Ana sayfa - Arşiv - Çocuklarda Davranış Bozuklukları / Pedagog Ali Çankırılı

Çocuklarda Davranış Bozuklukları / Pedagog Ali Çankırılı

Ailede ve toplumda meydana gelen olumlu ve olumsuz bütün olaylardan her insan gibi çocuk da etkilenir. Ancak çocuklar yetişkinler gibi zengin bir tecrübe birikimine, gelişmiş bir mantığa ve güçlü bir iradeye sahip olmadıkları için karşılaştıkları olumsuz şartları, ani değişiklikleri ve güçlükleri anne baba desteği olmadan kolay aşamazlar. Aile büyüklerinden birinin ölümü, babanın işini kaybetmesi, yeni bir eve taşınılması, okulunun değiştirilmesi, yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi gibi beklenmedik olayları ve değişiklikleri çocuklar kolay kabullenemez, uyum sağlamakta zorluk çekerler. Anne ve babadan destek gören, sevilen, öz güven duygusu gelişmiş bir çocuk kısa sürede yeni duruma uyum sağlayabilir. Uyum sağlayıncaya kadar geçen süre içinde gösterilen davranış bozuklukları ruh sağlığına zarar vermeyen geçici uyum belirtileridir. Bunlar çocuğun sosyal gelişimi için bir bakıma faydalı da olabilir.

Psikologlar, bir davranış bozukluğunu yorumlarken çocuğun yaşını ve davranış bozukluğuna yol açan olayın ciddiyetini göz önünde bulundururlar.

Örnek verecek olursak, iki yaşına kadar bebeklerde parmak emme fazla ciddiye alınacak bir davranış bozukluğu değildir. Nöropsikoloji uzmanları bunun ana rahmindeki bir alışkanlığın devamı olduğunu söylerken, gelişim psikolojisi uzmanları da çevreyi ve vücudunu tanıma girişimi olarak değerlendirirler.

Memeden kesilen bir bebeğin yeni duruma uyum sağlayıncaya kadar parmağını emmesi normal sayılır. Yine korktuğunda, acıktığında, anneyi özlediğinde, uykuya dalarken parmak emmesi davranış bozukluğu sayılmaz. Üç yaşındaki bir çocuğun isteği yerine getirilmediği zaman ağlayıp sızlanması, yatıp yuvarlanması eğitim eksikliğine verilir ve fazla yadırganmaz. Ancak aynı hareketler on yaşındaki bir çocukta davranış bozukluğu olarak değerlendirilir.

Parmak Emme: Bir yaşından sonra devam eden parmak emme, anne-çocuk ilişkisindeki yetersizliğe ve güven duygusunun eksikliğine işaret eder. İleri yaşlarda ortaya çıkan parmak emme, daha ciddi ruhsal bozuklukların belirtisi sayılabilir.

Saç Koparma: İki yaşından önce görülen saç ve seyrek olarak kaş yolma davranışı zekâ geriliğinin ve gelişim bozukluğunun işareti sayılabilir. İki yaşından sonra ortaya çıkan saç yolma, anne-çocuk ilişkisindeki bozukluğa işaret eder. Duygularını ifade etmede güçlük çeken, yasak ve baskı altında büyüyen kız çocuklarında saç koparma davranışına daha sık rastlanmaktadır. Anne ve babasıyla çatışma içinde olan, korkularını, endişelerini, tepkilerini rahatça ifade etmesine izin verilmeyen çocuklar, saçlarını veya kaşlarını yolarak, saldırganlık ve kızgınlık duygularını kendilerine yöneltmektedir. Konuşamayan, isteklerini anlatmakta güçlük çeken zihinsel özürlü çocuklarda saç koparma görülmektedir.

Tırnak Yeme: Kızgınlığını, sıkıntısını, korkusunu rahatça dile getirmesine izin verilmeyen ve kızgınlığı ceza ile bastırılan çocuklar, saç koparmada olduğu gibi, tırnak yiyerek saldırganlık duygularını kendilerine yöneltirler.

Toprak Yeme: İlk bir yıl içinde bebekler eline geçeni ağzına götürerek sertliğini, yumuşaklığını, yenip yenmediğini deneyerek öğrenmek isterler. Bu tür geçici denemeler ilk aylarda eşyayı tanıma ve keşfetme olarak değerlendirilebilir. Bir yaşından sonra devam etmesi halinde uyum bozukluğu olarak ele alınmalıdır. Yeterince beslenemeyen, ilgi ve sevgi eksikliği içinde olan çocuklar, evde ve bahçede eline geçirdikleri toprak, kum, kireç, hatta dışkı gibi zararlı şeyleri ağzına götürüp yiyebilir. Seyrek de olsa mobilya kenarlarını kemiren çocuklara rastlanmaktadır. “Pika” adını verdiğimiz bu davranış bozukluğu, daha çok anne sütü ile beslenmeyen, sevgiden, ilgiden ve şefkatten uzak büyüyen, güven duygusu gelişmemiş çocuklarda görülmektedir.

Altını Islatma ve Kirletme: Normal olarak çocuklar iki yaşını tamamladığında küçük ve büyük tuvaletini bilinçli olarak tutabilmektedir. Soya çekime, beslenmeye ve iklime bağlı olarak bu süreç üç yaşına kadar uzayabilir. Dört yaşından sonra devam eden altını ıslatmalar ve kirletmeler normal değildir. Eğer çocuk küçük tuvaletini tutmayı hiç öğrenememiş ise zekâ geriliği veya organik bir rahatsızlığından dolayı kaslarını kontrol edemiyor olabilir. Testlerin normal çıkması halinde psikolojik sebepler aranır. Eğer çocuk uzun bir süre altını kuru tutmayı öğrenmiş, sonra altını ıslatmaya veya kirletmeye başlamış ise, altını ıslatmaya başladığı zaman bir hastalık geçirip geçirmediğine bakılır. Sonradan altını ıslatma veya kirletmenin sebebi çoğu zaman psikolojiktir.

Kardeş kıskançlığı, aileden birinin ölümü, boşanma, annenin tedavisi uzun süren bir hastalığa yakalanması gibi olaylar altını ıslatmayı başlatan tetikleyici sebepler arasında sayılabilir.

Öfke Patlamaları: Duyguları bastırılan, ruhsal gerginliğini ve kızgınlığını ifade etmesine izin verilmeyen çocuklar birikmiş saldırganlık duygularını uzun süre taşıyamazlar. Bir olayı veya yerine getirilmeyen isteklerini bahane ederek birikmiş sıkıntılarını öfke patlaması şeklinde boşaltıverirler. Ağlayarak kendilerini yerden yere atarlar, kafalarını yere, duvara veya sert bir cisme vururlar. Ayrıca hatalı eğitim sonucu kural tanımayan, her isteği yerine getirilen, aşırı şımartılmış çocuklar da yerine getiremeyecekleri bir kural veya aşamayacakları bir engelle karşılaştıklarında öfke nöbeti geçirebilir.

Hırsızlık: Çocuklar beş yaşına kadar benmerkezci bir kişiliğe sahiptir, mülkiyete ve kişilik haklarına ait kurallara uymazlar. Üç yaşındaki bir çocuk kendi oyuncağını karşısındaki çocukla paylaşmak istemediği gibi, onun elindeki oyuncağa da sahip olmak ister. Bunun yadırganacak bir tarafı yoktur. Ancak, anne babalar okul öncesi (3-5 yaş) çocuklara başkasına ait bir oyuncağın veya eşyanın habersiz alınamayacağını öğretmeleri gerekir. Eğer çocuğunuz oyun sırasında arkadaşlarına ait bir oyuncağı cebine veya çantasına saklayıp eve getirir ve siz de bunu fark ederseniz, başkasına ait bir şeyi habersiz almanın doğru bir davranış olmadığını, mutlaka geri vermesi gerektiğini anlatmalısınız. Buna hırsızlık dendiğini ve çok çirkin bir davranış olduğunu söylemeniz, yani çocuğu utandırmanız ve suçlamanız gerekmez. Çünkü gerçekte çocuğun amacı hırsızlık değildir. Eğer uyarılarınıza ve telkinlerinize rağmen başkalarına ait şeyleri habersiz almaya ve odasına saklamaya devam ederse; güven eksikliğinin ve aşağılık duygusunun bir işareti olabilir. Yeterli sevgi ve ilgi görmeyen çocuklar anne ve babaya ait saat, gözlük, kalem, mücevher, makyaj malzemesi gibi şeyleri kendi odalarına saklayarak tatmin olmaya çalışırlar.

Okul öncesi çocuklarda ara sıra görülen ve amacı hırsızlık olmayan vakalar geçici olup anne babadan yeterli ilgi ve sevgi gördüğünde kendiliğinden kaybolmaktadır. Asıl ciddiye almamız gereken, okul çağında görülen hırsızlık olaylarıdır. Çocuk ihtiyacı olduğu için değil, ruhsal açlığını gidermek için sıra arkadaşının kalem, silgi, açacak gibi eşyalarını çalmaktadır. Anne babasının cebinden veya cüzdanından para çalıp bununla arkadaşlarına kola ve yiyecek ısmarlayan bir çocuk, arkadaşlarının ilgisini çekmek ve onların gözünde değer kazanmak istemektedir. Çocuk evde bulamadığı sevgi ve ilgiyi arkadaşlarında aramaktadır.

Kendilerini değersiz hisseden, güven duygusu gelişmemiş bu çocukların da sık sık kuralları çiğnedikleri, derslerini ihmal ettikleri ve hırsızlık yaptıkları bilinmektedir.

Yalan Söyleme: Çocuk, okul öncesi (3-5 yaş arası) dönemde gerçek dışı simgelerle gerçek simgeleri birbirinden ayıracak zihinsel olgunluğa ulaşmadığından anlattığı gerçek dışı şeyler yalan olarak değerlendirilmez. Bazen rüyalarını ve hayallerini de gerçekmiş gibi anlatabilir. Dikkat çekmek için uydurduğu hikâyeler de yalandan uzaktır. Çünkü burada amacı sizi aldatmak değil, kendisiyle meşgul olmanızı ve ona zaman ayırmanızı sağlamaya çalışmaktır. Yaratılışta yalan yoktur. Hadiste, her çocuk temiz bir fıtrat üzere doğar, yani yalandan, günahtan, ikiyüzlülükten uzak olarak dünyaya gelir buyruluyor. Çocuk zamanla yalanı bizden öğrenir. Eğer çocuğumuz yalan söylüyor ise, önce kendimizi sonra arkadaşlarını ve çevresini gözden geçirmemiz gerekir.

Saldırganlık, Oyunbozanlık, İnatçılık (Asosyalite): Oyun, çocuğun en ciddi işidir ve en etkili eğitim aracıdır. Oyundan zevk almayan çocuk yoktur. Çocuk oyun vasıtasıyla birikmiş enerjisini boşaltır, sinirlerini ve kaslarını geliştirir, el becerileri kazanır, yeteneklerini gösterme fırsatı bulur. Paylaşmayı, kurallara uymayı, sırasını beklemeyi, kendisine verilen rolü yerine getirmeyi, sabretmeyi öğrenir. Çünkü aletli ve aletsiz grup oyunlarında mutlaka kurallar vardır; kuralsız oyun yoktur.

Eğer bir çocuk oyunun kurallarına uymuyor, kendisine verilen rolü yerine getirmiyor, yenilgiyi kabul etmiyor, saldırgan ve inatçı bir kişilik sergiliyor ise ailenin verdiği eğitimde yanlışlar var demektir. Bu çocukların kısa zamanda adı oyunbozan ve mızıkçıya çıkar, arkadaşları tarafından oyuna alınmaz. Her isteği yerine getirilen, şımartılmış “dediğim dedik” çocuklar grup oyunlarına uyum sağlamakta zorlanırlar.

Uyku Bozukluğu: Bebeklerin uyku ve uyanıklık saatlerini ayarlama ve bir düzene sokma ilk aylarda zor olabilir. Ancak zamanla anne bebek ilişkisi yerine oturunca, uyku saatleri de bir düzene girecektir. Bebek geceleri birkaç defa ağlayarak uyanabilir. Meme verilip altı temizlendiğinde tekrar uykuya dalacaktır. İleriki aylarda diş çıkarma, yeterince beslenememe, karın ağrısı ve kulak iltihabı, ilgi eksikliği, fazla ses ve ışık gibi sebeplerle uykuda düzensizlikler ortaya çıkabilir. Annenin uyku konusundaki titizliği, yeterince uyumadığı endişesi, uyutmak için gösterdiği çaba bebekte duygusal bir gerginliğe yol açar ve uykuya gitmeyi zorlaştırabilir.

Uyku öncesinde anne tarafından söylenen sevgi içerikli ninnilerin ve masalların bebeği rahatlattığı, uykuya gitmeyi kolaylaştırdığı bilinmektedir. Bugün çok az anne bebeğine ninni söylemekte ve masal anlatmaktadır. Ana Baba Okulu’nda ders verdiğim sıralarda bir anne çocuğuna masal kasetleri aldığını ve uyku öncesinde bunları dinlettiğini söylemişti. Bir çocuk psikoloğu olarak bu tür mekanik araçları faydalı bulmuyoruz. Kasetteki yabancı ses ne kadar güzel ve profesyonelce olursa olsun, annenin sesindeki sevgiyi ve sıcaklığı veremez. Ezberinde masal olmayan anneler, masal kitapları temin etmeli, uyku saatinde çocuğun başucuna oturarak okumalıdır. Gece korkuları, anne baba ile aynı yatakta yatma isteği, uykuya gitmede inatçılık, anne çocuk ilişkisindeki bozukluğun birer işareti sayılabilir.

İştahsızlık, Yemekte Nazlanma: Kadınlar arasında kilolu çocuklara özenme oldukça yaygındır. Kilolu çocuğun annesine, “Ne iyi bakmışsın, maşallah tosun gibi, maşallah nazar değmesin.” diyerek iltifat edilir. Zayıf çocuğun annesine de “Geçmiş olsun kardeş, bebeğin bir rahatsızlığı mı var, pek zayıf yavrucak.” diyerek ima yollu dokundurmalar yapılır. Kilo ile sağlığın doğrudan bir ilgisi yoktur. Çocuk acıkmadıkça ve yeme isteği duymadıkça yemek yemeye zorlanmamalıdır. Çocuğa kilo kazandırmak için ağzına mama ve yemek tıkıştıran, arkasından kaşıkla kovalayan annelerin sayısı az değildir. Annelerin yemek konusundaki bu zorlamaları çocuğu iştahsız, yemeğe karşı isteksiz ve inatçı yapmaktadır.

İçe Kapanıklık: Psikolojide saldırganlık, kural tanımama ve aşırı hareketlilik ne kadar problem sayılıyorsa, içe kapanıklık ve çekingenlik de o derecede problem sayılmaktadır. Ancak çoğu ailelerde çekingenlik efendilik ve uysallık olarak yorumlanmakta, “Çocuğum çok usludur, hiç yaramazlık yapmaz, sözümden dışarı çıkmaz.” denilerek içe kapanıklığı övülmektedir. Duyguları ve haklı tepkileri ceza ile bastırılan, yanlışları kınama ve suçlama ile karşılanan çocuklar zamanla kendilerine olan güvenlerini kaybeder, yanlış yapmamak için susmayı ve içlerine kapanmayı tercih ederler.

Kibrit ve Ateşle Oynama: Küçük çocuklarda kibrit ve çakmakla oynamak, bunlarla kâğıt yakmak sık görülen, bazen yangına sebebiyet veren ciddi bir olaydır. Zekâ geriliği olan, duygularını ve isteklerini ifade etmekte zorlanan çocuklar ateşle oynamanın getireceği sonucu kestiremezler. İçlerinde anne babaya karşı kin ve intikam hissi duyan mutsuz çocuklar, farkında olmadan, içlerindeki saldırganlık duygusunu yangın çıkararak açığa vurabilir.

Evden Kaçma: Uyum ve davranış bozuklukları içinde en ciddi olanı evden kaçmadır. Anne baba olmanın sorumluluğunu yerine getiremeyen, cehalet ve sefaletin hüküm sürdüğü ailelerde çocukların bir değeri yoktur. İşsiz, niteliksiz, alkolik, ruh sağlığı bozuk babalar akşam ekmek ve aş bekleyen eşlerini ve çocuklarını döverek evi yaşanmaz hale getirirler. Bu adamlar çoğu kez evden kaçan çocuğunu arama zahmetine bile katlanmazlar. Tinerci olarak isimlendirilen “köprü altı çocukları” bu tür mutsuz ailelerden gelmektedir. Evden kaçmanın psikolojik, sosyal ve organik (zihinsel) olmak üzere çeşitli sebepleri vardır. Bazen çocuklar sevilip sevilmediklerini denemek için birkaç saat gözden kaybolur, kuytu bir köşede, bir bodrumda veya arkadaşlarıyla oyuna dalmış olarak bulunur. Okul başarısı düşük, aldığı zayıf veya yaptığı bir yaramazlık yüzünden dayak yiyeceğinden korkan çocuklar da evden kaçma eylemine girebilir.

Okuldan Kaçma: Okul başarısı düşük çocuklarda sık rastlanan bir davranış bozukluğudur. Okulla ve öğretmeniyle problemi olan, bu problemi anne ve babalarına açma cesareti gösteremeyen çocuklar, birbirini ayartarak okuldan kaçar, sinema ve internet kafe gibi yerlerde vakit geçirir, dönüş saatinde eve gelerek kaçamaklarını belli etmezler. Çocuğunun okuldan kaçtığını öğrenen anne ve babalar, dayak ve ceza yoluna başvurmadan, okulun psikolojik danışma ve rehberlik uzmanıyla görüşmeli, birlikte çözüm aramalıdır.

Uyum ve Davranış Bozuklukları Nasıl Önlenebilir?

Uyum ve davranış bozukluklarının ortak özelliği güven eksikliğidir. Çocuğun kendine ve çevresine güveni yoktur. Sıkıntılarını ve endişelerini söz dili ile ifade edemediği için vücut dili ile ifade etmektedir. Uyum ve davranış bozuklukları ruh sağlığının tehlikede olduğunu gösteren işaretlerdir. İlk işareti alan anne ve babalar, başka işaretleri beklemeden nerede yanlış yaptığını düşünmeli, gerekirse bir uzmanından psikolojik yardım alarak hatasını tamir etme yoluna gitmelidir.

Sorumlu anne babalar olarak çocuklarımızın davranış bozukluğu yaşamaması için sevgimizi ve şefkatimizi esirgemeyelim. “Zayıf getirirsen seni sevmem, yaramazlık yaparsan seni sevmem.” gibi sözlerle sevgimizi pazarlık ve tehdit aracı olarak kullanmayalım. Sevinçlerini, üzüntülerini, sıkıntılarını, korkularını ve öfkelerini rahatça ifade etmelerine izin verelim.

Aşırı koruma ve takip altına alarak onlara güvenmediğimiz kanaati vermeyelim. Hatalarını ve başarısızlıklarını alaya alarak, kınayarak, suçlayarak veya ceza vererek kendilerine olan güvenlerini yitirmelerine ve aşağılık duygusuna kapılmalarına yol açmayalım. Onları ders çalışan makineler olarak görmeyelim. Sadece okul başarısı üzerinde durmayalım. Arkadaşlarıyla beraber olacakları, boş zamanlarını değerlendirecekleri ve yeteneklerini gösterecekleri müzik, edebiyat, spor, tiyatro gibi etkinliklere katılmalarını sağlayalım.

Bütün bunları yapabilmemiz için çocuklarımıza zaman ayırmamız gerekir. Her gün birlikte olduğumuz, oyun oynadığımız, gezmeye çıktığımız veya sohbet ettiğimiz bir ortak zamanımız olsun.

Çoğu anne babalar çocuklarına bu zamanı ayırmadıkları ve kendi hallerine bıraktıkları için onları yeterince tanımıyorlar. Tanımadıkları için de ortaya çıkan problemleri çözmede zorlanıyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.