Ana sayfa - Manşet - Cumhur İttifakı İstikbal ve İstiklal Mücadelesinin Adıdır / AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erol Kaya

Cumhur İttifakı İstikbal ve İstiklal Mücadelesinin Adıdır / AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erol Kaya

Sayın Başkan, Biraz kendinizden ve siyasi hayatınızdan bahseder misiniz?

Dört yıl İlçe Başkan Yardımcılığı, altı yıl İlçe Başkanlığı ve on beş yıl Belediye Başkanlığı yaptım. Pendik Belediye Başkanlığı… Başbakan danışmanlığı, Parlamentoda Çevre ve Bayındırlık Komisyon Başkanlıklarını yaptım. Yaklaşık üç yıla yakındır da Genel Başkan Yardımcısı ve yerel yönetimlerden sorumluyum.

Hikâyemi niçin böyle anlattım? Bu partide en dipten buraya çıkmak mümkündür. Bunun için, istirhamım, idealimizi asla kaybetmeyelim. Yani bizim bu ülke için, bu devlet için, bu millet için bir mefkûremiz var, onu asla kaybetmememiz lazım. Ve bu ülke için eğer büyük hayaller kurabiliyorsak, daha büyük şeyler de yapabiliriz. AK Parti, Türk siyasi tarihinin en uzun iktidar olan partisidir. Dolayısıyla, bu partinin ne kadar iktidarda kalacağı sorusu önemli bir sorudur. Ben bunu merak ettiğim için, şu anda İstanbul milletvekilimiz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Başkan Vekilimiz olan Mehmet Muş’la beraber çalışma yaptım, o daha sonra bunu doktora tezine dönüştürdü… Uzun dönem iktidarlar dünyada ne kadardır, hâkim parti var mıdır ve bu nasıldır diye. Gördük ki, Japonya’da Liberal Demokrat Parti 56 yıl kesintisiz iktidar, Kanada’da Liberal Parti 78 küsur yıldır iktidar; İsveç’te Sosyal Demokrat Parti, Güney Afrika’da Mandela’nın partisi, Malezya’da Ulusal Malay Birliği, Mahattir Muhammed’in partisi, bunlar yarım asrı aşan süredir iktidarda olan partiler. Ne özellikleri var diye merak ettik ve bunun üzerine bir çalışma yaptığımızda şunu gördük: İki büyük özellikleri var. Birisi, kendilerini sürekli yenilemeleri ve millete iyi kulak vermeleri. İkincisi de ekmeği, yani pastayı büyütmeleri, ülkelerini zenginleştirmeleri. Elhamdülillah, AK Parti’nin bugüne kadar iktidarda kalmasının nedeni çok çalışması ama en büyük nedeni bu ekmeği sürekli büyütmesidir, ikincisi de millete iyi kulak vermesidir.

Önümüzdeki seçimle ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Öncelikle 24 Haziran seçimimiz hayırlı uğurlu olsun. Ben inanıyorum ki, Tayyip Erdoğan, bizim Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin yeni sisteminin ilk Cumhurbaşkanı olarak rahatlıkla seçilecek.

24 Haziran’da, ben, “Bu ülkeyi kim yönetmesi gerekir?” sorusuna, bu milletin, oy vermeyecek olanlarının dahi “Tayyip Erdoğan” dediğine inanıyorum ve hep birlikte bunu gerçekleştireceğiz.

Size şimdi önemli bir ayrıntı sunmak isterim. Ben, Türkiye’de belediyelerden sorumlu bir Genel Başkan Yardımcısıyım. Türkiye’de 1.398 belediyemiz var. Yaklaşık 600 bin personeli ve 22 bin meclis üyesi var. Bu 1.398 belediyenin 884’ü AK Partili ve devletin bütçesinin neredeyse yüzde 20’si kadar kaynak kullanıyorlar. Bu belediyelerin özel bir özelliği var, bu seçimde de bu olduğu için altını çizmek istiyorum. O da şudur: 1.398 belediyenin tamamında belediye başkanları meclis üyelerinden daha fazla oy almışlardır. Bunun sebebi nedir diye baktığımızda, hakikaten parti adına millet adına aday gösterilen kişinin niteliklerinin ve kabiliyetlerinin önemli etkisi var. Ancak asıl sebep bu değil. Asıl sebep şu: “İli veya ilçeyi kim yönetmesi gerekir?” sorusunu vatandaş soruyor, “AK Partili bir siyasetçi” diyor veya “CHP’li” diyor ya da “MHP’li” diyor, hiç fark etmez. Bunun bir adım ötesinde ise belediye meclisine gelince, “Bir dakika!” diyor, “Bizim hemşehriler kaçıncı sırada, hangi partide? Bizim mahalleden hangi meclis üyesi var, hangi partiden, kaçıncı sırada? Lazlar nerede, Kürtler nerede, Abhazyalar nerede, Çerkezler nerede? Samsunlular nerede, Sivaslılar nerede, Kastamonulular nerede?..” Bunu deyince belediye başkanı ile meclis üyeleri arasında bir fark oluşuyor.

24 Haziran’da bu millet Allah’ın izniyle Recep Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı seçecek. Yalnız, milletvekillerine gelince “Bir dakika!” demek yok. Güçlü bir iktidar, güçlü bir hükûmet için güçlü bir parlamentoya da ihtiyaç var. 15 yıl belediye başkanlığı yaptım, eğer meclisiniz güçlü değilse hep arkaya bakmak zorunda kalırsınız, acaba bir şey oldu mu orada diye. Dolayısıyla, sizden istirhamım, mührü vururken, Cumhurbaşkanlığı için oyunuzu Tayyip Bey’e verdikten sonra milletvekilimizi de Ak Partiden seçmeliyiz.

2002’den alırsak 16. yıla girdik, iktidardayız. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, ekonomik hayatta, savunmada, uzay çağına ayak uydurmaya varıncaya kadar, neyi sayarsanız sayın, geriye bakınca muhteşem bir noktadayız. “Ayinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz…” Bir örnek vereyim, Pendik Belediye Başkanlığı yaptığım dönemde Sabiha Gökçen Havalimanı hizmete açıldı. Bugün Kanal İstanbul’a karşı çıkıldığı gibi o günlerde de Sabiha Gökçen Havalimanına karşı çıktılar. Sabiha Gökçen Havalimanı hakkında yazılanlar -özür dileyerek ifade ediyorum- “ineklerin otladığı, sineklerin dolaştığı bir havaalanı” diye ismi çıkmıştı. 2002 yılında toplam uçan yolcu sayısı, 1 yılda 47 bin küsurdu. Sabiha Gökçen Havalimanının kullanımı gittikçe arttı ve geçen sene 30 milyondan fazla yolcu taşıdı ve yetmediği için ikinci pist yapıldı.

Türkiye, Birinci Dünya Harbi’nden sonra bir daha savaşa girmedi. Kıbrıs Barış Harekâtı, Afrin ve Cerablus’u biz savaş olarak görmüyoruz. İkinci Dünya Harbi’nde Avrupa yerle bir oldu, yıkıldı. Bugün Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da, İngiltere’de fert başına millî gelire, gayrisafi yurt içi hasılasına ya da teknolojisinin geldiği noktaya baktığımızda, bizden ilerde olduklarını görebiliriz. Biz, İkinci Dünya Harbi’ne girmedik. Güney Kore, 1950’de yerle bir oldu. 1980’li yıllarda biz Güney Kore’nin iki katı gayrisafi millî hasılaya, iki katına yakın fert başına millî gelire sahiptik. Bugün Güney Kore, dünyanın en fazla çelik üreten ve dünyanın en büyük 10 büyük markasına sahip ülkesi. Bizim neyimiz eksik?! Dolayısıyla, daha yolun başındayız. Evet, düne göre her noktada çok daha iyiyiz.

Bizim referansımız dünden bugüne yaptıklarımızdır. Daha büyük hayallerimiz, daha büyük bir ülke için çalışmamız var. Size vaat edeceğimiz en büyük şeyler bunlardır. Onun için milletimizden güçlü bir destek istiyoruz.

Sayın Başkan, Cumhur İttifakı üzerine kısa bir değerlendirme yapar mısınız?

“Niyet hayr, akıbet hayr” derler büyükler. Cumhur İttifakı, milletimiz ve ülkemizin geleceği adına güzel bir gönül birlikteliği ve duruştur. Batı emperyalizmine ve küresel güçlere karşı omuz omuza istiklal ve istikbal mücadelesidir. AK Parti ile MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın yansımaları yerel yönetimlerde de kendini gösterdi. MHP ile genel seçimlerde ittifak mutabakatımız var. Ancak yerel yönetimlerde böyle bir ittifak mutabakatımız olmamasına rağmen AK Parti ve MHP tabanının çoktan gönül birlikteliği kurduğunu söyleyebiliriz. 2017’den bu tarafa çeşitli nedenlerden dolayı 26 başkan seçiminde AK Parti ve MHP’li meclis üyeleri karşılıklı olarak güçlü olan adayı desteklemiştir. Herkesin seçim öncesinde, sürecinde ve sonrasında Cumhur İttifakına yakışacak, güçlendirecek çabalar içerisinde olması gerekir. Türkiye’nin 2002’den bu yana geldiği noktayı daha ileriye taşımak zorundayız. Geriye dönüp baktığımızda AK Parti bu ülkede hayal edilmeyen şeyleri başardı. Hastanelerden cenazelerimizi almaya gittiğimizde senet imzaladığımız günlerden bugünlere ulaştık. Şimdi daha iyi noktaya gelmek istiyoruz. Geriye bakarsak inanılmazı başardık.

Niçin küresel güçler Türkiye’ye bu kadar saldırıyor, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı neden bu kadar düşman görüyorlar?

Sadece şunu söyleyeyim: Gezi olayları olduğunda, 2013’te, parlamentoda Çevre Komisyonu Başkanlığı yaptım. Gezi olaylarının olduğu tarih, Türkiye’nin en zengin olduğu zamandı. Mayıs 2013; Merkez Bankasının en fazla döviz rezervine sahip olduğu, Borsa İstanbul’un 93 binlere çıktığı, IMF’ye 20 küsur milyar dolarlık borcumuzu sıfırladığımız ve Türkiye’nin en büyük ihalelerini yaptığımız tarihte Gezi olayları başladı. Neydi gerekçe, hatırlıyor musunuz? 12 tane ağaç… O ağaçların bir kısmı Haliç kıyısına, bir kısmı da Taksim’in altındaki parka nakledildi. Peki, “Geziciler” Türkiye’yi yakıp yıktıklarında Başbakan Yardımcısından ne istediklerini hatırlıyor musunuz? Dört tane şey, hatırlayın… Neydi? Üçüncü köprüyü durdurun, Kanal İstanbul’u durdurun, nükleer santralleri durdurun, 3. havalimanını durdurun. Ne istediklerini anladınız, değil mi? Peki, arkasından MİT krizi oldu, arkasından 17-25 Aralık, arkasından 15 Temmuz… Şimdi kurlar üzerinden, yabancı paralar üzerinden Türkiye’ye müdahale etmeye çalışıyorlar. Dertlerinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Güçlü bir Türkiye’yi; ayakları üzerinde duran, kendi imkânlarıyla dünyada saygın bir noktaya gelen bir Türkiye’yi istemiyorlar. Biz, Ak Parti olarak liderinden kadrolarına kadar hepimiz ülkemizi ileri taşımak istiyoruz, elhamdülillah. Sonuna kadar Recep Tayyip Erdoğan’ın yanındayız.

Sayın Başkan, Milletvekili yaşının on sekiz olması konusunda neler söylemek istersiniz?

On sekiz yaşını dolduran herkes araba kullanıyor. O arabalara da hepimiz biniyoruz. Yani malımızı ve canımızı emanet ediyoruz. Mahkemede reşit ve cezai ehliyeti var. Peki, ticarethane açabilir mi, açar; askere gidebilir mi, gider. 15 Temmuz’da gördük; bu vatan için canını feda edebilir mi, evet canını feda edebilir. Düşünün bir kere, on sekiz yaşında evlenebiliyorsunuz, yargılanabiliyorsunuz, işyeri kurabiliyorsunuz ama seçimler gelince yoksunuz. “Sen çocuksun.” deniliyor. Biz sadece bir haksızlığı düzelttik. Muhalefet bu maddeye ne kadar itiraz etti, hatırlıyorsunuz. Ey muhalefet! Bu gençler, bu ülkenin geleceği, fidanlarımız! Bu millet yeni yüzler, gençler görmek istiyor. Bizim gibiler de bu gençlerin önünü açmalı, onlara katkıda bulunmalıyız.

Bir hatıramı paylaşayım… Yaklaşık yirmi beş yıl önce, Refah Partisi Divan toplantısındaydık. Büyüklerim birden, “Sen gençsin, sen konuş!” dediler. Ben de çıktım konuştum. Ama hiç unutmadığım ve o salonda olanların da çoğunun hatırlayacağı üzere son cümle olarak bu konuşmayı bana niye verdiklerini sordum, bana, “Sen gençsin, onun için.” dediler. Ben de “Biz Fatih’in yirmi bir yaşında İstanbul’un fethinde olmasıyla övünen bir siyasi misyonun partisiyiz. Ama otuz dört yaşındaki bir adamı ‘genç’ diye buraya çıkarttınız; utanç duyuyorum, hepinize saygılar sunuyorum!” diyerek kürsüden indim. Bir sorunu dile getirdiğim için herkes yoğun alkışlamıştı. Çünkü otuz dört yaşındaki adama genç muamelesi yapan bir mantık on sekiz yaşında birine çocuk muamelesi yapardı… Yirmi beş sene önce otuz dört yaşındaki adama çocuk muamelesi yapıyorlardı. Şimdi biz on sekiz yaşındaki birine artık “adam” muamelesi yapıyoruz. İşte bu anlayışımız yüzünden Ak Parti geldi; seçilme yaşı önce yirmi beşe indi, şimdi de on sekize indi.

Hatırlarsanız, 16 Nisan referandumunda gençlere 18 yaşında seçilme hakkı verildiğinde birçok gencimiz bile bizi eleştirdi, bizim gençlerimiz. “18 yaşında milletvekili mi olur, belediye başkanı mı olur, meclis üyesi mi olur, muhtar mı olur; olur mu böyle bir şey?!” dediklerinde, bunu bazen anlatmakta zorlandık.

Şimdi ben size söyleyeyim: Ülkemiz kendi iç güvenliğimizi sağlamak ve dışımızdaki terör yuvalarını ortadan kaldırmak için Afrin’de bir operasyon yaptı. Oradaki şehit olan kardeşlerimizin yaşlarını biliyor musunuz? Hepsi 20’li yaşların başındalar. Güneydoğu’da şehit olan kardeşlerimizin yaşları da aynı. Çanakkale’de 15 yaşında şehitlerimiz var. Herkesin malumu “Hey on beşli on beşli” diye bir türkümüz var bizim. Aslında o bir türkü değildir, o bir ağıttır ve 15 yaşında Çanakkale’ye gidip de geri dönmeyenler için yakılmış bir ağıttır. Yani bu ülkede çok genç yaşlarda vatan için Allahu Ekber Dağları’nda ya da Çanakkale’de şehit olanlar var. Öyleyse 18 yaşında milletvekili de seçilebilirsiniz.

Sayın Başkan, Bu güzel röportaj için teşekkür ederiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.