Ana sayfa - Son Sayı - Dünyaya Hükmedişin Notalarla Resmedilmesi: Osmanlı Müziği / Doç. Dr. Evren Kutlay

Dünyaya Hükmedişin Notalarla Resmedilmesi: Osmanlı Müziği / Doç. Dr. Evren Kutlay

Osmanlı müziği nasıl bir müziktir, karakteristik özellikleri ve referansları açısından değerlendirir misiniz?
Osmanlı müziğini 100 Soruda Osmanlı Müziği kitabımda biri teknik tanımı biri de yıllardır sürdürdüğüm araştırmalarım, analizlerim neticesinde vardığım kanıyı tasvir ettiğim iki ayrı soruda cevaplamıştım. Sizin bu sorunuzu da bu minvalde cevaplamak isterim:
Osmanlı müziği, usullü veya usulsüz, bir makama bağlı olarak söylenen ve/veya icra edilen, son yüzyıllarında yazı geleneğine de kısmen itibar etse de geleneksel olarak nesilden nesile meşk sistemiyle aktarılan, tebasının çok-kültürlü etnik yapısının katılımıyla zenginleşmiş çok yönlü, çok kurumlu bir imparatorluk sanatıdır. Osmanlı Müziği’ni beş branşta sınıflandırabiliriz: 19. yüzyıla kadar Osmanlı Halk Müziği, Dinî Müzik, Askerî Müzik, Klasik Osmanlı Müziği (Sanat Müziği) ve 19. yüzyıl öncesinde kısmen etkisinde kalındıysa da yüzyıl itibariyle resmen eklenen ve imparatorluğun müzik hayatında en az kendinden önce var olan branşlar kadar itibar görmüş Osmanlı Batı Müziği.
Klasik Osmanlı Müziği, amacı, işlevi, kullanımı, teknik ve estetik özellikleri bağlamında Osmanlı kültürünün bir yansımasıdır. Dinî ve din-dışı alanlarda incelenebilir. Dinî müzik ile genel itibariyle cami ve tekke müziği (tasavvuf), din dışı müzik ise saray müziği, askerî müzik ve eğlence müziği düşünülebilir. Tek sesli ve makamsaldır. Osmanlı Dinî Müziği, camiler, mescitler, Mevlevihaneler ve tekkelerde eğitimi verilen ve icra edilen, fonksiyonlarına göre akapella, yani sadece insan sesiyle ve çalgı eşlikli formlarda sınıflandırılmış ibadet ve ayin müzikleridir. Çoğu anonim olan ve toplumsal belleğin müzikal aktarımı olarak tanımlayabileceğimiz Osmanlı Halk müziği ise toplumu bir arada tutan ortak değerlerin ve öz kültürün, sözlü gelenek veya meşk sistemiyle nesilden nesile aktarımını temsil eden köklü yerel müzik miraslarımızdandır. Klasik Osmanlı Müziği gibi tek sesli, makamsal ve usule dayalı olsa da kuramsal çerçeveyi daha kolay ve daha dar kapsamda ele alır. Yöreye has şarkı söyleme üslubu ve tavırla icra edilir. Osmanlı İmparatorluğu’nda Fatih Sultan Mehmet devrinden sonra Mehterhane adını alan askerî müzik okulunda eğitimi verilen ve nefesli ve vurmalı çalgılardan oluşan bando tarafından icra edilen müziğe Osmanlı Askerî Müziği yani Mehter Müziği denir. 19. yüzyılda Mehterhane’lerin kapatılıp yerine Avrupai modellerini örnek alan yeni askerî müzik okulu Muzıka-yı Hümâyûn kurulunca Osmanlı Askerî Müziği, Batı Müziği kurallarına uygun biçimde icra edilir ve üretilir olmuştur. Osmanlı Batı Müziği’nin doğuşu da bu şekilde önce askeriyede gerçekleşmiş daha sonra bütün Osmanlı topraklarına yayılmıştır.
Osmanlı Müziği Osmanlı’nın dünyaya hükmedişinin notalarla resmedildiği kültür miraslarımızdandır.
Bence Osmanlı Müziği, askerî müziğiyle, dinî müziğiyle, klasik müziğiyle, halk müziğiyle ve Batı müziğiyle başlı başına, uçsuz bucaksız bir ilim ve sanat dünyasıdır. Batıya örnek teşkil edip gerek müzikal özellikleri gerekse çalgılarıyla nice Batılı bestekâr’a, askerî bandoya, orkestraya esin ve varoluş kaynağı yaratmışken, Batı’nın müzik ilmini de öğrenip kendi değerleriyle işlemekten geri kalmamıştır. Bu noktada sizinle, kitabımdan alıntı yaparak kendi “Osmanlı Müziği” tanımlamamı da paylaşmak isterim:
“Osmanlı müziği, tarihimizin en zengin, en donanımlı ve kapsamlı, adeta Osmanlı’nın dünyaya hükmedişinin notalarla resmedildiği kültür miraslarımızdandır. Toprakları gibi büyük, güçlü ve engin, demografik yapısının çok kültürlülüğünü de içinde barındıran Osmanlının müziği, hiçbir ülkeninkine benzemez. Çünkü zenginliğiyle, ilminin derinliğiyle, çok yönlülüğüyle, mirasına sahip çıkarken kendi içinde kapalı kalmayıp adeta üretmeye ömrünü adamış, bilmediği her şeyi öğrenmeye merak ve heyecan duyarak sürekli araştıran bir ilim adamı hissiyatı ve aydınlığıyla, yücelse de diğerlerini küçümsemeden dünyada olup biten her şeyden haberdar olma azmini hiç kaybetmemiş, sorgulayan ve bu yaklaşımıyla tarih boyunca her daim güncel kalarak bugünkü ifadeyle adeta “global”liğiyle ve “bilge”liğiyle hepsini kucaklar, kapsar”.
Günümüzde hangi müzik türü/türleri Osmanlı müziğinin devamı, takipçisi diyebiliriz?
Osmanlı müziğinin bahsettiğimiz bütün branşları Cumhuriyet’e miras bırakılmıştır. Bugüne intikal etmiştir. Dolayısıyla aynı başlıkları hala muhafaza edebiliriz. Fakat elbetteki dünyadaki akımların etkisiyle arabesk, pop, rock, rap, elektronik vb. farklı müzik branşları da bugünkü müzik haznemizde yer almaktadır.

Osmanlı’da Müzik Toplumsal Mekân Olarak Her Yerdedir
Osmanlı’da halk nezdinde müziğe bakışı anlatır mısınız, günümüzle kıyaslandığında nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?
Osmanlı’da toplumun tüm alanlarında müziğin yer aldığını ve bu yaklaşımın müziğin bütün branşları için teşvik edildiği mekânların oluşumunu görüyoruz. Müzik toplumsal yaşamın, toplumsal iletişimin fonksiyonel bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Saray eğitiminin önemli bir parçası olan müziğin eğitimi ve icrası toplum nezdinde aynı doğrultudadır. Müzik toplumsal mekân olarak her yerdedir; askeriyede, tekke ve Mevlevihanelerde, kahvehanelerde, tiyatrolarda, konser salonlarında, hatta sosyal toplantıların bir parçasıdır. Eğitim kurumları açısından da değerlendirirsek sıbyan ve rüştiye mektepleri, askeriye, tekke ve Mevlevihaneler, musiki esnafı loncaları, özel müzik okulları, meşkhaneler, konservatuarlar, Darülmuallimin ile imparatorluğun son yıllarında kurulan Darülbedayi’nin müzik bölümü ve Darülelhan’dır. Ayrıca evde, umumi lokallerde özel ya da ücretsiz müzik dersleri alındığını da biliyoruz. Dolayısıyla Osmanlı imparatorluğu topraklarında eğitim kültürünün, toplumsal yaşam kültürünün bir sembolü olarak kurumsallaşmış ve toplumun özünün bir parçası kimliğiyle karşımıza çıkıyor. Bu yaklaşımın bugüne de elbette yansımaları var. Fakat eğitiminin ve itibarının bir miktar ihmal edildiğini düşünüyorum. Belki bunda toplumsal yaşamın kaygılarının odak değiştirmesinin etkisi var, bilemiyorum. Bir yandan da globalleşmenin fayda bileşkesinden toplumun tüm kesimlerince farklı düzeylerde ve yönlerde alımın etkisi olabilir. Dünya ile iletişimimiz bugün sınırsız. Bu sınırsızlığın Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gibi bilgelikle, kültürel değerlerimizi de gözeterek istifade edilmesini ve diğer milletlerin ilminden ve biliminden haberdar olma, öğrenme, bu vesileyle de kendi ilminde daha ileriye yol alma biçiminde olması için sanırım farkındalığı yüksek, çok donanımlı nesiller yetiştirmemiz gerekiyor. Bugün nasıl kullandığımız ürünlerde, hatta en temeli, besin tüketiminde bir tercih oluşturmamız gereği bir bilinç olarak işleniyorsa -ki bu da bu alanlarda toplumsal eğitimin bir neticesidir- bilinçli müzik tüketimini ve dolayısıyla oluşacak taleple de üretimini tetikleyecek unsurlarla donatılmış toplum inşası için müzik eğitiminin toplumun tüm katmanlarına yayılması elzemdir. Müzik tüketilirken tercih oluşturacak donanımın sadece müzik zevki taklidi düzeyinde olmaması ve bu hususta toplumsal farkındalığın oluşması ve toplumsal kulağın gelişimi için, müzik eğitiminin, toplumun tabanına yayılmış bir biçimde düzenlenmesi ve yaygınlaştırılması gerekiyor. Bir çocuk için matematik dersi kadar müzik dersi de kıymetli ve ulaşılabilir olmalı; hayatının bir parçası olmalı. Çocuk bu anlayış, bakış açısı ve kültürel donanımla hayata hazırlanmalı.

Tasavvuf Osmanlı Dinî Müziği’nin Şekillenmesinde Etkin Olmuştur
Osmanlı müziğine tasavvufun etkisinden bahseder misiniz?
Osmanlı Dinî Müziği’nin şekillenmesinde tasavvuf etkin olarak karşımıza çıkmaktadır. Tekke ve Mevlevihaneler, 13. yüzyıldan itibaren Osmanlı’nın her köşesinde faaliyet gösteren yaygın ağı vesilesiyle Anadolu’dan Ortadoğu ve Balkan’lara kadar dinî müzik eğitiminin verildiği, ney, kudüm gibi çalgıların öğretildiği önemli birer kültür ocağı olmuşlardır. Birçok bestecimiz bu kurumlarda yetişmiştir. “İnsân-ı kâmil” yetiştirmeyi hedefleyen bu manevi eğitim merkezleri Mevlana’nın tasavvufî anlayışı çerçevesinde şekillenen, müziği ayinin bir parçası olarak benimseyen yapısıyla dergâhlarıyla müzik eğitimi, semâhaneleriyle ise konser salonu vasfıyla faaliyet göstermiştir. Osmanlı Müziği’nin Itrî, Zekai Dede, Derviş Mustafa, Nâsır Dede, Hammamizade İsmail Dede Efendi gibi birçok önde gelen bestekârı Mevlevî tarikatlarından beslenmiş, Osmanlı padişahları da bu kurumlara büyük destek vermişlerdir. Mevlevi müziği Osmanlı Müziği’nin genel gelişme süreciyle paralel olarak 18. yüzyılda zirveye çıkmış, Osmanlı Batı Müziği’nin oluşum sürecinde, yani III. Selim, II. Mahmud gibi tasavvufî anlayışı benimsemiş padişahların dönemlerinde en parlak yıllarını kaydetmiştir.
Osmanlı müziğine gayrimüslimlerin nasıl katkıları olmuştur?
Osmanlı İmparatorluğu’nun çok kültürlü, kozmopolit yapısı içinde Osmanlı Müziği’nin gelişim süreçlerinde etkili olmuş, besteci, icracı, nota yayıncısı ya da çalgı yapımcısı olarak müzik tarihimizde yer almış çok sayıda gayrimüslim müzisyen vardır. Osmanlı geleneğinde etnisite ya da dinî aidiyet hiçbir zaman kısıtlayıcı olmamış, temel ölçüt müzisyenin müzikal donanımı olarak görülmüştür. Örneğin Boğdan prensi Dimitri Kantemiroğlu ve Leh Albert Bobowski Osmanlı müziğinin notaya alınması ve müzik teorisi alanlarında Osmanlı müziğine büyük katkıda bulunmuşlardır. Klasik Osmanlı Müziği alanında faaliyet göstermiş gayrimüslim müzisyenlere ise 16. yüzyılda yaşadığı varsayılan Ermeni Murad Çelebi’yi, 17. yüzyılda saraydan maaş almış Rum tanbur hocası Angeli’yi, ki Angeli Dimitri Kantemiroğlu’nun da hocası olmuştur; Ermeni müzisyenler Aydın, Haçatur ve Avınç’ı, 18. yüzyıldan ise Sultan III. Selim’in tanbur hocası Yahudi Tanburi İzak’ı, büyük Osmanlı müziği bestecilerinden Rum asıllı Zaharya’yı, Mıskaali Artin’i, “Tahmaz Kulu’nun Hikayesi” ve “Şark Musikisi Defteri” adlı elyazması eserleri günümüze ulaşmış Ermeni Tanburi Küçük Artin’i ve Kemani Corci’yi örnek verebiliriz.
Klasik Osmanlı Müziği alanında notasyon alanındaki çalışmalarına istinaden geç 18. yüzyıl, erken 19. yüzyılın en önemli isimlerinden biri olarak da Ermeni müzisyen Hamparsum Limonciyan’ı örnek verebiliriz. Sultan III. Selim’in emriyle geliştirdiği Hamparsum notasyon sistemi Osmanlı musikisinin notasyona dökülmesi ve eserlerin yazılı olarak gelecek nesillere aktarılması anlamında son derece değerlidir. 19. yüzyılın gayrimüslim Osmanlı müzisyenlerine de Giuseppe Donizetti’yi, Callisto Guatelli’yi, Italo Selvelli’yi, Enrico Henri Furlani’yi, Paul Lange’yi, Francesco Della Sudda Bey’i, Geza Hegyei’yi, Bartelomeo Pisani ve ailesini, Paul Dussap’ı, Lombardi ailesini ve daha nicelerini verebiliriz. Bu bahsettiğim ve daha nice müzisyeni ve müziğimize katkılarını 2010 yılında çıkan Osmanlı’nın Avrupalı Müzisyenleri kitabımda, aslında kitabımla da sınırlamayayım, bugüne kadar yaptığım bütün yayınlarda ayrıntılarıyla ele aldım. Bu isimlerin her birinin Osmanlı Müziğinin süreçlerine katkıları başlı başına bir kitap konusudur.
Gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarının çalgı yapım alanında da katkıları olduğunu görüyoruz. Gayrimüslim lutiyelere örnek isimler olarak zil yapımcısı Zilciyan ailesini, kemençe yapımcısı Baronak’ı, ud yapımcısı Manol’u ve daha nicesini sayabiliriz.

Osmanlı Müziğin Aktarılmasında Meşk Sistemini Kullanıyordu
Müziğin aktarımında nasıl bir yol izliyordu?
Meşk sistemi kullanılıyordu. Osmanlı Müziği’nin Osmanlı Batı Müziği haricindeki tüm branşları Batı’daki yazılı geleneğin aksine yüzyıllar boyunca bu yöntemle nesilden nesile aktarılmıştır. Meşk sisteminde öğrenci çırak, hocası usta konumundadır. Çırak ustasını gözlemleyerek, model alarak, taklit ederek müziği öğrenir. Sistem tekrar ve hafıza esasına dayanır. Klasik Osmanlı Müziği icrası bakımından eserin yapısına uygun tavır ve yorum gerektirdiğinden, bu metot eğitimde verimli ve etkili bir biçimde kullanılmıştır. Osmanlı müziğinin Batı notasyonuyla kaydedilmesinin erken örneklerinin 17. yüzyıla kadar gittiğini ifade etsek de notasyon geleneğiyle müzik eğitimi verilmesinin kurumsallaşıp yaygınlaşması 19. yüzyıla dayanır.

Osmanlı Toprakları Avrupalı Sanatçılar Açısından Cazibe Merkeziydi
Dönemin Avrupalı sanatçıları Osmanlı müziği hakkında ne düşünüyorlardı?
Osmanlı tarihi boyunca Osmanlı müziği ile Avrupa müziği birbiriyle karşılıklı etkileşim halinde olmuştur. Örneğin sorunuzu askerî müzik üzerinden değerlendirecek olursam Avrupalıların Osmanlı askerî müziği ve çalgılarıyla erken temasları savaş meydanlarında olmuştur. Avrupa müziğinde mehter müziğinin etkisinin gözlemlendiği alla turca yani Türk stili ile besteler yapmış Lully, Haydn, Mozart, Beethoven gibi birçok Avrupalı müzisyen vardır. Hatta alla turca stilinin bir yansıması olarak, mehter müziği etkisini daha çok hissettirebilmek amacıyla Batı çalgılarına eklenen ilginç mekanizmaların icat edildiğini görüyoruz. Örneğin piyanolara “Türk tuşu” ya da “Yeniçeri tuşu” ve “Yeniçeri pedalı” adı verilen mekanizmalar eklenerek mehter çalgılarının ses efekti taklit edilmiştir. Pedallarla çıngırakların ve zillerin; piyano gövdesinin altına yerleştirilen bir çan tokmağı aracılığıyla da büyük davulun sesi yansıtılmaya çalışılmıştır. İlgili yıllarda, Mozart’ın geniş kitlelerce Türk Marşı olarak bilinen K 331 piyano sonatının üçüncü bölümü ünlü Rondo Alla Turca’sının icrasında piyanistler yeniçeri tuşunu ve pedalını kullanmışlardır. Paul Badura-Skoda bu kayıtlarıyla bilinir. 19. yüzyıla geldiğimizde Osmanlı Batı Müziği üzerinden bu sorunuzu okuyacak olursam birçok Avrupalı sanatçının Türk topraklarına gelerek konser vermek ve yerleşmek istediğini söyleyebilirim. Osmanlı’nın müziğe verdiği önem ve imparatorluğun Avrupa nezdindeki prestiji sebebiyle Osmanlı toprakları Avrupalı sanatçılar açısından hem müzik icrası hem de üretimi açısından bir cazibe merkezi olmuştur.
Osmanlı musikisinin kalbi İstanbul muydu, diğer Osmanlı şehirlerine ait bir veriye ulaştınız mı?
Evet. Çünkü İstanbul başkentti ve Saray İstanbul’daydı. Diğer Osmanlı şehirlerine dair çokça veriye ulaştım, bunlardan kısa kısa kesitler halinde kitaplarımda ve makalelerimde bahsettim. Konuya ilgi duyan genç araştırmacılara bir başlangıç noktası, bir ilham kaynağı oluşturmak ümidiyle. Biliyorsunuz Şark Ticaret Yıllıklarının kullanımı gereğini 2010 yılında çıkan Osmanlının Avrupalı Müzisyenleri kitabımda tavsiye etmiş, bu kaynağa nasıl ulaşılabileceğini ve 19. yüzyıl Osmanlı müziği araştırmalarında hangi alanlarda fayda sağlayabileceğini detaylarıyla tarif etmiştim. Şark Ticaret Yıllıklarının sadece İstanbul’la sınırlı olmadığından da bahsetmiştim. Dolayısıyla her ne kadar gazete haberleri ya da Osmanlı arşivleri de bizi farklı şehirlerdeki müzik hayatı ile ilgili bilgilendiriyorsa da İzmir, Bursa vb. şehirlerin Şark Ticaret Yıllıkları taranarak da yeni yeni birçok araştırmaya veri oluşturulabilir.
100 Soruda Osmanlı Müziği kitabımda Osmanlı Batı Müziği bağlamında, 19. yüzyılda farklı Osmanlı şehirlerinden İstanbul’daki müzik mağazalarından nota ve çalgı siparişlerinin verildiğini belgeleriyle anlattım. Bu şehirlere Edirne, Bursa, Trabzon’u örnek verebilirim. Yine Girit’te ve Kastamonu’da piyano yapımcılığından bahsettim. Osmanlı sanatçılarının İzmir, Kahire, İskenderiye gibi şehirlerde konserler verdiklerinden ve bazı Anadolu şehirlerine yerleştiklerinden söz ettim. Askerî müzik ve bandolar ve Osmanlı Halk Müziği zaten tüm Osmanlı topraklarında, aynı şekilde Osmanlı dinî müziği açısından tekke ve Mevlevihaneler de. Dolayısıyla Osmanlı müziğinin kalbi İstanbul olmuş ve bu kalp çok iyi bir damar ağıyla tüm topraklarına kan pompalamıştır, müzikle beslemiştir diyebiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.