Diyet Nedir Ne Değildir? / Diyetisyen İlknur Şahin

Diyet kelimesine dair onlarca tanıma rastlayabilecek olsak da halk nezdinde diyet, “zayıflama!” amacıyla bir süre gündelik yeme içme oranlarında kısıntı yapma manasında anlaşılmıştır. Oysa diyet, ya da kullanım sıklığı azalmış olsa da “perhiz” sadece günlük yeme içme oranlarının kısılması manasına gelmez. Diyet kelimesine daha kapsamlı bir tanım yapmamız gerekirse şöyle ifade edebiliriz: Diyet, bedensel ihtiyaçlar konusundaki fıtrattan sapma durumunu tekrar fıtrileştirirken kazanılan maddi ve manevi sonuçları, bir bilinç haline getirme faaliyetlerinin tümüdür.

Yaptığımız tanım doğrultusunda halka tavsiye edilen ve çeşitli mecralarda propagandaları yapılan diyetlerin yanlış bir bilinçle hazırlandığını söyleyebiliriz. Beden ihtiyaçlarını karşılama bozukluğu (BİKAB diyelim) modern* bir kahır olarak yıkım alanını her geçen an genişletiyorsa, karşısına çıkan mücadele yöntemleri yaptığımız tanım doğrultusunda ne kadar etkindir? BİKAB sahibi insanların birçok diyet uygulamasının ardından tekrar eski düzensizliklerine kavuşması, birçok diyet denemesinin insanları bıktırıp mide ameliyatları ve sentetik ilaçlara yöneltmesi ve çeşitli diyetleri denemiş kişilerin diyetlere karşı artık umutsuz hale gelmesi… Çözümsüzlüğün sebebinin modern bir kahıra karşı postmodern tedbirlerle çıkış yolu aranması olabilir mi?

Kısaca postmodern tedbir, Modernizmin yıkıcılığına karşı modernizmin başka bir varyasyonunun çözüm yolu olarak kanıksanması olarak tanımlanabilir. Günümüzdeki diyetlerin büyük bölümünü de bu postmodern tedbirler arasına alabiliriz. Yani mesele öyle bir çıkmazdadır ki, sorunun kendisinin imkânlarını kullanmaya çalışarak sorunu gidermeye çalışarak problem çözümsüzleşmektedir. Nedenlerine gelince!

İlk sebep diyet meselesine yaklaşımda yatıyor. Diyet, bedendeki yağların çeşitli yeme içme tedbirleri ile yakılarak bedenin daha ince, zarif bir görüntüye kavuşması olarak algılandığı için süreç tamamen beslenme merkezli algılanıyor. Oysa diyet aynı zamanda uyku saatlerinin ayarlanmasını da kapsar, aynı zamanda yenmesi ihmal edilmiş birçok besinin vücuda alınmasını, çeşitli baharatların yemek alışkanlığına ilavesini vesair… Bedenin incelmesi sorunu ve bu sorunun çözümü için alınan kalori hesabı, öğün boyutları, kibrit kutuları, tatlı kaşıkları vücudu belki bir beden inceltiyor lakin bedene kazandırdığı zayıflık cabası. Modern eğitim almış birçok uzmanın tavrı da çözümsüzlüğün başka bir kaynağı! Gıda endüstrisini öve öve bitiremeyen ve her şeyi ile fıtrata savaş açmış modern teknolojinin nimetlerini kutsayan enteresan tavırlar! GDO’yu öven birçok makale, son elli yılda insanlık nezdinde kanserin katlanarak artışına bir anlam veremiyor. Paketli gıdaları ve reklam kültürünün ekonomiye faydasını öven birçok diyetisyen! 15 yaş altındaki binlerce çocuğun şeker ve tansiyon rahatsızlıklarının, birçok gıda katkısı yüzünden gerçekleşen erken ergenleşme sorunlarının sebebine dair doyurucu açıklamalar yapmıyor. Sebze, meyve, et fiyatlarının sürekli yükselirken abur cubur fiyatlarının sudan ucuzlaşması sadece bir ekonomik hal olarak açıklanırken, etkileri konusunda birkaç belgesel film dışında eleştiri yok. Son olarak da “beden” denen olgunun avam gözünde insan estetiğinin yegâne unsuru, kemalâtın ifadesi tek ikon haline gelmesi… Bütün beslenme çabasının tek gayesinin ince ve zarif olma kaygısına dönüşmesi, bütün hesabın bedenin daha alımlı hale getirilmesi olması Diyet probleminin bir BİKAB önleme yöntemi olması gereğini değiştiriyor.

Tecrübe ile sabittir ki insanın ruhu güçlü hale geldiği zaman beden de güçlenir. Hastalığı kovmada ve onun üstesinden gelmede işbirliği yaparlar ve dikkat edildiğinde bu kimsenin inkâr etmeyeceği bir gerçektir. Bu düşünce, fiziki tedavilerin faydasını inkâr etmemekte fakat daha ziyade insanın bütünlüğüne işaret etmektedir. Ayrıca Tıbbı Nebevi genel ilkelerle uğraşırken, bilimsel tıp detaylar üzerinden bir çözüm arama çabasındadır. Elbette ki insan beden ve ruhtan oluşuyorsa, biz Müslümanlar evrimci algılar ötesinde bu doktrin ile hareket ettiğimize göre, diyeti sadece beden merkezli bir yeniden düzenleme çabası olarak göremeyiz. Bu cümleler doğrultusunda şu sorular aklımıza gelir! Kilo veyahut yeme kaynaklı hastalık sahiplerine diyet listeleri oluşturmadan önce bireyin beslenmeye karşı olumsuz tutumlarına dair konuşmak gerekmez mi? Ruhun oburluğa düşkünlüğünün kaynağı veya yememe ısrarı, mesela abur cubur düşkünlüğü nereden gelir? Genelde ekonomik sıkıntılar ile boğuşan insanların bilinç altında, gelecek zor günlere karşı vücutta yağ depolama tavrı doğmuş olabilir mi? Veya hayatında yeterince renklilik ve yeni tatlar olmayan, içindeki çocuklar ölmüş bireyler bu eksikliği abur cuburların renkli dünyalarından karşılamak istiyor olabilirler mi? Sadece bedendeki yağ oranları baz alınarak hazırlanmış bir diyetin çözümleri, yeme bozukluğu psikolojisine dair çalışılmadan ne kadar etkili olacak? Ve en önemlisi, ruh ve bedeni aynı düzlemde koordine eden ve geçici değil, yaşamın ergenlikten ölüme bütün süreçlerini kapsayan bir yeme düzeni var mıdır ve varsa müracaat kaynağı nedir?

Yeme içme ile alakalı hadislerin birçoğunun sonraki nesiller tarafından, Kur’an ve Hz. Peygamber’in faaliyetleri dikkate alınarak yapılan içtihatlar neticesinde Tıbbı Nebevi’nin bir parçası olduğu aşikâr. Müslüman âlimleri bu bilgileri icmaya sevk eden şey, tıbbı manevileştirme, ona yüksek bir değer yükleme ve bu şekilde halkı koruyucu ve şifa verici tedbirlere kolayca ulaştırabilme kaygısıdır.

“Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz.” ilahi buyruğu bir formül olarak insana beslenme konusundaki dengeyi hatırlatır. Ayetteki israf, yiyecek içeceklerin saçılıp savrulması ile birlikte insanın gereğinden fazla ve düzensiz yemesini de kapsar. Ayette dikkat çekici olan benliğin ruhun bedenle olan iletişimi düzenleyerek kendini var kılmasıdır. Yiyecek içecek bir beden ve bu yeme içme dengesini bedenin inisiyatifine bırakmayacak bir ruh!

Dolayısıyla baştan beri söylemeye çalıştığımız gibi sadece bedeni baz alarak hazırlanmış her türlü diyet faaliyeti BİKAB süreçlerinin değişik bir türüdür. Çözüm sadece bir makalede sunulacak düzeyde birkaç tavsiyeden ziyade, orta boy bir kitabın konusu olacak yoğunlukta çeşitli konu silsilelerini kapsar. Yine de biz şunları söyleyebiliriz. Günümüzde özellikle diyet mevzularının halka yönelik tek mecra olan medyayı kullanma imkânı olan uzmanlarla, diyet tavsiyelerinin geleneksel yönlerine dair de tartışmak gerekir. Halka ulaşılabilen her türlü mecrada da geleneksel ve daha açık söylemiyle Tıbbı Nebevi’den beslenmemiş her türlü çözüm arayışının insanı istenen sonuca ulaştırmayacağı, elde edilen çeşitli çözümlerin de geçici olduğu vurgulanmalıdır. Beslenme düzeni, bir sünnette ittiba ve kulluk şuuru şubesi olarak algılanmadan insanın arzuladığı sağlık seviyesine ulaştırmayacaktır. Başta Amerika ve körfez ülkeleri olmak üzere, devletlerin devasa bütçeler ve akıl almaz tedbirlerle BİKAB sorunlarına karşı aldığı tedbirlerde hiçbir şey elde edememesi aslında iddialarımızı doğrular. Konu “neden beslenme” probleminin gayesini, sağlık için mi, güzellik için mi, kulluk için mi, sorularının cevapları doğrultusunda gelişecektir. Çözüme dair konuşmak aslında çok zor olmasa da çözümün kendilerini ciddi derecede iktisadi zarara sokacağı devasa kurumların tavrı, çözümün halka ulaşmasında etkili olacak gibi görünüyor.

*geleneksel dönemde de elbette şişmanlar, obezler vesair vardı ama bu durum kitlesel bir problem değildi.

1 yorum

  1. Nil

    Merhaba Ilknur Hanim,

    diyet konusuna genis bir cerceveden bakmisiniz ve yazinizi cok begendim. Ellerinize saglik!

Yorum bırakın