Ana sayfa - Arşiv - Dijitalleşen Dünyada Telif Hakları / Avukat Cahit Suluk

Dijitalleşen Dünyada Telif Hakları / Avukat Cahit Suluk

Öncelikle telif hakkı nedir?

Telif hakkı, aslında eser ve bağlantılı hak konuları üzerindeki hakkı ifade etmek üzere kullanılıyor. Konuya ilişkin bizim çok eskiye dayanan bir kanunumuz var; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu. 1952 tarihinde yürürlüğe girdi. Bazı değişiklikler yapıldı, ama temelde telif haklarını düzenliyor. Telif hakkıyla biz, eserleri ve bağlantılı hakları koruma altına alıyoruz temelde. 4 tane eser kategorimiz var; bilim edebiyat eserleri -bu Cağaloğlu piyasasına hitap ediyor- mûsikî eserleri Unkapanı piyasasına hitap ediyor, sinema eserleri de bizim Yeşilçam’a karşılık geliyor. Güzel sanat eserleri dediğimiz de, heykelden tutun da yağlıboyaya, ebru sanatına, pek çok böyle sanatın alt dalları var. Temelde bu 4 tane eser kategorimiz var ve bunlar da belli sektörlere karşılık geliyor. Buradaki fikri ürünleri, özgün fikri eserleri koruyan bir yasal sistemimiz var; bu sistemin hepsine de telif koruma sistemi diyoruz.

Dijital telif hakları nedir? Bu hakları korumak için neler yapılmalı, nereye başvurulmalı? Dijital telif hakları tescili için bir sistem var mı?

Biz eseri koruyoruz, eserden doğan hakları koruyoruz. Bu eseri ve eserden doğan hakları mali ve manevî haklar diye iki kategoriye ayırıyoruz. Münhasıran eser sahibine ait olduğu için bu haklar, işleme, çoğaltma, yayma, temsil, umuma iletim gibi birtakım mali haklarımız var. Bu hakları eser sahibinden izin almadan ya da bağlantılı hak sahiplerinden izin almadan üçüncü bir kişi fiziki ortamda değil de dijital ortamda kullanmaya kalkıştığında telif ihlali meydana geliyor, bu nedenle de burada dijital haklar gibi bir hak kategorisi karşımıza çıkıyor. Mesela, bir eserin fiziken çoğaltılması ve yayılması çoğaltma ve yayma hakkına karşılık geliyor. Eski tabirle biz buna neşir mukavelesi diyoruz, bugün ise yayın sözleşmesi diyoruz. Bilim, edebiyat, kitap üstünden gidecek olursak, eser sahibi olarak ben bir kitap yazıyorum, x yayıneviyle anlaşıyorum; onunla bir yayın izin sözleşmesi, eski ismiyle neşir mukavelesi yapıyorum. Bu çerçevede ben, aslında çoğaltma ve yayma haklarımı yayınevine devrediyorum. Sözleşme çerçevesinde neyse anlaşmamız, yayınevi de bunun karşılığında bana bir telif bedeli ödüyor. Yayınevi, çoğaltma ve yaymanın dışında benden umuma iletim haklarımı, başkaca mali haklarımı devralmadıysa, mesela elektronik kitap yapamaz ve benim eserimi dijital ortamda kullanamaz, kullanmaya kalktığında telif ihlali gerçekleşir.

Kaynak göstererek de mi kullanamaz?

Bir bütün olarak alıp kullanamaz. Kaynak göstermek kaydıyla çok kısıtlı bir şekilde eserden bir başkası yararlanabilir tabii ki, ama bunun ötesindeki kullanımlar telif ihlali teşkil eder ve yasadan kaynaklı, hem hukukî hem de cezaî yaptırımlarla karşı karşıya kalır.

Dijital telif hakları ihlal edildiğinde nereye başvurulmalı?

Böyle bir merkez yok. Zaten bu telif hakları dediğimiz haklar bireysel takip hakkına konudur; yani telif ihlali yapıldıysa, şikâyete bağlı bir suç söz konusudur, devlet sizin telif haklarınızın takibini yapmaz, siz bunun takibini yaparsınız. Eseriniz ister dijital ortamda, isterse fiziki ortamda ihlal edildiyse, doğrudan ya da avukatınız üzerinden savcılığa suç duyurusu yaparsınız, savcılık da onun üzerine harekete geçer; yani devleti ya da devletin makamlarını telif hakkı sahibi harekete geçirir, onlar kendiliğinden harekete geçmezler. Bandrol suçlarını bir tarafa koyuyorum. Bu çok istisnai bir durum zaten. O nedenle bir dijital telif ihlali meydana geldiğinde gideceğiniz bir yer var; savcılık veya hukuk mahkemeleridir. Sistem bu şekilde işliyor.

Dijital eser telif hakları için bir zaman sınırlaması var mı?

Aynen fiziki de olduğu gibi, dijital haklarda telif hakları ölüm artı 70 yıl konulur, yani çok uzun bir süre, 150 yıl gibi uzunca bir zaman konulur. Eser sahibinin yaşamı boyu, artı 70 yıl. Bu kural dijital telif hakları için de geçerli. Yani bir eserinizin ister fiziki ortamda, isterse dijital ortamdaki değerlendirmeleri nedeniyle ölüm artı 70 yıllık bir koruma söz konusudur.

Yeşilçam filmleri sürekli TV’de gösteriliyor, bu filmlerin telif hakları kimde bulunuyor?

1995 öncesi yapımlarda yapımcı firmalar eser sahibiydi, hak onlarda. 95 sonrası yapımlarda ise sinema eser sahipleri; yönetmen, senarist, diyalog yazarı, özgün müzik bestecisi ve varsa animatör, animasyon yoluyla yapıldıysa animatör; yani bizim 5 tane sinema eser sahibimiz var. Bunlar sinema eserinde birlikte eser sahibidirler ve eser sahibi sıfatıyla ölüm artı 70 yıl korunur.

Hepsi hak sahibi?

Tabii, hepsi hak sahibi. Ama uygulamada nasıl oluyor? Bu saydığım kişiler, yani senarist, yönetmen vesaire haklarını yapımcı firmaya, yani sinema yapımcısına devrederler, sinema yapımcıları da o sözleşmeler çerçevesinde aldığı hakları -buna bir yatırım yapıyor çünkü- sinemadaki gösterimlerini yaparlar ve buradan para kazanırlar. Daha sonraki gösterimlerden de yine para kazanırlar. Sistem böyle gider ve ölüm artı 70 yıl, yani onların yaşamı boyu ve 70 yıl daha korunur.

Türkiye’de telif hakları dava süreçleri nasıl işliyor, hemen sonuç alınabiliyor mu?

Hayır. Siz bir eser sahibisiniz diyelim -bu müzik de olabilir, sinema da olabilir, kitap da olabilir, makale olabilir, bir şiir kaleme almış olabilirsiniz- bu eseri hem ekonomik olarak hem de kültür sanat olarak değerlendirmek istersiniz eser sahibi olarak, adınızın duyulması ve buradan da bir gelir elde etme arzusunda olursunuz. Bu arzunuzu yerine getirebilmek için, bu eserlerin değerlendirilmesi için ya karşınıza yayınevleri çıkar ya da yapımcılar, film yapımcısı ve müzik yapımcısı karşınıza çıkar ve bunları ticarileştirirler. O nedenle onların da hakları korunur, esere yatırım yaptıklarından dolayı. Sistem böyle çalışır. Yapımcı ve duruma bağlı olarak da yayın kuruluşları kültür ve sanata yatırım yaptıkları için bağlantılı hak sahibidirler. Eser sahipleri de fikri ürüne bir hususiyet kattıkları için, bu sıfatla eser sahibidirler ve yasa koyucu her iki kategoriyi de koruma altına alır. Mesela, bir başkası karpuz ticareti yapar, karpuz ticaretini korumayız; bir başkası da gayrimenkul yani düz binalar yapar, bunu korumayız; ama özgün, hususiyet taşıyan bir yapı meydana getirdiyse, o mimari eser olarak korunur ve proje müellifine de telif hakkı veririz, hem de ölüm artı 70 yıl. Aslında telif korumasıyla özgün fikri üretimleri yasa koyucu koruma altına almak istiyor ve bunu teşvik etmek istiyor, yani buna ayrı bir hukuki rejim getiriyor. Bunun dışındaki ticareti yapan, yani çatal bıçak ticaretini yapan, masa sandalye ticaretini yapan ya da karpuz ticaretini yapana böyle bir imtiyaz vermiyor. Bu imtiyazı telif hakkı sahibine veriyor. Diğer kategorilerde, masa sandalyede bir özgünlük varsa, onu da tasarım mevzuatıyla, duruma bağlı olarak marka ve duruma bağlı olarak patent mevzuatıyla ayrıca koruyor; ama buralardaki koruma süreleri ve onun felsefesi çok daha farklı. Yani telif hakkında manevî boyut çok derin ve felsefesi olan bir korumayı konuşuyoruz, sınai haklarda ise daha çok sanayinin ihtiyacı olan bir korumayı; kopyalamaya karşı, taklide karşı. Orada da Ar-Ge ve inovasyon sonuçlarını yasa koyucu teşvik ediyor, ama orada 20-25 yıllık gibi çok daha kısa süreler söz konusu.

Dijital eseri, örneğin Facebook’ta veya kendi sitemizde yayınlamamız suç teşkil eder mi? Burada ticari kaygı gözetiliyor mu?

Ticari kaygı olmasa da yine de telif ihlali. Hikâye şu: Bir eseri çoğaltma, yayma, umuma iletim, temsil, işleme hakları münhasıran eser sahibine ait. Siz, bana ait olan bir eseri benden izin almadan internete koymakla umuma iletim hakkını ihlal etmiş oluyorsunuz, çünkü umuma iletiyorsunuz. Siz, bana ait olan bir eseri hiçbir ticari kaygı gözetmeksizin, tamamen bireysel ihtiyaçlarınız için şahsi kullanım amacıyla çoğaltma yapabilirsiniz, bu eseri bireysel olarak kullanabilirsiniz; ama bunun da sınırları var. Mesela, bilgisayar programları bunun istisnasıdır, veritabanları bunun istisnasıdır; çünkü orada bireysel kullanımı verdiğinizde, bu sefer Microsoft’un yazılım lisanslayabileceği çok az sayıda ticari firma kalır, bireysel hiç kimseye ürün satamaz. Yasa koyucu bu durumu dikkate alarak, buna bazı istisnalar getirmiştir; ama temel kural, bireysel kullanım istisnası, şahsi kullanım istisnası vardır telif korumasında.

Bunun dışında, siz hiçbir ticari kaygı gözetmeden dahi benim eserimi umuma iletirseniz, yani birden çok kişiye, akraba çevresi, aile çevresi gibi -bunlar da şahsi kullanıma girer, ama bunun ötesinde, internet gibi- çok sayıda kişiye ve birbiriyle bağlantısı olmayan kişilere benim eserimi kullandırırsanız, onlara iletirseniz, bu sefer telif ihlali gerçekleşir. “Efendim, ben bundan para da kazanmıyorum, hiçbir ticari kaygım da yoktur.” Bunların hiçbirisi mazeret değil. Bu telif ihlalidir.

Bir etkinliği, bir konseri kayda aldığımızda bu kaydın hakları bize mi ait oluyor?

Hayır. Canlı bir konseri ya da büyük eser olarak nitelediğimiz tiyatro eserini oradaki eser sahiplerinden ve icracı sanatçılardan, yani oradaki oyunculardan ya da bir müzik eserini okuyan, çalan, söyleyenden izin almadan; hem eser sahiplerinden hem de icracı sanatçılardan izin almadan kayda alamazsınız. Canlı icralar bakımından daha özel bir durum var; şahsi kullanım amacıyla da alamazsınız. Yani kayda aldınız, bunu götürüp internete koydunuz, bu zaten telif ihlali.

Dijital telif hakları ihlallerinde ne gibi cezai yaptırımlar oluyor?

1-4 yıl hapis cezası, uğranılan zararın 3 katı tazminat gibi, hem hukuki hem de cezai yaptırımları var; yani 1-4 yıl hapis cezasıyla karşı karşıyasınız.

Telif haklarının korunması ve güçlendirilmesinin öneminden ve neler yapılabileceği konusunda ne düşünüyorsunuz?

Biraz daha geniş alalım isterseniz konuyu. Aslında fikri mülkiyet demek daha doğru. Fikri mülkiyette de hem telif hakları var hem de sınaî haklar var. Sınaî haklarla ilgili patent, marka gibi sınaî haklar var. Sanayinin ihtiyacına dönük olarak geliştirilen ve Sanayi Devrimine kadar eskiye dayanan bir koruma modelini konuşuyoruz sınaî haklar bağlamında. Telif haklarında ise, biraz önce ifade ettiğim gibi, eserleri ve esere bağlı birtakım bağlantılı hak konuları var, bunları koruma altına alıyoruz. Bunların toplamına biz fikri mülkiyet hakları diyoruz. Fikri mülkiyet hakları korumasının altında yatan temel düşünce aslında, marifet iltifata tâbidir; yani siz fikri ürünü korursanız, fikri ürün sahipleri daha yeni fikirleri ve yeni ürünleri geliştirirler; sınaî haklarda Ar-Ge ve inovasyon yaparlar, telif hakları bakımından da yeni özgün eserler, hususiyet taşıyan eserler meydana getirirler. Eğer yeterli koruma olmazsa, bu sefer bu kamçılama, yani bu marifet iltifata tâbidir, bu sistem çalışmaz, herkes bunu taklit eder ve taklitçi bir altyapıyla karşı karşıya kalırız. Yasa koyucu temelde bu düşünceden hareketle fikri mülkiyet haklarını koruma altına almış durumda.

Taklitçilik artıyor mu?

Toplumda olabildiğince yaygın bir taklit ve kopyalama olduğunu görürsünüz. Dijital hakları sordunuz. Şu anda internette tam bir orman kuralları geçerli. Tabii, bakarsınız, pek çok yayınevine ait olan kitapların PDF olarak internette olduğunu görürsünüz ve bir sürü internet sitesi bunları hem de hizmet olsun diye internete koyarlar; yani en ufak bir şekilde esere saygı yoktur ve bununla ilgili bilinç de yoktur ve derler ki, “Ne güzel işte, eseri okuyucuyla buluşturuyoruz.” Güzel de bunun arkasında çok büyük bir faaliyet söz konusu; siz bir taraftan da bunu öldürmüş oluyorsunuz aslında. “İşte, ne güzel, bilginin paylaşılması lazım.” Bilgi bu kadar ucuz ve basit değil; bu kadar ucuz ve basite alırsanız bunu, kalitesiz üretim yapmaya başlarsınız, kalitesiz bir şey yapmaya başlarsınız. Mutlaka bazı insanlar bilimle uğraşmalı ve bunun da hem kültürel ve sanatsal bir karşılığı olmalı hem de ekonomik bir karşılığı olmalı. Eğer siz bunu sağlamazsanız, bu rekabetçi ortamı kuramazsanız, insan doğasına, sünnetullaha aykırı davranmış olursunuz, bu nedenle de farkında olmadan fikri üretimi önlersiniz. Bu yaratıcı düşünceyi, hususiyet taşıyan çalışmaları özendirmek lazım ve buna aykırı hareket eden insanları da cezalandırmak gerekir. Yasa koyucunun da perspektifi bu.

Buradaki temel problem ne diye sorarsanız, fikri mülkiyet koruması bir sistemdir bana sorarsanız. Yani burada yasal altyapı, yargısal altyapı ve toplumun konuya yaklaşımı, bütün bu sistemi oluşturan unsurların sağlıklı bir şekilde çalışıyor olması lazım. Burası sağlıklı çalışmazsa, o zaman sonuç alamıyorsunuz. Fikri mülkiyet korumasının, özelde de telif hakları korumasının da topluma bir maliyeti var; ölüm artı 70 yıl birinin tekeline veriyorsunuz eseri. Bu sistemi sağlıklı çalıştırmadığınızda, topluma bu maliyeti yıkıyorsunuz; ama sistemden elde etmek istediğiniz faydayı da sağlayamamış oluyorsunuz. Bu dengeyi çok iyi gözetmek gerekiyor ve uluslararası anlaşmalardaki taahhütlerimize uygun bir şekilde de kendi ihtiyaçlarımıza uygun bir fikri mülkiyet elbisesi dikip bunu pazara sunuyor olmanız lazım.

Uluslararası anlaşmalarda taahhütlerimiz var. Bir kere, Türkiye bir hukuk devleti; buna uymak zorundasınız. Ama bunun ötesinde, burada uluslararası anlaşmaların size sağladığı flexibility’yi kullanarak, kendi ülke ihtiyaçlarınıza uygun yasal sistem kurgulamanız gerekiyor. İdari altyapıya baktığınızda ise, idareyi oluşturan Türk Patent ve Telif Hakları Genel Müdürlüğü var. Bizim temelde iki idari yapımız var. Türk Patent’in zaten modern bir altyapısı var, ama Telif Hakları klasik bir devlet dairesi şeklinde yapılanmış. Buna da özgün bir kimlik kazandırmak gerekiyor, çünkü işin doğasında bu var. Bunun kırılması gerekiyor. Yargısal altyapı: bir dava 5-7 yıl sürüyor. Bu uzun bir süre. Yani sistemin sağlıklı çalışabilmesi için, hak sahibinin hakkı ihlal edildiğinde olabildiğince kısa ve az maliyetle hakkına kavuşuyor olması lazım. Buna dönük mekanizmaların kurularak, bunların sağlıklı bir şekilde çalıştırılması gerekiyor. Çünkü topluma bir maliyeti var, bu sistemin dışına da çıkmanız mümkün değil. Çünkü özellikle Dünya Ticaret Örgütü gibi Türkiye’nin taraf olduğu birtakım örgütler var; bu örgütler vesilesiyle siz zaten bu hakları korumak zorundasınız, yani tamamıyla inanmasanız bile. Anti copyright akımına uygun hareket etmeniz mümkün değil, yani bu kafada olsanız bile bu şekilde hareket etmeniz de mümkün değil.

İnternette film, müzik, dizi paylaşan, film izleyen, film indiren, müzik indiren çok sayıda kullanıcı var; bu eylemleri hukuki olarak değerlendirir misiniz?

Mevcut yasayı konuşabiliriz, bir de gelecekte bir kanun çalışması var; taslak kanun diyebiliriz. Bunu ikiye ayırmak lazım. Mevcut yasa etrafında sorunuzun cevabına baktığımızda, bireysel kullanımları yasaklayan bir düzenleme yok şu anda internette. Yani gittiniz, internetten bir tane müzik eserini aldınız, dinlediniz, kullandınız vesaire, bunu yasaklayan bir hüküm yok; ama bunu umuma iletmeye kalkışırsanız, internete koyarsanız ya da noktadan noktaya bunları paylaşmaya kalkışırsanız, o zaman ihlal başlıyor. Böyle bir durum söz konusu.

İkincisi, Telif Hakları Genel Müdürlüğünün 2-3 ay önce kamuoyuyla paylaştığı bir kanun taslağı var; o taslak o şekilde yasalaşırsa orada, noktadan noktaya ağlar üzerinde yine bunları paylaşanlara ciddi yaptırım gelecek. Bir defa, onların internet servisleri yavaşlatılacak, yani bu eylemi yapamaz hâle gelecek.

Bir dönem internetten mp3 dosyaları indirilirdi, bu dönemde ise mp3 dosya indirilmediğini gözlemliyorum.

Sebebi şu: Çünkü legal hâle geldi. Burada aslında telif hakkı sahiplerine de ciddi görev düşüyor. Siz diyorsunuz ki, internette müzik kullanmak yasak. Yasak, peki. Legal hâle getir. Bir tane müziği 20 liraya kullan dediğinde, bu sefer dinleyici bundan imtina ediyor. Yani biraz da telif hakkı sahipleri bu işi tetikliyor. Makul ve mantıklı olmak gerekiyor. Siz gidip bugün bir ekmeğe 20 lira derseniz, kusura bakma der adam size. Burada ne oldu şimdi? Meslek birlikleri bir araya gelerek bir repertuar oluşturdular, bu repertuar üzerinden bunları makul bedellerle legal hâle getirdiler. GSM operatörleriyle anlaştılar, onlar üzerinden bunu bir kısım hizmetlerle beraber paket hâline getirdiler. Yani günün sonunda müziğe erişim makul ve mantıklı bir zemine oturdu, o nedenle de sizin dediğiniz sonuç meydana geldi. Belki ilerleyen yıllarda kitapta bu dönüşümü sağlayacağız. Bugün için internet şu anda, özellikle kitap için orman kanunu; yani önüne gelen her şeyi paylaşıyor, PDF olarak ya da başkaca birtakım formatlarla internete koyuyorlar. Bunların hepsi gerçekten ihlal. Bunların peşine düşülse bir sürü insanın canı yanar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.