Ana sayfa - Son Sayı - Çocuklardaki İnat Neyin Göstergesi? / Pedagog Serap Buharalı

Çocuklardaki İnat Neyin Göstergesi? / Pedagog Serap Buharalı

İnat nasıl bir duygudur? Çocuklar neden inatlaşır?

İnat tepkisel bir durumdur. Bazı durumlarda inat özsaygısını, özbenliğini korumak amacıyla yapılır. Bazı konularda siz karakter ve kimlik oluştururken bu kararlılığı gösterirsiniz. Bu, belki karşı tarafa inat gibi görünebilir. Bu senin için bir inattır, benim için kararlılıktır. Bazı konularda kararlı olmamız için inat etmemiz lazım. Prensibi belirleyen şey, kararlılık ve düzenliliktir. Yani sen söylediğin için böyle, bir başkası söylediği için şöyle yapmamak; eğer senin için o doğruysa, senin için o geçerliyse orada kalabilmektir. “Çok inatçı” dediğimiz kişi, aslında kararlı ve prensipli biri olabilir.

İnat, her şeye rağmen pasif agresif bir tutum sergilemektir. Yani karşı tarafa bir şekilde inadıyla ceza kesmektir. Çocuk, genç, yetişkin ya da çiftler, birbirlerine karşı herhangi bir şiddet, zorbalık yapmaz gibi gözükse de altında pasif agresif davranışlar göstererek birbirlerini kontrol ederler. Bir şekilde inat ederler. “Ben asla şunu yemem.” “Ben asla şöyle yapmayacağım.” “Ben uyumayacağım.” gibi sözleri çok duyarsınız. Mesela, çocuğun gözlerinden uyku akıyor, bayılacak duruma geliyor ve ağlayarak “Uyumayacağım.” diyor. Kendini ayıltmak için, elinden gelen her şeyi yapıyor. Bu direniş, bu tepki, bu inat neye karşı, neden; bunun alt temellerine bir bakmak gerekiyor. Belli bir noktaya kadar inat kabul edilebilir; ama kara inat, koyu inat olması da belli bir davranış, uyum sorunlarından biridir. Tırnak yeme, alt ıslatma, çalma nasıl ki davranış ve uyum sorunları arasında geçiyorsa, inatçılık da bunlardan bir tanesidir. Koyu inat dediğimiz durum bundan ibarettir. Normalde, belli zamanlarda ve belli durumlarda çocukların kendi kararlılığını göstermesini bekliyoruz. Çünkü karakteri ve kişiliği oluşacak. Ama anne ve baba bu konuda çok üstüne giderse ve çok zorlarsa, bunu çocuğun bir davranış ve uyum sorununa dönüştürebilirler, sonra da destek almak zorunda kalabilirler.

Peki, inat konusu hangi yaşlarda daha çok yaşanıyor? Hangi yaşlarda bunu normal kabul edebiliyoruz?

Yeni doğan bir çocuk annesiyle beraber ortak bir zaman ve beraber tek vücut, tek duyuş, tek konuşma şeklinde olur. Fakat zamanla mevcut dünyadaki varlığını, özerkliğini daha iyi anlamaya başlar. Bir ülke nasıl, “Ben artık ayrı bir cumhuriyetim, artık bir yere bağlı değilim, kendime ait bir ülkeyim…” deyip özerkliğini ilan edip, sancağını, bayrağını asıyorsa çocuklar da 1,5-2 yaşlarına doğru bu sancağı açıp kendi özerkliklerini ilan ediyorlar. 1,5 yaşındaki çocuk, bedenini de ruhunu da zihnini de fark etmeye başlıyor. Bedenini nasıl fark ediyor, artık annesinin kucağında olmadığını, yürüdüğünü fark ediyor. Daha sonra, 1,5-2 yaşına doğru bu çocuk sözel olarak kendini ifade edebilmeye başlıyor. Arkasından zihnini kullanarak bedenini kullanabiliyor ve zihnini aktif hâle getiriyor, duyuşları oluyor, algıları oluyor, bunları da gösterebilme, aldığını verebilmeye dönüştürüyor. Burada da çocuk kendi varlığını göstermek istiyor, “Ben varım.” demek istiyor. Mesela çocuk cam bardakla su içerken, siz ona plastik su bardağı verdiğinizde, “Hayır, ben bununla içmek istemiyorum.” dediğinde, aslında varlığını ispat etmek istiyor. Yani “Ben de bu evdeki herkes gibi, babam gibi, senin gibi, cam bardakla içmek istiyorum; sen ise bana plastik bardakla veriyorsun.” gibi bir duruş sergileyebilir ya da “Bu benim bardağım.” deyip kendine özel bir bardak seçebilir. Siz de “Bu plastik bardak senin için en sağlıklısı. Diğeri kırıldığında sen zarar görebilirsin.” mantığını çocuğa oturttuğunuzda, yani siz de inat etmediğinizde, zaten çocuk bunu kabul ediyor. Yani çocuğun yanında olmanız, bu çocuğun güven duymasına yol açıyor; “Yanımda benim için iyiyi, doğruyu bilen biri var ve ben buna güvenebilirim.” diyor. Ama inat, bilhassa karşıdakinin inadıyla da başlıyor. “Ben bunu sana yedireceğim. Bak, ben seni nasıl uyutacağım. Bak, ben seni…” İşte o zaman ringe çıkmış oluyorsunuz, maç başlıyor ve her maçta olduğu gibi, karşı taraf da kendini savunmaya dönük bir tutum alıyor. “Hiç olmazsa bir tekme atayım, bir yumruk atayım, yere düşsem de ben de bir şey yapayım.” gibi bir duruma dönüşüyor. O yüzden de çocuğun karşısında olmak onu bileylemiş oluyor; bu bileyleme size karşı, çevreye karşı oluyor. 1,5-2 yaşında, özerkliğini sağlayan çocuğun kafası da çok karışıktır. Çünkü bebeklikten çıkmış, çocukluğa geçiyor. Ama bebeklikte de çok güzel anıları var. Çok kolay, konforlu bir şekilde yaşarken; işte yattığı yerden bezlenmiş, yedirilmiş içirilmiş. Ama bir yandan da büyümek istiyor; bir an önce ağabeyi gibi, ablası gibi (varsa) ya da çevresindeki büyükler gibi koşmak istiyor, bazı şeyleri kendi halletmek istiyor. İnat, bu ikisinin arasında kalmadır. Bir yandan bebekliğin tatlılığı ve konforluluğu vardır; bir yandan da kendini yaşamanın, belli etmenin, “Ben varım.” demenin bir şeyi vardır. Ve her çocuk, kendisi nasıl yaratılmışsa, o mizacının içerisinde görünmek ister ve bunu gösterir.

Anneler ve babalar bu konuda ne yapmalılar?

Ailelere burada söyleyebileceğimiz en önemli şeylerden biri şu olabilir: Çocuğun mizacını bilmek, onu tanımak gerekiyor. Diyelim ki Ahmet ile Ayşe’nin çocuğu olsun. Ayşe nasıl biri, Ahmet nasıl biri, ortalama böyle biri olmalı; huyu suyu ya Ahmet’e benzemeli, ya Ayşe’ye benzemeli. Beklenti hep bu yönde. Ama bir bakıyorsunuz, çocuk daha farklı anne babasından. Çünkü o Ayşe ya da Ahmet değil. O Fatma. Ve Fatma, Fatma gibi davranmak, Fatma gibi yaşamak istiyor. Anne baba olarak o mizaca dokunduğunuzda, o çocuğun yaradılışına dokunduğunuzda, onun doğuştan getirdiği özelliklere, yapıya dokunduğunuzda, evet, inatla mutlaka karşılaşacaksınız.

Çocuklar ya dışsallaştırma yapar ya içselleştirme yapar. Yani ya çığlık çığlığa bağırır, “Yaaa, ben böyle yapacağım.” der ya da içselleştirerek, pasif agresif bir duruma dönüşür. Evet, çocuk sessiz oluyor, ama mesela yemek yemiyor. Yani çocuk çığlık çığlığa bağırmıyor, öfkelenmiyor, onu bunu kırıp geçirmiyor, kardeşinin saçlarını çekmiyor gibi gözükse de pasif agresif davranışlar yapıyor. Uyku saatinde üstünü başını çıkarırken zorluk çıkartıyor; sabah kalkıyor, tam siz hazırlanacaksınız, bir kıyafet giydirmeye çalışıyorsunuz, o planını yapmış oluyor, mesela “Mayo giyeceğim.” diyor. Aslında çocuk ben size pasif agresif davranışlarımla tepki koyuyorum diyor. Çünkü sizin koyduğunuz format bana uygun değil ve ben bunu anlıyorum, hissediyorum diyor. Bu, yetişkinler için de öyle; yani doğamızda olmayan, mizacımızda olmayan, yaradılışımızda olmayan bir şeyi yapmaya kalktığımızda, bize hoş bile gelse o davranış ya da o durum bir süre sonra bizim patolojimiz oluyor, davranış ve uyum sorunlarımız oluyor. Belki o patolojimizi de çok seviyoruz, benimsiyoruz; ama aslında bu bizim için sağlıklı olmuyor.

Çocuk inat eder, anne kızar, baba kızar annenin ve babanın sinir sistemi bozulur. Anne kızdıkça çocuk daha da öfkelenir, çocuğun öfkesi ağlamaya, bağırmaya vesaireye döner, böyle olunca anne baba daha da öfkelenir. Bu böyle sürer gider. Zorlu bir mücadeleden sonra, sakinleşmeden, o problem çözülmeden, yalnızca bağırış çağırış şekline döner ve kısırdöngü şeklinde gider. Anne yorgun olur, çocuk yorgun olur, baba yorgun olur; bu şekilde yorgunlukla biten bir süreç olur.

Anne babalık yorgunluk mudur? Asla yorgunluk değildir. O süreç içerisinde, bir kere, stabil kalmayı öğrenmemiz lazım. Çocuk inat edecek, kendini gösterecek. Mesleğimden dolayı ben çocuklarla çok fazla haşır neşirim, çok fazla çocuk görüyorum. Mesela anne ve babasına yaptığı taktikleri oyun terapisti olarak başta, bana da uyguluyor. Yani “Ben evde annemi babamı böyle manipüle ediyorum, bakalım Serap ne yapacak.” diyor. Ben de diyorum ki: “Ben stabil kalıyorum. Serap, annen gibi, sen bir şeyler yaptığında değişmiyor, Serap aynı kalıyor, yani o yaptığın tepkiye karşılık aynı kalıyor.” Onu duymak gerekiyor. Duyulmayan çocuk, önemsenmediğini gören çocuk inatlaşmaya başlıyor. “Haydi duyun artık.” diyor, “Ben böyle inat edeyim de sizin yumuşak karnınıza bir vurayım da dikkat çekeyim, size bu şekilde kendimi göstereyim.” diyor.

Burada yapmamız gereken en önemli şeylerden biri şu: Bu inat konusunda bizim stabil kalmamız gerekiyor. Yetişkin olan biziz, o ise çocuk. Biz, yetişkin olduğumuzu ve ebeveyn olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Çoğu anne babanın, bu inat karşısında, yetişkin olduğunu ve kendisinin bir çocuk olmadığını, bir ebeveyn olduğunu öğrenmesi gerekir. Çünkü çocuk, karşısında kendi gibi bir çocuk değil de yetişkin bir çocuk gördüğünde paniğe kapılıyor.

Çocuk, “inat etmeyi” bir yaptırım gücü olarak nasıl kullanıyor?

Çocuklar, onlara güzel izah edildiğinde, mantıklarına oturduğunda uyum sağlarlar. “Ben anlaşılıyorum, ben biliniyorum, ben kabul ediliyorum.” diyen çocuk zaten inatlaşmaz.

Mesela çocuk “Ben ne dersem diyeyim, annem babam her şeye, ‘Tamam canım, tamam güzelim, anlıyoruz seni.’ diyorlar; ağlamamdan, inat etmemden çok korkuyorlar. Dışarıda da onlara bir inat edeyim.” diyor. Bu durum genellikle alışveriş merkezlerinde yaşanıyor. Çocuk dışarıda bunu yaptığında anne babaların elleri ayakları birbirine giriyor. O zaman çocuğun isteği yerine getiriliyor. Mesela istediği oyuncağı aldırıyor. Çocuk; “inat güzel bir şey” diye düşünüyor. Bu, çocuğun motivasyon kaynağı olabilir.

İnat, o çocuğun zırhı oluyor, savunma mekanizması oluyor ve hayatı da inatla öğrenmeye başlıyor. İnat, hayatında bir örüntü hâline geliyor. Çocuklukta kazanmış olduğu bu örüntüyle ileride bunu karısına yapıyor: “İnat edince, istediğim yemeği yapıyor o zaman.” Ya da kadın: “Böyle böyle inat edeyim; inat ettiğim zaman bu konuda, eninde sonunda yapar.” diyor. İnadı bir yol gibi görüyor. İnat etmek gerektiğini düşünüyor. Çünkü çocukluğunda bu ona öğretildi. Ve inat eden kişide hoşgörü olmaz. O yüzden de bu inat içinde yerleşir ve yetişkinliğinde de inatçı biri olur ve hoşgörüsüz bir insan olur. Çünkü hayatı böyle çözmeyi öğrenmiş: “İnat ediyorum, hâlloluyor. İnat ediyorum, hâlloluyor.” O yüzden de çocuklara bunu bir metot olarak vermeyelim, iş çözme becerisi olarak vermeyelim, kendisini koruma becerisi olarak öğretmeyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.