaretlendirmek, onların kendilerini, tarihlerini, kültürlerini tanıması, terazinin kendi tarafımıza koyacağımız güç ve cesaretin arttırılmasıyla yakından ilişkilidir. Bu onlarda özgüven yaratacak ve bu özgüven onları daha çok cesaretlendirecektir.

Kendini tanıma bir bilinç seviyesine işaret eder. Doğru cesaret ile bilinç seviyesi arasında direkt bir ilişki olduğu görüşündeyim. Bir lider veya yönetici olarak takipçilerinizin cesaretini ne kadar arttırırsanız, onların yaşamlarına o oranda değer katmış, onları bilinçlendirmiş olursunuz. Hayatı dolu dolu yaşamak, büyük ölçüde cesurca yaşamakla eşdeğerdir. Eğer korkarsanız, duyduğunuz, gördüğünüz, algıladığınız durumlara doğru tepkiler veremezsiniz. Sahip olduğunuz gücü ve imkânları doğru kullanamazsınız. Bütün bunlar, zamanınızın verimsiz ve geleceği şekillendirme inisiyatifinden uzak kullanımıyla neticelenir. Geleceğiniz, zamanını sizden daha cesur yönetebilen kişi, organizasyon veya ülkelerin çıkarları çerçevesinde şekillenir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.