Ana sayfa - Manşet - Balkanları Korumak ve Balkanlardan Kopmamak… / Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu

Balkanları Korumak ve Balkanlardan Kopmamak… / Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu

Balkanlar bizim için neyi ifade ediyor? Balkan sürgünlerinin ve katliamlarının temelinde ne yatıyor?

“Orient question” diye tanımlanan, “Şark meselesi” ya da “Doğu sorunu” diye tanımlanan bir hedefle, Batılılar, 1815 Viyana Kongresi’nde Osmanlı’yı bitirmek için karar aldılar. “Orient question” Müslümanları, Türkleri geldikleri yere geri göndermek hedefini güdüyordu. Geldikleri yer, yani Orta Asya’ya geri göndermek. Hem Türkleri hem de Müslümanları gönderme amaçları var. Nihayetinde Balkanlar’da mesela, Müslüman olan Arnavutları, Müslüman olan Boşnakları bulundukları yerlerden sürdüler, onlara acımadılar. Yani sadece Türkleri geri göndermek hedefini gütmüş olsalardı, Balkanlar’da bunları yerlerinde bırakırlardı. Balkanlar’da Müslüman Boşnak, Müslüman Arnavut nüfusundan çok daha fazla nüfus ne yazık ki Türkiye’de yaşar. Ne yazık ki dememin sebebi sürülmüş olmalarıdır. Tabii ki Türkiye’de yaşasınlar; bizim kardeşlerimiz, Müslümanlar, başımızın üstünde yerleri var, zaten bulundukları yerler de kendilerine aittir. Dolayısıyla, burada Türkleri geri göndermek değil, Müslümanları geri göndermek hedefi vardı.

Viyana Kongresi’nin üzerinden 200 yıl geçti. Arada da çok büyük olaylar yaşandı. “Müslümanları geldikleri yerlere geri gönderme” projesi dört dörtlük devam ediyor mu sizce?

Evet, 1915, tam 100 yıl sonra Çanakkale’ye kadar uzandılar, bütün Balkanlar’ı boşalttılar. Bazı bölgelerde tabii ki Müslümanlar misli olarak kalmış olmakla birlikte 1915 öncesinde, Çanakkale’ye kadar Osmanlı topraklarını 100 yıl içerisinde parçaladılar. 1915’ten sonra da Balkanlar’da, peyderpey, kitleler hâlinde tehcir politikalarını sürdürdüler ve Osmanlı’yı bu şekilde, 1815’te koymuş oldukları hedefle Balkanlar’dan attılar. Bir sonraki hedef, şimdi “Anadolu’dan da atmak, Orta Asya’ya sürmek…” İlk basamakta başarılı oldular, Balkanlar’ı boşalttılar, Osmanlı’nın fizikî mirasını ortadan kaldırdılar. Osmanlı’nın fizikî mirası ağırlıklı olarak demografyasıydı, nüfusuydu, Müslümanların sayıca fazlalığıydı; bunu ortadan kaldırdılar. Fizikî diğer miras, camiler, mescitler, imaretler, kervansaraylar, hamamlar, Osmanlı’ya ait eserler; bunları büyük ölçüde dönüştürerek, yıkarak, tahrip ederek bu fizikî mirası da ortadan kaldırdılar. Osmanlı’nın varlığını Balkanlar’dan bu şekilde kazımaya çalıştılar.

Şimdi sıra Osmanlı’nın manevi mirasının ortadan kaldırılmasına geldi. Bu anlamda kuşatma var Balkanlar’da. Osmanlı’nın manevi mirası, Balkan halklarının Osmanlı’nın bugünkü torunu olan Türkiye’ye muhabbeti, Balkan halklarındaki Türkiye’ye olan sevgisidir. Şimdi bunları ortadan kaldırma hevesi ve çabasındalar.

Bunun için neler yapıyorlar? Türkiye dostu Balkan halkları üzerinde ne tür çalışmalar yapıyorlar?

Tabii ki karalama kampanyaları ve tabii ki daha ilkokuldan başlayan, iftira dolu derslerle başlıyorlar. Burada öncelikli olarak Osmanlı’yı zalim olarak gösteriyorlar. Üç ana başlıkta Osmanlı’yı suçluyorlar: Birincisi: “Osmanlı bizi geri bıraktı, kendi kültürümüzün işlemesine mani oldu.” İkincisi: “Zulmetti, yani katliamlara maruz bıraktı.” Üçüncüsü de, “Dinimizi zorla değiştirdi, bizi zorla Müslüman yaptı.” Bu şekilde üç ana başlıkta toplanan karalamalarla Osmanlı’nın manevi mirasını aşındırmaya çalışmaktadırlar. Ne yazık ki bunda başarılı olmuyor da değiller, başarılı oluyorlar ne yazık ki…

Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bunda modernizmin etkisi çok yüksek. Modernizm yoluyla oradaki Müslümanları da dönüştürüyorlar artık. Yani Müslümanlara direkt kalkıp şunu söylemiyorlar: “Senin dinin doğru bir din değil; Kur’ân-ı Kerîm’i, ayeti, hadisleri sakın dikkate alma, Müslümanlıktan çık…” demiyorlar. Demezler de… Ama hadisi tartışmaya açıyorlar, “Bu hadisler sahih değil, zayıf, bunlarla amel edilmez…” ya da “Bu müstehap, farz değil ki zaten, yapmasan da olur. Namaz beş vakit değilmiş, üç vakitmiş aslında…” Özellikle bu söylemlerle insanların inancını aşındırıyorlar. Siz İslam inancında bazı şeyleri aşındırırsanız, diğer aşındırılmayan yönleri, insan, nefsinin zorlamasıyla kendisi aşar zaten. “Yahu, biz mi abartıyoruz? İslam’ı bize böyle abartılı anlatıyorlar, aslında bu kadar da zor değilmiş ki. Biz yanlış İslam’ı yaşamaya çalışıyoruz, doğru İslam bu değil ki…” gibi, zaten Müslümanlığı yoğun yaşamayan insanların, kendilerine telkin edilmeyen yönleri de kendileri aşındırarak, Balkan halklarını İslam’dan uzaklaştırıyorlar. Ne yazık ki Türkiye’de de bu böyle.

Onun dışında, sosyal yönden de insanları ahlaksız bazı Türk dizileriyle bozmaya çalışıyorlar. Bu diziler, Brezilya dizisi olsaydı, İtalya dizisi olsaydı, Amerika dizisi olsaydı Balkan Müslümanları itibar etmezdi. Ama bu diziler Türkiye’den, Osmanlı’nın torunu Türkiye’den geliyorsa, buna halklar dikkat ediyor. Bu ahlaksız diziler üzerinden de Balkanlar’daki Müslümanlar dönüştürülüyor ve bu bizim elimizle yapılıyor.

Osmanlı gerçeğinden hareketle kopmayan bağlarımız var hiç şüphesiz…

Balkan halkları bizi sever, geçmişe dönük dudaklarında tatlı bir hatırası vardır Osmanlı’nın. Müslüman olanlarında tabii. Müslüman olmayanları az önce söylediğimiz üç ana başlıkta suçlama dile getirirler; “Katletti, kültürümüzün gelişmesini önledi ve bizi zorla Müslümanlaştırdı” şeklinde bir algı vardır. Ama Müslüman olanları bizleri sever. Müslüman olanların anlayışlarını da bu şekilde dönüştürüyorlar. Ne yazık ki, bizim oradaki fizikî-maddî mirasımız elimizden alındı, biz oralardan sürüldük, kovulduk, ordumuz kasten mağlup edildi. Mesela Tahsin Paşa, Selanik’te, güya Selanik’i koruyan komutandı, 70 bin kişilik orduyla teslim oldu, geri çıktı ne yazık ki. Hâlbuki karşısında 20’şer bin kişilik -değişik mevzilerde- Yunan ve Bulgar kuvvetleri vardı ve kolaylıkla üstesinden gelebilirdi. 70 bin kişiyle, tek kurşun atmadan, Kudüs’ün teslim edilmesi gibi, Selanik’i de teslim etti ne yazık ki.

Bu şekilde fizikî mirasımız ortadan kaldırıldıktan sonra ağırlıkla modernizm yoluyla ve az önce söylediğim propagandalar yoluyla bizim manevi mirasımız aşındırılmaktadır. Bunun önüne geçmek için, STK’lar, özellikle Boşnak ve Arnavut STK’lar oradaki halklarla irtibat kurmalı, oradaki halklarla görüşmeli, oraları ziyaret etmeli, oradan kişileri Türkiye’ye çağırmalı ve onlara tekrar kendi geleneksel kültürleri hatırlatılmalı; modernizmin, Hristiyanlık propagandalarının etkisinden kurtulmaları sağlanmalı.

Balkanlarda karşıt propagandalar devam ediyor mu? Ne yapılabilir? Bu maddi ve manevi mirasın unsurları nelerdir?

Bu sürekli yapılıyor. Benim yaşadığım dönemlerde ben defalarca şahit oldum, periyodik konferanslar yapılıyor, misyonerlik propagandaları. Benim oradaki gazeteci bir talebemin bana ifadesi -2006 yılında bana bunu söylemişti- “Hocam, her eve ve işyerine en az iki kere gitmiş durumdalar.” şeklinde. Evlere, işyerlerine varıncaya kadar propagandistlerin gitmeleri, görüşmeler yapmaları, misyonerlik çalışmaları içerisinde Hıristiyanlaştırmaya gayret etmeleri… Hatta yine başka bir arkadaş, Kosova’da esnaf bir arkadaş, “Ben fotokopi tamircisiyim. Beni fotokopi tamiri için okula çağırmışlardı. Müslüman Arnavut okulu bu. O okulda psikolojik rehberlik danışmanlık hizmetlerini rahibeler, rahibe kıyafetiyle veriyor.” demişti.

Hem okullarda, çarşıda, sokakta Hristiyanlık propagandaları hem televizyonda, sosyal medyada modernizmin etkisiyle İslam’ın aşındırılması; hızla manevi mirasımız orada yok edilmeye çalışılmakta ve ne yazık ki başarılı sonuçlar alınıyor. Türkiye’nin, Yunus Emre Vakfı, TİKA, Maarif Vakfı üzerinden ve Yurtdışı Türkler Akraba Topluluklar Başkanlığı üzerinden bölgede çalışmaları yürüyor; fakat bu çalışmalar ne yazık ki yeterli değil. Türkiye’de dinine sadık, dinini seven STK’lar; Balkanlar’daki Boşnak ve Arnavut Müslümanları ziyaret ederek, onları çağırarak, bu şekilde onların geleneksel kültürlerini hatırlamalarına, bizim manevi mirasımızın aşındırılmasına mani olunmasına çaba sarf edebilirler. Bu şekilde güzel sonuçlar elde edilebilir. Bunların da yapılması lazım. Birçok vesileler olabilir; bayramlar vesile olabilir, Ramazanlar vesile olabilir. Balkanlardaki mirasımızın aşındırılması engellenmiş olur.

Balkanlar’daki manevi mirasımızın aşındırılmaya çalışılması boşuna değil. Türkiye’nin, Batılı ülkeleri imrendirecek derecede manevi mirası var. Türk Milli Takımı başka milli takımlarla maç yaptığında, bazı ülkelerde, Kosova’da, Makedonya’da, Bosna’da kimi zaman açık alanlara dev ekranlar kurularak maç seyrediliyor, Türk Milli Takımının maçı oradaki insanlar tarafından destekleniyor. Orası Türkiye değil, Türkiye’nin herhangi bir şehri değil. Yani burada Türkiye’nin muazzam bir manevi mirası hâlâ var. Bunlara imreniyorlar. Onlar, misyonerlik çalışmaları çerçevesinde, sivil toplum kuruluşları görünüşlü, dönüştürücü vakıflar çerçevesinde ne kadar çaba sarf etseler de Türkiye’nin bu mirasını gördükçe kıskanıyorlar, hoşlarına gitmiyor. Bu, bölgede onlara yaşattığımız 500 yıllık huzurlu, adil bir dönemin sonucu.

Bizim manevi mirasımızın güçlü oluşunun bir başka gerekçesi de bölgedeki tekkeler. Bakın, bölgede, Müslümanların olduğu yerlerde Türkçe konuşulmuyor; Arnavutça konuşuluyor, Boşnakça konuşuluyor. Türkçe konuşulan yerler de var; Osmanlı sonrası kalan Türkler eliyle, yine Türkçeyi unutmayan Arnavutlar eliyle Türkçe konuşulan yerler var. Ama Müslümanların çoğunlukta olduğu yerlerde ağırlıklı olarak Arnavutça ve Boşnakça konuşuluyor. Fakat kimi tekkelerde hutbeler hâlâ Türkçe veriliyor. Bu tekkeler Osmanlı tekkeleri olduğu için, her defasında Osmanlı, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti hatırlanmış oluyor. Dolayısıyla bunlar da çok önemli fonksiyon icra ediyor.

Balkanlar’daki tekkelerin varlığı, manevi mirasımızı güçlü tutan unsurlardan birisidir. İşte bundan dolayı hem Balkan tekkeleriyle hem Balkan halklarıyla Türkiye’deki STK’ların karşılıklı, periyodik süreçlere bağlanan ilişkileri olmalı ve misyonerlik çalışmalarının, Balkanlar’ı dönüştürücü çalışmaların önüne geçilmeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.