Ana sayfa - Arşiv - Delikanlılık Racon İşi mi? / Dr. Metin Serimer

Delikanlılık Racon İşi mi? / Dr. Metin Serimer

Hayatı gözlemlemek kadar yorumlamak da önemli ve zor bir iştir. Hayat derken aslında o hayatı yaşayan ve her yönüyle kuşanan insanları kastediyoruz tabii ki. Günlük hayatın her bir karesinde gördüğümüz farklı insan tiplerini birbirinden ayırdeden özellikler hakikaten onları birbirlerinden farklı kılıyor mu? Mesela bu insanlar kültürleriyle birbirinden çok farklı mı? Hangi güzel ya da kötü özellikleri onları birbirinden çok farklı kılıyor? Birinin diğerinden üstünlüğü ne? Hangi şahsi özellikleri onları daha başarılı ya da üstün kılıyor veya hangi şahsi özellikleri onları dışarıdan bakıldığında katı, gaddar, maganda ya da cahil kılıyor? Hangi uyum ya da uyumsuzlukları toplumsal duruşlarını belirliyor?

Sakın bu sorgulamayı hafife almayın… Çünkü bu o kadar önemli ki, başbakan da olsanız, cumhurbaşkanı da olsanız ya da sıradan bir memur veya işçi de olsanız, toplumda size nefes aldıracak ya da bunaltacak bir ortamın en belirleyici unsuru haline geliveriyor yaptığınız bir takım davranışlar. Çünkü zamanla toplumda her tavrıyla bütünün belirleyicisi bir tipoloji çıkıyor ortaya. Tipolojiler bölümünde bir tip de siz oluveriyorsunuz hemen. Kibar, uyumlu, yumuşak, ketum, vakarlı, sert, şımarık, neşeli gibi. O tavrınızla kabul görüyor ya da reddediliyorsunuz. Yani bir bakıma “siz o’sunuz aslında” deniliyor. Oysa insan başka, davranışları başkadır, insan davranışları her zaman insanın tam da kendisini temsil etmez, edemez. Bu bir ölçüdür aslında. Hem de sapasağlam bir ölçü. Aynı insanda öfkenin ya da neşenin tezahürleri esnasında farklı bir insan görmemiz de böyledir. Acaba hangi davranışımız gerçek kendimizi ne kadar yansıtıyor olmalı? Tümdengelim metoduyla kendimizi keşfe çıksak acaba önce gerçek kendimizi nasıl keşfedeceğiz ve mevcut davranışlarımız kendi “ben”imizi yeterince doğru temsil ediyor mu? Bir cümleyle ifade ettiğimiz bu durum aslında ne kadar da zor şeyleri anlatmakta değil mi? Çünkü bu, insanın kendi “ben”inin zorlu keşfi. Nitekim insan bunu yakalarsa nihai noktada “ben basiretini” yakalamış olacak. Bir bilse ehli için ne büyük saadet… Her neyse, sırlı bir subjektif âlemden önce, davranışlarımızın dış görüntülerinden kendi içimize ait ipuçları devşirsek hiç şüphesiz daha anlaşılır olacağız. Ne yazık ki, kendini “sert” bilen bir insanın sertliği çoğu zaman kendisinin dahi inanmadığı, gerçekte ise rol yumağından ibaret bir kişilik görüntüsü değil midir? Anadolu’da “yalandan deli” dedikleri tarz… Acaba o insan hiç düşündü mü; “ben bu muyum” ya da “gerçek kendim nasıl?” Ya da kaçımız, o insanı gerçek kendisiyle tanıştırmak için bir çaba içinde? Yoksa biz de onun rollerine inanarak sertliğine teslim olmuş korkakları oynamaya devam mı edeceğiz? Tersinden okumak gerekirse o sert görüntünün altından “hilm” ve “tevazu” ahlaklarıyla donanmış bir insan ortaya çıkamaz mı? Acaba her insan kendi “ben”ine bu anlamda ne kadar talip? Demek istediğimiz şu ki, insan ne olmak istiyorsa onu oynuyor. Lütfen biraz da kendimiz olmayı deneyelim… Başka ahlaklar açısından da örnekleri çoğaltmak mümkün… Bizi biz yapan değerler “ben”i “bizleştirecek” yani kendinden habersiz “sen”i “sizleştirecek…”

Kendisinden habersiz yaşadığımız içimizdeki hakiki “ben”e talip olmamız dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.