Ana sayfa - Son Sayı - Aydınlık Savaşçıları Dımıtrı Vasılyevıch Polyakov – Rusya / Yönetmen Mustafa Ablak

Aydınlık Savaşçıları Dımıtrı Vasılyevıch Polyakov – Rusya / Yönetmen Mustafa Ablak

Rusya’dayız. Milletleri aşan bir ideolojiyi hayata geçirmek için yürütülen acımasız bir politikaya ev sahipliği yapmaya kalkışan Rusya’da. Bolşevik İhtilali’nden sonra yalnızca İslamiyet’i değil tüm inanç sistemlerini hastalık olarak kabul eden bir hâkim görüş vardı. Rusya’daki üniversitelerde yetişmiş olan Fizik Profesörü Dimitri de bunlardan birisiydi. Bu neslin içinden karşımıza Dimitri Vasılyevıch Polyakov gibi insanların çıkması yüce Allah’ın insanlara bahşettiği bir berekettir. Yüce Allah bir kulunun gözlerini açmak istedikten sonra ona kim engel olabilir ki? Fizikçi Profesör Dimitri, hayatının tamamen değişeceğinden bihaber, Güneş’in batıdan doğma ihtimali üzerine bir araştırmaya başlayacaktır. Böylece; Allah’ın onun için çizdiği İslam yoluna, bu araştırma vesilesiyle ilk adımını atacaktır.

İsmim Dimitri Vasılyevıch Polyakov aslen Rusyalıyım. 2005’te Müslüman oldum. İslam’ı seçmeme vesile olan olay çok ilginçtir benim için. Duyanlar da anlattıklarıma hayret ediyorlar. Aslına bakarsanız, ben de şaşırıyorum. Tabi Allah’ın lütfuyla ne zaman karışılacağımızı bilemiyoruz. Benim kısmetim bu şekilde karşılaşmakmış…

Hidayet Ancak Allah’tandır, Dilediğini Dilediği Şekilde Hidayete Erdirir

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in güneşin batıdan doğacağını bildiren hadis-i şerifi varmış. Ben böyle bir hadisin varlığından habersiz, güneşin doğudan değil de batıdan doğması durumu ile alakalı fiziksel bir araştırma yapmaya karar vermiştim. Meseleyi gündemimize aldık. Bu konu hakkında araştırma yaptık ve birkaç teori ortaya attık. O teorilerden biri “Güneşin Batıdan Doğma” Teorisi idi. Daha önce bu teori hakkında araştırma yapılıp yapılmadığını internette aramak istedim. Baktım, pek bir şey yoktu. Derken ne göreyim; İslam’la ilgili bir siteye rastladım. Ne alaka diye düşündüm. Sonra o sitede bu teori ile doğrudan ilgili diyebileceğimiz Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in o muhteşem hadisini buldum: Buhari Hazretleri’nin kitabında geçen hadis-i şerifin metni aynen şöyleydi. “Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.” O günden itibaren İslam hakkında daha yoğun araştırmalar yapmaya başladım ve Müslüman oldum çok şükür. Şimdi düşündüğümde, o dönem tesadüf olarak adlandırdığım tüm bu gelişmeler, aslında İslam’la tanışabilmem için birer vesileymiş.

Bilimsel Araştırması

Bu araştırma hakkında bilgi vermeye kalkarsam çok uzun bir süre bunu anlatmak zorunda kalacağım. Bu bizim şahsi araştırmamızdı. Ortaya çıkmış teorilerin fizik açısından şaşırtıcı ve etkili olduklarını sanmıyorum. Ama benim için önemli olan, en değerli kazanımım bu araştırmanın Müslüman olmama vesile olmasıdır.

Dünyanın manyetik kutuplarının değişmesi sebebiyle güneşin batıdan doğma teorisi ortaya çıktı. Biz bu teori için yeterli deliller bulamadık. Dünyanın manyetik kutuplarının değişmesini ise, arkeologların yaptıkları kazılar ortaya çıkarmıştır. Sondaj çalışmaları yapıldığı vakit yer altından farklı maddeler çıkıyor. Bu çalışmaları yapan işçiler için çıkan maddeler bir işe yaramıyor ve onları atıyorlar. Lâkin bilim adamları için bu maddeler çok faydalı. İşte bu, yerin farklı tabakalarından çıkan maddeler, dünyanın manyetik kutuplarının değişmekte olduğunu göstermekte olabilir diye düşündük. Bu değişim ise elbette belli olmayan bir sürede meydana geliyor. Belki de yeryüzünde olan afetlerin sebebi bunlar olabiliyor.

Bilim İslam’ı Tasdik Ettiği Ölçüde Doğruya Yakınlaşmıştır

Bence İslam’ın hiçbir bilimsel kanıta ihtiyacı yok. Bilim, insanların tartışmalarından ve onların farklı ve değişik görüşlerinden başka bir şey değildir. Bilimi putlaştırmamak lazım. Modern insan bilimi din yerine koydu, bilime taptı. Açık olan şeyleri bizler elbette inkâr edemiyoruz. Lâkin Kur’an’ın doğru olduğunu, tek hakikat olduğunu; Big Bang yani Büyük Patlama teorisi ile kanıtlamaya gerek yok. Bizim için en önemli delil Kur’an ve sünnettir. Bilim, Ku’ran ve sünnete karşı çıkarsa, biz onu kabul edemeyeceğiz. Bilimin, hatta insanların içinde bulunduğu sosyal bilimlerin teorilerinden hiçbirisi Yüce İslam’ın önüne geçemez. Bizim temel hareket noktamız, çizgimiz, ölçümüz ve her türlü sebep-sonuç ilişkilerimiz tamamen Kur’an ve sünnete aittir. Yani öncelikli kaynağımız vahiydir, vahiyle çatışmayan uyuşmayan ona paralel bilgilere “doğru” diyebiliriz. Biz Yüce yaratanımızın bize bildirdiği bilgi ve yönlendirme açısından olaylara veya bilimsel çalışmalara yorumlar yapabiliriz. İslamiyet’in Yüce Allah tarafından vahiy yoluyla gönderildiğine iman ettiğimizi söylüyoruz. Fakat bunu söyleyen bizler İslamiyet’i ve hükümlerini rasyonalizm, bilimsellik, şu batı felsefesi, şu doğu düşüncesi gibi farklı bakış açılarıyla değerlendiriyoruz. Bu Müslümanların inanç sistemlerini bozacak çok büyük, bir o kadar da gizli bir tehlikedir. İslam düşüncesini, hükümlerini, bize sunduğu hayat tarzını sadece ve sadece Allah’ın kutsal vahyi Kur’an ve onun uygulanışı, pratiği olan sünnet yoluyla yorumlayabilir ve anlayabiliriz. Eğer farklı ideoloji, din veya bir kısım bilimsel verilerde, İslam’a uygun şeyler varsa, bunun zaten İslam’da var olduğunu söyleyebiliriz. İslam’ı Kur’an ve sünnet harici hiçbir yoruma, dine, ideolojiye veya bilimsel bir teoriye bağlayamayız. Bu, Allah muhafaza, bizi İslam’ın dışına itebilir. Bugün, bir bilimsel teoriyi vahyin önüne koymak bilime tapmaktır. Irki bir meseleyi vahyin önüne koymak, ırkçılığa tapmaktır. Herhangi bir hayat tarzı, ideoloji veya felsefeyi İslam’ın, vahyin önüne koymak bu hayat tarzlarına, ideolojilere ve felsefelere tapmaktır. Hâlbuki Allah din olarak bize İslam’ı seçtiğini ve ondan hoşnut olduğunu Ku’ran-ı Kerim’de bildiriyor. Yüce Allah’a iman sözünü dilimizle söylemek kolaydır, fakat esas olan, Yüce Allah’ın indirdiği vahyi ön plana çıkaran düşünsel sistematiği beynimize ve hayatımıza yerleştirmektir. Günümüz Müslümanlarının en büyük sorunu budur. Yüce Allah bizi bu gibi tehlikelerden korusun.

Müslüman olmadan önce, Müslümanlar hakkında herkes gibi düşünüyordum. Tüm dünyada olduğu gibi, Rusya’da da Müslümanlar hakkında kötü propagandalar yapılıyordu. Televizyonda İslam ve Müslümanlar hakkında ne söylüyorlarsa, ona inanıyordum. Yani İslam hakkında, Müslümanlar hakkında hiç iyi bir düşüncem yoktu. Şu an, bilakis İslam’ı kötüleyenlerin söylediklerinin doğru olmadıklarını biliyorum. Dinimi tanıdıkça bu inancımın doğruluğunu daha da destekliyorum. Böyle bir dinin terörizmle anılması beni o kadar üzüyor ki… Büyük bir haksızlık, sistemli bir nefret politikası yürütülüyor. Belli gruplar kışkırtılarak İslamiyet’in yanlış tanınması isteniyor. Bizler güzel ahlakımızla ve örnek davranışlarımızla dinimizi daha doğru şekilde tanıtmak için çaba sarf etmeliyiz.

İslam Bir Hayat Tarzıdır

İslam’daki her şeyi seviyorum ve İslam’daki her şeyden hoşlanıyorum. Zaten başka türlüsü mümkün değil. Her şeyin en doğrusunu, en güzelini emreden bir dine inanıyorsanız içerisinde sevmediğiniz hiçbir şey olmamalı. Bu da İslam’ın mükemmeliyetini kanıtlar nitelikte. İslam’ı ben sadece ibadet olarak görmüyorum. İslam, hayatımızı her yönüyle kapsayan, aklımıza gelen gelmeyen her konuda bize rehberlik edebilen bir din. İslam bir hayat tarzıdır, tüm hayatımızı kapsar. Tüm hayatımızı kapsaması kalbimizle ona iman etmemizden kaynaklanmaktadır. Yüce Allah’a şükürler olsun, ben bu imanı tattım ve hayatımın gerçek amacına ulaştım.

İslam’da Her Şeyde Hayır Vardır

Müslüman olduktan sonra, hiçbir şekilde olumsuz bir sonuç ortaya çıkmaz. Olumluluk ve olumsuzlukları belirleyen Allah’ın rızası olmalıdır. Nelerde hayır vardır, nelerde hayır yoktur; bunu yüce Allah bilir, biz hayırsız zannederiz, bakarız ki işin sonu başka türlü sonuçlanır. Bazı arkadaşlarımla iletişimim kesildi ve arkadaşlığımız bozuldu, ama ben bunu olumsuz bir sonuç olarak kabul etmiyorum. İslamiyet benim her şeyim. Onu kazanmak uğruna, her şeyimi vermeye hazırım. Dolayısıyla beni terk eden eski arkadaşlarım, beni hiç ama hiç etkilemedi. İnsanın bu dünyada varlık amacı kulluk olduğuna göre, bu geçici hayattaki bir kısım problemlere takılmamak gerekiyor. Yüce İslam’ın hayatımızdaki vazgeçilmez önemini hissettikçe her Müslüman; hayatında neleri feda edebileceğini daha iyi hissedebiliyor. Sonsuz bir hayat için bu kısa ömürde feda ettiğimiz şeylerin hiçbir önemi yoktur. Önemli olan İslam’a sıkı sıkıya bağlı olabilmektedir. Başka insanlar bizleri bu yüzden kınayacak, kötüleyecekse dahi bizim bunlara aldırış etmeden yolumuza devam etmemiz gerekiyor.

Müslüman oluşum herkesin dikkatini çekti ve ne yazık ki kimse bunu hoş görmedi. Rusya’da, Müslümanlarla ilgili olumsuz propagandadan dolayı insanlar, Müslümanlardan korkuyorlar ve onlara karşı ihtiyatlı davranıyorlar. Bu ön yargılar, akrabalık ilişkilerimi de etkilemeye başladı. Öyle ki, artık akrabalarım benim terörist olduğumdan şüpheleniyorlardı. Benimle irtibatı kesenler bile oldu. Hâlbuki keşke bu güzellikleri benimle birlikte tadabilselerdi, en azından dinimin yarattığı mutluluğun, huzurun yansımalarını benim üzerimde görebilselerdi. İslam ve terörizmin bir arada anılması ironi olduğu kadar üzücü de.

İslam’ı kabul etmeden önce Müslüman arkadaşlarım yoktu. Sonra, tabii ki birçok Müslüman’la tanıştım. İyi ve güzel davranıyorlardı. Yeni bir hayata başlıyordum ve alışma sürecinde Müslüman arkadaşlarım bana yardımcı olmakta birbirleriyle yarıştılar. Müslümanlar arasındaki bu dayanışmayı gördükçe, bunca yıl bizlere anlatılanların ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha görmüş oldum.

Mezheplere ve Cemaatlere Sosyolojik Bakış

İslam’da farklı mezheplerin varlığını şaşırtıcı ya da garip bir şey olarak görmüyorum. Şeytan beşeriyetin başlangıcından beri insanların doğru yolda olmalarına engel olmaya çalışıyor. Bundan dolayı onun İslam’a yaptığı etkilerini görüyoruz. Kültürel farklılar, yaşam şartlarının sürekli değişmesi, yeni ihtiyaçların doğması gibi faktörler farklı yorumların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Farklı mezheplerin çıkması da normaldir. Tabii ki, Kur’an ve sünnet temel alınmalı. Temel iman meselelerinde İslam’dan sapmadıktan sonra bu çeşitlilik bir özgürlük, bir imkândır.

Cemaatler insanların kutuplaşmasına neden olmamalı. Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olmaları gerekir, birbirimize yardımcı olmak konusunda çaba sarf etmeliyiz. Maalesef bizim asrımızda bunu göremiyoruz. Dinimiz bize birlik ve beraberliği emretmesine rağmen bu, en çok ihmal ettiğimiz şey. Bir kısım olumlu çabalar var ama istenen sonucu vermiyor. Bireysel olarak yürüttüğümüz davranışları kitlesel boyutlara taşıyamıyoruz. Günlük hayatın temposu bizleri yoruyor, bencilleştiriyor. Etrafımızda olup bitenlerin farkına varamıyoruz. Vaktimiz kalmıyor.

Filistin örneğini vermemin yeterli olacağını düşünüyorum. Ne yazık ki, gerekli hassasiyeti gösteremiyoruz ve oradaki kardeşlerimiz zulüm görmeye devam ediyor. Diğer bir örnek de dünyanın farklı bölgelerinde Ramazan ayının başlangıcının ye sonunun farklı günlerde olması. Ve bunun büyük bir mesele, bir inat, bir siyasi problem haline getirilmesi diyebilirim. Tüm bunlar Müslümanları yıpratan ve güzel yönlerimizi gölgede bırakan olaylar. İslamiyet’in daha farklı konularla tanınması gerektiğini düşünüyorum.

Gerçek Kişisel Devrim Müslüman Olmak ve İslam’ı Yaşamaktadır

İslam’ı kabul ettikten sonra benim tüm hayatım değişti. Önceden ben sadece bu dünya için yaşıyordum. İnsanların gündelik dertlerinden ötesi, gündemimde yoktu. Çünkü amacım yoktu. Elhamdülillah Müslüman oldum ve şimdi bir sorumluluğum var: Allah’a hayırlı bir kul olabilmek. Tabii hayat tarzımda da bu yönde değişiklikler oldu. Şimdi Allah’tan geldiğimizi ve geri O’nun yanına döneceğimizi biliyorum. Bunun için sadece bu dünyayla değil ahiretle de ilgilenmenin ve ona hazırlanmanın önemini anladım. Önceden uğraştığım işlerin çoğunun kimseye faydasının olmadığını fark ettim. Vaktimi gereksiz yere harcayan bu işlerden birer birer kurtulmaya başladım. Güne başlangıcımdan bitirişime kadar tümü değişti. Yemek yiyişimden insan ilişkilerime kadar her şeyin değiştiğini gördüm. Bu rahatsız olduğum değil, aksine olmasını istediğim bir durum.

Kur’an Hayat Nizamıdır

Kur’an-ı Kerim benim için büyük bir güç ifade ediyor. Kur’an benim için bir dayanak, sığınak ve rehberdir. Neler yapmam ve nelerden uzak durmam gerektiğini söylüyor. Beni korumak için öğütler veriyor. Dinimle ilgili öğrenmek istediğim birçok şey için ona başvuruyorum. Hayatımı ona göre düzenliyorum.

Dinimin gereklerini yapmak için can atıyorum. Elhamdülillah bu sene Hacca gittim. Çok sevindim ve Mekke’yi görmekten dolayı çok huzurluyum. Daha önce eksik kalmış bir yanımı tamamlamış gibi hissediyorum. Mekke’nin manevi havası insana gerçekten huzur veriyor. Gidip görmeden, yaşamadan hissedilemeyecek bir duygu. Orada güzel şeyler yaşadım, güzel anlar yaşadım. Herkes aynı kıyafetler içinde aynı ibadeti yapıyor. Aradaki farklar ortadan kalkıyor. Bu kadar insanı bir araya getirebilen iman gücü, beni kendine hayran bıraktı.

Örneğimiz Önderimizdir

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatımdaki yeri birinci konumda. O büyük önderimdir. Örnek alınabilecek tek insan. Bizlere dinimizi öğretmekle görevlendirilmiş bir insandan başka kimi örnek alabiliriz ki zaten? İnsanlar hayatlarının merkezlerine farklı modeller yerleştirebiliyor. Özellikle gençlik yıllarımızda, popüler kültürün bizlere sunduğu insanların yaşam tarzlarını örnek alıyoruz. Ama biz Müslümanlar, Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi model varken kendimizi başka insanların yaşam tarzlarıyla özdeşleştirmemeliyiz.

Yaptıklarımızla İyi ya da Kötü Örnek Olmak

İnsanları İslam’a davet etmekte en etkili şey güzel örnek olmaktır. Müslümanlar kendi davranış ve ahlaklarıyla, yaşantıları ile davette bulunurlarsa, bu İslam için yaptıkları en güzel şey olacaktır diye düşünüyorum. Her insan işe önce kendi hayatından ve yakın çevresinden başlamalı. İnsanlara tavsiye edeceğimiz dinimizi önce kendimiz içten ve doğru şekilde yaşamalıyız. Böyle yaşamazsak başkalarının üzerinde nasıl etkili olabiliriz ki? Bizler yaptığımız işlerden sorumlu tutulacağız. Yaptığımız yanlış bir hareket yüzünden bir insanı İslamiyet’ten soğutma vebalini, sorumluluğunu kim almak ister? Ahlakımızla, hoşgörümüzle, içtenliğimiz ve samimiyetimizle insanlara örnek olmalıyız. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) gösterdiği sabrı bizler de göstermeye çalışmalıyız. Dinimizi yaşamada gösterdiğimiz titizlik ve özen, insanların dikkatlerini çekecektir. Bu örnek davranışlarımız, dinimize verdiğimiz önemin, değerin göstergesidir aslında.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.