Ana sayfa - Manşet - Çocukluktaki Travmatik Yaşantılar Zihnimizi Böler / Prof. Dr. Medaim Yanık

Çocukluktaki Travmatik Yaşantılar Zihnimizi Böler / Prof. Dr. Medaim Yanık

Dissosiyatif kimlik bozukluğu (DKB), eski adıyla çoklu kişilik bozukluğu, benim adlandırmamla zihin bölünmesi, psikiyatrik bir rahatsızlık olup, çocukluk döneminde yaşanan travmatik yaşantılara karşı zihnin bölünmesi sonucunda oluşur. Zihin; benlik ve kimlik algımızı üreten, beyin işlevselliğinden kaynaklanan organizasyondur. Normalde zihin tekil ve bütüncüldür. Zihin bölündüğünde; kendi otonomisine sahip, bu sebeple de kendi kimlik algısı olan ayrı zihinler oluşur. İşte bu ayrı zihinler kendi aralarında konuşabilir, bedeni kontrol edebilir, kendi hafızası ve varoluş fonksiyonunu gündelik hayata yansıtabilir. Bu sebeple de DKB’si olan kişiler kafalarının içinde kendileriyle konuşan sesler duyarlar. Farklı zihinlerin aktivasyonuna bağlı olarak ruh halleri arasında hızlı geçişler olur. DKB kişinin hayatını birçok açıdan bozar.

DKB nasıl oluşur?

DKB çocuğun travmatik yaşantıya karşı baş etme yoludur. Travmatik durumlarla karşılaşan çocuk zihni, yaşadığı yoğun acı ve zorluğa dayanamaz; bu sebeple acıları diğer bir zihnin taşıyacağı şekilde zihni böler. Böylece zihnin bir parçası (alter) sanki bu zorlukları yaşamıyormuş gibi olur, acılar ayrışan zihinde tutulur. Travmanın acı anılarını taşıyan bu ayrışmış zihin kendi içinde gelişir. Çünkü bu ayrışan zihin, tekil zihnin tüm potansiyeline sahiptir. Bu sebeple de düşünme, hissetme, kendini ifade etme ve davranma gibi tüm özellikleri içerisinde barındırır. Gerçek bir biyolojik yapay zeka gibidir. Acıları taşıyan ayrışmış zihin zaman içinde dönüşmeye başlar. Örneğin; tekrarlayan dayaklar yiyen bir çocuk, hem dayakların anılarını taşıyan hem de dayak sırasında bedeni kontrol eden bir kimlik üretir. Böylece bedeni rutinde kontrol eden kişilik dayak yememiş gibi hisseder. Dayak ona atılmıyor, bir başkasına atılıyormuş gibi olur. Cinsel tacize uğrayan bir çocuk, içeride tacizi yaşayan bir kimlik üreterek, acıdan geçici olarak kurtulmanın yolunu bulmuş olur. Bir yandan da kaçamadığı bir ortamda, yaşama şansı bulmuş olur. Bu noktada dikkat edilmesi gereken şey alter kimlikleri ayrı insanlar olarak değil, otonomi kazanmış ayrı zihin organizasyonları olarak görmektir.

DKB neden tanınmıyor?

DKB’nin tanınmamasının en önemli nedeni hem ruh sağlığı hizmeti verenlerde hem de kişiler düzeyinde bu rahatsızlığın en ağır formlarının standart alınmasıdır. Herkes örneğin geçen sezon vizyonda olan “Parçalanmış (Split)” filmindeki gibi vakalar arıyor. Halbuki bu filmdeki gibi vaka DKB hastalarının %1’nde bile görülmüyor. %95 vaka spektrumun hafif ucunda. Ayrıca DKB’nin ruh sağlığı çalışanlarına öğretimi konusunda problemler var.

DKB doğa üstü güçlerle ilişkisi var mı?

DKB zihnin sınırları içinde olan bir mesele olup doğaüstü bir mesele değildir. Ne yazık ki halk düzeyinde ruhsal rahatsızlıkların Cin ve Şeytan etkisiyle olduğuna dair açıklamalar gündelik hayatta etkilidir. Halbuki İslam medeniyeti boyunca ruhsal rahatsızlıklar bedenin hastalıkları içinde sınıflanmıştır. İslam hekimleri karaciğer hastalığını nasıl ele almışlarsa depresyonu da o şekilde ele almışlardır.

Piyasada içinde cin var denilen vakaların büyük çoğunluğu DKB hastalarıdır. Şizofreni hastalığını cinle izah edip, cin tedavisi yapılmasının modası geçti. Cinci hocalar şizofreni hastalarına etki edemediklerini anladılar. Bu sebeple şizofreni hastalarına “bu doktorluk” diyorlar. Ama DKB hastaları teorilerini doğrulamaya uygun. Kişinin içinde kendisiyle konuşan sesler var. Hatta bu seslerin bir kısmı kendisinin cin olduğunu da söyleyebiliyor. Halbuki ayrışmış bir zihin organizasyonundan başka bir şey değil. O cin alterle çocuk alterle konuştuğun gibi konuşup zihne entegre edebiliyoruz. Net olarak söylüyorum ki, DKB hastalığında doğa üstü bir durum yok. Zaten böyle bir açıklama içinde olmak bizim medeniyet kodlarımıza aykırı.

DKB eğitim hayatını olumsuz etkiler

Eğitim hayatında başarılı olabilmek için; hafızanın sürekliliği, dikkatin odaklanması, öğrenmeye yönelik motivasyon ve öğrenci gibi yaşamak gerekir. Çocukluk çağında yaşadığımız travmatik yaşantılara bağlı zihnimizin bölünmesi ve çoklu kimlik halinin oluşması durumunda eğitim hayatı için gerekli hafıza, dikkat, motivasyon ve yaşam biçimi de bozulur. Dolayısıyla zihinsel bölünmenin olumsuz sonuçları eğitim hayatında kendini gösterir.

Ne demeye çalıştığımı bir öykü üzerinden anlatayım: Öykünün kahramanı bir üniversite öğrencisi ve çoğul kimliği var. Parlak zekasına rağmen üniversite sınavında beklenen başarıyı gösterememiş. Çünkü, üniversite sınavı sırasında bile kimliklerde değişme olmuş, alter değişimi yaşanmış. Zihnin çok sayıda parçaya bölünmesine bağlı olarak danışan, hafıza, dersi dinleme ve okula gitme hususlarında devamlılık sağlayamıyor. Kimliklerden biri çocuk ve dersleri anlamadığını söylüyor. Çocuk alter, İngilizce öğretmeninin kendisine “Çocuk gibi davranıyorsun!” diye kızmasından şikayetçi; “Ben zaten çocuğum.” diyor. Diğer bir kimlik ise okulu sıkıcı buluyor ve okula gelmemek için her şeyi yapıyor. Kendini okulda bulursa da derste hayal kurup duruyor. Allahtan başarılı olmayı seven, hatta sürekli ders çalışmak isteyen, diğer kimlikler ona ders çalışma imkânı vermediğinde ağlayan bir kimlik var. Bu kimlik imkân bulursa sınavlarda başarılı oluyor.

DKB hafızanın sürekliliğini bozar

Çocukluk çağında yaşanan travmatik yaşantıların “hafızamızı tahrip etme” etkisi bilinen bir gerçek. Normalde hayat öykümüzü en azından ilkokuldan bugüne kesintisiz getirilebilmemiz gerekir. Ancak dissosiyatif kimlik bozukluğuna sahip kişiler, zihinlerinin bölünmüş olması sebebiyle bunu yapamaz; hatırlama süreçlerinde ve anılarında kopukluklar yaşarlar. Normalde tekil ve bütüncül/entegre olan zihnimiz, çoğul ve birbirinden kopuk çalışan ayrı birimler haline geldiğinde, okulda derse muhatap olan tek bir zihin veya hafıza yerine çok sayıda zihin veya hafıza ortaya çıkmış olur. Ders sırasında sabit bir kimlik, dolayısıyla sabit bir hafıza olmadığından dersin sürekliliği sağlanamaz. Bu durum da öğrenme sürecini sekteye uğratır.

DKB aşırı hayal kurmaya neden olur

Normalde hayal kurmak, olumlu bir zihin özelliği olarak kabul edilebilir. Çocukluk ve ergenlik döneminde, hayal kurma faaliyeti zihin dünyamızı geliştirir. Bu sayede hayata dair özlemlerimizi zihnen yaşamış oluruz. Bahsi geçen hayal kurma sürecinin; genelde uykuya dalarken olması, süre açısından yaklaşık bir saat olması ve yaşla beraber giderek azalması beklenir. Hayal kurmaya genellikle olumlu bir anlam verebiliriz. Çünkü hayal kurmak zihnimizdeki soyut düşünceleri ete kemiğe büründürüp somut hale getirebilir, bizi motive edebilir, düşüncelerimizi ya da ideallerimizi hayata geçirmek konusunda bizi teşvik edebilir. Birçok başarılı bilim insanının, sanatçının, girişimcinin başarısının hayallerinden sonra geldiğine, hayalleri tarafından beslendiğine dair hikayeler dinlemişizdir. Hayal kurmanın, harekete geçmenin öncülü olduğunu varsayarız. Peki hayal kurmaya atfedilen bu pozitif bakış, her şartta geçerli midir? Ya bir kişi günde 4 ila 6 saatini hayal kurarak geçiriyorsa ne olur? Ya da sürekli hayal kurup, hiç eyleme geçmiyorsa ne diyeceğiz? Daha da ötesi şu: Ya kişi zihninde kurduğu yaşamı dış dünyadaki yaşama tercih ediyorsa ne olacak? DKB hastaları günde birkaç saat hayal kurarak geçirirler. Ayrıca zihindeki hayal dünyasını gerçek dünyaya tercih eder hale gelebilirler.

DKB öfke kontrol sorunlarına yol açabilir

DKB’de en sık görülen alterlerden biri, öfkeli alterdir. Öfkeli alter genellikle çocukluk döneminden itibaren alter sisteminde vardır, bedeni koruma amaçlı var olmuştur. Kişinin yaşadığı travmatik yaşantılara verdiği tepkilerden biridir. Öfkeli alterden kaynaklanan aşırı öfkeli davranışlar, kişinin veya çevresindekilerin yardım aramasında önde gelen sebeplerden biri olabilir. Hatta bazen öfke kontrolü programı için başvuran kişinin ayırıcı tanı taramasında DKB saptanabilir. Öfkeli alter, kişiyi koruma amaçlı var olduğu için, yazılımı öfke göstermek şeklindedir. Zamanla öfke davranışı her türlü gündelik etkinliğe yansıyabilir. Gündelik hayatta sık sık ortaya çıkan orantısız öfke davranışları, kişinin başkalarıyla ilişkisini bozan ana mesele haline gelebilir.

DKB’nin kalıcı tedavi mümkün mü?

DKB psikiyatrik rahatsızlıklar içinde tam tedavi edilebilen rahatsızlıkların en önde gelenlerinden biridir. İlaçlarla tedavi edilemez. Temel tedavisi psikoterapidir. Kitabım boyunca tedavi sürecini ayrıntılı anlattım. Tedavisinin kabaca üç ayrı aşaması vardır. İlk aşamada; tanı konur, ayrışmış zihinlerden oluşan ayrı kimlikler (alter) tanınır, alter etkinliklerinden kaynaklanan belirtiler kontrol altına alınmaya çalışılır. İkinci aşamada, zihni bölen travmatik yaşantılar ele alınır. Üçüncü aşama ise ayrı zihinlerin bir araya getirilerek entegre edilmesinden oluşur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.