Ana sayfa - Arşiv - “Düşün Taşın” la Okumayan Kalmasın / Düşün Taşın Derneği Başkanı Selim Çavuş

“Düşün Taşın” la Okumayan Kalmasın / Düşün Taşın Derneği Başkanı Selim Çavuş

53-dusun-tasınDüşün Taşın Derneği’nin hikâyesini anlatır mısınız?

Düşün Taşın Derneği, Bayrampaşa’daki bir gençlik merkezinde kurulan bir proje grubu vasıtasıyla başladı. 2007-2008 yıllarına dayanan bir mazimiz var. Bayrampaşa’da adlarına Proje Grubu diyen; siyasetten, ticaretten uzak, sadece bu çevredeki gençlere katkı sağlayabilmek ve kendilerini geliştirebilmek için bir grup genç tarafından hayata geçirildi.

O grup, 2008 yılında Gençtival isminde bir organizasyon yapmıştı. 2008 yılında aralarına ben de dahil oldum. Bir sonraki sene de Gençtival’in yanısıra, buna biraz daha vizyon katabilecek ve gençlerin dünya meseleleriyle ilgili yorumlarını alabileceğimiz bir çalışma olabilmesi için, Genç Birleşmiş Milletler isminde bir proje üzerinde çalışmaya başladık.

Dünyada Model of United Nations (Model Birleşmiş Milletler) diye bir proje var. Model Birleşmiş Milletler’de, örneğin bir Türk olarak İtalya’yı temsil ediyorsunuz, sanki bir İtalyan gibi yorumda bulunuyorsunuz, bir Amerikalı Iraklıyı temsil ediyor ve burada bir modelleme yapılıyor.

Genç Birleşmiş Milletler

Bu, dünyada çok uygulanan, Türkiye’de de çok fazla üniversite kulübünün, derneğin yaptığı bir faaliyet. Biz dedik ki: “Bu Model Birleşmiş Milletleri kaldıralım, Genç Birleşmiş Milletler diyelim ve kendi ülkelerini temsil eden genç arkadaşlar bulalım. Mesela, İtalyan bir arkadaş gelsin ve İtalya’yı temsil etsin; bir Fransız öğrenci gelsin ve Fransa’nın meselelerine politikacılar gibi değil de gençler gözünden baksın.” Genç Birleşmiş Milletler, Düşün Taşın Kulübü’nün, sonrasında dernek hâline gelen bu oluşumun fitilini ateşledi.

Tabi bu faaliyet çok büyük bütçeli bir faaliyetti. Genç Birleşmiş Milletler’i yapmaktaki amacımız, Türkiye’den dünyaya, dünya meselelerine karşı muhalif bir ses oluşturabilmekti. Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’ne masa vermiştik. Medyadan bize “Nasıl böyle bir şey olur? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üye mi ki Birleşmiş Milletlere?” gibi sorular gelince biz şöyle dedik: “Bu, Genç Birleşmiş Milletler. Burada patronlar gençler, ülke liderleri gençler. Onlar böyle bir karar aldı.” Programın sonunda da bir kapanış konuşması gerçekleştirmek bana nasip olmuştu. Orada, Kyoto Protokolü’nün bütün ülkeler tarafından kabul edilmesi, nükleer silahsızlanma; G8 ülkelerinin aldığı kararların diğer ülkelerin hiçbir fikri olmadan, bütün ülkeler kabul ediyormuş gibi Birleşmiş Milletler’de geçiyor olmasının ne kadar uygulanamayan ve uygunsuz bir davranış olduğunu sonuç bildirgesinde açıklamıştık.

Bu projede hayalimiz, Kofi Annan’ı Türkiye’ye getirmekti. Bu vesileyle ben bir Amerika ziyareti yapmıştım. O zaman Kofi Annan’a ulaşamadık ama Amerika’daki yaptığımız görüşmelerde Woodrow Wilson İnstitute isimli bir düşünce kuruluşuna gittik. Bu düşünce kuruluşunda da nasıl bir çalışma yaptıkları, akademisyenlerle hangi faaliyetleri yaptıklarına dair bir brifing aldık. O zaman benim hayalimde şu canlandı: Bunun genç bir versiyonu. Yani “Türkiye’de, think tank olarak adlandırabileceğimiz, içerisinde akademisyenlerin çalışacağı, makaleler yayınlayabilecekleri, gençlerin akademik kariyerlerini geliştirebilecekleri bir sivil toplum kuruluşu kurabilir miyiz?” diye bir hayalle döndüm Türkiye’ye. Proje grubundaki arkadaşlara dedim ki: “Ben yeni bir ekip kuracağım. Bunun adına da think tank’ın birebir karşılığı değil ama tabiri caizse biraz genç ve hareketli bir algısı olsun diye ‘Düşün Taşın’ adını vermek istiyorum.” Düşün Taşın bu şekilde başladı.

Derneğimizde 20 kişilik bir ekibe 12 hafta boyunca Sıra Dışı Yaşam Becerileri semineri verdim. O 20 kişilik ekipten gözümüze kestirdiğimiz, proje yapabilecek 8 tane arkadaşı seçerek, onlarla Düşün Taşın Kulübü’nü proje grubundan ayrı bir şekilde kurmaya karar verdik. Düşün Taşın Kulübü’nün temeli o zaman atıldı.

Haftada Bir Kitap Bitirme Hedefi

Onlara ilk proje olarak şunu söylemiştim: “Arkadaşlar! Her hafta bir kitap bitirmeye var mısınız?” Çünkü ben de dahil olmak üzere, periyodik olarak -üniversite öğrencisiydim o zaman- kitap okumama gibi bir problemimiz vardı. Yani canımız istediği zaman kitap okuyoruz ve bu kitaplarla ilgili hiçbir şey yazmıyoruz. Kitap okumayı periyodik hâle nasıl getirebiliriz diye bir çalışma başlatmıştık. Tabi çok itiraz geldi.

50 hafta boyunca hiç aksatmadan her hafta bir kitap bitirdik. Kendi aramızda 360 Saniye diye bir proje yaptık. “Her hafta bir kitap bitirmeye var mısınız?” dedikten sonra, ben bir şekilde ikna ettim arkadaşları. Dedim ki: “Bir kitabı her hafta bitirmeye çalışırsanız 15 günde kesin bitireceksiniz. 15 günlük bir hedef koyarsak 1 ayda bitireceksiniz.” Çünkü ülkemizde böyle periyodik okuma faaliyetleri yeteri kadar olmadığı için, insanlar çok kitap okumak mecburiyetinde hissetmiyorlar kendilerini, güdülenmiyorlar. Bu güdülümeyi sağlayabilelim, bir sinerji oluşsun diye her hafta bir kitap okuyalım dedik. 8 tane üyemiz vardı o zaman. Toplantılarımızda da her bir üyemiz 360 saniyede kitabın özetini birbirine anlatsın dedik. Yani aslında biz, 50 haftanın sonunda, 8 kişi birer kitap bitirince her hafta, 400 tane kitap bitirmiş olduk. Bu, Düşün Taşın Derneği’nin temelini atmamıza sebep oldu.

Şu ana kadar yaptığınız etkinliklerden bahseder misiniz?

Düşün Taşın Derneği bugüne kadar 550’den fazla etkinlik gerçekleştirdi. Bunların 400’den fazlası kitap okuma temelli etkinliklerdi. “DüşünME TaşınMA Toplantıları” adını verdiğimiz bir toplantımız var. Bugüne kadar İstanbul’da 90 kez bu etkinliği gerçekleştirdik. Ülkenin gündemiyle alâkalı, ama insanların gelişimine katkı sağlayacak bir konuyu tercih ediyoruz. Mesela, “Unutulmayan 90’lar” bu haftanın konusuydu.

Hiç unutmadığımız konulardan bir tanesi “limon ve kariyer ilişkisi”. Gerçekten 5 tane limon getirip limonla insanların kariyerleri arasında nasıl bir ilişki vardır, bunu tartıştırdık. Orada vermek istediğimiz mesaj şuydu: Limonu, mesela tatlının içerisine koyduğunuz zaman güzel bir rayiha verir; ama çayın içerisine attığınız zaman da onun acılığını hafifçe kırabilir. Hastalandığınız zaman limonun suyunu içerseniz size katkı sağlar, ilaç yapımında da kullanılabilir. Esans olarak da kullanılabiliyor. Bunun kariyerle ilişkisini söylediğimiz zaman, insanlar, “Nasıl ilişkisi olabilir ki?” diyor.

Kariyerinizde kendinize katkı sağlayabilecek olan farklı meziyetler edinmeye çalışın. Nasıl ki bir limon, tatlının içerisine girdiğinde güzel bir tat veriyor, çayın içerisine katıldığı zaman da onun acılığını gideriyorsa, siz web sitesi tasarımı öğrendiğiniz zaman, işyerinizdeki insanlar sırf bundan dolayı sizi tercih edebilir ya da bir üniversite öğrencisiyken katıldığınız bir sosyal faaliyet, aynı çayın içerisine katılan bir limon gibi, sizin bambaşka özelliklerinizi keşfetmenizi sağlayabilir. İşte bu toplantılardan 90 tane yaptık.

“Kariyer Atölyesi” başlığı altında 12 tane buluşma gerçekleştirdik. Orada da önemli iş adamlarını, gazetelerin genel yayın yönetmenlerini davet ettik. Şu an, “İstikrar Buluşmaları” adı altında etkinlikler yapıyoruz.

Düşün Taşın Derneği Vakıf Olma Yolunda

Düşün Taşın Derneği’ni 20. yılında Düşün Taşın Vakfı’na dönüştürüp bir düşünce kuruluşu hâline getirmek istiyoruz. 2017 yılında inşallah vakfın temellerini atmış olacağız ve 2020 yılında da güzel faaliyetler yapan, ülkenin gündemine dair, dünya gündemine dair önemli açıklamalarda bulunan bir sivil toplum kuruluşu hâline getirmek gibi bir hayalimiz var.

5 yıl boyunca kitap okumayla ilgili faaliyetler gerçekleştirdik. Bundan sonrasındaki her yıl, bir kavramı Türkiye’nin gündemine taşımak istiyoruz. Ülkemizin son yaşadığı olaylardan bağımsız olarak, iki yıl önce belirlediğimiz ve “Biz istikrarlı bir şekilde kitap okumayı Türkiye’nin gündemine 5 yıldan beri taşıdık.” diye ifade edebilmek için “istikrar” kavramını tercih ettik. İnşallah Nisan ayında İstikrar Zirvesi yapmayı planlıyoruz.

“Her Yıl Bir Konuyu Gündem Olarak Belirliyoruz”

2016’nın ana gündem maddesinin işbirliği kültürü ve ortak akıl olmasını planlıyoruz. 2018’de başka bir konu olacak, 2019’da da başka bir konu olmasını planlıyoruz. Allah nasip ederse derneğin 20. yılında da Düşün Taşın Üniversitesini kurmak gibi bir hayalimiz var.

Ekipteki arkadaşlara ben her zaman mümkün olduğu kadar yapamayacağımız şeylerin hedefini koymayı salık verdim. Çünkü ulaşılabilir hedeflere erişmek biraz kolay; ama çıtayı ne kadar yüksek tutarsanız o hayale yaklaşmak o kadar mümkün olacak.

“Ali Sami Yen’de 14 bin 500 Kişi ile Kitap Okuduk”

Ali Sami Yen stadyumunda insanlarla kitap okumak gibi bir hayalimiz vardı. Bu hayali paylaştığımızda, herkes bizimle tabiri caizse dalga geçiyordu. “Bu ülkede kitap okumak için, sen 50 kişiyi bir araya getir, biz senin alnından öperiz.” diyorlardı. Lakin 14 bin 500 kişi o kitap okuma etkinliğine katıldı.

Bu etkinlikler vesilesiyle Düşün Taşın 100’e yakın kurumla çalıştı, Cumhurbaşkanlığından himaye aldı.

Misyonunuz nedir?

Bilgisayar kullanımı açısından, toplum mouse toplumu, yani sürekli tüketiyoruz. Mouse’ta sürekli ya bir videonun play tuşuna basıyorsunuz, ya da fotoğrafları next tuşuna basarak ileri alıyorsunuz. Çok az metin okuyoruz. Ama klavyeye geçtiğiniz zaman, yani klavyeyle içerik üreten, yazı yazan, içerik üreten tarafa geçtiğiniz zaman, o zaman klavye toplumu hâline geliyorsunuz.

Bizim amacımız, ülkemizdeki mouse toplumundan klavye toplumuna geçişte ciddi manada bir katkı sağlamak. Bir yerden beslenmeden başka bir tarafa bilgi aktarmanız mümkün olmaz. Bunun da yolunun okumaktan, kitaplardan geçtiğini düşünüyoruz. Ana misyonumuzu bunun etrafında şekillendirmeye çalıştık.

“Her yıl Türkiye’de kitap okuma sevgisi ve bilincini yüzde 1 oranında arttırmak”

Biz her yıl Türkiye’de kitap okuma sevgisi ve bilincini yüzde 1 oranında arttırmak için faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşu olarak kodladık kendimizi. Bu anlamda, insanların okuma alışkanlıklarının iyileştirilmesini hedefliyoruz ve bu okuma alışkanlıklarının sadece metinler üzerindeki gözlerin sağdan sola ya da soldan sağa hareket ettirilmesini kastetmiyoruz. Bir insan okuması, hayatı okuma, bir seminer programına katılıp o seminer programını sunan kişinin anlattıklarını okumak ve bunları aynı zamanda hayata uygulayabilir hâle getirmek, bizim ana misyonlarımızı kapsayan şeyler. Çünkü hayat, sabah gözünüzü açtığınız andan itibaren, gece tekrar yatağa girinceye kadar yüzlerce okuma faaliyetiyle geçiyor aslında. Sabah kalkıyorsunuz, gökyüzüne bakıyorsunuz, o güne dair bir yorum yapıyorsunuz kafanızda. İşe giderken arkadaşınızla bir iletişim kuruyorsunuz, onun derdini anlamaya çalışıyorsunuz ya da işyerine gittiğiniz zaman, arkadaşınızın, işyerinizdeki çalışanınızın bir problemine yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. Bunların her birinin içerisinde, farkında olmadığımız ve böyle tanımlamadığımız bir okuma faaliyeti var aslında. Biz bunu insanlara keşfettirip onları bilinçli bir şekilde yapmalarına yönelik faaliyetler yapmaya çalışıyoruz.

Bu tip faaliyetleri fantezi ya da abartı olarak görenlere ne diyorsunuz?

Bize en çok gelen eleştirilerden biri de bu. Kendilerince haklı olduklarını düşünüyorlar, ama ben bizim herhangi bir etkinliğimize gelip gelmediklerini soruyorum. Bize şu bile söylendi: “Siz kitap okumayı bireysel bir faaliyet olmaktan toplumsal bir faaliyet olmaya doğru taşıyorsunuz. Neden böyle bir şey yapıyorsunuz?”

Bu ülkede bir firma, basketbol takımına sponsor olduğunda, binlerce insan televizyonlarda o sponsorluk sayesinde bundan haberdar oldular ve çocuklarını basketbol kurslarına yazdırmaya başladılar. Dolayısıyla bir konu ne kadar ülkenin gündemindeyse ve ne kadar fazla konuşuluyorsa insanlar sürekli o konuyla alâkalı bir fotoğraf, etkinlik, afiş, metin, televizyon programı görüyorsa bu o kadar fazla gündeme taşınıyor. Bizim ana amacımız, insanların gündemine, kitap okumanın ne kadar gerekli bir faaliyet olduğunu daha fazla taşıyabilmek. Bunu yaptığınız zaman, insanlar bunun bir gereklilik olduğunu anlayacak.

Yeni Proje “Türkiye Hızlı Okuyor”

Maalesef, ilkokuldan itibaren biz insanlara çok yanlış okuma tavsiyelerinde bulunuldu. İlkokul çağında, hatırlarsınız “Parmağınla oku, yavaş yavaş oku, tane tane oku…” derlerdi. Bununla alâkalı bir proje üzerinde çalışıyoruz, “Türkiye hızlı okuyor” diye.

Türkiye ortalaması: 1 dakikada okunan kelime sayısı 150-200 kelime arasında. Şu anki sosyal medyanın hızı gereği, insanlar dakikada 350 kelimenin altında okuyorlarsa teknolojik gelişmeleri ve akan bu bilgi transferini takip etmeleri mümkün değil. Kullandığımız telefonlar eskiye göre çok daha hızlı ve teknolojik. Zamanında 56K internet bağlantısıyla internete bağlanıyorduk; şimdi ise fiber optik internet olmayan yerlerde, “Neden internet bu kadar yavaş?” diyoruz.

Okuma Hızı ve Teknolojinin Hızı

Bu noktada ben şunu sormak istiyorum: Acaba bizim beynimizin algılama kapasitesinin hızı ne civarda? Yani hâlâ ilkokul düzeyindeki okuma hızımızla bu teknolojik gelişmeleri takip edebilir miyiz? Mesela, bir büyüğümle bir araya geldiğimizde “Ben, bu hızlı okumaya, hafıza tekniklerine inanmıyorum” demişti. “Haklı olabilirsiniz, ama oldukça üst düzey bir telefon kullandığınızı görüyorum.” dedim. “Neyi kastediyorsun?” dedi. “Eskiden kullandığınız basit telefonla da insanlarla görüşebiliyordunuz. Neden şu an bu telefonu kullanıyorsunuz?” dedim. “Arkadaşlar aldı.” dedi. Arkadaşlar aldı, ama eğer o telefon olmasa ne siz bugün sosyal medyayı takip edebileceksiniz ne gazeteleri takip edebileceksiniz ne de arkadaşlarınızın yaptığı şeyleri takip edebileceksiniz.

Biz bunu fark ettirmek için, Düşün Taşın Derneği var olduğu müddetçe her zaman bizim kitap okuma etkinliklerimiz devam edecek. Çünkü bu algıyı, insanların kitap okumaya dair önyargılarını kırmaya çalışıyoruz bu ülkede.

Dernekte faaliyet gösterenler gönüllülük esasına göre mi çalışıyorlar?

Derneğin içerisinde resmî olarak çalışan hiç kimse yok, maaş alan kimse de yok. Ancak muhtemelen dört bin lira maaş verseniz yapılmayacak işleri yapan arkadaşlarımız var ve bunları kendi işlerinden arta kalan zamanlarda yapıyorlar.

“Gönüllülük, insanın kendini keşfetmesine çok yardımcı olan bir faaliyet”

Mesela, burada kendini keşfettikten sonra kariyerini ona göre şekillendiren; buradaki etkinlikler esnasında gönüllü olarak katıldığı bir etkinlik sonrasında ortak iş yapmaya başlayan, birbirleriyle tanıştıkları için, “Benim şirketimde çalışır mısın?” diyen çok fazla arkadaşımız oldu. Bunların bu sosyal projeler sayesinde yaygınlaştığını fark ettik. Gönüllülük faaliyetleri gençler arasında çok yaygınlaştırılmalı. İnsanlar bunu boşa geçen bir zaman gibi düşünüyorlar. Öyle bir algı var ülkemizde ama ben tam tersini düşünüyorum.

Ben kendi hayatımdan örnek verecek olursam yüksek lisans yapmama sebep olan, bir önceki çalıştığım şirkette çalışmama sebep olan şey, Düşün Taşın Derneği oldu. Televizyonlarda röportaj yapmamıza, ekip arkadaşlarımızın televizyonlarda kendilerini ifade etmelerine imkân sağlayan şey yine Düşün Taşın Derneği oldu. Bunlara baktığınız zaman, bunların hepsi bir gönüllülük faaliyeti içerisinde gerçekleşiyor.

Yıllardan beri Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelere gidip yaptığımız çalışmalarla, oralardaki genç arkadaşların kendilerini bordro mahkumu yapmamaları ve sadece para kazanmakla kendilerini sınırlamamaları konusunda onlarla paylaşımlarımız oldu. Ayrıca sosyal sorumluluk anlamında faaliyet yapmak isteyen kurumlarla eğitimler yapıp üzerinde çalıştığımız işlerin önemine dair eğitimler, seminerler gerçekleştiriyoruz. Bize ve derneğimize ulaşmak isteyenler için adreslerimiz:

www.dusuntasin.org.tr www.facebook.com/Dusuntasin

www.twitter.com/DusunTasin

www.selimcavus.com fb.com/selimcavus

twitter.com/selimcavus

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.