Ana sayfa - Manşet - Duyguları Yönetmeye Nereden Başlamalı? / Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Tuncay Dilci

Duyguları Yönetmeye Nereden Başlamalı? / Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Tuncay Dilci

Duygu nedir? İnsanın duygusal boyutuyla ilgili neler söylemek istersiniz?
Duygu kavramı Türkçe karşılığı net olarak tanımlanamasa da, genellikle toplum içerisinde bireyin hafızasında, çevresine karşı geliştirdiği anlam olarak bilinir. Aslında duygular insanları harekete geçiren her şey olarak da ifade edilebilir.
Duyguların bireyde farklı refleksler meydana getirdiği aşikârdır. Bu çerçevede her bireyin duygusal kabul eşiği, duyguların derecelerini ve şiddetini belirlemektedir. Öfke, üzüntü, korku, zevk, sevgi, şaşkınlık, iğrenme, utanç gibi bireyde meydana gelen duygular bireylere eş zamanlı ve eşit düzeyde sunulsa bile farklı duygusal tepkiler doğurmaktadır. Kimi duygular da vardır ki ne adını koyabiliriz ne de varlığını tescilleyebiliriz. Yani bazı duygular birbirinin iç içe geçmiş halidir. Bu sayılanların birkaçının birleşimi olan duygular vardır. Duyguların birey üzerinde bıraktığı etkiler, kültürden kültüre, kişiden kişiye farklılık gösterir.
Kişinin kendini tanıması ve anlamasında duyguların önemi nedir?
Duyguların insan üzerinde etki derecesi kişilik ve karakter özelliğine göre değişir. İnsanların en kritik anlarda yaptığı, hayata dair karar verme süreçlerini etkileyen seçimlerin çoğunu duygularıyla hareket ederek yapmaları manidardır. Duygular; heyecan, tehlike, acı bir haber, birine karşı duyulan sevgi vb. her konuda insanı yönlendirir. İnsanlara nasıl hareket etmesi gerektiği konusunda yol gösterir. İnsan doğasını çözmeye çalışırken ya da davranışlarının beslenme kaynağı olan güçleri irdelemek için duyguların gücünü yok saymak saflık olur. Yani normal bir insanın davranışlarını, duygulardan bağımsız olarak değerlendirmek son derece yanlıştır.
Duyguları yönetmenin öneminden bahseder misiniz?
Mekânsal tercihlerimizden, elektronik ya da dijital tutsaklığımıza, arkadaş ilişkilerine… Yani şehirleşme, kültür ve teknoloji üçgeninde rüzgâra savrulmuş bir toplum nasıl bir duygusal yönetim sergiliyordur? Ülkemizde ve dünyada her geçen gün farklı vahşetlerin ortaya çıkması, cinayetlerin sayısının artması, duygusal açıdan yaşanılan problemlerin, insanların iyi geçinmeyi bilmediğinin ve barışçıl yöntemlerden ne kadar uzak olduğumuzun göstergesidir.
Başta madde bağımlılığı olmak üzere; yalnızlık girdabına düşmüş çocuklarımızın dijital kuşatmalar altında nasıl bir tehlike iklimine yelken açtıkları aşikârdır. Gençlerin yaşadığı en büyük sorunlar, psikolojik sorunlardır. Ergenlerin çoğu hafif veya ağır düzeyde depresyon belirtileri göstermektedir. Bu bağlamda tüm bu sorunlara çözüm bulmak için bir şeyler yapılmadığı takdirde hiçbir şey düzelmeyeceği gibi durum da daha vahim bir hâl alacaktır.
Duygular sonradan öğrenilebilir mi?
Doğumdan itibaren başta ağlamak olmak üzere, bedensel tepkiler gibi tepkiler aracılığıyla, duygusal dışa vurumlar yaşanmaktadır. Yeni doğan bebeklerin bile duyguları vardır. Ancak çocukların duyguları ve sinir sistemleri tam gelişmediği için olgunlaşmış değildir. Zaman geçtikçe duygular tamamen olgunlaşacaktır. Örneğin; yeni doğan bir bebeğin, yedi yaşındaki bir çocuğa göre duyguları ilkel iken, yedi yaşındaki çocuğun da ergenlikteki bir bireye göre duyguları ilkeldir. Yapılan bir araştırmaya göre sosyal hizmet kurumlarında duygusal yoksunluktan kaynaklı ölümler artarken, sonrasında bebek bakıcıları güler yüz ve şefkat duygusuyla yaklaşınca ölüm oranlarında büyük çoğunlukta azalma gözlemlenmiştir.
Pozitif ve negatif duygular insanı nasıl etkiliyor?
Bireyin negatif duygular içerisinde olması, kötü ve buhranlı durumlarla karşılaşılacağı anlamına gelmez. Şayet sık sık olumsuz düşünceler içerisindeysek profesyonel bir tedavi desteği almak gerekebilir. Eğer biz her şeye negatif içerikli eleştirel bir gözle bakıyorsak; doğru ve tam olana ulaşma imkânımız çok zor olacaktır. Zira mükemmel olanı arıyoruz demektir. Kimi zaman sezgi, kimi zaman içsel dürtü şeklinde algılarımıza hitap eden zihinsel süreçler duyguların harekete geçirdiği enerjiler eşliğinde anlam ifade eder. Bu nedenle duyguları pozitif kanallara yöneltmek, mevcut durumu fırsata dönüştürmek gereklidir.
Duyguları bastırmanın iyi ve kötü yönlerine dair ne söylemek istersiniz?
Bir tutkunun veya duygunun kölesi olmak yerine, o duygularla başa çıkabilmek her zaman erdemli bir davranış olarak görülmüştür. Burada ifade edilen şey, duyguları bastırmak veya yok saymak değildir. Sadece belli bir dengeyi yakalayıp, korumaktır. İnsanlar duygularını sürekli bastırdıklarında ilerde patolojik sonuçlara yol açabilir. Bir duygu karşısında verilen tepki, ölçüsüz ve gerektiğinden fazla ise bireyde psikolojik sorunlara yol açabilir. Bunun sonucunda da birey tedaviye ihtiyaç duyabilir.
Dikkat edilmesi gereken şey, duruma uygun duygular yaşamak, orantılı ve dengeli tepkiler vermektir. Şiddetli bir şekilde öfke ve depresyon yaşayan insanlar, neşeli ve mutlu anlarla bunu dengeleyebilirler. İnsanların duygularını bastırabilmesi, kontrolü ne kadar ele geçirdikleriyle ve duygularını düzenleme gücüyle ilgilidir. Duygularını düzenleyebilen insanlar, hayattaki olumsuzlukların birçoğunun farkına bile varmazlar. Bu demek oluyor ki; birey, yaşamını katı kurallar ve prensipler üzerine inşa etmemelidir.
İnsanın öfkesini yutması, birini affetmesi, duygularını bastırması mı demektir?
Öfke, insanların kontrol altına almakta en çok zorlandıkları duygudur. İnsan hayatında öfke, baştan çıkarıcıdır. İnsanın düşüncelerini ele geçirir. Sürekli iç hesaplaşmalarla kendini haklı çıkarmaya çalışır. Olumsuz duygulardan olan üzüntünün tersine enerji almaz, enerji verir. Örneğin; trafikte önünü kesen bir araca sayıp sövmek veya onunla kavga etmeyi düşünmek yerine, gerçekten önemli bir işi olabileceğini düşünmek, duyduğumuz öfkenin azalmasına ve kontrol altına alınmasına yardımcı olur.
Duygu fakiri insanlar üstü örtülen duyguları canlandırmak, açığa çıkarmak için neler yapabilirler?
Bunun için ilk önce yapılacak tekdüzeleşmiş ve rutinleşmiş söylemleri-tutumları gözden geçirmek gerekir. Yani mekânsal yaşam biçimimiz ve algımız da dahil olmak üzere odalarımızın renginden, giydiğimiz elbisenin, gömleğin rengi ve deseni ya da stiline kadar bazı radikal değişiklikler yapmak gerekebilir.
Uzak durulması gereken duygularla sahip çıkılması beslenmesi gereken duygular sizce nelerdir?
Öfke öfkeyi besler. Sevgi de sevgiyi besler. İnsanlar olumsuzluklar yaşadıkça eşik değerine ulaşabilirler. Eşik değerine ulaşan insanların kendini kontrol etmeleri daha zordur. Bu değere ulaştıktan sonra yaşadığımız herhangi bir duygu bizi kontrolden çıkarıp büyük tepkiler vermemize sebep olabilir. Öfke, farklı uyarıcıların insanı yavaşça etkisi altına alarak bir tepki oluşmasını sağlayan zincirlerden oluşur. Çok küçük uyarıcılar arka arkaya gelerek büyür ve istenmeyen tepkilere neden olur. Öfke, hırs, intikam vb. duygular bireyin düşünme yetisini olumsuz etkilediğinden kontrol altına alınması zor duygulardandır.
Duyguları yönetmeyi öğrenmeye nereden başlamalı?
Duyguların yönetimi hamilelik döneminde başlar. Bunun en iyi örneği sömürgeci ülkelerin kendi ülkelerine köle transferi ile kendini gösterir. Örnek hikâyeye göre, bazı gelişmiş Avrupa ülkeleri Afrika’dan köleleri kendi ülkelerine götürürler. Ne var ki bu köleler normal bir köle gibi davranmazlar. Derken nasıl bunları köle ruhlu yapabiliriz diye sorgularken; birçok ilginç fikir içerisinden hamile kadınlar üzerine yapılacak şiddet içerikli uygulamalar tercih edilir. İşte bu amaçla oluşturulmuş köle olacak çocukların hamile anneleri büyük geniş bir alana toplanırlar… İçlerinden birkaç tanesi seçilir ve diğerlerinin gözleri önünde “köle gibi davranmazsanız sonucu böyle olur…” telkinleri verilerek vahşice kadınların karnı deşilir ve bebekler süngülenerek öldürülür, seçilmiş kadınlar çarmıha gerilir… Sonrasında görülür ki: Bu vahşeti şaşkınlıkla izleyen annelerin doğurdukları çocuklar köle ruhlu, hizmetçi karakterli olurlar. Bunun üzerine değişikliği fark eden barbarlar bu durumu sürekli ve sistematik şekilde sürdürürler.
Kişi kontrolsüzce gelen kötü duygulara karşı ne yapmalı?
İnsan hayatındaki bütün duygular; günümüzde insanı yönlendirir, bir karar vermesini sağlar ve harekete geçirir. Çünkü insan fizyolojisi acil durumlarda bir çıkış yolu bulmak ve sorunlara çözüm üretmek için programlanmıştır. İşte duygular tam da burada devreye girer. Özellikle korteksin devreden çıkmasıyla, duygusal mod olan beynin amigdala kısmının durumdan vazife çıkararak vermiş olduğu kararların ayağı maalesef her zaman yere basmamaktadır. Bu durumda söz konusu kontrolsüzlüğe bireysel yatkınlıklar da davetiye çıkarmaktadır.
Duygusal yoğunlaşma öfkeyi doğurur. İnsanlar öfkelenmelerine neden olan olaylar karşısında olaya iyi niyetli yaklaşmayı becerebilseler, öfke oluşumu gerçekleşmezdi. Öfkelenmemize sebep olan bir olayı kafamıza takmak, öfkenin daha da artmasına sebep olur. Yapılan araştırmalara göre öfkeyi kontrol altına almanın en etkili yolu olaylara farklı açılardan bakmaktır.
Olumsuz duyguları iyi yönde kullanabilir miyiz?
Bütün duygular dengeli yaşandığında insanlar üzerinde birçok olumlu etkisi vardır. Örneğin, acı çekmek insana olgunluk ve farklı bakış açıları kattığı gibi yaratıcı zekâyı da geliştirir. İnsanlar üzüldüğü zaman enerji azalır, metabolizma yavaşlar ve insan keyifle yaptığı işlerden vazgeçer. Bu da aslında üzücü bir olay yaşayan bireyin kendini dinlemesini, doğru kararlar almasını ve bir süre sonra hayata yeniden başlamasını sağlar.
Kişinin kendi duygularının farkında olması kişinin psikolojik sağlığı ve ilişkileri açısından nerede duruyor?
Duygusal sağlığı yerinde olan bireyler, güçlü ve sağlıklı ilişkiler kurarak, hayatın aksiliklerine karşı zorluklarla mücadele edebilme yeteneğini kendisinde toplamalıdır. Duygusal sağlık, her türlü psikolojik rahatsızlıklar olmadığı durumda bireyde en saf haliyle görülür. Ruh sağlığı ne kadar bozuk ve kötüyse duygusal sağlık da buna paralel olarak kötüdür.
Öz-yansıma, zihinsel ve duygusal sağlık konularında harika bir araçtır. Çünkü birey kendi duygularını tanıyarak kişisel duygusal haritasını çıkarabilir. Bu şekilde duygusal sorunları dizginleyerek daha az sorunla karşılaşabilir.
Duygusallıkla, duygulu olmak arasında ne gibi farklar var?
Duygulu olmak insanî bir vasıftır ama duygusallık bir karakter biçimidir, özellikle duygulu olmaktan öte sorunsallık içerir.
Günümüz şartlarında duygu durum özelliklerimiz nasıl seyretmektedir?
Dijital bir çağda yaşıyoruz. Bu çağın en karakteristik özelliği yeni bir yaşam biçimi ve bu yaşam biçiminin gereklerinin farklılığındadır. Hızla değişime zorladığı alışkanlıklarımız, yeni kimlik arayışlarına, kültürel değişime tabi tutmasıdır. Buna göre artık her zamankinden daha hırçın, daha agresif ve daha çok duygu durum değişkenliği içerisinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu bağlamda 3Y kuralı dediğimiz “Yalnızlaşma, Yabancılaşma ve Yozlaşma” olarak nitelediğimiz dönem insanın her yönden bunalıma girdiği dönemdir. Son dört yıl içerisinde yaklaşık 200 bin kişide -ki bunun büyük çoğunluğu ailelerdi- boşanmalar, güvensizlik, öfke patlamaları hatta kadına dönük şiddet vs. gördük; hepsinin arka planında dijital yaşam kültürü ve etkileri var. Bu nedenle DİBAMDER olarak bilinen Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneğini kurarak yurt sathında faaliyetler yürütüyoruz. Bilinçlendirme seminerlerinin yanı sıra, dünyada bir ilk olan bilinçaltı ölçer DİJİTANALİZ tekniği ile davranışların arka planındaki nedenler de dâhil olmak üzere bağımlılık düzeyini ve davranışsal boyutların NEDEN-SONUÇ-ÇÖZÜM odaklı bireysel odaklı raporlama ile önleyici nitelikte faaliyetler sunuyoruz. Dernek iletişim ve destek hizmetlerimizin irtibat için DİJİTANALİZ.COM. DİYARGED.COM, DİBAMDER.ORG ve Tel 05523995238 – 05327345238 nolu telefonlardan ve diyarged@gmail.com adreslerinden bize ulaşabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.