Dünyanın En Güzel Öten Kanaryası Ordinaryus / Dt. Selçuk Erdem

Kanarya meraklısı olan bir diş hekimisiniz, yakın zamanda Dünya Ornitoloji  Şampiyonasında birincilik elde ettiniz. Ornitoloji nedir?

Ornitoloji kuş bilimidir. C.O.M. dediğimiz bir organizasyon var. C.O.M. (Confederation Ornithologique Mondiale) Dünya Ornitoloji Birliği Konfederasyonu. Bu konfederasyonun her yıl düzenlediği bir dünya yarışması var, her sene farklı ülkede oluyor. Geçen sene Portekiz’deydi, ondan önceki sene İtalya’daydı, bu sene İspanya’daydı. İspanya’ya Türkiye’den 632 kuş gitti. 25 ülkeden giden toplam kuş sayısı 25 bindi, 25 bin kuş yarıştı. Bunların içinde muhabbet kuşları, papağanlar, pareketler, kanaryalar, finçler yani iskete grubu, ispinoz gurubu hatta kumru gurubu dahi, bıldırcın gurupları dahi yarıştı…
Bunlar o ülkelerin yerel kuşları mı? Yoksa bu zamanda her kuş her yerde bulunur mu?

Her kuş her yerde bulunur. Çünkü bunlar kafes kuşları, kafeste üretilmiş kuşlar, doğadan yakalanma kuşlar değil.

Sizin yarıştığınız alan hangisiydi?

Kanarya dalında… Dünyada kanaryalar üç kategoride yarışıyor. Bunlardan bir tanesi postür, duruş formuna göre değerlendiriliyor. İkincisi tüy rengine göre, renk kanaryaları kategorisinde değerlendiriliyor. Üçüncüsü de ötüşüne göre değerlendiriliyor. Ötüm kanaryaları da içinde üçe ayrılıyor. Bunlardan bir tanesi Almanların dünyaca meşhur Harzer Kanaryası dediğimiz kanaryaları. İkincisi Belçikalıların Malinuaları, üçüncüsü de İspanyolların Timradosu. Benim beslediğim kuşlar Belçika Malinuaları, Belçika orijinli kuşlar. Bu kuşların özelliği özel su sesleri çıkartması, suyun şırıltısı, akması, damlaması, fokurdaması gibi, böyle kendine özel sesleri var. O yüzden çok dinlendirici kuşlar, dinlediğiniz zaman çok keyif verici kuşlar; bu kategoride 600 küsur kuş yarıştı İspanya’da. Bu 600 küsur kuş içinde benim yarışmaya soktuğum kuş şampiyon oldu.

Dünyanın en iyi öten kuşu…

Bu, Türkiye’de bir ilk olduğu için çok da büyük yankı uyandırdı. Neden? Çünkü İstiklal Marşımız okundu, Türk Bayrağı çekildi. Kuşlarımız yarışmadan dört gün önce geldi. Türkiye Kanarya ve Kafes Kuşları Federasyonu götürdü kuşları, geçtiğimiz Salı günü de kuşlar geldi. “Lefter” şimdi burada, adını haberciler koydu…

Basında Ordinaryus diye bir isim vardı?

Hatasız öten ve mükemmel diyebileceğimiz derecede kuşlar o sene bir sonraki senenin yavrularına hocalık yapıyor yani ötüm öğretiyor, tabiri caizse şan dersi veriyor. Şan dersi verebilecek bu hoca kuşlara biz “profesör kuşlar” diyoruz. Dünya şampiyonu olduğu için de ismi Ordinaryus oldu.

Lefter’i bizim basın koydu…

Türk medyası koydu. Atv haberden gelip dediler ki: Bu mademki bir profesör ve dünya şampiyonu, biz buna ordinaryüs profesör diyelim. Lefter Küçükandonyadis’in de  (1925–2012) yeni vefatı daha da bir sansasyon olur, adını Lefter koyalım dediler…

Bir diş hekimi olarak farklı bir uğraşı alanında en üst düzeyde başarı gösterdiniz. Bu ilginin kaynağı nedir?

Her insanın, her profesyonel iş sahibinin, kendi profesyonel olarak yapmış olduğu iş dışında günde yarım saat veya bir saatini ayırması gereken ve kendini odaklaması gereken farklı bir uğraşının olması gerektiğine inanıyorum. Ben bunu çocukluğumdan beri yapan biriyim. İlk kanaryamı babam ilkokul dördüncü sınıfta aldı. Babamın da böyle akvaryum kuş merakı vardı, o zamandan başlıyor kanarya ilgisi. Lise sona kadar evimizde hep üç beş tane kanaryamız olmuştur, üretmişimdir, yavru almışımdır. Çocuk gelişimi açısından da evde hayvan bulundurmanın çok önemli olduğuna inanıyorum. Daha sonra üniversite yıllarında ara vermek durumunda kaldım. İş hayatı vs. derken 2005 yılında bu aşkımız tekrardan depreşti ve daha iyi ve kaliteli bir şekilde üretme yetiştirme yoluna gittim. Türkiye’den edindiğim bazı kuşlar oldu yine bu Belçika kuşlarından… Daha sonra daha iyilerini Belçika’ya gidip yerinden aldım. Oradaki kuşlardan aldım ve kendime göre genetik çalışmalar yaparak bunları geliştirdim ve altı senede de bu noktaya geldik. Çok keyifli bir uğraş…

Siz kendi adınıza ne tür bir mekân kurgusu yaptınız veyahut iyi bir kuş yetiştiriciliği için neye ihtiyaç var?

Öncelikle yere ihtiyaç var, evde profesyonel manada yapılacak bir şey değil, ayrı bir yeri olması lazım. Ben oturmuş olduğum apartmanın sığınağının bir bölümünü kullanıyorum, kendime ait bir bölümüm var orada. Üretim bölümüm ayrı, ders odaları ayrı, profesör kuşların bulunduğu yer ayrı…

Geniş bir mekân mı?

Sığınak 200 küsur metre kare, ben 90 metrekaresini kullanıyorum. Apartman sakinlerinden de muvafakatname alarak tabiri caizse beş yıllığına kiralayıp orayı onların barınmasına uygun şekle getirdim.

Ekonomik açıdan zorlayıcı bir uğraş mı?

Her hobi pahalıdır onu bir defa bilmek lazım. Eşim hatla uğraşıyor, yüz liraya da bir hat eseri var, bin liraya da var, on bin liraya da var, 150 bin liraya da bir hat eseri bulabilirsiniz, bunun ucu açıktır. Aynı şekilde bir sedef kakma hobisiyle uğraşsanız ceviz ağacını bir yerden getirtirsiniz, sedefleri Antep’ten gelir, onların içinden seçersiniz, işçiliği ayrıdır ve her bir yapılan eserin de kalitesine göre kıymeti değişiktir. Yani ucuza da bir hobi yapılabilir ama hobi genel olarak pahalı bir uğraştır, her hobi için bu geçerlidir. Kanarya konusuna gelince eğer evde zevkiniz için besleyeceğiniz bir kuşunuz varsa bu pahalı bir hobi değildir, aylık yiyeceği yem beş lirayı geçmez ve bunun keyfini çıkartırsınız. Ama böyle bir dünya şampiyonasına hazırlık ve yarışmalarda derece yapmak için şov kuşu yetiştirme durumunda iş değişiyor. O zaman çok ciddi masrafları oluyor; vitaminleri, mamaları, ekipmanları… Benim kümesimin aylık aşağı yukarı bin lira masrafı var.

Geleneksel kültürümüzde kuş yetiştiriciliğine dair neler söyleyebilirsiniz?

Bu kültür Osmanlı’dan, bizim padişahlarımızdan kalan bir kültür aslında. Öyle ki Osmanlı sultanları saraylarda her zaman için özellikle yükseliş dönemi ve sonrasında saraylarda kuş evleri, kuş haneler ve kuşçubaşılar bulundurmuş. Hatta kuşçubaşı Allah dostları var, sarayda görev yapmış. “İstanbulin” adında özel bir kanarya yetiştirmişler, İstanbul’a ait “İstanbulin” adı verilmiş. Bunlar Osmanlı sultanlarının özel genetik çalışmalarıyla yetiştirdiği kanaryalar. Fakat I. Dünya Savaşı ve Cumhuriyetin ilk dönemleriyle beraber meydana gelen yozlaşmayla beraber bu kültürümüz de maalesef ortadan kalkmış ve “İstanbulin” yok olmuş gitmiş. Yani şimdi biz Belçika’dan Belçika Malinuası temin ediyorken eğer “İstanbulin” şimdi olsaydı belki dünya gelip bizden “İstanbulin” temin edecekti. Aynı şekilde “Hünkârî Güvercinleri…” Osmanlı sultanları çok ciddi güvercin meraklısıydılar. “Hünkârî” adında saraya ait bir güvercin ırkı da yetiştirmiş bizim sultanlarımız. Şu an için “Hünkârî”ler var fakat üzerinde çok fazla bir çalışma yok ve koruma altında bile değil. Ancak meraklıları bu konuda çalışmalar yapıyorlar.
Yani kuş evleri, kuş barınakları… Kültür ne kadar zenginleşirse bu tür şeylere ayrılan zaman ve para o kadar artıyor. Baktığınız zaman şimdi dünyanın refah ülkelerinde insanların kendi hayatlarıyla alakalı belli bir düzenleri olduğu için, bu tür hobilere ve meraklara zaman ayırabiliyorlar. Ama ülkemizde hem kültürel yozlaşmadan dolayı hem de ekonomik sebeplerden dolayı insanlar sadece günlük hayatlarını idame ettirebilecek şekilde bir hayat tarzı yaşıyor, bu da mutsuzluğu getiriyor.

Tasavvufta da kuş ve avcı metaforundan yola çıkarak Mesnevi dillendirmeleri yapılıyor. Bu durum bizim kültürümüzde kuş türüne olan ilgiyi destekliyor. Kuş insan psikolojisi açısından sizce neyi temsil ediyor, neye yarıyor?

Hafta sonunu düşünün; çocuklarınızla bir pikniğe gittiniz, piknikte yediğiniz içtiğiniz yanınızda… Oranın en güzel akustiği kuş sesleridir, yani aslında sizin orada almış olduğunuz temiz hava, açık havada yemiş olduğunuz yemek veya içtiğiniz çayın yanında, fark etmediğiniz en önemli şey dinlediğiniz kuş sesi tınılarıdır… Sizi rahatlatan, sizi doğadan bir parça olarak hissettiren o seslerdir. Kanaryayla bunu evinize taşıyabilirsiniz. Benim için neyi ifade ediyor? Ben sabah namazından sonra her gün pazar günü dâhil, aksatmadan altı buçuk gibi kuşlarımın yanına iniyorum. Onların yanına gittiğim zaman kafamdaki bütün şalterler iniyor, dışarısıyla alakalı hiçbir şey kalmıyor… Onların yemi, suyu, maması, ötüşleri, yavru zamanı yavruları, yavruların beslenmesi, hasta olanların durumu, ilaçları… Yaklaşık bir buçuk iki saatimi sabah onların yanında geçiriyorum, saat dokuzda muayenehaneme geliyorum, öğleden sonra saat beş gibi tekrar gidiyorum. Günlük stresim, hastalarla alakalı veya işimle alakalı problemlerim oraya girdiğim anda kafamdan siliniyor, tansiyonumu ölçüyorum 11’e 6… Akşam hanım diyor ki: “Yemek hazır.” Evime çıkıyorum ve istirahat ediyorum. Kuş olur, çiçek olur, böcek olur, balık olur… Ne olursa ama mutlaka insanın işinin dışında bir şeyle uğraşması lazım. Bunu psikiyatristler de söylüyor, onkoloji uzmanları söylüyor… Onkologlar, kanserden korunmanın en önemli yollarından birinin zihnin farklı bir yöne yönelmesi olduğunu söylüyorlar. Yani gün içinde devamlı negatif şeylerle yükleniyoruz ya, bu negatif düşüncelerin bir şekilde farklı şeylerle yer değiştirmesi, başka bir yere adapte olması, kanalize olması gerekiyor.

Yorum bırakın