Ana sayfa - Son Sayı - Çalışan Kadınlarda Bereket Algısı / Kamu Yönetimi Uzmanı Şura Zavalsız

Çalışan Kadınlarda Bereket Algısı / Kamu Yönetimi Uzmanı Şura Zavalsız

Türk toplumunda, kadınların çalışma hayatında yer almasında ne tür yaklaşımlar söz konusu ediliyor? Konuyu, Türkiye ekseninde toplumsal cinsiyet rolleri ve aile bütünlüğü açısından değerlendirir misiniz?
1980 yılı sonrasında uluslararası feminist hareketin hem ulusal hem uluslararası düzeyde etkilerinin olduğunu görüyoruz. Toplumsal cinsiyet kavramı uluslararası organizasyonların sözleşmelerine ve taraf devletlerin gündemine giriyor. Bu eşitlikçi yaklaşım en yalın ifadeyle, kadın ve erkeğin kamusal-özel alan fark etmeksizin eşit hak ve fırsatlara sahip olduğunu ifade ediyor. Bir bakıma da toplumun bireylere yüklediği rol ve davranış kalıplarını kırma eğiliminde. Toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımı kamusal alanda sınırlı kalmayıp özel alanı da kapsıyor. Kadın hakları bağlamında feminist ideolojinin özel alana müdahil olma girişimi, dünyanın tecrübe ettiği bir durum değildi. Bu yüzden kolay uygulanabilir değil.
Özel alan ve toplumsal cinsiyet eşitliği ilişkisini açıklamak gerekirse örneğin; kadının bebeğini emzirmesi cinsiyetiyle alakalı bir eylemken, bebeğinin öz bakımını sağlaması ise cinsiyetsiz bir eylemdir. Burada toplumsal cinsiyet kavramıyla kadının cinsiyetinden bağımsız olan rol ve davranışların, kadın-erkek fark etmeksizin paylaşılmasından yana olan bir anlayış var. Bu eşitlikçi perspektif ister istemez özel alana yansıyan bir yapıda. Bununla birlikte yapılan araştırmalarda Türkiye’de çocuk bakımı ve ev işleri, hem kadın hem erkeklere göre, oldukça yüksek oranda kadının görevi olduğu kanaati hâkim. Türkiye’de, bir tarafta alışılagelmiş cinsiyete bağlı rol ve davranışların kaldırılma eğilimi, diğer tarafta ise hâlâ kadının cinsiyet rollerine bağlı sorumluluğunun yüksek olduğu bir düzen var.
Kadınların çalışma hayatında yer alması ise yine bu eşitlikçi politikalar aracılığıyla gerçekleşmekte. Türkiye, ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde oluşturduğu kamu politika belgeleriyle kadınların sosyoekonomik olarak güçlendirilmesi için hedefler belirlemektedir. Sayıca çok az olmakla birlikte kadını sosyal yönden de destekleyen politikalar mevcut ancak hedefler genel olarak kadının istihdam edilmesi ağırlığında. 2004 yılından bu yana istihdam edilen kadın sayısında artış yaşanıyor.
Son durumda çalışan kadınlar iş sorumlulukları haricinde, evin ve çocuğun sorumluluğunu erkeğe göre daha yüksek düzeyde almaktalar. Hal böyle olunca hem çalışan hem evli kadınlar çoklu rollere bağlı yoğun bir tempoda yaşamlarını sürdürmekteler. Yapılan çalışmalarda, çalışan ve evli kadınların, aile ve iş çatışması yaşadıklarını görüyoruz. Bu da ister istemez kadının psikolojik durumunu ve ailenin yapısını etkileyebiliyor.
Evli ve çalışan kadınların yaşamlarındaki “Bereket” kavramı, tüm bu sorgulamaların neresinde ve nasıl ifade ediliyor? Kavramsal çerçeve ve pratik sonuçlar açısından değerlendirir misiniz?
Yaptığımız çalışmalarda günlük yaşamda sıkça kullandığımız “bereket” kavramının Kur’ân’da tanımlandığını ve bunun akademik çalışmalarda incelendiğini görüyoruz. Bereketi operasyonel olarak tanımlamak gerekirse, hem maddi hem manevi ongunluk anlamına geliyor. Ekonomik refahı ifade etmesinin yanında memnuniyeti de ifade ediyor. Burada sorduğumuz soru çok temel: “Çoklu rol yüklenen evli ve çalışan kadınların yaşamlarında bereket var mıdır?” “Çalışan kadın gerçekten ekonomik kazanım sağlıyor ve yaşamından memnun mu yoksa değil mi?” Yapmak istediğimiz bereket kavramıyla eşitlikçi perspektifin içinde adaleti aramak. Çünkü daha önce de ifade ettiğim gibi kadın sahip olduğu sıfatlarına bağlı olarak yoğun bir yük altında. Bununla birlikte, kamu politikaları aracılığıyla kadının sosyoekonomik olarak güçlendirilmesi istihdam ile ilişkilendiriliyor. Peki, gerçekten çalışan kadın ekonomik olarak güçlü ve yaşamından memnun mu? Bu konuda yapılan akademik çalışmada, çalışan kadının ekonomik olarak güçlü bir yapıda olduğu ancak genel olarak yaşamından memnun olmadığı sonucuna ulaşıldı. İstihdam edilmiş kadını sosyal yönden kuvvetlendirecek politikalara ihtiyaç duyulduğu görülüyor. Kadının özel yaşamındaki sorumluluğunun aile içi dinamikler aracılığıyla azalmasını beklemek yerine, daha az mesai, esnek çalışma gibi uygulamalar yürütülebilir.
Kadının çalışma hayatında dikkat edilmesi gereken bireysel hak unsurları neler olmalıdır? (Ücret, vardiya, izinler vs.) Bu konuda ne durumdayız?
Türkiye’de son 20 yılda mevzuat, kadının hiçbir konuda cinsiyetinden dolayı ayrımcılığa uğramaması yönünde düzenlenmiş durumda. Eşit işe eşit ücret gibi temel haklar kanun ve yönetmeliklerde yer alıyor. Ancak defacto olarak farklı uygulanan ya da uygulanmayan kısımlar da var. Örneğin son yıllarda çalışan kadınların çocukları için kreş/gündüz bakım desteği uygulaması var. Bunun pratikte uygulanmasında sıkıntılar olduğunu görüyoruz. Kadınlar genelde kurumsal destek almak yerine üst ya da yan soydan destek almayı tercih ediyor.
Çalışan kadınlar izinlerini hamilelikte rutin muayeneler için ve doğum sonrasında kullanabiliyor. Mevzuat kontrol ve istirahat için oldukça geniş sürede hak tanımakta ve hamilelikten dolayı işten çıkarılmayı yasaklamakta. Ancak yine burada da işten çıkarmaların olduğunu ya da mevzuatın tanıdığı sürenin kullandırılmadığını görüyoruz. Kadınların gece vardiyasında çalışması eskiden mümkün değilken şimdi kadının rızası ve işverenin ulaşım imkânının sağlanması ile bunun mümkün olduğunu görüyoruz.
Mevzuat temel haklar noktasında geliştirilmekte ancak sosyal yönden kuvvetlendirecek şekilde daha fazla geliştirilmesi gerekiyor. Bununla birlikte hâlihazırda uygulamaların da özel sektörde uygulanabilirliğinin daha sıkı kontrol edilmesi gerekiyor.
Kadın girişimciliğinin, kadın kimliğine katkısına dair neler söylemek istersiniz?
Girişimci risk alabilen, fırsatları değerlendiren, yaratıcı düşünen en nihayetinde kendini geliştiren kişidir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, çalışan kadınların çoğunluğu hizmet sektöründe ve satış elemanı olarak istihdam edilmekte. Yönetici kadın oranı ise meslek grupları arasında en düşük seviyede. Elimizdeki verilere göre, kadınlar çoğunlukla niteliksiz ve karar verici olmadıkları pozisyonlarda çalışmaktalar.
Kamu politikaları aracılığıyla kadın girişimciliği oldukça önemseniyor ve bu konuda kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları pozitif ayrımcılık uygulamalarıyla kadın girişimciliğini destekliyor. Bu destekler kadının nitelikli alanlarda karar verici konumda ve sermaye sahibi olmasını sağlıyor. Bu bağlamda kadın girişimciliği, kadının hem ekonomik hem sosyal olarak gelişmesini sağlayacak önemli bir araç. Tabii, bu durum sadece kadınlar için değil devletler için de önemli. Ülkelerin ekonomik ve demokratik gelişmişlik düzeyleri kadının istihdam edilmesiyle doğru orantılı yapıda. Bu sebeple uluslararası kuruluşlar, ülkelerin yıllık olarak kadın istihdam verilerini takip ediyor ve raporlar oluşturuyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.