Ana sayfa - Son Sayı - Blockchain: Yeni Nesil Güven Teknolojisi / Ahmet Usta

Blockchain: Yeni Nesil Güven Teknolojisi / Ahmet Usta

Blockchain nedir?
Blockchain nedir sorusunun cevabını verebilmemiz için öncelikle insanların toplum içerisindeki ilişkisini anlamamız lazım. Çünkü blockchain sadece bir teknoloji değil. Bir teknolojik uygulama var ortada ama o teknolojik uygulamanın arkasında bir düşünce var ve “blockchain”i önemli kılan şey bu. Yani nedir sorusunu sormak ihtiyacını hissetmemizin sebebi aslında arkasında yatan o güçlü düşüncenin ortaya koymuş olduğu çözüm.
Büyüyen topluluklar içerisinde insan sayısı 1000-1500’ü aştıktan sonra sizin toplumun içerisindeki, yani içinde bulunduğunuz toplumdaki herkesi tanımanız mümkün değil. Mesela birisi benimle internet üzerinden iletişim kurdu; bir kavramsal konu hakkında beni aradı, buldu, şimdi bu kişiyle yeni tanıştık ama birbirimizi gerçek anlamda hâlâ tanımıyoruz. Yani bana dese ki, “Alp, bana 2 bin lira borç ver.” ben vermem çünkü tanımıyorum onu, güvenmiyorum ona. Güven, bir toplumun içerisindeki huzurun devam edebilmesi için, ilişkilerin sürdürülebilmesi için en önemli kilit taşı ve insanlar tarih boyunca, akıllarındaki unutkanlık unsurunu da göz önüne alarak, güveni yazılı yöntemlerle tesis etmeye çalışmışlar. Taş tabletler kullanmışlar, deri kullanmışlar, papirüs gibi şeyler kullanmışlar, bugün hâlen kâğıt kullanmaya devam ediyoruz. Ne yapıyoruz? Sizi tanımıyor olabilirim, size güvenmiyor olabilirim ama ikimizin de güvendiği bir aracı kurum üzerinden yazılı bir kayıt oluşturarak, o aracı kurumun, yani merkezî yapının gözü önünde birbirimize bir söz verip, bu sözü de yerine getirmezsek bunun bir müeyyidesi, yani yaptırımından dolayı ceza alacağımızı bilerek, karşılıklı olarak birtakım ticari ilişkiler ya da sosyal ilişkiler kurarak güveni tesis edebiliriz, birbirimizi hiç tanımasak bile.
Ama burada başka bir problem karşımıza çıkıyor. Tarih boyunca bu güveni tesis etmek için kurulan merkezî yapılar -bunda merkez bankaları var, devletler var, devletlerin organizasyonları var, dernekler, vakıflar, zaman zaman şirketler vesaire- bu güveni istismar etmişler. Yani devlet ticaret için para basıyor, ne yapıyor, gümüş sikke ya da altın sikke üretiyor ama bir süre sonra devlet, yönetimin parası yetmeyince, para da basılması lazım, devletin ödemeleri var, altının içerisine bakır karıştırmaya başlıyorlar, yani o şeyin değerini düşürüyorlar, gümüşün değerini düşürüyorlar. Tarihte, bazı merkez bankaları, bono, tahvil gibi şeyler ortaya çıktıktan sonra, bunları basıp satıyorlar, ama karşılığı yok, iflaslar oluyor. Bu gibi unsurlarla tarih içerisinde güvenin pek çok kez sarsıldığını görüyoruz.
Dolayısıyla, bu güvenin sarsılmaması için güçlü devlet yapıları kurmak, o güçlü devlet yapılarını denetlemek, gücün tek bir elde yoğunlaşmaması için gayret ve çaba sarf etmek, insanlığın tarih boyunca çözemediği en önemli problemler. Hâlâ daha bugün bu problemler yaşanıyor.
2008 yılında yine bu tarz bir problem görüyoruz. 2008 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde bankaların istismara yönelik araçları kontrolsüz bir şekilde kullanması nedeniyle bir mortgage krizi patladı ve bu mortgage krizi Amerika Birleşik Devletlerinde Lehman Brothers’ın iflasına kadar devam eden birçok bankanın iflasıyla bir zirve noktasına ulaştı. Lehman Brothers dediğimiz yapı çok büyük bir yapı, trilyonlarca doları yöneten bir dev, yani batmak için çok büyük diye tanımladıkları bir kurum. Ama buna müdahale etmediler ve Amerika’daki bu patlayan finansal kriz beraberinde dünyayı da bir finansal krizin içerisine sürükledi ve insanların merkez bankalarına ve bankacılık sistemine karşı güvenleri çok ciddi anlamda sarsıldı. İşte Lehman Brothers’ın iflasından aşağı yukarı 2 ay kadar sonra, bugün hâlâ daha gerçek kimliğini bilmediğimiz, Satoshi Nakamoto adında birisi -bu gerçek ismi de değil muhtemelen- “Eşten Eşe Elektronik Para Transfer Yöntemi: Bitcoin” isimli bir makale yayınlıyor. Makalede blockchain şudur diyor adam: “Ey insanlar, artık birbirinizi tanıyın ya da tanımayın, karşılıklı güven tesis edebilmeniz ve bu güveni tesis edecek kayıtları tutabilmeniz için merkezi yapılara ihtiyacınız kalmadı. Ben bu problemi çözdüm ve bunu çözerken matematiğin ve teknolojinin gücünden faydalandığımdan dolayı bu sistem, bu çözüm asla aldatılamaz, yok edilemez, ortadan kaldırılamaz.”
Bu makalenin içinde blockchain kelimesi hiç geçmiyor; ama verinin nasıl kaydedileceğiyle alakalı bir çözüm, bloklarla alakalı birtakım yöntemlerle ifade edildiği için zaman içerisinde blockchain şeklinde ortaya çıkıyor. Yani blockchain, insanların merkezî yapılara ihtiyaç duymadan, bir merkeze ihtiyaç duymadan, karşılıklı olarak, yok edilemez, güvenli veri kayıtları oluşturabilecekleri bir çözümdür. Bunu gerçekleştirmek için birkaç tane bilinen, bilgisayarlarla alakalı, şifrelemeyle alakalı teknoloji kullanılır. Ama bunlar yeni keşifler değildir, sadece bunların nasıl bir araya getirileceği ve nasıl kullanılacağıyla alakalı yaklaşım yenilikçidir. Ve bu bir düşünce yapısıdır. Blockchain sadece bir teknoloji olmanın ötesinde, güvenli veri kaydı yapabilmemizi sağlayan ve bunun için merkezî yapılara ihtiyaç duymadan bunu yapmamızı mümkün kılan bir yapı olduğu için, bizim iş dünyasına, özel şirketlere, vakıflara, derneklere, organizasyonlara bakış açımızı, bunların devlet içerisindeki yapısını, toplumun devletle olan ilişkisini, toplumun kendi içindeki olan ilişkisini yeniden ele almamızı gerektirir.
Artık biz, noter gibi yapılar olmaksızın, blockchain’le karşılıklı sözleşmeler düzenleyebiliriz. Blockchain’i destekleyecek şekilde, kimlikleri doğrulayabilecek yeni yapılar kurarak, nikâh dairesine gitmeden, sadece parmak izimizle ve şahitlerin de parmak iziyle nikâh akitleri düzenleyip, evlilik cüzdanlarını dijital ortamda oluşturabiliriz. Devletin bize vermiş olduğu merkezî hizmetler; çöp toplama hizmeti, su getirme, elektrik dağıtımı, şehirdeki düzen, şehrin planlanması vesaire aklınıza gelebilecek her şeyi dijital ortama taşıyıp, bir devletin merkezî yapısı olmaksızın, insanların kolektif bir şekilde katılımıyla bunları yönetebilecek yapılar kurabiliriz.
Ama buradaki sorun şu: Bunları her ne kadar felsefesiyle ve teknolojisiyle yapabilecek olsak bile, insanların alışkanlıklarını değiştirmesi güçtür ve zaman alır. Dolayısıyla, sorun bunların yapılıp yapılamaması değil; blockchain’in getirmiş olduğu bu yenilikçi bakış açısını ne kadar hazmedebildiğimiz ve buna toplumun alışması için ne kadar süreye ihtiyaç duyduğudur. Genel olarak bunların tamamının düşünülmesi, tartışılması, bunlarla alakalı fikir üretilmesi de blockchain nedir sorusunun cevabıdır. Ve bu cevap tekil bir cevap değil, bir süreçtir, insan ömründe ve toplumların yapısında uzun bir zaman dilimi alacaktır.
Peki, hangi alanlarda kullanılması mümkün veya öngörülüyor?
Her alanda. Şöyle: Birden fazla tarafın işin içerisine girdiği, bunların kendi aralarında güvenli bir veri kayıt sistemine ihtiyaç duyduğu ve bu güvenli kayıt sisteminin geleneksel yöntemlerle yapılamadığı ya da yapılmasının blockchain’e göre verimli olmadığı her durumda, merkezi yapıların veri kaydıyla alakalı süreçleri istismar etme ihtimalinin olduğu her durumda Blockchain kullanılabilir. Genel olarak Bitcoin finansal sisteme alternatif olarak ortaya konulmuş bir makale olmakla beraber, zaman içerisinde blockchain’in iş dünyasıyla alakalı ihtiyaçlara da cevap verebileceği ortaya çıktı.
Blockchain üretim ve tedarik zinciri alanında kullanılıyor. Yani pek çok farklı tarafın işin içerisine dâhil olduğu, bir A noktasından B noktasına kadar üretilen ya da yetiştirilen bir ürünün çıkış noktasından rafa ulaşıp tüketicinin evine girdiği ana kadar geçen süreçteki bütün tarafların yaptığı işin blockchain üzerinde tutulması çok önemli. Neden? Birincisi, iş doğru mu yapıldı; ikincisi, iş yapılırken ilişkiler ne şekilde gelişti; geriye dönüp bakıldığı zaman bunların yok edilemez bir kayıt sistemi üzerinde görülmesi, sorgulanabilmesi, hem işi yapan tarafların işi hakkıyla yapmasını mecburi hâle getiriyor hem de süreci pratikleştiriyor. Yani olası problemleri önceden tespit edip, sürecin daha optimize ilerleyebilmesini sağlıyor. Mesela, ne bileyim, tarladan çıkan domates ketçap olacaktı ama onu püre hâline getiren fabrikada bir problem çıktı; o zaman, bu ketçap olmasın, hemen salça olarak satılsın gibi verimliliğe yönelik süreçlerde önemli.
Sağlık kayıtlarının tutulması. Mesela bir hastanede birtakım tetkiklerin blockchain üzerine atılıp daha sonra başka bir hastanede tekrar görülebilmesi ve tetkiklerin, teşhislerin, bu süreçlerdeki tekrarların önlenmesi, buradaki kayıpların önlenmesi.
Sosyal sistem içerisinde ödediğiniz sigorta primlerinin kayıtlarının tutulması, sigorta primini ödediğiniz özel ya da kamu kurumlarının değişkenlik arz edebilmesi, bunların arasındaki geçişler, bunlarla alakalı geçmişe yönelik birtakım sorgulamalar yapılması, gerektiğinde mahkemelerde yıllarca zaman kaybetmeden tık diye bunların alınabilmesi.
Uluslararası dolaşımda sağlık kayıtlarının… Mesela İngiltere’ye gittiniz, düştünüz, bir şey oldu, hastanede müdahale edilecek size, verdiğiniz izinle sağlık kayıtlarınıza ulaşılabilmesi ama aynı zamanda onların da kişisel mahremiyet çerçevesinde korunması gibi yapılar.
Güvenle alakalı aklınıza gelebilecek ne varsa her yerde Blockchain’i kullanabiliriz. Ama birden fazla tarafın olması, güvenli veri kaydı gerekmesi vesaire gibi biraz önce ifade ettiğim hususlar önemli.
Ama tabii, blockchain’i bu şekilde anlatırken kulağımıza çok büyüleyici şekilde geliyor olması, onun her yerde her şeye ilaç olduğu anlamına da gelmiyor. Yani blockchain’i de kullanmak için doğru senaryolar bulunması lazım. Doğru senaryolar bulmadan, blockchain yapacağız, blockchain çözümü uygulayacağız diye yola çıkmanın da bir anlamı yok, zaman ve kaynak israfı olur o.
Blockchain güvenli bir teknoloji mi?
Burada sistemi nasıl tasarladığınız çok önemli. Mesela bugün Bitcoin dediğimiz sistemi dünyada hiçbir merkez ele geçiremez. Buna teşebbüs edebilir, kısmen belli bir süre için başarılı da olabilir, kısa bir süre için; ama sistem kendini bundan kurtaracak şekilde tasarlanmıştır. Yani orada yaşanan o problem çok kısa sürer ve kimse bunu ele geçiremez. Bu, sistemi bir merkezî yapının manipülasyonundan uzak, manipülasyonun dışında bir yere konumlandırır. Bu, küresel bir kimlik sistemi için uygulanabilir; bu, bankacılık sisteminde EFT-havale yapıları için uygulanabilir… Problem olmaz mı? Olur. Tehlike olmaz mı? Olur. Bu her yerde var. Bir kere, dijital teknolojileri kullanıyorsunuz, dijital teknolojilerin yapısı itibarıyla problemler olabilir. Bitcoin’in mesela bu çözdüğü problemin ya da kendini koruduğu problemin beraberinde getirdiği başka bir sıkıntı var: Çok enerji tüketiyor, yani bir ülkeden daha fazla enerji tüketiyor bunu ayakta tutabilmek için çalışan sistem. Dolayısıyla, tehlike ya da riskler ya da ortaya çıkan problemler mühendislik problemleridir ve zaman içerisinde bunların çözümlerini bulmak gerekir. Dolayısıyla, blockchain sihirli bir değnektir diyemeyiz. Bunu dersek yanılırız ve hata yapmış oluruz. Ama bunun bizi nereye götürebileceğini öngörüp o yol içerisinde yürümeye devam ederken de bu ortaya çıkan problemleri çözmeliyiz, bunlara getirdiğimiz çözümleri de dünyayla paylaşmalıyız. Bu ticari bir gelir sağlayabilir, bir danışmanlık sağlayabilir, bir fikri lider olarak sizi bir yere konumlandırabilir. Bütün dünya ve bütün şirketler bunların arayışında. Düşünün, internet ortaya çıktı, bir iletişim protokolüydü ve internet üzerindeki içerikleri aramayla alakalı bir problem ortaya çıktığı için Google diye bir şirketi kuran iki tane arkadaş bugün dünyanın yüz milyarlarca dolarlık arama endüstrisinin lideri ve reklam endüstrisinin lideri hâline geldiler. Bugün de blockchain’in içerisinde güvenlik ya da güvence ya da kişisel verilerin korunmasıyla alakalı riskler var. Bu da kendi Google’larını ya da Google gibi pek çok yapıyı doğuracaktır. Daha o dönemlere gelmedik. Herkes oraya gidebilmenin peşinde zaten. Yani geleneksel finans sistemine alternatif ne koyalım, noterin alternatifi ne olsun, iş dünyasının ihtiyaçlarına ne cevap versin; herkes bunların arayışı içerisinde. Daha bunların cevabı bulunmadığı için yarışın başındayız.
Yani bunun da arayışı içerisindeyiz. Onun için, problem yoktur diye bir şey yoktur, problem kesinlikle vardır. Bugün çok mükemmel gibi gözüken sistemler ileride patlayabilir. Ama zaten insanlık bir tekâmül sürecinin içerisinde olduğundan dolayı, bu problemler ortaya çıktıkça bunların çözümleri de bulunacaktır ve yerine konulacaktır.
Şöyle bir anahtar vereyim: İnternet bir iletişim protokolü olarak hayatımıza girip 20 senede dünyayı farklı bir yere taşıdı. Blockchain de bir güvenlik protokolü değil, güven protokolü; insanlar, kurumlar ya da makineler arasında güven unsurunu temin eden bir protokol. O da bu süreçte insanlığı farklı bir yere taşıyacaktır diye düşünüyorum.
Türkiye bu teknolojinin neresinde, kullanıyor muyuz, talep ne durumda?
Bu konuyu özel sektör ve kamu olarak ele almak lazım. Her ikisinin de ilgisi çok büyük. Özel sektör açısından bakarsak, kurulan Blockchain Türkiye Platformunun 75’in üzerinde üyesi var bugün, 1 senenin içerisinde; özel sektörden, uluslararası şirketlerin Türkiye’deki faaliyetlerini yapan yerel ofislerinden, Türkiye’deki şirketlerden, çok farklı sektörlerden 75 tane üyemiz var ve ilginin çok yüksek olduğunu söyleyebilirim. Kişisel olarak da son 2 sene içerisinde bana gelen sunum, danışmanlık, eğitim taleplerine yetişmekte güçlük çekiyorum açıkçası. Buradan ilginin yüksek olduğunu söyleyebilirim.
Kamu tarafındaysa, tabii, kamunun şöyle bir konumu var: İlgi gösteriyor, anlamak istiyor; ama eyleme geçme, harekete geçme noktasında biraz tereddütleri var. Çünkü kamunun hata yapma lüksü yoktur diyemem, ama minimuma indirilmesi lazım. Yani siz, “Haydi, bu çok süper bir şeymiş, parayı blockchain’e taşıyalım, dijital para olsun” gibi bir hedef koyabilirsiniz -ki koyuldu, Türkiye Cumhuriyeti 11. Kalkınma Planı, Cumhurbaşkanlığı Kalkınma Planı içerisinde var bu hedef, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının bir dijital para sistemine blockchain üzerinden geçmesi hedefi var- bir hedef olarak koyarsınız, ama bunu pat diye yapamazsınız. Özel sektör de pat diye yapamaz. Bunlar, biraz önce de ifade ettiğim gibi, bir araştırma-geliştirme süreci, bir anlama-idrak etme süreci gerektirir. Ama her açıdan Türkiye iyi bir yerde. Bu konuyla alakalı çok fazla konuşuyoruz, çok fazla içerik üretiyoruz, çalışıyoruz. TÜBİTAK’ta sadece bu işle alakalı bir Blockchain Araştırma Laboratuvarı var, TÜBİTAK BİLGEM çatısı altında. Ticaret Bakanlığının içerisinde bu konuyla alakalı çalışan arkadaşlar var. Enerji Bakanlığında çalışmalar yapılıyor. Tanıştıklarımız var, tanışmadıklarımız var. İlgi iyi ama önemli olan, bu ilgiyi ürünlere ve çözümlere dönüştürmek. Yani bizim çok hızlı adım atmamız lazım. Çünkü dünyadan adımlar gelmeye başladı. Yani bizim 2019-2020 yılında adımları atmış olmamız lazım. Adımları atmazsak bu ilgi ve alaka kaçırdığımız bir trene dönüşebilir. Böyle de bir risk var. Potansiyel, her zamanki gibi, Türkiye’de her şeyde olduğu gibi, çok yüksek, iyi bir yerdeyiz, ama adımlar atmamız lazım. Bunun için de irade ortaya koymamız gerekiyor. Yani kamu tarafında irade, inisiyatif alıp, risk alıp, biz yaptık, denedik, öğrendik şeklinde ilerlemeli. Özel sektör tarafında da, biz yatırım yaptık, kaybettik, ama şunları öğrendik diye paylaşma şeklinde ya da kazandık, şunu geliştirdik, işte bunu da sizinle paylaşıyoruz şeklinde ilerlemeli.
Niye hep paylaşım ve öğrenmekten, öğrendiğimiz sonuçları yaymaktan bahsediyorum? Şundan dolayı: Bu bir ilişki kültürüyle alakalı bir teknoloji. Güven tesis edebilmek ilişkiyle ilgili bir şey. İlişkiyi geliştirebilmek de ekosistem oluşturmayla olabilecek bir şey. Yani tekil olarak, “Ben bunu geliştirdim, kullanayım” diyebileceğiniz bir şey değil. Bir silah geliştirir bir şirketiniz, devlet onu kullanır, başka kimsede yoktur; bu tekil kalabilir, kalkıp da bunu kimseye açıklamazsınız. Ama blockchain öyle bir şey değil. Blockchain, kolektif yaşantının, istişare kültürünün ortaya koyduğu bir yaşamsal ekosistemin ürünü. Yani bunu hem mümkün kılıyor, bunun hem meyvesi, hem tohumu. Dolayısıyla, herkesin bu alanda öğrendiklerini paylaşması lazım, bir ekosistem oluşturması lazım. Bu, uzun vadede dünyadaki dengelerin de yeniden oluşturulmasını sağlayabilecek bir şey; yani dünyada belli merkezlerde biriken sermayenin ihtiyaç duyan diğer taraflara açılabilmesi, kayabilmesi, dünya üzerinde açlık sorununun, özgürlüklerle alakalı problemlerin ortadan kalkması için önemli bir süreç ve anlayış. Onun için, iyi bir yerdeyiz, ama adım atmamız lazım. Adım atmazsak, birtakım şeylerin, ortaya çıkan fikirlerin ve uygulamaların uygulayıcısı oluruz; lideri, yöneticisi, yönlendiricisi, söz sahibi olamayız. Onun için elimizi çabuk tutmamız lazım. Önümüzde 1-2 senelik bir süre var. Şu anda tren kalkmadı, ama tren motorlara devir veriyor yani, yavaş yavaş çuf çuf’un sesi artıyor, bir şey yapmazsak trene arkadan bakarız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.