Ana sayfa - Son Sayı - Anne-Baba, Çocuk İçin Koşulsuz Sevgi Kaynağı Olmalı / Psikolog & Aile Danışmanı Özge Öztaşçı

Anne-Baba, Çocuk İçin Koşulsuz Sevgi Kaynağı Olmalı / Psikolog & Aile Danışmanı Özge Öztaşçı

Çocukla iletişim ne zaman başlamalı, nelere dikkat edilmeli?

Türk ebeveynler olarak doğumdan itibaren her ne kadar kendi parçamız olarak görsek de, çocukların ayrı bir birey olduğunu öncelikle kabullenmemiz gerekiyor. O bireylerin tamamen kendi yaşantıları olacağını ve bizim onlara verdiğimiz eğitimle bu yaşantıları şekillendireceğimizi unutmamamız gerekiyor. Küçücük bir bebeğe yaklaşırken belki bu mantaliteyle yaklaşmıyoruz, ama o bebeğe bizim yaklaşımımız bile onun ilerideki kişiliğine büyük katkılar sağlıyor. “Bebek işte, anlamaz.” şeklinde yaklaşmak çok zararlı bir yaklaşım.

Öncelikle, çocuğu doğumdan itibaren, tabiri caizse, bir heykeltıraş gibi yontmamız gerekiyor. Kız veya erkek olarak ilk yaşlarda pek bir ayrım olmasa da, tuvalet eğitimleri sırasında kız ve erkek ayrımını yapmamız gerekiyor. Mesela günümüzde maalesef çok büyük bir problem olan cinsel istismar konusu biraz da bizim çocuklarımıza neyin doğru, neyin yanlış, neye sınır konulması gerektiğini öğretmememizden kaynaklanıyor. Biz, erkek çocukları biraz daha rahat yetiştirip, kızları biraz daha içine kapanık yetiştirdiğimiz için, herhangi bir istismar vesaire durumunda erkek çocuğun tepkisi ile kız çocuğun tepkisi çok farklı oluyor ve ikisi de olmasını istemediğimiz tepkiler. Şöyle bir örnek vereyim: Çocuğun yanında giyinip soyunmamak. Bu hem erkek hem kız çocuğu için geçerli. Annenin ya da babanın onun yanında soyunup giyinmesi ya da bebek diye topluluk ortasında altını değiştirme dahi çocuk için ileriki zamanlarda çeşitli psikolojik rahatsızlıklara neden olabiliyor. Bu yüzden, 1-3 yaş arası bu tip şeylere dikkat etmek gerekiyor. Onun dışında, olabildiğince çocukla konuşulmalı, iletişim kurulmaya çalışılmalı. Çocuğu azarlar ya da şikâyet eder şekilde değil de, duygularımızla konuşmalıyız. Mesela çocuk istemediğimiz bir davranışı yaptığında, “Bu davranışı yapman beni çok üzüyor. Bu davranış sonucunda ben yorulacağım, ben üzüleceğim…” vb. şekilde çocuğa kendi hislerimizi açıklamamız gerekiyor. Böylece çocuk o davranışı içselleştirmiş olacak. “Evet, ben bu bardağı dökersem annem hem yorulacak hem üzülecek.” şeklinde düşünecek. Çocuğa dayakla ya da bağırmakla bir şeyleri öğretemeyeceğimizi öncelikle öğrenmemiz gerekiyor.

Çocukla duygusal iletişim içerisinde olmamız gerekiyor değil mi?

Evet, kesinlikle. Çünkü bir yetişkine bağırdığımız zaman, o yetişkin sadece bizim sinirli olduğumuzu görür; neden sinirli olduğumuzu, bu sinire yol açan duyguları göremez. Biz çocuğa bunun arka planını öğretmeliyiz ki, çocuğun hem empati yeteneği gelişsin hem de ileriki yaşamında bu yöntemi uygulayabilsin.

Burada ters bir iletişim şekli de geliştirebilir çocuk, bazı davranışları kendi farkındalığını oluşturmak için, kızdırmak için de yapıyor olabilir pekâlâ.

Çocukların bir şeyleri yapmasını zaten biz engelleyemeyiz. Sadece ortaya çıkan davranış sonucunda bizim de orada tepki vermemiz gerekiyor.

Ama bunun arka planında zaten aileden kaynaklı bir sıkıntı var. Yani eksik ilgiden kaynaklı bir dikkat çekme davranışı sergiliyordur. Ebeveyn başından beri çocukla yeterince ilgilenip hem duygusal hem de ruhsal olarak onun ihtiyaçlarını karşılarsa zaten çocuk da böyle bir şeye çok ihtiyaç duymayacaktır. Arkadaşından görür ya da o an merak eder, çocukların zaten en belirgin yönleri merak duygusu; onu engelleyemeyiz. Ama önemli olan, bizim o davranış karşısında uygun tepkiyi verebilmemiz.

Çocuğu şartlandırma şeklinde eğitimler veriliyor. Mesela, “Sen bunu yaparsan ben seni sevmem.” Esasında sevgiyle tehdit var. Ya da mesela “Sen bunu yaparsan polis gelir.”, “Sen bunu yaparsan ben seni bırakırım, sevmem.” vb. Böyle, şantaj, tehdit, korkutma, çocuğun ileride hayatında çok büyük travmalara sebep olabilecek konular. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Siz şartlandırma olarak adlandırdınız. Aslında doğru bir tabir. Ama şartlandırmanın temeline baktığımızda, bir şeyi çocuğa şartlandırdığımız hâlde bile bunu sunma davranışı vardır. Mesela bir çocuğa, 10 kere “Onu yaparsan seni cezalandırırım.” derseniz, çocuğu 10 kere cezayla korkutursunuz; fakat 11. seferde ceza olmadığını görünce bu çocuk o davranışı yapmaya devam eder. Yani bu korkutmanın, şartlandırmanın bir sınırı yok. Çocuğa bunun neden yapılmaması gerektiğini öğretmelisiniz. Neden öyle olması gerektiğini çocuk bilirse zaten o davranışa yönelmeyecektir. “Polis gelir.” ya da “İğne yapar.”, “Doktor amca gelir.” tarzı yaklaşımlar, ileride çocuk için aşırı travmatik olacak sonuçlar doğurabilir. Çocuk bunu genelleyebilir de. Mesela her şapkalı üniformalı kişiden de korku geliştirebilir. İleriki yaşamında da böyle devam edebilir. Bizim verdiğimiz örnekler o kadar tezat ki. Çocuğu polisle korkutup kaybolduğunda polise gitmesini söylüyoruz. Bu sefer, herhangi bir tehlike durumunda ya da bir kayıp durumunda çocuğun polise gitmesini bekleyemeyiz.

Doktor da öyle.

Evet, doktor da öyle. Hasta olduğunda çocuk ciyak ciyak ağlayarak doktora gidiyor. İğne korkusundan, başka bir şey korkusundan, çocuklar artık beyaz önlüklü birini gördüğünde bile bir korku geliştiriyor, gitmek istemiyor, hastaneden nefret eden çocuklar oluyor.

Çocukların davranışlarını korkutarak engelleyemeyiz. Yetişkin gibi düşünmediklerini öncelikle kabul etmemiz gerekiyor. Çocuklar inanılmaz meraklı ve beyinlerini ve düşünce sistemlerini inşa etmeye çalışıyorlar. Biz korkuyla inşa edersek, onun sonucu, travmatik olur. Çocuklara korkuyla bir şey öğretemezsiniz; öğretseniz bile geçici olacaktır, çocuk o bilgiyi içselleştiremez, benimseyemez.

“Eğer sen bunları yaparsan ben seni sevmem.” şeklinde sevgiyle tehdit etmede de ileride çok büyük sıkıntılar doğurabilecek bir durum söz konusu. Çünkü sevgisiz bir topluma doğru gidiyoruz. Dolayısıyla, bunun temelleri esasında küçüklükten atılıyor. Yani tam tersi esasında; ne yaparsa yapsın, anne-baba çocuğunu sever, kollar, saygı duyar. Onun için bir kale, bir güven unsuru olması gereken bir yerde sanki onu bunu yapmayacağım endişesi çocukta gelişebiliyor. Bu konuyla alakalı ne söylemek istersiniz?

Çok güzel tarif ettiniz. Çocuk için anne-baba koşulsuz şartsız sevgi kaynağı olmalı. Sizin de belirttiğiniz gibi, sevgisiz bir toplum. Çocuk, arkadaşından, öğretmeninden, dışarıdan sevgi göremeyince, sevgi kaynağı olan anne-babaya yönelmesi gerekiyor. Dışarıyı kontrol edemeyiz ama aile içinde kendi çocuğumuzla olan ilişkileri kontrol edebiliriz. Ama biz çocuğumuza, “Bak, onu yaparsan seni sevmem, bunu yaparsan seninle konuşmam; ben seninle küstüm, artık seni sevmiyorum…” tarzı yaklaşımlarda bulunursak, çocuk bu sefer sevgiyi kazanmak için başka yollara yönelecektir. Bu, ileriki yaşlarda başka birinden sevgi görme de olabilir, bir anne-baba figürü bulup yanlış kişilerde, onları sevmeye yönelme de olabilir ya da kötü bir alışkanlığa yönelme de olabilir. Yani başka kişilerin sevgisini anne-baba sevgisiyle özdeşleştirebilir. Bu da bizim istemediğimiz bir sonuç ve gerçekten ileride gerek ruhsal gerekse zihinsel olarak olumsuz sonuçları oluyor. Sevgisizliğin zihinsel olarak gerilemeye yol açtığının bilimsel kanıtları da mevcut. Bu durum zihinsel ve ruhsal olarak çocukta gerileme yaşatacaktır.

Çocuklara iyi, güzel alışkanlıklar kazandırmak için anne-babanın çocuklarla beraber olması gerekiyor. Yani bir şeyleri dikte ettirmeye çalışmaktan ziyade, esasen kendisi rol model olması gerekiyor, en azından belli bir yaşa kadar. Yani kaliteli vakit geçirmek gerekiyor. Bu konuyla alakalı ne söylemek istersiniz?

Günümüz koşullarında anne de baba da çok yoğun ve uzun saatler boyunca çalışabiliyor ve çocuğa bakacak kişi; bakıcı, babaanne, anneanne, bir yakın vesaire olabiliyor. Ama iş dışında çocuğa kesinlikle vakit ayrılması gerekiyor. Çocukla sağlıklı bir ilişki kurmak için, parkta oynamak olabilir, çocuğumuzla eve gelince yapacağımız on dakikalık sohbet de olabilir, beraber bir yemek hazırlama, sofrayı kurma da olabilir, bu tarz paylaşımları mutlaka yapmak gerekiyor. Top oynama, yapboz yapma gibi etkinlikler bile çocuğun anne-babaya karşı güven duyması için büyük önem taşıyor. Biz çocukların bazı davranışlarını sorumluluk veya yük olarak görebiliyoruz. İş yorgunluğunun üzerine çocuğa yemek yapıp yedirmek ya da çocuğun bakımını yapmak bir yük gibi gelebiliyor. Ama çocuğa yedirdiğiniz yemekte kuracağınız bağ bile o kadar önemli ki. Hiçbir şey yapamıyorsanız, çocuğunuzu yatağına yatırıp, beş dakika masal okuyabilirsiniz. Çocuğunuzun gözünü kapatırken sizi görmesi, uyurken son gördüğü kişinin siz olması onun kafasında o kadar güzel bir yere sahip olacaktır ki. Küçücük bir vakit bile çocuklar için büyük önem taşıyor. Ebeveynler bunların dışında televizyon izlemeyi ya da başka işlerle meşgul olmayı tercih ediyor ama bu ileride arka planda çocuklarda çok daha büyük, derin yaralara yol açabiliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.