Bağlılık Mı Bağımlılık Mı ? / Prof. Dr. Sefa Saygılı

Evlilikle ilgili problemlerini incelediğim çiftlere dayanarak söyleyebilirim ki, olgun bir evlilik ancak her iki tarafın gerçek bağımsız kişilikleri ve birbirinden ayrı benlikleri olduğunu kabul etme temeli üzerine bina olur. Hakiki sevgi böyle evliliklerde gelişir. Ayrıca eşlerin ruh sağlıklarının korunması ve kişiliklerinin gelişmesi bu şekildeki sağlıklı çiftlerde yeterince mümkün olur.

Bağlılık Gerekli

Sathi veya derin olsun bağlılık, gerçek sevgi ihtiva eden her evliliğin temel taşıdır. Derin bir bağlılık, ilişkinin başarılı olacağının garantisi değildir, ama evliliği sürdürmek için diğer bütün faktörlerden daha önemlidir. Zaten sevgi olan her ilişkide bağlılık da vardır.

Eşlerin birbirine bağlı, sadık ve güvenli olması gerektiği muhakkaktır. Ancak bağlılık bazen bağımlılığa, yani aşırı bir dereceye varabilir.

Bağımlılık Haline Gelirse

Ayhan, üniversiteyi yeni bitirmişti. 3 yıldır aynı sınıfta beraber okudukları Aslı ile nişanlı idiler. Birbirlerini o kadar çok seviyorlardı ki bir gün bile görüşmezlik edemiyorlardı. Sonunda Aslı bir işe girdi ve Ayhan’ın ona bağımlılık derecesinde bağlı olduğu bu şekilde ortaya çıktı. Ayhan, nişanlısının bir başkasının emrinde çalıştığına bakmıyor, devamlı arıyordu. İçini müthiş bir kıskançlık ve şüphecilik kaplamıştı. Beraber olduklarında Aslı’yı devamlı sıkıştırıyor, ayrıyken kimlerle görüştüğünü soruyordu. İşin ilginci yaptıklarından memnun değildi. Aslı’ya niçin bu kadar düşkün olduğunu mantığıyla izah edemiyordu ve doktora bu yüzden müracaat etmişti.

Kendisine en az bir haftalık tatile çıkmasını, bu arada nişanlısını aramamasını söyledim. Gerçekten çıktı ve ikinci gün apartopar döndü. İlk gün dört defa aramıştı, iradesini kullanmaya çalışmasına rağmen. Ertesi gün ise “dayanamıyorum” diyerek gelmişti.

Bağımlılığa bir başka örnek ise intihara teşebbüs eden Ayfer adlı hastamdı. Bir kutu sinir ilacı yutmuş, midesi yıkanıp serum takıldıktan sonra şuuru açılmıştı. Her intihar teşebbüsünün ardında psikolojik problemler yattığı için muayeneye getirilmişti. “Yaşamak istemiyorum.” diyordu. “Nişanlım yüzüğü attı, o olmadan yaşayamam. Onu öyle çok seviyorum ki.”

Bu iki örnekteki kişilere, Ayhan ve Ayfer’e, “Yanılıyorsunuz. Siz aslında nişanlınızı sevmiyorsunuz.” dedim. Ayhan sakin karşılamıştı, ama Ayfer hanım öfkelenmişti. “Ne demek istiyorsunuz? Şimdi size onsuz yaşayamayacağımı söyledim ya!” İkisine de açıkladığım şu oldu: “Sizin tarif ettiğiniz şey sevgi değil, asalaklıktır. Var olabilmek için, başka bir kişiye ihtiyacınız varsa siz yalnız başına ayakta duramayan, bu kişiye yapışarak hayatını idame ettirebilen bir asalaksınız demektir. Böyle bir ilişkide seçim ve özgürlük yoktur. Artık bir sevgi değil, bir mecburiyet söz konusudur. Sevgi ise hür iradeyle yapılan bir seçimdir, bir tercihtir hâlbuki. İki insan birbirini ancak, her biri kendi başına yaşayacak güçte olup da birlikte yaşamayı seçtikleri zaman sevebilirler.” Ve ekledim: “Sonra siz, diyelim bu kişilerden ayrıldınız ve başkasıyla nişanlandınız. İnanın yine benzer problem olur.”

Bağımlılık nedir?

Bağımlılık; bir başka kişinin etkili bir şekilde kendisiyle ilgilendiğini katiyetle bilmezse, insanın kendi bütünlüğünü hissedememesi veya fonksiyonunu yeterince yerine getirememesidir. Bedenen sağlıklı yetişkinlerde bağımlılık patolojik (anormal) bir olaydır, hastalıktır. Daima ruhi bir bozukluğu veya hastalığı gösterir.

Bağımlılık Muhtaçlıktan Farklıdır

Yalnız bağımlılığı, bağımlılık duygusu veya ihtiyacı olmaktan ayırt etmek gerekir. Hepimiz, belli etmesek bile başkalarına bağımlılık duygularına ve muhtaçlığa sahibizdir. Çünkü tek başına yaşayamayız ve insan olmanın gereği budur. Hepimiz zaman zaman bize ilgi gösterilmesini, sanki bir çocukmuş gibi davranılmasını, hiçbir çaba sarf etmeksizin birilerinin bizi beslemesini, menfaatlerimizi bizden daha çok gözeten ve bizden daha güçlü olan kişiler tarafından korunmayı arzu ederiz. Ne kadar kuvvetli veya ne kadar sorumluluk sahibi olsak da bazen bu duyguların bizi sardığını görürüz. Her birimiz, kaç yaşında olursak olalım, ne kadar olgun olsak da hayatımızda doyum verici bir ana-babanın veya ana-baba figürünün bulunmasını isteriz ve ararız. Ama çoğumuz için bu arzular veya duygular hayatımızı yönetmeye ve varlığımızı nasıl sürdüreceğimizi belirlemeye başlamışlarsa, artık bağımlılık duyguları ve ihtiyaçlarından öte bir durum söz konusu demektir, biz artık düpedüz bağımlıyızdır. Kişiyi bu duygular yönetiyorsa psikiyatrik bir bozukluk mevcuttur: “Bağımlı kişilik bozukluğu.”

Bağımlı Kişiler Kimlerdir?

* Bu kişiler sevilmeyi öylesine arzular ve ararlar ki, başkalarını sevecek enerjileri kalmaz. Sanki içlerinde bir boşluk, doldurulmaya can atan dipsiz bir kuyu vardır ama bir türlü tamamen doldurulmaz. Asla tam olarak doyuma ulaşmazlar ve kendilerini bir bütün olarak hissedemezler. Daima içlerinden bir şeylerin eksikliğini, bir şeylerden mahrum olduklarını fark ederler. Yalnızlığa katlanamazlar.

* Bu kişilerin ilişkileri çarpıcı yoğunlukta bile görünse aslında sığdır. Başkalarına duydukları ihtiyacı hemen doyurmak ister, bu konuyu ertelemeye dayanamazlar.

19 yaşındaki Sevgi tahsilli ve güzel bir kızdı. Mahalle bakkalının oğluna âşık olmuş, onunla evlenmek istiyordu. Ailesi, bu gencin kendisine uygun olmadığını, onunla uyumlu bir evlilik yapamayacağını söylüyordu ama Sevgi kabullenmiyordu. “Bana kıymet veriyor, ne dersem yapıyor.” demişti. “O olmazsa başkasıyla evlenmem.”

Bu durum üzerine aile bir hayli masraf ederek başka bir semte taşındı ve telefonu değiştirdi. Sevgi, bakkalın oğlunu bıraktı, fakat evlerine tamir için gelen elektrikçi çırağına âşık oldu bu sefer. “İşinin henüz evi geçindirecek seviyede olmadığını, askerliğini yapmadığını biliyorum. Ama çok yetenekli biri. Bu defa mutluluğu yakaladığıma inanıyorum.” diyordu.

Evlense mutlu olmayacağı belliydi. Karşısına çıkana bağımlılık derecesinde âşık oluyor, ondan çok şey bekliyordu. Kendi zekâsının ve yeteneklerinin farkına varması gerekirdi. Duyduğu boşluk ve açlığı, gerçek sevgiden ayırt etmeliydi.

Kimle Evlenirler?

Bağımlı kişilere hedefleri sorulduğunda “Beni gerçekten seven biriyle evli olmak isterim.” derler. Bağımlı kişiler kendilerini göstermek, topluma katkıda bulunmak, çocuk yetiştirmek gibi kendi fedakârlığına dayanan hedef ortaya koymazlar. Zihinlerinde gayret göstermek fikri yer almaz. Sadece çaba gerektirmeyen, kendilerine sevgi ve ilgi gösterilen halleri hayal ederler.

Neriman bağımlı kişiliğe sahip bir hastamdı. “Beni sevecek, bana kıymet verecek…” birisini bekliyordu. Ona “Eğer hedefiniz sevilmekse bu hedefe ulaşmanız zor.” dedim. “Sevileceğinden emin olmanın tek yolu sevilmeye lâyık bir kişi olmaktır. Eğer hayalinizdeki en önemli hedefiniz, pasif bir şekilde sevilmekse, sevgiye lâyık biri olamazsınız.”

Evlilikte Bağımlı Kişilik

Evliliklerde genellikle eşler farklı rollere sahiptirler; normal olarak aralarında verimli bir iş bölümü yaparlar. Genellikle kadın yemek yapar, evi temizler, alışverişi halleder ve çocuklara bakar. Erkek ise bir işte çalışır, maddi işlere bakar, tamirat yapar. Sağlıklı bir evlilikte çiftler zaman zaman içgüdüsel olarak rolleri değişirler. Erkek ara sıra yemek pişirebilir, çocuklara bakabilir. Ekonomik durumu destek için kadın dışta veya evde birtakım meşguliyetlere girebilir, faturaları yatırabilir. İşte bu faaliyetler eşler için hem bir değişikliktir hem de birbirlerine olan bağımlılıklarını azaltan bir süreçtir. Bir anlamda eşlerden her biri, kendini diğerinin kaybı halinde hayatta kalabilmek için eğitmektedir.

Bağımlı kişilikte ise evlilikte rol ayrımı katı bir şekilde uygulanır. Bu insanlar karşılıklı bağımlılığı azaltmak yerine arttırmaya çalışırlar; böylece evliliği adeta bir kapan haline getirirler. Böyle yaparak, kendilerinin sevgi adını verdikleri, ama aslında bağımlılık olan şey adına, hem kendilerinin hem de eşlerinin hürriyetlerini kısıtlar ve faziletini yok ederler. Bu yüzden bağımlı kişiler için diğerinin kaybı çok korkutucu bir olaydır.

Günümüzde erkek yoğun dışarıda meşguldür. Eşi çalışmıyorsa alışverişi yapması, faturaları yatırması beklenir. Fakat bağımlı kişilikte yine kocanın üzerine yüklenilir. Bir süre sonra kocada bazı sıkıntılar gelişir.

Bağımlı Kişilik Niçin Oluşur?

Bağımlılığın kaynağında sevgi eksikliği yatar. Bağımlı kişilerin kurtulamadıkları boşluk hissi, doğrudan doğruya ana babalarının, çocuklukları sırasında ihtiyaç duydukları şefkat, dikkat ve özeni kendilerine verememiş olmalarının sonucudur. Çocuklukları boyunca sürekli bir şekilde sevilen ve özen gösterilen çocuklar, kendilerinin sevilmeye layık ve değerli oldukları hissini derinden duyarak büyürler. Hâlbuki sevgisiz veya sevginin düzensiz bir şekilde gösterildiği ortamda büyüyen çocuklar, yetişkinliğe adım atarken böyle bir iç güvenden mahrumdurlar. Tam tersine içlerinde bir güvensizlik, “hiçbir şeye yeterince sahip değilim” hissi, dünyanın güvenilmez ve hiçbir şey vermeyen bir yer olduğu duygusu bulunur. Ayrıca kendilerinin değerli ve sevilebilir oldukları konusunda da şüpheyle doludurlar. O halde nerede olursa olsun ilgi, sevgi ve özen elde etmek için çabalamalarına ve bir defa bulunca da buna müthiş bir hırs ve ümitle yapışmalarına şaşmamak gerekir.

Özet olarak, gerçekte bağımlılık sevgi değildir; tam tersine bir sevgisizlik şeklidir. Ana babanın sevgi gösterememesinden kaynaklanır ve aynı sevgisizliği çocuğun da sürdürmesine sebep olur. Olgunlaşma yerine çocuklaşmayı teşvik eder. Özgürleştirmek yerine kapana kıstırmaya ve kısıtlamaya çalışır. Sonunda da evlilikleri ve insanları geliştirmek yerine yıkıma uğratır.

Eşimize arkadaşımıza, büyüğümüze bağlı olalım, bağlanalım. Fakat bağımlı olmayalım.

Gerçekten bağımlılık; tatmin olmamış ihtiyaçlarımızı karşılamak, korkudan ve acıdan korunmak, problemlerimizi çözmek ve var olan dengeyi korumak amaçlarıyla, kendimizden insanlara olan bağımlılık, genellikle “yeterli olmama” hissiyle beraber görülür.

Sağlıklı evlilikler, tarafların birbirlerinden bağımsız olarak ve kendilerini tehdit altında hissetmeden gelişmelerine ve değişmelerine imkân tanır. Bu serbestliği sağlayan, olgun eşlerin birbirlerine olan saygısı ve güvenidir. Ferdi düşünce ve hisler sağlıklı evliliklerde bastırılmaz, tersine bunlar kabul görür. Farklılıklar ve tartışmalar olsa da bu durum kişinin bedenî ve zihnî huzurunu bozmaz. Çünkü kabullenilmiştir ve tartışmaların olması, bir sonuca varması günlük hayatın olağan bir yanıdır. Eşin biri zihnî olarak başka bir şeyle meşgulse, diğeri endişeye kapılmayarak kendini idare etme becerisine sahiptir.

Bağımlılıktan çıkmalıdır, çünkü olgun sevgi, eşlerin güzel yanlarını ve insanlığın yüce hasletlerini (saygı, sabır, terbiye, sorumluluk, işbirliği, cömertlik ve alçakgönüllülük gibi) ortaya çıkarır, harekete geçirir.

Evliliğin bitmesi, ölüm, ayrılık gibi durumlar acı vericidir ama olgun insanlar kendilerinin ve eşlerinin bu acıyla başa çıkabileceklerinin bilincindedirler.

Yorum bırakın