Ana sayfa - Manşet - Aslanların Dünyasından Toplum ve İş Hayatına Bakış / Şükrullah Dolu

Aslanların Dünyasından Toplum ve İş Hayatına Bakış / Şükrullah Dolu

Aslanlarla ilgili çalışmanız nasıl başladı?
Aslında ben ekonomi gazetecisi ve yazarıyım. Özellikle KOBİ’ler konusunda işbirliği, güç birliği, ortaklıklar konusunda çalıştım, bu konuda kitaplarım var, onları internet sitemde de görebilirsiniz. Aslanlar, 2000’li yıllarda bir belgesel dizisi izlerken gündemime girdi. Anladım ki, benim anlatmaya çalıştığım işbirliği, güç birliği, ortaklıklar konusunu aslında aslanlar çok güzel sahada yansıtıyorlar. Çünkü gördüğüm belgesellerde öğrendim ki, aslanın en ağırı erkeğidir, 250 kilogramdır; en büyük kara memelisi ise fildir ve 11 tonu geçebilir. Aslanlar filleri avlıyorlar. Hayret ettim. Dövüşte, boksta, güreşte hep sıkletler, eşdeğerler dövüştürülür. Ama bu 250 kilogram ve 11 ton, yani yaklaşık 50 kat. Bu nasıl oluyor, nasıl yapıyor diye hayretler içinde kaldım. O günden sonra araştırmalar yaptım. Her geçen gün yeni şeyler öğreniyorum.
Benim anlatmak istediğim; işbirliğini, güç birliğini tabiatta en iyi uygulayan, aslanlar. Çünkü 50 kat büyüğü avlıyorlar ve bunu tek başlarına yapmıyorlar. Aslında kaplanlar, aslanlara göre daha güçlü, daha çevik hayvanlardır. Kesinlikle, tartışma götürmez; fakat hiçbir kaplanın fil, zürafa, bufalo, en büyükleri avladığını göremezsiniz. Çünkü onlar sadece eşdeğerlerini, kendi klasları, sıkletlerini avlarlar tabiatta. Tek başına takılan özgür ruhturlar ve sadece klaslarındaki hayvanları avlarlar. Ama aslanlar ise birlikte avlanırlar ve onların sırrı da budur. Yani bir olmak, iri olmak, diri olmak, aslında aslanlar gibi olmaktır. Onlar, bir, diri ve iri oldukları zaman karşılarında neyin olduğu hiç önemli değildir; en büyük kara memelisi fili, en yüksek zürafayı avlarlar. Çünkü bir, iri ve diridirler.
Allahu Teâlâ’nın iki tane kitabı vardır, kâinat kitabı ve Kur’ân-ı Kerîm; hangisini okursanız sizi diğerine götürür ve buyrulur ki, bakanlar için ibretler vardır. Ben de aslında aslanlar dünyasına bir ibret bakış açısıyla bakıyorum, orada gördüklerimi anlatmaya çalışıyorum.
Aslan ve insan ilişkisine dair ne söylemek istersiniz? İkisi arasındaki benzerlikler nelerdir?
Aslanlar da insanlar gibi öğrenebilen bir yapıya sahipler. Mesela, ot yiyenler, doğar, beş dakika sonra ayağa kalkar, on beş dakika sonra koşmaya başlar. Yani her şey ona kodlanmış. Ama biz nasıl ki doğuyoruz, annemize, onun bakımına muhtacız belli bir süre; aslan da doğar, gözü 4 hafta kapalıdır, sonra gözleri açılır, hâlâ muhtaçtır, sonra yürümeye başlar, sonra koşmaya başlar. Fakat her şeyi öğrenir, annesinden öğrenir; öğrenmeden yaşayamaz. Yani ot yiyen gibi değildir; ot yiyen hemen koşmaya başlar ve artık hayatiyeti devam eder. Aslan da öğrenebilen bir formata sahiptir, öğrendikçe hayatta kalır, öğrendiği kadar hayatta kalır. Mesela erkek aslan yavrularını bir süre sonra aileden kovar. Erkek aslan yavrusu aileden kovulana kadar eğer avlanmayı öğrendiyse hayatta kalır, değilse açlıktan ölür.
Tek başına olan aslan sadece bir kedidir; işte o avladığını söylediğimiz filin, zürafanın, bufalonun yanına dahi yaklaşamaz, sadece uzaktan kedi gibi seyredir. Ama birlikte ise karşıdakinin ne olduğu hiç önemli değildir. Kitabın adını koyduktan sonra fark ettim; aslan kral değildir, tek başına olan aslan sadece bir kedidir, birlikte olduğu zaman hakikaten hayvanlar âleminin kralıdır. En büyük, en güçlü, en yüksek, en çılgın, hiç fark etmez, hepsini avlarlar.
İş hayatında aslan taktiğinden bahsedebilir misiniz?
Türkiye’deki işletmelerin yüzde 98’i KOBİ’dir. Bunlar sadece bizim derelerde avlanabiliyorlar. Hâlbuki bizim bir medeniyet iddiamız varsa ekonomimizin güçlü olması lazım, firmalarımızın, markalarımızın olması lazım ve okyanuslara açılmamız lazım; ama bu yapılarla mümkün değil. Şu anda ben şekerleme sektöründe çalışıyorum. Dünyanın büyük şekerleme firmaları var; bunların bir tanesinin cirosu 20 milyar dolar. Türkiye’de de faaliyette olan bir şekerci var; sadece onun cirosu 4,5 milyar euro. Türkiye’deki şekerleme sektörünün toplamının ihracatı, 2 bine yakın firmanın yaptığı ihracat 2,5 milyar dolar. Şimdi düşünün, karşıda filler, zürafalar, bufalolar var; ama bizim yanımızda kediler var. Nasıl rekabet edeceğiz? İşim icabı dünyada geziyoruz, Big Ten denilen bir kavram var. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bütün marketlerde bu Big Ten’in ürünleri vardır.
Siz şimdi Türkiye’deki bir KOBİ olarak, gideceksiniz, Güney Afrika’da bu Big Ten’le rekabet edeceksiniz! Mümkün değil. Fakat Big Ten’in de kökenine indiğiniz zaman, hepsi çok ortaklı, yani ortaklıklar, güç birlikleri, işbirlikleri var. Dolayısıyla Türkiye’nin de hakikaten rekabetçi bir ekonomi olmak istiyorsa bunu başarması gerekiyor. Şirketlerini çok ortaklı yapması gerekiyor.
Aslanın hayatında günlük hayata uyarlanabilecek ne gibi çıkarımlar var?
Vahşi alanda dünyada en fazla hayvan çeşitliliği Afrika’dadır, 500’e yakın tür yaşadığı söyleniyor. Bu 500’e yakın türün yarısının ot yediği, kalan yarısının da ot yiyenleri yediği söyleniyor. Aslan ise dişinin kestiği her şeyi yer. Aslan bazen ot da yiyebilir. Başı ağrıdığı için ot yediği iddia edilir. Aslanda bir menü zenginliği, çeşitliliği var. Onun dışındaki hayvanların hepsinin bir menüsü vardır; ot yiyen ot yer, et yiyen de et yer. Mesela çita, minimum sürede maksimum hıza ulaşır, avladığı bir şey vardır; küçük ceylanlar, antiloplar. Onun en bariz özelliği de hızıdır. Bu hızıyla ölçeğine uygun şeyler avlar. Ama mesela, çitanın koşarak, hızla avladığı şeyi aslan yatarak avlar. Çünkü aslan kurnazdır, pusu kurar. Pusu kurmak da önemli bir taktiktir. Yere yatar, avı onun üzerine gelir, tak diye kalkar ve onu alır. Yani aslanda taktik zenginliği de vardır. Fili, bufaloyu avlayacaksa ona tek başına gitmez; ekibi kurar, birlikte gider. Mesela kuşatmak bir aslan taktiğidir. Özellikle büyük avları kuşatır, fili kuşatır, çembere alır ve fil avları öyle yarım saatte, bir saatte olmaz, bir gece boyu sürer. Bunlar günlük hayatta, siyasi hayatta kullanılan taktiklerdir. Önce yorar, sağdan saldırır, soldan saldırır, dengesini bozar, kafasını karıştırır, sinir sistemini çökertir, en sonunda indirir aşağıya. Gece boyu bunu yapar. Başka bir taktiği pusu kurma. Hayvanlar genelde grup hâlinde yaşarlar. Mandalar grup hâlinde ve duruyorken, orada ona hiçbir şey çıkmaz. Ne yapar? Gider, oraya hücum yapar, onları korkutur, panikletir, onlar korku ve panik hâlinde etrafa dağılıyorken, o anda işte o aradan küçükleri, zayıfları, hastaları çeker çıkarır. Dolayısıyla mesela bu toplumsal saldırılar, terör olayları açıkçası hep bunun için yapılır; toplumun şuurunu kaybetmesi, bilinçli düşünmesini kaybetmesi istenir. Rahmetli Mahir Hoca bir olay gerçekleştiğinde, “Buradan kim kazandı?” diye sorardı. Şu oldu, bu oldu; ama o anda kim, ne yaptı, yani av ve avcı nerede? Aslanlardan biri sürüye saldırır, aslında o avcı değildir, o ortalığı karıştırıcıdır, asıl avcılar başka yerdedir. Avcı olan ekip hemen devreye girerler ve ortalıktan zayıfları çıkarırlar.
Aslanlar sonuç odaklıdır. Aslanlar için önemli olan süreç değildir. Antilobun peşinden giderken antilop geriye dönse, boynuzu olduğu için aslan hemen durur. Aslan tehlikeye karşı yürümez. Aslan aslında ilk gözleri açılıp aileye katıldığı zaman, küçük aslanlar hareket eden her şeyin peşinden yürür, her şeyi av sanır, bir boynuz darbesi, bir çifte yiyip hâlâ yaşıyorsa anlar ki, her şeyin peşinden gitme. Sonuç odaklıdır. Süreç o anda durur, ama onun pes ettiği anlamına gelmez. Durur ve vaziyeti tekrar değerlendirir, en sonunda onu avlar. Tehlikeye karşı yürümez. Bu da bir aslan taktiğidir. Boynuzlu bir şey geliyorsa, tehlikeli bir şey geliyorsa kenara çekilir, durur, yani avlanmak için uygun şartları bekler.
Aslan çok koşmaz; çünkü en fazla azami 60 metre koşar, hızını kaybeder, koşucu değildir. Onun için avına yaklaşabildiği kadar yaklaşır. Eğer üstünlüğünü kaybettiyse, onu yakalama potansiyelini kaybettiyse hemen orada durur, gücünü kaybetmez. Çünkü sıcakta koşmak da güç kaybına sebep olur, yakalayamazsan açlıktan ölürsün.
Aslanın taktik zenginliği vardır, hedefe ve amaca göre davranır. Fil avlarken başka taktik uygular, hızlı hayvan avlarken başka bir taktik uygular, tek başınayken başka taktik uygular. Aslanlar için önemli olan sonuçtur, süreç değildir. Mesela iş hayatında da böyle bir şey vardır. Bazı insanlar sadece süreçleri kontrol ederler; sabah kaçta geldin, akşam kaçta gittin? Bazıları da derler ki, “Ben sonuç istiyorum kardeşim; akşam bana, ne kadar satış yaptın, ne kadar av yaptın, onu getir.” İlke anlamında, insan yönetimi anlamında hakikaten aslanlardan alınabilecek çokça şeyler var. Ben zaten biraz da bu açıdan bakıyorum.
Mesela tehlikeye karşı yürümemek. Cesaret, bir de cahillik, yani cahilin cesareti derler ya, genç aslan ve yavrular öyledir; filin peşinden tek başına gider. Ama büyük, yetişkin aslan eğer ailesiyle birlikte, o komiteyle birlikteyse onun peşinden gider; çünkü bilir ki, birlikte olduğu zaman onu avlayabilir.
Aslanlarda profesyonel bir krallık modellemesi mi var?
Aslan aslında tek başına hayvanlar âleminin kralı değildir, birlikte olduğu zaman her şeye hükmedebilir; ama kendi ailesinin kralıdır, fakat ailenin kralı daimi değildir. Ailede krallık geçicidir, erkek ve güçlü olan aslan kral olur. Kral en güçlü olduğu zaman, babası da olsa, bir pençe, bir darbe, krallığa oturur. Krallığa oturmak ne demek? Krallıkta, yani bir av avlandığı zaman, hani aslan payı derler ya, av büyükse sorun yok -bu da aslında bir çıkarım sosyal anlamda- herkes yer; ama av küçükse, orada en önce kral aslan yer, doyacağı kadar yer, sonra diğerlerine kalırsa onlar da yer. İşte, krallık orada kendini gösterir. Kim kralsa o önce yer, en çok yer. Ama bu da geçici bir şeydir. Krallığın silahı diş ve pençedir. Yavrular büyüyor, çeneleri büyüyor, onun için aslanlar o erkek yavrular büyüyünce onları tehdit olarak algılar ve kovar. Nasıl kovar; yemek yerken ona vermez, ona kötü davranır. Aslanlar çok hisli hayvanlardır. Hakikaten orada istenmediğini anlar ya da tehdit olarak algılar ve oradan kaçar artık, gider, kendine yeni bir alan kurar. 4 yaş tam onların olgunluk yaşıdır, artık krallığa adaylık zamanı gelmiştir. Sınırlarda dolaşır, kaçak dolaşır, kaçak avlanır. Ta ki yeleleri tam oturup güçlü olduğu zaman artık meydan okumaya başlar. O sınırları dolaşan aslan idrarını bırakır ve oralarda dolaşan, ben de varım diyenler, onlar da idrar bırakır ve o idrarın kokusunu hemen anlar, kükremeye başlar. Kükremek, “Burası benim! Ben buradayım. Burada kim var başka? Kim varsa çıksın ortaya!” anlamındadır. Onların da bir iletişim dili vardır; kokular, sesler ve renkler. Renkler de onların bir iletişim aracıdır. O aslan hakikaten kendine güveniyorsa çıkar ortaya, düello yapar, düelloyu kazanan krallığı ele geçirir. Aslanlarda mutlak bir krallık yok. Onun için aslında erkek aslanların hayatı çok trajiktir.
Dişleri ve pençesi olmayan aslanlar aileden kovulur, tahttan düşen bir aslan sırtlanların maskarasıdır, aynı yaşlı kurtlar gibi, artık o sırtlanların insafına kalmıştır. Çünkü tek başına avlanamaz ve pençesi yoktur, en sonunda da zaten açlıktan ölür.
Aslanı nasıl anlatırsınız derseniz, iki şeyle anlatırım ben; aile ve birlik. Dünyaya ve Türkiye’ye bakarsanız, en büyük şirketler aile şirketleridir. Birlikte oldukları için güçlüdür. Türkiye’deki en büyük şirketler aile şirketleri; Türkiye’nin en büyük 10 şirketinin 5’i onlara ait. Aslanların gücü ailededir; aile bir, iri ve diri olduğu zaman güçlü olurlar.
Aslanlarda da bir işbölümü vardır. Bu aslında fıtrata uygundur. Aslanlar üzerine çalıştığımı bilen bazı arkadaşlar bana diyorlar ki: “Dişiler avlıyor, erkekler de yiyor.” Aslında o kadar basit değil. Fıtrata göre, yani biyolojik yapılarına göre rolleri var. Çok anlamlı bu. Mesela dişi aslanlar avcıdırlar, çünkü onlar daha hızlı koşarlar. Erkekler daha ağırdırlar, onlar çok koşamazlar. Ama büyük avlarda, yani fil, bufalo, manda avlarında dişi aslanlar tek başlarına avlarını aşağı indiremezler. Çünkü dişilerin en ağırı 180 kilo. Erkek aslanlar ise 70-80 kilo daha ağırlar. Bufalonun sırtına atlar o, ağırlığı bile bufaloyu çökertir. Fili de keza öyle. Yani onların ağır olması, yani ağırlık koşmada dezavantaj, ama büyük avlarda avantaj. Yani her şey yerli yerinde.
Dişi aslanın yelesi yoktur. Erkek aslan yeleleri olan aslandır, dişiler yelesiz olanlardır. Dişiler çömeldiklerinde, görünmez olurlar; ama erkek hem cüssesi hem de yelesi, yani çömeldiği zaman bile ortada gözükmektedir. Yani avda dezavantajlıdır.
Avı avlamak önemli, ama avladığın avı yemek daha önemlidir. Mesela dişi aslanlar avı avlarlar, ama sırtlanlar büyük hırsızdır, hep aslanları takip ederler. Erkek aslan yoksa, onlar hemen gelip musallat olurlar. Sırtlanlar çok iyi bir mobbing ustasıdırlar. O aslanların etrafında öyle bir ses çıkararak dönerler ki, onların sinir sistemi bozulur. Çok da sırtlanlarla haşır neşir olmazlar, çünkü dişi aslanlar daha narin hayvanlardır; ama erkek aslan tam bir sırtlan katilidir. Erkek aslanın olduğu yerde sırtlanlar gözükemez, ava musallat olamazlar. Dişi aslanlar avlarlar, avlarını yiyemeden sırtlanlar gelip onların elinden alırlar. Erkek aslan, tabiri caizse koruyucudur, silahlı kuvvetlerdir. Sınırları gezer, çocukları, dişileri ve onların avlarını korur. Bunun da karşılığı olacak tabii; avın en fazlası, en iyisi, en iyi yerini yer. Eğer erkek aslan olmazsa hakikaten büyük av avlayamazlar, avladıklarını yiyemezler, yavrularını koruyamazlar; ama dişiler de hakikaten çok mahirdirler, koşarlar, daha atiktirler, daha hafiftirler, hakikaten daha avcıdırlar. İşbölümü vardır, yani herkes fıtratına ve yapısal özelliklerine göre bir iş yapıyor. Aslında bu bizim toplumsal hayatımız için de böyle. Kadın ve erkek, yani hepsinin yapabileceği şeyler var, fıtratına uygun olan şeyler var. Tabii ki, insan olarak her şeyi herkes yapabilir, kadın da erkeğin yaptığı her şeyi yapabilir; ama erkeğin daha verimli yapabildiği, daha performanslı yapabileceği şeyler vardır.
Şunu da gözlemledim: Aslanları ayrıştıran ve birleştiren şeyler, bu insanlara da benziyor aslında. Aslanlar hakikaten hücuma geçerken birlikte olurlar, avlanırken birlikte olurlar; avı yerken, orada bazen biraz ayrışırlar. Çünkü av büyükse çok güzel, herkes hırlamadan yer; ama av küçükse, orada, sen yiyeceksin, ben yiyeceğim kavgası olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.