Ana sayfa - Arşiv - Duygularla Harmanlanan Takı Tasarımları / Takı Tasarımcısı Fatma Nur Bayraktar

Duygularla Harmanlanan Takı Tasarımları / Takı Tasarımcısı Fatma Nur Bayraktar

39-taki-tasarimiFatma Nur Hanım, öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz? Takı tasarımına nasıl başladınız?

Doğaya âşık, İstanbul’a müptela, sokak hayvanlarıyla pek haşır neşir, Kâinatın Mimarı’nı (c.c.) tanımaya, kendini ve insanları keşfetmeye çalışan, yaratılış gayesinin peşinde algılarıyla oynayıp duran bir amatör kulum.
Profesyonel alanımla ilgili olarak da: Tutkuyla bağlı olduğu mesleğine dair akademik eğitimlerini ilk mezunlar arasında tamamlamış (Gazi Üniversitesi / Kuyumculuk ve Takı Tasarımı, Mersin Üniversitesi / Takı Teknolojisi ve Tasarımı ), 2’si kişisel ve 1’i uluslararası 8 sergi düzenlemiş, ayrıca birçok karma sergide yer almış, üniversite ve özel kurumlarda tez konusu ile ilgili seminerler veren, kişiye özel takı ve aksesuarlar yapıp bir yandan da kurslar düzenleyen naçizane bir tasarımcıyım.
İpler ve tohumlarla yaptığım çocukluk denemelerimi saymazsak, “Takı Tasarımı” kavramı ile ilk tanışmam lise yıllarıma dayanıyor diyebiliriz. “Giyim Aksesuarları” isimli, önceleri fazla oyalayıcı bulduğum ders vasıtasıyla, takının da plastik sanatlar içinde yer aldığı gerçeği ile yüzleşmiş oldum. Ve radikal bir kararla tüm üniversite tercih listemi değiştirip Takı Tasarım dünyasına tüpsüz dalıverdim.
Başlarda bir miktar hayal kırıklığı yaşadım elbet. Ama içimde büyüttüğüm inanç sayesinde, okul hayatımdan sonra da sürdürdüm meslekî eğitimler almayı ve hayretle fark ettim ki, anlamak üzere yola çıktığınız birçok meslek gibi bu da dipsiz bir kuyu.

Takı, Kişiliğimizle İlgili İpuçları Veriyor
Takı sizin için ne ifade ediyor? Ortaya yeni ürünler çıkarmanın, hayal gücünüzün genişliğiyle bağlantılı olduğu konusunda neler düşünüyorsunuz?
Takı ve diğer tüm aksesuarlarımız, kişiliğimizle ilgili ilk ipuçları veriyor. Karakterimizi, statümüzü, hatta duygu dünyamızı ortaya koyuyorlar. Haliyle benim için de duygu aktarımı konusunda ön sıralarda yer alıyor takı. İnsanlara böyle bir pencereden bakmayı eğlenceli, hatta muzip buluyorum. Çünkü bazen akla hayale gelmeyecek noktalara ulaştırıyor bu gözlemler.
Öte yandan, antropolojik ve arkeolojik veriler de ispatlıyor ki insanoğlunun takı merakı giyinme ile neredeyse eş zamanlı başlamış. Çünkü sadece süslenmek için değil, korunmak ya da kahramanlıkları ispatlamak için de kullanılmış takı. Hâlâ da öyle…
Gelelim hayal gücü meselesine… Tasarlama gücünün fıtraten varlığı dışında, sonradan da geliştirilebilir olduğuna inanıyorum. Zira bana kalırsa her birimiz zaten birer tasarımcıyız aslında. Bazen farkında olmasak da yaşamımızı inşa ettiğimiz esnada sürekli tasarlıyor, çoğu kez de gerçekleştiriyoruz.
Tasarlamayı sadece nesnel düşünmekten vazgeçersek cevaplara ulaşmak çok daha kolay oluyor. Tasarı, tüm hayatımı da özetliyor aslında. Her şeyden önce insan olarak kendimi tasarlamak gayretindeyim. Doğru düzgün insan olabilmek için çabalıyor, kâinatı okuma gayreti ile tekâmüle çalışıyorum.
İkinci olarak çevremi tasarlamak geliyor; yaşadığım ve çalıştığım ortamları… Yani tasarlamak sadece mesleğimin değil, yaşam biçimimin temel taşını oluşturuyor aslında. Takı tasarlamaya ise haliyle farklı bir pencereden, “odaklanarak” bakıyorum. Kendimi en rahat ve özgür olarak takılar yoluyla ifade ettiğimi fark ettiğimden beri; yaşamımın büyük kısmını takıyı anlamak, tasarlamak, üretmek ve öğretmek aldı.

Hayata, Soran Gözlerle Bakmak Gerek
Tasarım yaparken nelerden esinleniyorsunuz? Neler etkiliyor sizi?
Birçok sanatı içinde barındıran bir alan takı. Dolayısıyla tek kaynaktan beslenmek pek mümkün değil. Ama bu tek kaynağı “evren” diye özetlersek neden olmasın? Kuştan, çiçekten, böcekten, özellikle yapraktan, yani kısacası doğadan elbette yararlanıyorum; zira En Güzel Tasarımcı’nın (c.c.) hayranıyım. Tüm canlılar öylesine muazzam tasarımlar üzerine yaratılmışlar ki böyle sonsuz bir kaynak varken neden faydalanmayayım?
Somut objelerden yola çıkmanın yanısıra, okuduğum kitaplardan, günlük olaylardan, ilişkilerden daha doğrusu tüm bunların bendeki yansımalarından da besleniyorum elbet. Ayrıca sanat galerilerini gezmeyi de çok severim. Film ve müzik festivallerini yakından takip ederim. Tüm bunlar da ister istemez etkiliyor bakışınızı. Hayata, soran gözlerle bakmak gerek.

Metal Kili ile Harika Tasarımlar
Tasarımlarınızı hangi materyalleri kullanarak yapıyorsunuz? Değerli metal kilinin özelliklerinden biraz bahseder misiniz?
Çoğunlukla gümüş ve bronz. Ayrıca pirinç, bakır, abanoz, tik, kendi ürettiğim camlar, seramikler, porselenler, deri, keçe, pleksi, polikor, çakıl taşı ve hatta kargı kamışı bile kullandım.
Özel siparişler için altın ve pırlanta, zümrüt, safir, yakut gibi tüm değerli taşları da kullanıyorum ama bunlar insanlar ve hatta ülkeler arasında çoğunlukla sömürü sebebi olduğu için beni çok mutlu etmiyor doğrusu. Organik malzemeleri ve yarı değerli taşları daha çok seviyorum. Lisans tezimden bu yana da en çok ve en severek kullandığım malzeme “metal kili”.
Metal kili; kimyagerlerin bulduğu, sinterleşme teknolojisine dayanan teknolojik bir ürün aslında. Polimer killer kıvamında, şekil vermesi çok keyifli olan, elbette kendi içinde tatlı zorluklar da barındıran ama bana göre bu sayede dinamik kalan bir icat. “Sadekarlık” ile, yani klasik maden işleme teknikleri ile ulaşmanıza imkân olmayan muhteşem sonuçlara ulaşmak mümkün metal kili ile. Esneme kabiliyeti elbette normal metal kadar değil ama özellikle dokulu ya da kıvrımlı yüzeyler konusunda akıl almaz sonuçlara ulaştırabiliyor. Neticede, ağır ekipmanlara gerek duymaksızın ve çok kısa sürede kendi tasarladığınız metal takıyı elde etmenize olanak sağlıyor. Meslek hayatım boyunca kullanmaktan da anlatmaktan da vazgeçemeyeceğim sanırım.

Zevkleri Farklı Kişiler Koleksiyonlarımda Buluşabiliyorlar
Tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Tasarımlarınıza baktığımızda sizdeki hangi düşüncelerin yansımasını görebiliriz?
Tasarımlarıma baktığınızda benim iç dünyamı görebilmeniz mümkün. Çünkü ne yapıyorsam içinde duygu var. Benim tutkularım, sevinçlerim, meraklarım, benim arayışlarım var. Ve elbette buluşlarım da. Nadiren endişelerim, dünyanın gidişatı ile ilgili kaygılarım… Bazen bütünde değil de detayda gizli oluyor ama mutlaka oluyor. Sadece bir yaprak görüyorsunuz bazen ama o yaprak benim için bir ideoloji simgesi olabiliyor, bir gönderme olabiliyor…
Tabi koleksiyonlarım nasıl kendimi ortaya koyuyorsa, kişiye özel çalışmalarımın da o kişiyi doğru ifade edebilmesi gayretinde oluyorum. Yani özetle; tarzım “şu” demek istemem. Çünkü mümkün olduğunca farklı kaynaklardan, farklı renklerden ve duygulardan beslenmeye gayret ediyorum. Dolayısıyla da zevkleri birbirlerinden çok farklı kişiler koleksiyonlarımda buluşabiliyorlar. Bu mutluluk verici benim için. Arka planda okumalar, gözlemler ve duygular barındıran işler yapmaya devam etmek istiyorum.

Moda Varsa Demode de Vardır
Takıda da bir modadan söz edebilir miyiz? Takı alırken nelere dikkat etmeliyiz?
Kıyafet, ayakkabı, çanta, hatta teknolojik gereçlerde bile geçerli olan moda kavramı, takıyı da kapsıyor elbette. Bu işi salt para kazanmak amaçlı yapan kişiler için bu belki de bir avantaj. Ama şahsen ben pek hoşlanmıyorum genel geçer durumlardan. Kalıcı olanı seviyorum. Çünkü moda varsa demode de vardır. Hâlbuki bir divanhane çivisi yüzüğün modası geçmez mesela. Evladiyeliktir.
Genel anlamda klasik takılara birazcık mesafeliyim aslında ama bana göre “zamansız” olmak başka bir şey. Doğru yerde, doğru zamanda, doğru kıyafetle kullanıldığında klasik takılar da güzel elbette. Ama onları klasik yapan, vazgeçilmez oluşları. O yüzden zamansızlar. Benim için de yapraklarım öyle mesela. Gerçi tıpkı kaftanlarım gibi onlar da akıl almaz bir hızla kopyalandılar ve ne yana bakarsak görür olduk ama bu benim onlara verdiğim payeyi düşürmedi inanın. Çünkü hangi yaprağı seçeceğime bile uzun araştırmalar sonunda karar verdim. Üzerindeki her bir damar kıymetli oldu benim için. Keşke içlerini bu kadar çabuk boşaltmasak değerlerimizin.
Örneğin vav harfi… Anlamı itibariyle deryaları kapsasa dahi; talep görünce bir furyaya dönüşüyor ve ne yazık ki bir o kadar çok niteliksiz işlerle doluyor ortalık. İçinde sakladığı değerler göz ardı ediliveriyor bir anda… Bu hamur gerçekten çok su kaldırır. Azıcık, yarama dokunmuş olduk bu soru ile.
Özetle; evet, ne yazık ki takı da moda kıskacı içinde kıvranıp durmakta… Takı alırken dikkat edilecek hususlar üzerine kitap bile yazılabilir inanın. Hatta başka dillerde var. Bir tane de biz yazalım ilk fırsatta inşallah.
Almayı düşündüğünüz takının kategorisi çok mühim. Örneğin mücevher alacaksanız hiç değilse 4 C kurallarını bilmek gerekir. (4 C: Cut, Carat, Colour, Clarity) Altın olacaksa ayarlarına dikkat etmek gerekir. Ama tüm bunlar aslında kuyumculuk kapsamına giriyor. Kişiye özel takı yaptıracaksanız tasarımcının yetkin olmasına dikkat etmek gerek. Bijuteri sektöründe ise kullanılan materyallerin sağlığa zararlı olmamasına dikkat etmek lazım.

Bir İşte Başarılı Olmanın Yolu Sevmekten Geçer
Takı tasarımcılığı mesleğini seçmeyi düşünen gençlere önerileriniz nelerdir?
Bence bir işte başarılı olmanın yolu sevmekten geçer. Sevmek için de tanımak lazım… Yani önce yaptığımız işi doğru tanımlamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bunun için de sürekli araştırma yapmalı ve arşivleme yoluna gitmeliyiz. İşimize yaramayacağını düşündüğümüz bilgiler bile bir zaman sonra yeni ufuklara ulaştırabiliyor bizi. Araştırmaları da kategorilere göre yapmakta fayda var bence. Örneğin, kullandığımız materyaller hakkında tüm teknik bilgiye ulaşabileceğimiz bir dosya, tasarımla ilgili haberler, eskizler için bir dosya, üretimdeki teknolojik gelişimler için bir dosya gibi belki onlarca dosya. Bunlar uzun vadede çok ama çok işe yarıyor. Sosyo-kültürel hayatı da ihmal etmemek gerekiyor. Sergiler, filmler, konserler, festivaller, paneller, okuma günleri… Ve yanında her zaman kalem-kâğıt olmalı tasarımcının. Aklına gelenleri eskiz ya da kelimeler yoluyla mutlaka not düşmeli. Bütün kursiyerlerin benden sıklıkla duydukları bir cümle bu; unutmam zannediyoruz ama unutulabiliyoruz.
Zihin öyle muazzam tasarlanmış ki sürekli yeniliyor kendini. Haliyle de yeni bilgilere yer açmak için bazen eskilerin üzerine yazılıyor yeni gelenler, ya da arşiv dosyalarına gidiyor. Sonra bekle ki geri gelsin. En iyisi karalayıverelim. Hem seneler sonra görünce, kat ettiği yolu da anlayabiliyor insan. Bir de mümkünse (neyse ki akıllı telefonlar sayesinde artık zor değil bu) kamera olsun yanımızda. Bazen bazı anları çizmek ya da yazmak yetmeyebiliyor çünkü. Hareketi ve sesi de kaydetmek isteyebiliyorsunuz. O kısacık videoyu belki 20. izleyişinizde bir şey yakalıyorsunuz oradan ve kendiniz de şaşıp kalıyorsunuz. Yani teknolojiyi de doğru ve ölçülü olarak kullanmak lazım diye düşünüyorum.
Gençler, ilgili alanlarda akademik eğitimle yetinmesinler bence. Çünkü bilgi o kadar çok ve çeşitli ki.

Son olarak şu an ki çalışmalarınızdan ve gelecek için projelerinizden biraz bahseder misiniz?
İstanbul Tasarım Merkezi (www.istanbultasarimmerkezi.org) bünyesindeki atölyemizde yeni kurs dönemi öncesi yaşadığımız tatlı telaşlar sonrası 11 Ekim itibariyle derslerimize başladık. Metal Kili, Mum Modelleme ve Mineleme (Emay) şeklinde 3 ayrı modülden oluşan ve 8 ay sürecek olan bir programımız var bu sene. Yanısıra kişiye özel siparişler devam ediyor. Bir yandan da 3. kişisel sergime hazırlanıyorum. Allah kısmet ederse bahar ayında olacak ve takılarımla birlikte fotoğraf çalışmalarım da yer alacak. Bir de uzun zamandır üzerinde çalışmakta olduğum Metal Kili kitabımı da bu sene tamamlamak arzusundayım. Daha uzun vadede ise sosyal dayanışma adına tasarladığım projeler var. Bunlardan biri, engellileri, biri de çocukları kapsıyor. Zamanla şekillendikçe onları da paylaşırım inşallah.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.