Ana sayfa - Arşiv - Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cesur Diplomasisi ve Kudüs zaferi / Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cesur Diplomasisi ve Kudüs zaferi / Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu

Amerika’nın Kudüs kararını ve zamanlamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Birçok Amerikan başkanının Kudüs’ü başkent yapma sözü var fakat bu sözü yerine getiremiyorlardı. Trump, iç siyaseti tıkandığı için ve Yahudi desteğini tekrar arkasına alabilmek için Kudüs’ü başkent yapma vaadini bir oldubittiyle gerçekleştirmeye çalıştı. Fakat İslam dünyası dik durduğu için başaramadı. Burada kritik bir nokta var: İslam dünyası dik durmasaydı başarırdı. 1718 Lale Devri’nden bugüne 300 senedir bizim aydınlarımız, toplumumuzu korkutarak yanlış yetiştirdiler. “Batı ileri, biz geriyiz; Batı güçlü, biz zayıfız, Batı’ya kafa tutarsan bizi perişan eder…” safsatalarıyla hiç ses çıkaramayacak hâle getirdiler. Bundan dolayı Trump ve şovenist yapılanma yine aynı tepkiyi beklediler. Yani “tepkisizliği” beklediler. Müslümanlar tepkisiz kalsaydı bu meselede de başarılı olurlardı. Allah razı olsun Sayın Cumhurbaşkanımız’ın “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” tepkisi İslam dünyasını bir araya getirdi ve karşı tarafın geri adım atmasını sağladı. Eğer biz geri adım atmış olsaydık onlar geri adım atmayacaktı. Attıkları geri adımlar: ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, bakanlıkta yaptığı bir konuşmada Trump’ın İsrail Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı için “Bu öyle hemen olacak bir şey değil. Muhtemelen üç yıldan evvel olmaz, bu hedef bile fazlasıyla hırslı olur.” dedi. Bu gibi cümleler kamuoyunun tepkisini yumuşatmaya yönelik geri adımdır ama kalıcı geri adım değildir. Kamuoyu bu konuda dik durmasına devam etmelidir.

İkinci geri adım: Trump bu kararı imzalarken kararın maddelerinde “Tek devletli çözüm” diyordu. Bütün dünya kamuoyu ise “iki devletli çözüm” diyordu. Trump, 6 Aralık Çarşamba günü yaptığı açıklamada “tek devletli çözüm” demişti. 8 Aralık’ta Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi toplandı ve yaptıkları açıklamada “İki devletli çözümden taviz yok.” dediler. Yani Sayın Cumhurbaşkanımız’ın dik duruşuyla İslam dünyasının bir araya toplanmasını ve Müslümanların Cuma namazı sonrası tepkilerini görünce BM “iki devletli çözüm” açıklaması yaptı. Bu açıklama 13 Aralık İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul’daki toplantısından 4-5 gün önceydi.

Hem Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın açıklaması hem de BM’nin kararı ciddi birer geri adımdır. BM’nin, “İki devletli çözümden taviz yok.” açıklaması şu açıdan çok önemli: BM’de veto yetkisi olan 5 tane devlet var, Amerika bunlardan bir tanesi. Eğer BM’nin bu kararını Amerika veto etseydi BM’den böyle bir karar çıkmazdı. Çünkü veto yetkisi var. Şimdi asıl nokta burası. BM’de veto yetkisi olan Amerika, Trump’ın “tek devletli çözüm” kararıyla çelişen “İki devletli çözümden taviz yok.” açıklamasını neden veto etmedi? Veto etmedi, edemedi çünkü bütün dünya Amerika’nın karşısına dikildi.

Eğer Türkiye ve İslam dünyası sessiz kalsaydı Kudüs kararından geri adım atmayacaklardı. Ama başta Türkiye olmak üzere İslam dünyasının sessiz kalmaması sonucu, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması gibi saçma sapan ve hiçbir hukuki temeli olmayan, tamamen işgalin devam ettirileceğine yönelik bir adım başarılamadı.

Trump’ın Kudüs kararının neden hükümsüz olduğunu açıklayabilir misiniz?

Eğer Trump, “Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyorum.” açıklaması değil de şöyle bir açıklama yapsaydı: “Ben Şam’ı İsrail’in başkenti olarak tanıyorum.” Ya da “Atina’yı İsrail’in başkenti olarak tanıyorum.” diye bir açıklama yapsaydı. Bunun hukuki olarak ciddiye alınacak bir tarafı olmadığı gibi aynı şekilde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması da saçma sapan ve hiçbir hukuki temeli olmayan bir açıklamadır.

Nasıl ki Şam’ı, Atina’yı başkent olarak tanıma yetkisine ve hakkına sahip değilse Kudüs’ü de İsrail’in başkenti olarak tanıma hakkına sahip değil. Çünkü Şam ve Atina Amerika’nın bir parçası değil. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle “Kimin toprağını kime veriyorsunuz?” Amerika kendi şehirlerinden bir yeri başkent yaparken bile kendi kongresinden karar çıkartması gerekir. Yani Trump, Amerika’nın bir şehrini bile tek başına kalkıp İsrail’in başkenti yapamaz. Her şey yasaya, kanunlara, anayasal değişikliklere bağlıdır. Donald Trump, kendi şirketlerinde, kendine ait birtakım mallarda, mülklerde tasarrufta bulunabilir; kendine ait olmayan yerlerde tasarrufta bulunamaz. Bunun hiçbir hukuki temeli de yoktur. Bu anlamda Kudüs’ün, Amerika’nın ve İsrail’in bir şehri olmadığı da ortadadır. Kudüs, Amerika’nın da İsrail’in de değildir. Kimse kimseye Kudüs’ü veremez.

İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul’daki toplantı sonuç bildirgesinde “Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devletin’i tanıdığımızı ilan ediyoruz. Dünyayı Doğu Kudüs’ü Filistin Devleti’nin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya davet ediyoruz.” açıklamasını yaptı. Hem bu karar alındı hem de İslam âleminden çok yoğun tepkiler geldi. Bu kararı ve sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

1718’deki Lale Devri’nden 2017’ye 300 senedir bizim aydınlarımız “Batı güçlü, biz zayıfız…” diyerek bizi korkutuyor. Fakat durumun öyle olmadığını İslam İşbirliği Teşkilatının aldığı kararla gördük. Bütün mesele şudur: Siz sadece cesaret gösterirseniz sizin haklarınızı kimse yiyemez.

Türkiye’nin Sayın Erdoğan’ın önderliğinde gösterdiği bu cesaret, İslam dünyasının Amerika’ya ya da İsrail’e dik duruşu, sonuç aldığımızı da gösterdi. Bu açık bir örnektir. Yani burada söylenebilecek en önemli ilk şey şudur: Güçlenin; askerî, ekonomik, içtimaî açıdan kendinizi güçlendirin ki toplum içinde çatlaklar oluşmasın. Eğer çatlaklar olursa bu çatlakları birbiriyle çatıştırırlar. Batı hep bunu yaptı. Çünkü Batı direkt gelip karşımıza dikilemez. Ama çatlakları çatıştırarak bizi zayıflatmaya çalışır. İslam dünyasının böyle cesurca karşılık vermesini artık Batı’dan korkmadığımızın bir göstergesi olarak değerlendirmek istiyorum ve bunun devam etmesini ümit ediyorum.

BM Genel Kurulundan çıkan tarihi Kudüs kararını değerlendirir misiniz?

BM Genel Kurulu, kahir ekseriyetle aldığı sonuçla, Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan kararını, üstelik ABD’nin tüm tehditlerine rağmen 172 mevcutlu üyenin olduğu oturumda 128 üyenin oyuyla reddetti.

Kurulduğundan beri ABD’ye böyle ağır bir yenilgiyi kimse tattıramamıştı. ABD’ye bu yenilgiyi tattıran da cesaretine artık tüm dünyanın şahit olduğu Sayın Erdoğan’dır. Bunu söylerken de tabi ki sadece kuru bir cesareti kastetmiyorum. Bu cesaretin içinde cesurca yürütülen diplomasi de vardır elbette.

Sayın Erdoğan’ın cesareti, daha önce hiç kimsenin diplomasiyi bile hareket ettirmeye cesaret edemediği ABD’ye karşı, tehdit edilen dâhil, 128 ülkeyi yanına alacak kararlı tutumu göstermesidir.

Sayın Erdoğan’ın en önemli hareket noktası konjonktürü çok iyi okuması ve ondan sonra cesurca işlerin üzerine yürümesidir. Diğer liderler ise Batının güç kaybettiğine ve nispi olarak da olsa doğunun kuvvetlendiğine zerre kadar ihtimal vermediği için konjonktürü hesap bile edecek hem bilgiyi hem cesareti hem de feraseti gösteremez.

Ama Sayın Erdoğan gösterir, teker teker tamamı ABD’den zayıf olan devletleri harekete geçirecek konjonktürü, feraseti ve cesaretiyle görür ve kibirli ABD’ye hayatında yaşamadığı ağır bir diplomatik darbeyi vurur.

ABD ise tarihinde ilk defa karşılaştığı bu en ağır darbeyi üstelik tehdit ettiği ülkelerden alır. Bu ülkeler de Sayın Erdoğan’ın atak siyasetiyle ABD’nin bile önce BMGK’da sonra da BM Genel Kurulu’nda hem de kendi adımlarıyla yalnız bırakılacağını görür.

Kibirli ABD’ye bunu yaşatan ülkeler, gerektiğinde bu açık kapıdan yine yürüyeceklerdir. Çünkü Sayın Erdoğan, onlara, ABD’ye bile diz çöktürüleceğini göstermiştir.

Bundan sonra nasıl hamleler yapılmalı ve bunun nihayetinde nasıl sonuçlar elde ederiz?

Liderler çok önemli. Liderler toplumu etkilerler, etrafında toplarlar. Eğer lider cesur değilse, zayıfsa, karakteri düşükse halk onun etrafında toplanmaz. Halk liderini değerlendirir: “Ben bu liderle adım atıyorum ama bizi yolun yarısında bırakır mı, yarı yolda söylediğinin tersini yapar mı…” diye bir hesap yapar. Sayın Erdoğan, cesareti ile halka iyi bir lider olduğunu defalarca gösterdi. Halk, kimin arkasında toplanacağını ve sonuna kadar yürüyeceğini bilir.

Sonuç itibariyle, eğer biz dik durursak, Batı’dan korkmadığımızı dik duruşumuzla ve tek yürek hâlimizle sergilersek Batı’nın sürekli geri adım attığını ve İslam dünyasının güçlendiğini göreceğiz. İşte burada güçlü liderler, cesur liderler, halkını yarı yolda bırakmayan liderler gerekli. Bunlar oldukça biz İslam dünyasının güçlendiğini, Batı’nın aşama aşama zayıfladığını ve kültürel, askerî, iktisadî, içtimaî-toplumsal işgalin bittiğini göreceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.