Ana sayfa - Manşet - Burak Hakkı İle Söyleşi

Burak Hakkı İle Söyleşi

Kurye filmi çekimleri tamamlandı. Nasıl bir hikâyesi var filmin? Kendi rolünüzü anlatır mısınız? Nerelerde çekimler yapıldı? Vizyon tarihi ne zaman?
“Geal”, yani “İrlandalı Kurye” filmimizi Ocak ayında çektik. Birçok sahnesi Kapadokya’da çekildi. Özgün bir hikâyesi var. Gerçek bir hikâyeden esinlenerek Barış Özgür yazdı. Daha çok şüphe, takip, aksiyon tarzı bir film. Ben bu filmde bir kiralık katili oynuyorum. Bu rol için yaklaşık 4 aylık bir hazırlık sürecimiz oldu, ondan sonra da sete çıktık. Filmden çok umutluyum, nitekim şu an birçok festivalde aday gösteriliyor, finalist oluyor. Filmin bitmiş halini de izledim, oldukça heyecanlı, Avrupai tarzda bir film olduğunu söyleyebilirim. Vizyon tarihi şu an netleşmedi ve tabi daha öncesinde, biliyorsunuz, filmler festivallerde gösteriliyor. Filmimizin yönetmenliğini Fikret Sanal yaptı. Diğer oyuncu arkadaşlarımı da çok başarılı buldum. Dediğim gibi, çok çok umutluyum, çok da heyecanlıyım bu filmi beklemekten.
Size gelen projelere evet derken nelere dikkat ediyorsunuz? Tutar bu iş diye içinize doğar mı? “Ben bu işin içinde olmam.” dediğiniz oluyor mu? Sınırlarınız, kurallarınız var mı oyunculukta?
Ben bu işin içine dâhil olmam, dediğim tabii ki çok proje var. Benim için, bir proje seçerken en önemli şey, açıkçası, senaryo; daha sonra yönetmen ve diğer faktörler geliyor. Senaryosu güzel bir iş çok çok iyi bir işe çevrilebilir ama senaryosu kötü bir iş, dünyanın en iyi oyuncuları, en iyi yönetmenleriyle dahi olsa, toparlayamazsınız o işi. Dolayısıyla, bir projeye evet derken benim için en önemli şey hikâye ve senaryo. En çok dikkat ettiğim şey senaryo. Senaryo üstüne çok çalışırım. Yani senaryo geldiği andan itibaren kafamda kurgularım, kafamda çekerim, oynarım; onun dışında, oturup not alırım, aklıma takılan her şeyi ama her şeyi yazarım ve bunu senaristle ve yapımcıyla, yönetmenle görüşürüm.
Bu iş tutar dediğim tabii ki de oluyor. Yalnız, tutar dediğiniz şey neye göre tutuyor, o önemli. Yani piyasaya mı bir film yapmak istiyorsunuz, festivallere mi, sanatsal mı… Çünkü sinema da artık çok değişti. Seyirciye yaptığınız filmlerin çeşitleri de değişiyor. Malum, reyting sistemi gibi; A, B, C, D klasmanı seyircilerimiz var. Dolayısıyla, tutar ya da tutmazdan çok, benim için önemli olan, işin kalitesi oluyor ve senaryonun kalitesi, senaryonun merak uyandırması; bunlar benim için olmazsa olmaz.
Türk sinemasının gidişatını nasıl buluyorsunuz? Dünyada yükselişte miyiz sizce sinemamızla?
Bence Türk sineması olarak dünyadaki yerimiz bayağı iyi. Hatta geçenlerde bir yapımcı arkadaşımla görüştüm, ihraç ettiğimiz filmlerde dünyada üst sıralarda olduğumuzu söyledi.
Şunu söyleyebilirim: Biz “Dudaktan Kalbe”yi 2008 yılında yaptık. O dönem, biliyorsunuz, “Muhteşem Yüzyıl” çok sükse yarattı, ondan sonra bizim “Dudaktan Kalbe”miz ve diğer iyi işler oldu. En son “Diriliş”te oynadım, “Diriliş” de çok satıldı yurtdışına. Fakat maalesef, son yıllarda dizi sürelerimizin çok uzun olması sebebiyle kaliteden ödün veriyoruz. Maalesef, iş ne kadar uzarsa kaliteden de o kadar ödün vermek durumunda kalıyorsunuz, 1 haftada çektiğiniz için… Daha iyi kalitede, daha iyi filmler çekebiliriz, bunun için potansiyelimiz var, gücümüz de var, yeter ki zaman ve doğru senaryoya ulaşalım.
Şu sıralar neler yapıyorsunuz? Var mı yeni projeler?
Ben 2019 ve 2020 yıllarında, yani pandemi başlamadan önceye kadarki dönemde üç tane sinema filmi çektim. Bir tanesi “Geal”, ondan çok umutluyum. “Kısırdöngü” isminde Belçika-Fransa-Türkiye ortak yapımı işimiz var, filmi Sümeya Kökten çekti, film şu anda 15-16 ödüle aday gösteriliyor. Tabii, pandemi yüzünden hiçbir şekilde festivallere katılamıyoruz ama ağır bir dram olan “Kısırdöngü” filmimiz festivallerin adayı.
Bir de Berat Efe Parlar’la beraber bir çocuk sinema filmi çektik.
Şu an oynadığım bir dizi yok. Gelibolu’da, Güneyli’de bir çiftliğim var, annem, anneannem, teyzem, ailem burada yaşıyor. Burada ceviz hasadı yapıyoruz, bahçeye bakıyoruz. Boş zamanımı ailemle böyle değerlendiriyorum.
Doğayla iç içe yaşamak nasıl bir duygu? İstanbul, şehir hayatı yordu mu? Cevizlerinizi gördüm sosyal medyada, üretiyorsunuz da sanırım, neler söyleyeceksiniz?
Doğayla iç içe yaşamak tabii ki harika bir şey. Güneyli’de bir köy hayatı yaşıyorum. Ama tabii ki yılın yarısı burada geçiyor, yarısı da İstanbul’da ya da kız kardeşim Bodrum’da, orada geçiriyorum. Tabii ki birbirinden çok farklı yaşam tarzları bunlar. Doğayla yaşamak size bambaşka bir enerji, bambaşka bir mutluluk katıyor; şehir hayatında biraz bunlardan uzak kalıyoruz açıkçası. Tabii ki şehir hayatının da daha farklı artıları var ama doğayla yaşamak her şeyden güzel.
Evet, cevizleri üretiyoruz. Yaklaşık 700-800 tane ceviz ağacımız var. Yani yaklaşık 1 yıl boyunca bunları yetiştirmekle uğraşıp ondan sonra da hasat yapıyoruz. Daha sonra sosyal medyadan satıyorum bunları. Oldukça da memnun kalıyor insanlar. Ben de çok mutluyum bu durumdan, ailem de. Bu işi çok sevdik, çok da keyifli gidiyor.
Başarı için gerekli olan ne, başarının sırrı ne sizce?
Bir kere, öncelikle inanç ve çalışmak gelir. Fakat tabii, insanlar çok sabırsız şu an, çok fazla oyuncu olmak isteyen var. Herhangi bir dalda başarılı olmak istiyorsanız bir kere dünyada bilgiye ihtiyacınız var. Kesinlikle ihtiyacınız olan şey, bilgi, sabır, inanç ve çalışmak. Ondan sonrası zaten kendi kendine gelir. Siz beklediğiniz zaman gelmiyor bu olaylar. Yani istediğiniz şey belki siz beklemediğiniz bir anda gelir ama siz umudunuzu kaybetmezseniz ve çalışmaya devam ederseniz, bilgilenmeye de devam ederseniz başarıya ulaşırsınız. Herhangi bir konuda, sadece oyunculuk için değil yani, işte burada ceviz üretiyoruz, onun için de aynı şey geçerli. Biz de yıllar boyunca tecrübe ederek bir şeyleri geliştirebiliyoruz, hiçbir şey bir anda olmuyor. Dolayısıyla, bilgi sahibi olmak dünyada her şeyden değerli.
Teşekkür ediyoruz.
Ben de Gönül dergisine teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.