Ceyhun Fersoy İle Söyleşi

Çok dinamik bir programın ortasında sizi yakaladık. Bize bu çalışmanızdan, yeni oyununuzdan biraz bahseder misiniz?

Çalıştığımız oyun klasik bir oyun olan Ray Cooney’in “Kaç Baba Kaç” isimli iki perdeli bir komedi oyunu. Şu ana kadar çok oynanan bir oyundu; ama ilk defa böyle isimli oyuncularla oynanıyor. Çok çok eğlenceli, matematiği çok bol olan bir oyun. İnşallah güzel bir şekilde sahneleyeceğiz, bunun için çok yoğun çalışıyoruz.

Çok sağlam yapımcılarla çalıştığımız ve organizasyon da çok sağlam olduğu için ve kendini çok duyuran bir tiyatro olduğu için iki-üç sezon oynayacağını düşünüyorum.

Oyunumuzun yerleşik sahnesi burası, Profilo Kültür Merkezi. Beni sosyal medyadan takip ettiklerinde, oyunun takvimini görebilecekler.

Hazırlık süreci nasıl sürüyor, yani ne kadar sürüyor, takvim nedir?

Cast seçildikten sonra, önce 2-3 gün okuma provası yapılıyor. Ondan sonra da artık sahneye, ayağa kalkıyoruz ve yönetmenin çalışma temposuna göre, oyuncuları ya blok blok alıyor ya da oyuncuların komple orada olmasını istiyor. Burada parçalı şekilde çalışıyoruz, çok yoruluyoruz ama değecek bir yorgunluk bu.

Sizce ne farkı var tiyatro ve sinemanın?

Oyunculukta en önemlisi ilk başta tiyatrodur. Çünkü tiyatro, oyuncunun er meydanıdır. Dizide bir kazanç elde etmek için çalışılır. Son oynadığım “80’ler” dizisinin yeri bende bambaşka tabii. Orası da tiyatro gibiydi. Çünkü ustalar vardı orada. Oyunculuk açısından tiyatro en öndedir. Çoğu oyuncu tiyatroda oynayamayabilir.

Çalışma tempoları da farklı sanırım.

Evet, çok farklı. Tiyatroda her gün prova yapmak zorundasınız. Eğer yanında ek bir dizi varsa bu sefer zor oluyor. Mesela tiyatro provaları olduğu zaman, kendim için söylüyorum, ben mümkün olduğunca o arayı boş bırakmaya çalışıyorum ya da dizi varsa, diziden izin alıp iki günümü, üç günümü provaya veriyorum.

Dizilerde de çok yoğun bir mesai harcanıyor değil mi?

Tabii. Sitcom olursa çok yoğun mesai harcanmıyor; ama drama olursa ya da yine sitcom olmayan komedi çekerseniz o da çok zaman alıyor, haftanın beş gününü, altı gününü alıyor.

Oyunculuğa nasıl karar verdiniz, ne zaman başladınız?

Oyunculuğa küçükken taklit yaparak, insanları güldürerek başladım. Esasında perküsyona meraklıydım, perküsyon çalıyordum. Burhan Öçal benim hocamdır, 7 yaşında başladım perküsyona, hâlâ da çalıyorum. 15-16 yaşında bir dizide oynadım. Ustalarım bana, “Oyunculuk eğitimini alman gerekiyor, sende bir yetenek var.” dediler. Oyunculuk eğitimini 18 yaşında almaya karar verdim. İyi ki de ustalarımı dinlemişim.

Çok önemli statüsü olan bir meslek sanatçılık; herkes saygı duyuyor, muhatap alınıyor. Bu pencereden baktığınız zaman, size gereken ilginin gösterildiğini düşünüyor musunuz?

Ben düşünüyorum. Çünkü oyunlarımıza yeterince ilginin olduğunu düşünüyorum. Devlet büyüklerinden de destek gördüğümüz, güzel sözler söylendiği zaman da çok mutlu oluyoruz.

Bu dönemde oyuncu olmak isteyen sayısında bir artış gözlemliyorum. İnsanlar “Ben de dizilerde, filmlerde oynayabilir miyim?” diye ajansların önünde kuyruğa giriyor.

Instagramımda bin tane mesaj vardır, “Ben de oyuncu olmak istiyorum.” diye. Ama bu iş bu kadar kolay değil. Hiç daha bu işe başlamamış biri: “Ben oyuncu olmak istiyorum, ne yapayım ağabey?” Kendin keşfedeceksin onu, yani ne yapman gerektiğini kendin bulacaksın. Çünkü bana da büyüklerimiz, ustalar; “Şuraya git, buraya git” demediler, ben araştırdım, ben buldum. Tiyatro seçmelerini ben araştırıp seçmelere girdim. Büyüklerimiz, ustalarımız sadece önayak olmak için şunu dediler: “Sen yeteneklisin, bu yeteneğini göstermen lazım.” Ama “Şuraya git, bunu yap, şunu yap” demediler. Oyuncu olmayı şöyle zannediyorlar: “Dizide oynayayım, parayı alayım, 5 sene sonra ben yine cafe işletirim.” modundalar. Oyunculuk yaparken 6 sene para kazanmadığımı, 7 sene para kazanmadığımı biliyorum. Hiçbir şey kazanmadığım dönemler oldu.

Sizce başarının sırrı nedir?

Bu işin sırrı, çalışmak, disiplin, aşk yaşamak. Çünkü aşk dediğimiz zaman, insan hemen kadın-erkek aşkı diye düşünüyor; ama doğaya aşık olabilirsin, toprağa aşık olabilirsin, işine aşık olabilirsin. Onun için, aşk kavramı önemli burada. İşine aşık olman lazım, sevmen lazım. Başka türlü olmaz.

Tek kişilik bir oyun hayaliniz olduğunu biliyorum.

Evet; şu anda rafta duruyor. Esasında stand-up haddim değil, ama çok güzel hikâyelerim var. Zamanı geldiğinde inşallah böyle bir şey yapacağız.

Siz genellikle komedi ağırlıkta oynuyorsunuz. Bu durumu değiştirme veya bu şekilde devam etme gibi bir düşünceniz var mı?

Şöyle bir algı var esasında: “O orada oynadı, çok komikti; burada da oynadı, komikti…” Oyuncu, bir kere, her rolü oynamak zorunda. Oyuncunun zaten çıkış noktası o. Sadece komedi, sadece drama olmamalı. Ama “Ben sadece komedide oynarım.” diyen isimler de var şu anda.

Sinema ve dizi sektörünün gidişatını nasıl görüyorsunuz?

Ben diziyi maddi kazanç olarak görüyorum. Dizilerde çok saygı duyulacak işler var. Ama sinemamızın çok iyi olduğunu düşünüyorum. Şu anda çok ataktayız, 17 tane film girecek gösterime ve 6 tane daha çekilen var. Öyle ya da böyle herkesin bence destek vermesi lazım.

Bir zamanlar salonlarda 1 yerli film, 5 yabancı film oynatılırken, şimdi tersine döndü durum.

Evet. Bu sezon 16-17 tane film giriyor vizyona. Bir tanesinde ben oynadım…

Yurtdışından film sektörümüz nasıl görünüyor?

Bence çok iyi görünüyoruz. Çünkü oraya da ulaşıyoruz, oradaki sinema salonlarında da gösterime giriyoruz. Tabii, Türkiye’de gösterime girdikten 1-1,5 ay sonra yurtdışına geçiyoruz.

Bu sene de, birazcık iddialı olacak, Temmuz ayında çok güzel bir film çektik. Çekimleri 1,5 ay sürdü. Filmin adı, “Hayatta Olmaz”. Nasıl bir başarı yakalar bilmiyorum, ama çok mutluyum. Çünkü küfürsüz bir komedi yaptık.

Harika.

Filmde 1 tane küfür yok. Şu anda kanallarla da görüşüyoruz ve hepsi de “Artık elimiz güçlendi, küfür olmadığı için akşam saat 20.00’ye koyabiliriz.” diyorlar. Tamamıyla ailecek seyredilebilecek bir film yaptık.

Vizyonla ilgili takvim netleşti mi?

Tam netleşmedi. Ama Mart, Nisan olabilir.

Filmde kimler var?

Ben varım, İnan Ulaş Torun var, Emre Çaltılı var, Nurullah ağabeyimiz var… Üç kafadarın hikâyesi, Konya komedisi; Akşehir’de çektik. Yan karakterlerimiz çok destek oldu, sağ olsunlar. Mesela, Mehmet Kayık diye, Akşehir’in bir saz üstadı var. Bize müziklerde çok destek oldu.

Yorum bırakın