Ana sayfa - Son Sayı - Çocuk ve Ölüm Gerçeği / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Çocuk ve Ölüm Gerçeği / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Çocuğun ölüm karşısında tavrı, çocuk psikiyatrisinin en önemli meselelerinden biridir. Ölümü merak eden, hakkında sualler yağdıran, ölümden korkan çocuğa nasıl cevap verilecek, nasıl davranılacak ve hassas beynine dünyadan yok olma nasıl izah edilecektir?

Çocuklarını bu yöndeki şikâyetlerle psikiyatri kliniklerine getiren ana-babalara sık rastlanır. Muayene ettiğim hastalardan birkaç misal verirsem:

Vaka 1: On yaşlarında kız çocuğu. Ailesinin anlattığına göre, akşam olunca korkuyor, eve girmek istemiyormuş. Devamlı ölümle ilgili sualler soruyor, geceleri “ölebilirim” diyerek uykusuz kaldığı gibi aileyi de uykusuz bırakıyormuş. Çocuk: “Korkuyorum, doktor bey.” diyordu. “Ölümden korkuyorum, içime sıkıntı giriyor. O yüzden ne yaptığımı bilmiyorum.” Aile ne yapacağını şaşırmış durumdaydı.

Vaka 2: Yedi yaşında erkek çocuk. Gece uyuyamıyor, ana-babasının yanından ayrılmak istemiyormuş. Uyursa, ölebileceğini söylüyormuş. Aile, ne yapmaları gerektiğini öğrenmek istiyordu.

Vaka 3: Dört yaşında kız çocuğu. Babası birkaç gün önce geçirdiği trafik kazasında vefat etmişti. Annesi, bu durumu çocuğa anlatmanın en uygun yolunu bulmak için getirmişti.

Ölüm hadisesine şahit olan çocukların durumları da benzer sayılabilir. Ayrıca, deprem gibi tabii afetlerin çocuklar üzerindeki tesirlerini de izah etmek gerekir.

Evet, böyle çocuklara ne demeli, ailelere nasıl yardımcı olmalı?

Çocukta Ölüm Anlayışı

İlk çocukluk yaşlarında ölüm korkutucu değildir, çünkü çocuğun zihni anlayabilecek derecede gelişmemiştir. Çocuklar ölümle pek erken yaşlarda ilgilenmeye başlarlar. Duydukları ölüm haber ve sözlerinden bir mana çıkarmaya çalışır, ancak pek etkilenmezler. 3-4 yaş çocukları için ölüm, uzun bir ayrılık veya dönüşü olmayan uzun bir yolculuktur. Cansızların da ölebileceğine inanırlar.

5 yaşlarında ölüm, uzun bir uykuyla eş manaya gelir ve yavaş yavaş korkutucu olmaya başlar. Çocuk, annenin babasının ölüp ölmeyeceğini sık sık sorar. Ölümle ilgili cevaplaması zor soru yağmuruna tutar.

5-6 yaşlarında, çocuklar ölümle hastalık ve yaşlılık arasında bir ilişki olduğunu kavramaya başlarlar. Yaşlı kimselerin öleceğini zannederler. Gene de ölümden uykudan uyanır gibi geri dönülebileceği inancı baskındır.

Oyun çağı çocuklarının (5-6 yaşlar) ölüm korkusu, yetişkinlerin ölüm korkusundan değişiktir. Küçük çocukların doğrudan doğruya ölümle ilgili gibi görünen korkularının altında bile yalnız kalma korkusu yatar.

3-6 yaşlarındaki çocukların belirgin özellikleri ana-babaya benzeme çabası ve taklittir. Onları dünyanın en güçlü, en bilgili kişileri olarak gördüklerinden kaza, hastalık ve ölüm gibi hallerinden ciddi şekilde etkilenirler.

5-6 yaşlarındaki bir erkek çocuğunu hiç unutmam. İstanbul’u sallayan hafif bir depremden 3-4 gün sonra getirilmişti. Gözleri bir noktaya dikilmiş, sessiz şekilde duruyordu. Korku içindeymiş ve geceleri uyuyamıyormuş. Yediği çok az yiyeceği de zorla alıyormuş. Araştırdığımda, çocuk deprem sırasında can havli ile kaçan babasının bu hareketini bir türlü anlayamıyordu. Demek ki babasından güçlü ve büyük, kendisinin bilmediği bir varlık mevcuttu. Yerin göğün yaratıcısı yeterince öğretilseydi, muhakkak ki bu tepkiyi vermezdi.

Genellikle 8-10 yaşlarında ölümün, hayatın geri dönülmez bir sonu olduğu gerçeği benimsenmeye başlanır. İnsanlar sevdiklerini kaybedince ölümü yeniden ve gerçekten öğrenirler.

On yaşlarında bir çocuğun babası ölmüştü. Mezarın başında dikilen çocuk akrabasına sordu:

-Amca, babam bu toprakta nasıl yatacak?

Akrabası şöyle cevap verdi:

-Rüya gördüğümüzde bağlarda, bahçelerde geziyoruz, yatakta yattığımızı bilmiyoruz. İşte baban da kuş gibi uçarak gezip dolaşacak, toprakta yattığını bilmeyecek. Rüyalarda olduğu gibi.

O çocuk bu açıklamayla rahatladı. Büyüyünce din ile alakası pek olmadı, amma dine ve dindarlara da hürmeti eksilmedi. Aslında dinden ve dindardan her zaman ve herkes fayda görmüştür.

Ne Yapılmalı?

Çocuğu ölüm gerçeğinden kaçırmak doğru değildir. Dr. Lee Salk, Çocuğun Duygusal Sorunları adlı kitabında bu mevzuda şöyle demektedir.

“Çocuğunuzun aşırı olmamak şartıyla matem, üzüntü keder duyması psikolojik yönden faydalıdır. Çocukluklarında yakınlarının cenaze törenine götürülmemiş ve ileride ölüm hakkında çarpıcı hayaller, kuruntular sürdüren yetişkinler tanırım.”

Çocuğun ölüm hakkındaki suallerini karşılıksız bırakmak veya yanlış cevaplamak da doğru değildir, Dr. Lee Salk’ın fikri şöyledir:

“Mutlaka cevaplandırmanız gerektiğini düşünüyorum. Yalnız iki noktayı aklınızdan çıkarmayınız. Bunlardan biri çocuğunuza hakikatleri somut (müşahhas) bir şekilde dile getirmeniz, diğeri de çocuğunuzun duygularıdır. Küçük çocukların çoğu, öncelikle somut vakalarla ilgilenirler. Yaşayan, bazı işler yapabilen bir insanın birden hiçliğe kaymasını bir türlü anlayamazlar. Bu değişiklik, otorite ve gücü temsil eden ana-babasının ölerek can vermesi sebebi ile daha da anlaşılmaz bir hale gelir. Çocuk zihninde ana-babanın güçlülüğü sonsuzdur. Bu yüzden her hadisenin gelişimini istedikleri gibi değiştirebilecek yetenekte olduklarını zannederler. Ebeveyni bunu başaramayınca, çocuğun güven duyguları sarsılır.”

Ana Babadan Biri Ölürse

Anne veya babanın ölümü, insana çaresizliğini gösterir, hayatın gayesi ve manasından şüpheye düşürebilir. Çocuğun matemini ancak ölenin canlanması önleyebileceğine, o da mümkün olmadığına göre, çocuk, ölümün meydana getirdiği dehşetle yaşamaya devam edecektir.

Çözüm

Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu, Çocuk Ruh Sağlığı adlı kitabında: “Öldükten sonra cennete gideceklerini öğrenmek onlar için çoğu zaman yatıştırıcı olur. Hiç değilse mezara girmek düşüncesi gibi ürkütücü değildir.”

“Sevdiği kişi ile bir gün öte dünyada buluşmak umudunu da kırmayın.” demektedir.

Dindar olan ailelerin, Allah inancı ve sevgisiyle yetişen çocuklarında ölümün yol açtığı mahzurlar görülmemektedir. Çocuk, gelişiminde önce ana-babasını hatasız ve en üstün kimseler olarak tanır. Sonra buna, öğretmen vesaire eklenir. Çocuğun bu hayranlık duyguları, zamanla zihni gelişip gerçekleri görünce kaybolacak, bunun yerini hayal kırıklığından doğan boşluk alacaktır. Çocuk bu boşluğu Allah inancıyla doldurursa, gerçeğe intibakı kolay olur. Herhangi bir ölüm halinde, ahiret inancı çocuğu teskin eder. Bu yüzden İslam terbiyesi ile yetiştirilen çocuklarda ruhî bozukluklara az rastlanır.

Depremden korkan, daha doğrusu “en güçlü” babasının kaçışına mana veremeyen çocuk, Yüce Allah’ın iradesi olmadan yaprağın bile kımıldayamayacağını bilseydi, hadiseyi zihninin derinliklerinde iz bırakmadan, zararsız geçirebilirdi.

Yazdığım vakaların ilki çeşitli ilaçlar dâhil her türlü tedaviden faydalanmadı. O zaman kendisine ölümün İslami izahını anlattım, büyük ölçüde rahatladığını gördüm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.