Ana sayfa - Son Sayı - Beyin Hastalıkları, Korunma Yolları Ve Beslenme /Nörolog Dr. Yasemin Şipka

Beyin Hastalıkları, Korunma Yolları Ve Beslenme /Nörolog Dr. Yasemin Şipka

Yetkin bir nörolog olarak, beynimiz hakkında sizden bilgi alabilir miyiz?

Beyin en karmaşık organımız. Hepimizin kafasında planlarını yaptığı, düşündüğü, kafasından bir şeyleri geçirdiği bir sürü şey var. Aynı zamanda, bu karmaşıklığın yanında, yaklaşık 100 milyar hücre var beyin yapısının içerisinde. Çok büyük bir rakam bu. İnsan nüfusunun 15 katı kadar bir hücre mevcut beynimizde ve bunlar bu kadar dar bir alana sıkışmış. Ve bunların bağlantısı da yan yana şeklinde değil; birbirleriyle karmaşık bir ilişki içerisinde, on bin kişiyle bağlantı kurabiliyor. Yani buradan bir veri alıyorsunuz, 10 bin kişiye aynı anda o veriyi dağıtabiliyorsunuz. Bu kadar da güzel bir organ. Ne yapıyor? Örneğin, bir ateş var, siz o anda onu göreceksiniz, görme merkezine gelecek, sıcaklık hissini duyacaksınız; diyeceksiniz ki muhakeme bölgesinden, “Bu sıcak; onu hareket ettirmem lazım, elimi çekmem lazım.” Bir taraftan da yanında çocuğunuz var, “Elini oradan çek, oraya değme.” diyeceksiniz ve bunu saatte 430 kilometre hızla yapacaksınız. Mükemmel bir organ. Baktığımızda, bu organ 1.300-1.400 gram ağırlığında. Erkeklerde bunun yaklaşık olarak 100 gram daha fazla olduğunu söylüyorlar, kadınların beyni 100 gram daha hafif.

Kadın ve erkek beyninin işlevleri birbirinden çok farklı. Kadınlarda dil merkezi ile yüz tanıma merkezi daha gelişmiş… Allah’ın bir hikmeti, kadınlar insan yüzünü daha iyi okuyabiliyor. Erkekler kadınlar kadar iyi okuyamıyor. Anneler çocuğun yüzündeki ifadeden, acıktı mı, ağrısı mı var diye hemen anlayıp algılıyor.

Beynimiz normal vücut ağırlığımızın yüzde 2’si, ama vücudumuzun tükettiği enerjinin yüzde 30’unu harcıyor. En fazla enerji harcayan organ. Yani yediklerimizle aslında biz en çok beynimize yatırım yapıyoruz. Ve az önce söylediğim gibi, sadece beynimizde 100 milyar hücre var, dünyadaki insan nüfusunun 15 katı.

Günde 85 bin nöronu hepimiz kaybediyoruz. Bu, olağan, doğal bir süreçmiş gibi yaşanıyor. Fakat bunu azaltmak da, artırmak da elimizde. Stres faktörünün rolü bunda çok fazla, bunu hepimiz biliyoruz; stresli olduğumuzda bu nöronlar hızla kayboluyor. Ama aynı zamanda biz bugün beynimizi besleyen şeyleri doğru öğrenirsek bu nöron kayıplarını da azaltabiliriz.

Bu kadar kıymetli bir organ hangi durumlarda olumsuz etkilenir?

Beynimize zarar veren şeyleri gözden geçirdiğimizde beyin yaralanmaları en sık görülen ve başta gelenlerden. Parkinson hastalığının travmaya bağlı olarak ortaya çıktığını, beyin travmasına bağlı olarak Parkinson’un çıktığını hepimiz biliyoruz. Çocukların futbol oynayıp kafalarını o topa vurmaları engellenmeli. Çünkü direkt kafaya alınan o darbe onun beynine zarar veriyor. Beyin yumuşak, çok yumuşak; yüzde 70’i su olan, geri kalanı yağ olan bir doku. Ama etrafı kemik ve bu kemikler de öyle dümdüz ve elastik değil, sert çıkıntıları var. Her aldığı darbede orada nöronlar zarar görüyor. O yüzden, bu darbelerden korunmak önemli.

Karbonhidratla beslenmeye bağlı olarak obezitenin etkisini biliyoruz. Obezite, sigara, hipertansiyon, diyabet; bunlar beyne kan akımını azaltıyor, beyne kan akımı azaldığı zaman da beslenmesi bozuluyor ve nöron kayıpları başlıyor.

Üzerinde çok durulan güncel tıbbi bir konu da bağırsaklara fonksiyonel bir anlam yükleniyor ve “ikinci beyin” deniyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Son dönemlerde sosyal medyada, televizyonda da çokça dile getiriliyor; insan beyninin yanı sıra ikinci beyin olarak bağırsaklarımız öne çıkıyor. Bağırsaklar ikinci beyin diye söyleniyor. Bağırsaklarımızda da 500 milyon nöron var, sinir var. Yani bağırsakların sadece aşağıya besinleri alıp emilmek değil, aynı zamanda beyinle bir bağlantısı mevcut. O yüzden ikinci beyin olarak isimlendiriliyor ve birbirleriyle birebir ilişki hâlindeler.

Normalde bir ince bağırsak 6 metre boyunda, kalın bağırsak 2 metre boyundadır. 8 metre; ama 600 metrekarelik bir alan oluşturmak için bu şekilde sarılmış şekilde yaratılmış. Yani dar alanı genişletebilmek için kurdele şeklinde boru sarılmış gibi. Peki, bağırsaklarımızla ne yapıyoruz; sadece yiyeceği alıp, besinleri alıp dışarı mı atıyoruz? Evet, besinlerin emilimini sağlıyor. Ama bağırsakların içerisinde tek bir tabaka var. Deride yedi kat tabaka var, bizim bağırsaklarımızda tek bir tabaka var. Eğer derideki gibi yedi kat yaratılmış olsaydı o zaman bizim yiyeceklerimiz emilmezdi, yani girmezdi oraya besin. Ama tek kat yaratılmış. Aynı zamanda kimyasal ve bakterilerin girmesini de engelleyecek şekilde yaratılmış. Ve buraya mikropların saldırıda bulunmasını engellemek için de immunoglobulin üretiyor ve vücudun bağışıklığı güçlendiriyor.

Tüm bunlarda bağırsak florasının rolü nedir? İnsan sağlığını nasıl etkiler?

Evet, bağırsaklarla ilgili mikrobiyota, bağırsak florasını da çok duymaya başladık. Mikrobiyota nedir, bağırsak florası nedir, neden önemlidir? Vücudumuzda 40 bin çeşit bakteri var, 100 trilyon da mikroorganizma yaşıyor. Normalde vücudumuzdaki hücre sayısının 10 katı kadar mikroplarla, bakterilerle yaşıyor insan. Bağırsaklardaki bakteriler 1-2 kilo, beynimizin ağırlığında. Ve vücut fonksiyonlarına çok büyük etkileri mevcut.

İnsanın burnunda, ağzında, midesinde, bağırsaklarında, dilinde hep bu mikroplar var, bunlarla yaşamak zorundayız. 2017’de bir çalışma yapılmış, New York Akademi’de; bağırsak ile beyin hastalıkları arasındaki ilişkiyi araştırmışlar. Bağırsakların o kadar çok hastalıkla ilişkisi var ki. Felçle ilişkisi var mesela. Diyor ki: “Sizin bağırsağınız iyi değilse felce yakalanabilirsiniz.” Demansla, Alzheimerla, Parkinsonla ilişkisi var, bağımlılıklarla ilgisi var… Epilepsiyle, ağrıyla ve Multiple Sklerozla ilgisi var; Otizmden tutun Şizofreniye kadar pek çok hastalıkla ilişkisi var. Depresyonların ne kadar çok arttığını düşünün; herkesin bir sıkıntısı, stresi var. Bağırsakta inflamasyonu başlamış ve T hücrelerinin aktivasyonuna yol açmış… Bu inflamasyon sadece beyin hastalıkları mı yapıyor? Hayır; romatizmal hastalıkları, hipomiyaljileri tetikliyor; alerjiyi, astımı, Çölyakı, Diyabeti, Otizm ve Dikkat Eksikliğini tetikliyor.

80 yaşında yüzde 30-50 Alzheimer görülme oranı var ve her 20 yılda ikiye katlanıyor. Günümüzde 50 milyon civarında hasta sayısı var. Ve korkunç rakam şu: 25 yıl sonra daha da artacağı söyleniyor. Ve çalışmalar şunu gösteriyor: Bugün bana unutkanlıktan şikâyetçi bir hasta gelse, dese ki: “Benim unutkanlığım var.” “Siz Alzheimer’sınız, sizde Alzheimer başlangıcı var.” desek… 25 yıl öncesinden başlıyor hastalık, oraya gelene kadar. Yani ben bugün önlemlerimi almazsam 25 yıl sonra unutkanlığı olan bir kişi olabilirim. Tabii ki bu kadar hızlı artan bir hastalık varsa ben bugün önlemimi almak zorundayım. Çünkü bazı hastalıklar çok artıyor.

Genelde unutuyoruz ama orta ve ileri evrede Alzheimer hastası davranış değişikliği gösteriyor; saldırgan oluyor, olmadık hareketler yapıyor, affedersiniz, tuvaletini orta yerde yapıyor, “Paramı çaldın, şunu yaptın, bunu yaptın…” gibi şüpheler başlıyor. Bu tür davranışların başka demans tipleriyle de ilgisi var.

Beynin değişme yenilenme bakımından koruyucu bir mekanizması var mıdır?

Beyin çok ilginç bir organ. Hani hep şöyle öğretmişlerdi bize: Hücreler öldü mü bir daha olmuyor. Ama plastisite dediğimiz bir şey var, beyin kendini geliştirebiliyor. 2 ay içerisinde beyin normalde yavaş yavaş geliştirmeye başlıyor kendini. Yani bugün başlasak 2 ay sonra bile beynimizin yapısında değişiklikler oluyor. Aynı çalışmayı yapmışlar; insanlar 1 yıllık beyin geliştirici programa alınıyor ve 1 yıl sonra beyinlerine bakıldığında o görüntüler daha güzel görünüyor. Yani bugün attığımız adım 2 ay sonra bile bazı değişiklikleri yapmaya başlayacak.

Otizm çok sık görülmeye başlandı. Hiç çevrenizde otizmli çocuklar var mı bilmiyorum; ama böyle, sosyal ilişkileri olmayan, göz kontağı kurmayan, garip davranışları olan, hareketlerinde bir tuhaflık olan, arkadaşlarıyla uyumlu olmayıp, küfürlü falan konuşan çocuklar bunlar. 25 yıl önce ben ilkokula giderken hiç otizmli çocuk hatırlamıyorum, dikkat dağınıklığından bahsettiğini de hiç hatırlamıyorum öğretmenlerimizin. Sadece biraz yaramaz çocuk vardı, yerinde duramayan çocuk vardı.

Yine Alzheimer hastalarına da tatlıdan, alkol ve sigaradan ve GDO’lu yiyeceklerden uzak durulmasını, vücudun toksinlerden arındırılmasını öneriyoruz.

Beyne kan akımının iyi gitmesi lazım ki, o nedenle düzenli tansiyon, kilo kontrolü, kan şeker düzeyi önemli… Yeni şeyler okuyacak, öğrenecek. Kitabı okuduğunda eğer yeni bir şey öğreniyorsa beyni gelişecektir. Ben yeni bir şey öğrendiğimde 10 bin tane hücreyi çalıştırabiliyorum o anda. Bu arada her gün 45 dakika yürüyüş yapılmalı, uykuya önem verilmeli. Depresyonla demans birbiriyle çok iç içe… Kişi unutmaya başladığında zaten depresyona giriyor. Kelimeyi bulamıyor, içine kapanıyor, konuşamıyor. Bir şey anlatacak, ama anlattığını üç kere mi sordun, beş kere mi sordun, hatırlamıyor, iyice içine kapanıyor. Depresyonu varsa da depresyonun tahlil edilmesi gerekiyor.

Beyni korumak için beslenmede nelere dikkat etmeliyiz?

Bu amaçla E vitamini alınmalı. E vitamini yağlarda var; fındık, fıstık, bademde var. Hafızayı güçlendirmek için, kalp hastalıkları için, kadın hastalıkları, menopoz için, diyabet için E vitamini önemli. B12 vitamini de çok önemli. Unutkanlıkları, el ve ayaklarda uyuşmaları, dengesizlik; bunlar B12 vitamini eksikliğinden dolayı olabiliyor. B12 vitamini eksikliği o bölgede uyuşmalar yapabiliyor. Hastalar baş dönmesi, iştah bozukluğu ve kansızlık şikâyetleriyle geliyorlar. B12 vitamini en çok ette, yumurtada ve peynirde var. Mide ilaçları ve diyabetli hastaların kullandığı Metformin grubu ilaçlar B12 vitamininin emilimini bozuyor. kanser, ülser hastalıkları da emilimini bozuyor.

D vitamini gerçekten çok önemli. Lütfen herkes kendi D vitamini düzeylerini ölçtürsün. 30’un üzerinde olması lazım, 50-80 arasında tutmak lazım. Kanser, diyabet, metabolik sendromlar, birçok kronik hastalıkla ilişkisi var.

D vitamini dışarıda güneşten de alınır. Yüzde 90-95 oranında güneş ışınlarından alırız; ama güneş kremleri D vitamini emilimini bozuyor. 8 faktörün bile etkilediği görülmüş. Ki çok yüksek bir oran değil 8 faktör. D vitamini alabilmemiz için güneş ışığını engelleyici hiçbir şey sürmeden, haftada 3 gün 15-20 dakika güneş ışığında kalmamız gerekiyor. Kanser ve diyabetle doğrudan bağlantısı olan bir eksiklik D vitamini eksikliği. Ama havadaki kirlilik, ozon yağmuru, günün saati, deri rengindeki değişiklikler nedeniyle ve yaşlandığımızda emilim yüzde 4-5 oranında azalıyor. Günde 400-600 ünite D vitamini alsak bizim için yeterli.

D vitamini olan yiyecekler de şunlar: Yumurta, portakal suyu, ton balığı, karaciğer, süt. Yine mantarlarda var, kültür mantarı hariç. Dağlarda, ormanlarda topladığımız mantarlarda var; tabii, hangisi zehirsiz bilmek kaydıyla.

Yine beyin için önemli bir diğer vitamin folik asit. Folik asidin diğer damar hastalıklarıyla ilgili de koruyucu özelliği var. Kuru fasulyede, mercimekte, yeşil yapraklı sebzelerde ve turunçgillerde folik asit var, onlardan almamız lazım. Bu da bizim beynimiz için önemli bir vitamin. Normalde bir avuç dolusu ayçiçeği çekirdeği alıp yediğinizde 82 mikrogram kadar bir folik asit alıyorsunuz. Günlük gereksiniminizin 400 mikrogram olduğunu düşünürsek… Tabii ayçiçeği çekirdeğini avuç avuç yemeyin, çünkü yağı çok yüksek.

Çay, millî içeceğimiz. Gerçekten bu da içerisindeki antioksidanlarla beynimize faydalı. Ama içerisindeki antioksidan oranı yüksek yeşil çayı tüketelim. Yeşil çayı tüketirken, tansiyonunuz varsa dikkat edin, yeşil çay tansiyonu yükseltir. Ama içerisindeki kateşinlerle antioksidan özelliği çok yüksek. Bu yüzden de sakinleştirici olarak belirtilmiş. O yüzden, çayı da, kansızlığınız yoksa rahatlıkla tüketebilirsiniz.

2017’de ceviz tüketen çocuklarda bir araştırma yapılmış, bilişsel fonksiyonlarında yüzde 11 gibi bir artış tespit edilmiş. O yüzden, sabahleyin evden çıkarken çocuklara iki-üç tane ceviz vermek lazım.

Yaban mersini ve böğürtlenle ilgili de çalışmalar var. Deneklere 12 hafta boyunca, yaban mersini suyunu içirmişler, 12 hafta sonunda kişilerin kelime hatırlama testlerinde artış olduğu gözlenmiş. O yüzden yaban mersinini de, böğürtleni de, kırmızı-mor renkli sebzeleri daha çok tüketmemiz gerekiyor.

En son olarak da patlıcanı söyleyeceğim, bunu çok bilmiyoruz çünkü. Patlıcan çocuklarda bilişsel fonksiyonların artması açısından önemli. O yüzden patlıcanı da tüketebiliriz.

Hipokrat, Milattan Önce 300’lerde yaşamış, “Bütün hastalıklar bağırsakta başlar; eğer bağırsaklarınız hastaysa vücudunuzun diğer kısımları da hastadır.” demiş. Kısacası, bağırsaklarımızı iyi korumamız lazım. Ve İbni Sina “Çocuklarınıza 7-14 yaş arasında meyve suyu içirmeyin, beyin fonksiyonlarını bozar ve hareket edin.” demiş.

Teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.