Ana sayfa - Son Sayı - Ben ve “Ben” 4 / Kenan Kurban

Ben ve “Ben” 4 / Kenan Kurban

Boğaza nazır beş yıldızlı otelin balo salonunda sosyetenin en şık beyleri ile en alımlı hanımlarının bir araya geldiği bağış toplantısında, davetliler bir türlü ulaşılamayan büyük iş adamlarıyla fırsat bu fırsat ufak ufak iş bağlantıları yapıyordu. Samimiyetin gerçekliği tartışılsa da herkesin yüzünde gülücükler ve karşılıklı iltifatlar ortamı kaplıyordu. Çoğunluğun eşiyle geldiği geceye Savaş Yenilmez tek başına katılan üç beş kişiden biriydi. Şık giyimi, büyüleyici güzelliği ve alkışlar arasında Harika Koçak sahneye çıkıp kısa bir hoş geldiniz ve vakfın yaptığı çalışmalar hakkında bilgilendirme konuşması yaptı. Sonra daha bir mütebessim çehre davetlileri süzüp “Şimdi bu seneki en cömert bağışçımızı teşekkür plaketi vermek için sahneye davet edeceğim.” dedi. Elindeki zarfı açtı. Yüzündeki tebessüme, şaşkınlık ve hafif şımarıklık ifadesi de karışık babasına doğru bakıp “Oovv… Babacığım bu yıl nihayet sizi geçen biri var. Ve sadece bu yıl için değil belki gelecek yıllar için de rekor bir rakam. Tamı tamına bir milyon Türk Lirası… Bu cömert beyefendi “Savaş Yenilmez” kendisini sahneye davet ediyorum.” dedi. Savaş alkışlar arasında sahneye çıkarken içi, giden paralar için kıyım kıyım kıyılıyordu. Yine de yüzüne zoraki olarak gülümseme takınmayı da ihmal etmiyordu. Harika’ya doğru yürüdükçe onun hedefine ulaşmada önemli bir basamak olduğunu düşüncesiyle birazcık olsun ferahlıyordu. Plaketini Harika’nın elinden alan Savaş’a mikrofon uzatıldı. Savaş bütün davetleri hızla tararken Harika’nın babasıyla göz göze geldiler. Savaş “İsmi gibi harika bir insan olan bu vakfın kurucusu ve yöneticisi olan Harika Hanım’a bu güzelliklerden bizlere de pay sahibi olma imkânı verdiği için teşekkür ediyorum. Kendisi rakam için rekor dese de inanın bence mütevazı bir miktar. Çünkü bu vakıfta verilen hizmetlerin yanında madden ne yapılsa azdır. Bendeniz bundan sonra da her zaman gücüm yettikçe destek olmaya çalışacağım.” dedi. Sonra Harika elini sıkarken en etkileyici bakışlarıyla bakıp sahneden indi. Onu tebrik için ilk bekleyen Harika’nın babasıydı. Onlar tokalaşıp muhabbete başlarken Harika “Bir dakikanızı rica edeceğim. Aramızda çok müstesna bir şahsiyet bulunuyor. Gıyaben tanıdığım bu şahısla bizzat tanışma şerefine yeni erdim. Kendileri nadiren davetlere katılıyorlar. Kıymetli ortak dostlarımızın ricası üzerine ısrarlı davetimi kırmayıp kabul ettiler.” dedikten sonra eliyle arka tarafta kalan Gönül’ü göstererek “Güzel övgülere layık kişi kendisinde bir engeli bulunmasına rağmen birçok insana mücadelesinde ilham kaynağı olan Zarif Holding’in yönetim kurulu başkanı Gönül Güçlü Hanımefendi.” Harika görevlilere mikrofon vermesini işaret ederek “Biliyorum, kendisi pek istemeyecek ama yine de bizlere kısa bir konuşma yapmasını rica ediyorum.” dedi. Gönül mikrofon kendisine gelirken konuklara bakıp neyi nasıl anlatacağını düşünüyordu. Bunların çoğu konjonktür gereği elini cebine atan tiplerdi. Kimsenin görmediği yerde kapılarına Hızır gelse tanımazdan gelirlerdi. Hele hele abisi olacak Savaş, çıkarı yoksa bir Allah’ın kuluna günahını bile vermezdi. Gözle görülen gerçek ise, ülkenin en büyük bankalardan birinin sahibi ve Avrupa’daki para merkezlerinin temsilci olan Harika’nın babasıyla sohbeti koyulaştırması niyetini açık ediyordu. İçinden “Zavallı Harika, basit ticari çıkarların mezesi, atlama taşı olarak acımasızca kullanılıyor.” dedi. Gönül, uzatılan mikrofona uzanırken Savaş her şey isteği gibi giderken kardeşinin bu ortamda da övgülerle karşısına çıkmasından rahatsız olmuş. İçinde patlayan öfkenin ateşi gözlerinden akarken soğukkanlılığını kaybetmeye başlamıştı. Gönül bütün gözler ve dikkatler onun üzerindeyken mikrofonu eline aldı. Gönül “Öncelikle Harika Hanım’a bu güzel çalışmaları için çok teşekkür eder başarılarının devamını dilerim. Şahsıma yönelik övgü dolu sözleri için de ayrıca müteşekkirim. Ben bebekken evimizin terasından düşmüşüm. Ailem benim öldüğümü zannetmişler fakat mucize olarak hayatta kalmama rağmen yürüme yeteneğimi kaybetmişim. Yaşım ilerledikçe yaşıtlarımla koşup oynayamamak beni kahrediyor, bu durumu kabullenemiyordum. Dünyaya küsmüş karamsarlık duyguları zirve yapmış halde kendi içime kapanmıştım. Benim canım babam ve annemin tek ve en büyük derdi artık sadece bendim. İçine düştüğüm dipsiz kuyudan çıkmam için gece gündüz uğraştılar. Ama ne yapsalar, etseler bana ulaşamıyorlardı. Ben onları duymuyordum. Bir gün terastaki kurumak üzere olan çiçek ile ilgilenmeye başladım. O gün benim ilgi alakam ile kendisine geliyordu. O çiçekle beraber babamın şu cümlesi beynimin derinliklerinden çıkıp hayat bulmaya başladı: “Kızım hayatımızda her zaman hesaplamadığımız veya hesaplayamadığımız zorluklar, sıkıntılı durumlar hep olacak. Eğer şu engelinle yılmayıp, savaşmayı öğrenirsen inanıyorum ki o zorlukları daha kolay göğüslemeyi başaracaksın.” Sonra bir yudum su içip Savaş’ı en çok rahatsız eden cümlesini kurdu. “O günden sonra kendimi kahretmeyi, birilerini kınamayı bırakıp savaşmaya başladım. O küçücük çiçek bana rehber oldu. Çünkü ben daha ölmemiştim. Hâlâ ümit vardı. Ben de ailemin bana olan ilgi ve alakasına karşılık vermeye başladım. Ve o an için büyük zamanla küçülen engelim benim için hayatı tanıtan büyük bir eğitim safhası oldu.” Savaş istemsiz yumruklarını sıkıyor hadi şu konuşmanı çabuk bitir dercesine haşin haşin bakıyordu. Gönül “Evet o günlerden bu günlere geldik. Zaman zaman kendi kendime soruyorum: Ben engelli olmasaydım, bu dertle bu kadar dertlenir miydim? Daha doğrusu ruh dünyam bu kadar hassas olur muydu? Cevabını bulmak için kendimi tartmaya, duygularımı ölçmeye başladım. Fakat tam neticeye ulaşamamanın çilesini çekerken her zamanki gibi yine bilge babam imdadıma yetişti.” Bu arada bazı gözler kaçamak da olsa Savaş’a baktı. Gönül “Babam bir gün elimi sıkıca tuttu. Göz aydınlığı kızım, sevgisizlik en büyük özürdür. Eğer bir mahlûkatta bu özür varsa o merhamet engellidir. Şefkat engellidir. Ve sadece kendisi için “ben”i için nefes alan ama hayatı ıskalayan bir zavallıdır. Evet, bizler belki servetimizi kaybedebiliriz. Sağlık sorunlarımız olabilir. Ama seviyorsak her şeye rağmen sevmeye devam ediyorsak her zaman onu göstermenin, hissettirmenin bir yolunu buluruz.” dedi. İşte o günden beri yaptığım tek şey sevgimi hissettirmek. Bu bağlamda hiçbir çalışmamı genel olarak tanımlandığı gibi sosyal sorumluluk olarak değil sevgimi göstermenin bir yolu olarak gördüm. Bu bazen bir yetimin başını okşamak, kimi zaman tanımasam da tınısını, sesini beğendiğim bir eser için beğen butonunu tıklamak, bazen ise bir maddi sıkıntıyı halletmek olurken yeri geldiğinde sevdiklerimi tehlikeden korumak olarak tezahür etti. Ama sadece sorumluluk duygusundan beslenseydi eminim onu yerine getirdiğimi kanaat ettiğim an o çalışmamda son bulurdu. Eğer Harika’nın bahsettiği gibi bir başarım varsa bunun en büyük sebebi karşılıksız sevmem, her şeye rağmen sevmemdir. Kısacası bu benim için özün özü… Sözlerime son verirken Harika’ya ve sizlere tekrar teşekkür ederim.” dedi. Gönül’ün konuşması kimilerinin gerçekten yüreğine dokunmuş, samimi ve kuvvetle alkışlıyorlardı. Bazısı zengin şımarık kız çocuğu zırvalıyor dercesine usulen, bazılarıysa aceleyle alkışlayıp, bizim işimiz var önemli bağlantıların sonuna geldik dercesine hırslı gözlerle hedeflerindeki işadamlarını gözlerine kestiriyorlardı. Savaş ise sırtını hafiften sütuna yaslayıp sodasını yudumlarken ilginin özellikle de Harika’nın Gönül’e yönelik sevgi ve saygısını gördükçe köpürüyor “Her zamanki gibi yine hayatımdan rol çalıyorsun. Hırsız…” dedi içinden. Sonra telefonunu çıkartıp “Tuşe Kuru Temizleme” yazan isme mesaj yazmaya başladı. “Acil temizlenecek esvap var.” yazdı. Anında cevap geldi “Firmamızla iletişime geçtiniz. Mesajınız işleme alındı.” cevabını aldı. Savaş pis pis sırıtarak “Yarım kalan her iş başa beladır.” dedi. Gönül salonu terk ederken Harika’nın elini tutup “Sen iyi bir insansın, en azından iyi olmanın derdindesin. Ama hayatta sadece senin iyi olman yetmiyor. İyiyi, iyiliği korumak için güçlü, tedbirli ve samimi dostlara ihtiyacın oluyor.” Sonra abisi Savaş’a doğru bakıp “Seninle mutlaka baş başa konuşmamız gerekli.” dedi. Harika “Mutlaka en kısa zamanda” dedi.
Selim bilgisayarında yazan “Beşer nedir? İnsan kimdir?” sorusunun cevabını bulmak için gecenin ilerleyen saatine rağmen Nihat Bey’e “Müsait misiniz?” diye mesaj atıp heyecanla cevabını beklemeye başladı.
Savaş, Gönül’e rağmen başarılı geçen gecenin sonunda temizlenmiş dairesinde koltuğuna oturdu, ayaklarını sehpanın üstüne uzattı, başını geriye doğru attı, gözlerini yumdu. Bina girişinde duran Tuşe Kuru Temizleme yazan panelvan ticari araç durdu. İnceden yuvarlak gözlüklü, çoğu kirli sakallı, sakin görünüşlü emin adımlarla yürüyen adam danışmaya doğru yürürken görevli gülümseyip “Cesur Bey hoş geldiniz. Her zamanki gibi Savaş size verilmek üzere elbiselerini bıraktı.” diyerek üzerinde dünyaca ünlü bir markanın ismi yazılı kılıflı elbiseyi uzattı. Cesur “Hoş bulduk emekçi kardeşim. Kahrolası para için zenginlerin pisliklerini temizlemeye devam ediyoruz.” dedi. Elbiseyi alıp çıktı. Karanlığın içinde sokak aydınlatmasının loş ışıklarının aydınlattığı arabasının içinde hemen kılıfı açıp elbisenin iç cebine elini attı. Zarfın içinden çıkan fotoğrafa baktı. Kaşları çatıldı. Anlamak, daha doğrusu gözlerine inanmak istercesine resmi yaklaştırdı. O da yetmedi arabanın ışığını açtı. Cesur “Pis herif bu kadar da insanlığını kaybetmiş olamazsın.” dedi. Bu Gönül’ün resmiydi. Hemen telefonunu açıp resmi mesaj hattından cevap yazdı. Tuşe Kuru Temizleme “Değerli müşterimiz ürün teslim alınmış. İncelemesi yapılmıştır. Leke derin ve büyük olduğu için firmamızın ilkeleri dâhilinde yapılan hassas temizlik işlemlerinin sonuç vermeyeceği kanaatindeyiz. Yapılacak her türlü işlemde zarar görme ihtimalinden dolayı sizlere hizmet veremeyeceğiz.” yazdı. Aracını ağır ağır yürütmeye başladı. Fakat cevap beklediğinden hızlı gelmişti. “A Klas Müşteri Savaş” yazan mesajı açtı “Bu elbisenin temizliği çok önemli sizden ricamız firmanızın ilkesi olan iz bırakmayan hassas temizlik ilkesini bir kez olsun ihlal edip temizlik için her tür riskin alınmasını istiyoruz. Bedeli ne olursa olsun ödemeye hazırız.” yazıyordu. Sonra da başında on yazan yeşil renkli para resmi geldi. Cesur bir telefonuna bir de Gönül’ün resmine baktı. Sanki vicdanı ile paranın cazibesi arasında kalmış gibiydi. Birkaç saniye sonra “Kusura bakma güzel kız her ölüm erkendir ama ne yapıyım müşteri daima haklıdır.” dedi ve “Müşteri memnuniyetini her şeyden üstün tutan firmamız size hizmet vermekle şeref duyacaktır.” yazdı. Cesur tekrar elini ceketin cebine atıp bir zarf daha çıkarıp açtı. Burada Gönül’ün şahsi bilgileri, bindiği aracın özelikleri, günlük programları, korumaları, ertesi gün gireceği ihale ve yol güzergâh bilgileri vardı. Cesur resimleri geri koyarken “Bu gece uzun, yarın İstanbul çok sıcak olacak.” dedi.
Devamı Gelecek Ay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.