Ana sayfa - Arşiv - Alışveriş Çılgınlığı Nedir? / Psikiyatri Uzmanı Barış Önen Ünsalver

Alışveriş Çılgınlığı Nedir? / Psikiyatri Uzmanı Barış Önen Ünsalver


Herkes bazı ihtiyaçlarını karşılayabilmek için belli zamanlarda belli miktarda alışveriş yapar. Bazen, hiç ihtiyaç duymadığımız şeyleri de sevinç, üzüntü, öfke gibi farklı duyguların etkisinde kalarak satın alabiliriz. Her anlamsız, gereksiz ya da aşırı alışveriş davranışı hastalık anlamına gelmez. Alışveriş bağımlılığı dendiğinde; takıntılı biçimde alışveriş yapma, alışveriş yapmayı düşünme, alışverişle ilgili planlar kurma gibi durumları kastederiz. Alışveriş bağımlısı, ihtiyaç dışı ve kontrolsüzce para harcar. Bu durum kişinin ailevi, sosyal ve mesleki hayatını olumsuz yönde etkiler.
Anormal alışveriş yapma davranışı belki yüz yıldan fazladır psikiyatrlar tarafından fark edilmiş bulunmaktadır. Psikiyatrinin öncülerinden Emil Kraepelin ve Eugen Bleuler, 20. yüzyılın başında, dürtü kontrol güçlükleri arasında “onyomani” yani satın alma dürtüsünden bahsetmişlerdir. Ancak, 1980’lerin başına kadar onyomani hakkında pek az şey yazılmıştır. Dünya savaşlarının yaraları sarılıp özellikle batı toplumlarının refahının ve tüketimin artmasıyla birlikte alışveriş sorunları da daha fazla görünür olmaya başlamıştır. Günümüzde ise globalleşmenin etkisiyle, aşırı alışveriş yapmak tüm toplumların sorunu haline gelmiştir.
Alışveriş yapmak gündelik hayatın sıradan bir parçası olduğundan, ne zaman normal dışı ya da patolojik kabul edileceğini de belirlemek gerekir. Aşırı alışveriş davranışının bir sorun olarak fark edilip tanımlanmaya çalışılması son 20 yıllık bir süreyi içerir. Bilinen psikiyatrik hastalıklardan depresyon, şizofreni, kaygı bozuklukları gibi tanı kriterleri net değildir. Bu nedenle de farklı kaynaklarda farklı isimlerle anılmaktadır.
“Takıntılı alışveriş yapmak” (compulsive shopping) dendiğinde, hem obsesif kompülsif bozukluk yelpazesi hem de dürtü kontrol bozuklukları içerisine yerleşen bir durumdan bahsedilmiş oluyor. Zira aşırı alışveriş davranışı kimi zaman takıntılı, kimi zaman da dürtüsel bir davranış özelliği gösterebilir. Kaşık koleksiyonu yapan adam, sigorta primi için ayırdığı parayı 161. kaşığını satın almak için tereddüt etmeden harcayıp kaşığı cebine soktuğunda içine huzur yayıldığını hissedebilir. Yeşil bir etek alan kadın hiç ihtiyacı olmamasına rağmen o etekle uyumlu bir bluz, ayakkabı, çanta, kolye, küpe almadan, başka bir deyişle kıyafeti tamamlamadan rahat edemiyorsa burada takıntılı bir durumdan bahsetmek doğru olur.
“Alışveriş bağımlılığı” (shopping addiction ya da addictive shopping behavior) dendiğinde ise internet bağımlılığı, egzersiz bağımlılığı, patolojik kumar gibi davranışsal bağımlılıklar içerisine yerleşen bir tablo tarif edilmektedir. Davranışsal bağımlılıkta, alkol ya da esrar gibi bir madde olmadan, kişi belli bir davranışı yaparak rahatlama ve huzur hisseder, başka bir deyişle “ödül alır.” Davranışın ödüllendirici özelliği zaman içerisinde bu davranışa bağımlılık geliştirilmesine zemin hazırlar. Madde bağımlılığında olduğu gibi, bağımlı olunan davranışı gerçekleştirmek arzulanır.
Zamanla, ilgili davranışı gerçekleştirmeye tolerans gelişir. Alışveriş sorunu olan bir kişi, başlarda bir alışveriş merkezinden 1-2 parça eşya satın aldığında kendini mutlu hissederken, zamanla, ancak daha fazla ürün alınca aynı rahatlığı hissedebilir hale gelir. Bu duruma tolerans denir. Bazen de artan sayıyla değil, ürünün ancak daha pahalı bir yerden alınmasıyla tatmin yaşanmaya başlanabilir. Bu süreçte kişinin kredi kartı limitleri ve kredi kartı sayısı artmaya başlar.
Madde bağımlılığında, kullanılmadığı zaman fiziksel ve ruhsal olarak maddenin eksikliği hissedilir. Buna geri çekilme hali denir. Mesela vücutta titreme, iç huzursuzluğu, uykusuzluk gibi bir belirti varsa kişi bağımlı olduğu maddeyi tekrar alıp rahatlama ihtiyacı duyar. Maddi ya da mesleki sorunlar nedeniyle alışverişe gitmesi engellenen bir kişi, gün içerisinde sık sık alışverişi hayal edip buna bağlı huzursuzluk ya da mutsuzluk hissedebilir. Yeni piyasaya çıkan bilgisayarı kredi kartı limiti yetmediği için alamayan bir adam, önce mağazadaki çalışanlarla tartışıp sonra da kendisini o mağazaya sokan eşine çatabilir. İş yoğunluğundan dolayı alışverişe gidemeyen kadın, iş arkadaşı yeni çantasıyla şirkete geldiğinde kıskançlık ve huzursuzluk hissederek bütün gün kendisini ofisine kapatıp arkadaşıyla karşılaşmamaya gayret edebilir ve belki de ancak akşam fazla mesaiye kalmayıp kendisine yeni bir parfüm aldığında rahatlayabilir.
Alkol bağımlısı kişi, iki kadeh içip kalkmaya niyetlense de çoğunlukla kendine koyduğu sınırı aşar. Alışveriş bağımlısı da benzer şekilde kızının okul kitapları ve defterlerini alma niyetiyle girdiği mağazadan kendisine toka, kalem ve başka ıvır zıvır alarak çıkabilir. Her seferinde kendisine harcama sınırı koysa da mutlaka vazgeçilmez gelen bir şey görüp satın almak ister. Kredi kartlarının alışveriş sorununu tetiklediğini düşünen kadın, acil durumlarda kullanmak üzere tek bir kredi kartını çantasında taşıyor olabilir. Fakat kredi kartı limiti dolunca borcunu internetten hemen ödeyip alışverişe devam edebilir.
Bağımlı kişi sürekli olarak davranışlarını değiştirmeye çalışır ama başarısız olur. Her sabah, davranışınızı durduracağınıza söz vererek uyanırsınız, fakat sonunda sözler tutulmaz. Bu süreçte şöyle cümleler çok sık duyulabilir: “Kıyafet dolabımı düzenleyip hiçbir şeye ihtiyacım olmadığını düşündüğüm ve kredi kartı borcumu yeni kapatmış olmam nedeniyle kendime gelecek ay için daha az borç hedefi belirlediğim gün, sevdiğim ayakkabıcıdan cep telefonuma gelen indirim haberini alır almaz planlarım uçtu gitti.” Bir başkası, yoğun geçen bir iş gününün sonunda işyerinin yanındaki mağazadan belki de en fazla 1 kez dinleyeceği 4-5 CD ve sadece resimlerine bakıp çöpe atacağı birkaç dergi alarak çıkabilir.
Bağımlılık gelişmeye başladıkça zamanın büyük kısmı bağımlı olunan davranışla meşgul olarak geçer. Alışveriş bağımlısı, dergileri, katalogları, internet sitelerini saatlerce inceleyebilir. Kişinin hayatındaki önem sırası değişir. Alışveriş dışındaki faaliyetler geri planda kalır. Bir yandan da alışveriş sorununu gizlemeye çabalar. Eşyaların durduğu dolaplarda yenilerine yer açabilmek için sürekli bir düzenleme yapar. Maddi sorunlara çözüm bulmak için de belli bir mesai ayırması gerekir.

Bağımlılıkta, gündelik hayatın içindeki diğer önemli işlerle meşguliyet azalır. Alışveriş bağımlısı, arkadaş buluşmalarına katılmak ya da yıllık doktor kontrolüne gitmek yerine, kataloglarda ya da dergilerde gördüğü ürünleri satın almak için alışverişe çıkmayı tercih eder. Manevi deneyimlerden haz almak güçleşir. Öğlen yemek için ofisten çıkarak kısa bir yürüyüş yapıp dinlenmek yerine internette alışveriş sitelerine bakmayı tercih eden elemanın öğleden sonraki performansı düşebilir. Alışveriş merkezinde fazla vakit geçirdiği için eşiyle ilgilenemeyen bir kişi evlilik hayatında sorunlar yaşayabilir. O kişi için çocuklarla kaliteli vakit geçirmenin yolu alışveriş merkezinde dolanmak olabilir.
Alışveriş bağımlısı, olumsuz sonuçları görmesine rağmen sorunu inkâr edercesine alışveriş yapmaya devam eder. Bağımlı, eşi ya da diğer yakınlarının gösterdiği öfkeli tepkilere ve mali güçlüklere rağmen, istediği an davranışını sonlandırabileceğini, her şeyin kontrolü altında olduğunu düşünür. Ay sonu faturaları güç bela öderken ter döken kişi, iki gün sonra gördüğü yeni ayakkabıyı alabilir. Kredi kartı borçlarının her ay minimum ödeme tutarını ödeyerek borçlarının gittikçe arttığını fark etmeyebilir.
Bir tanı kategorisi olarak “davranışsal bağımlılıklar” da aslında tartışmaya açıktır. Alışveriş davranışı bağımlılık haline gelmiş olsa da istemli olarak durdurulamaz değildir. Eğer davranışların dizginlenmesinde yaşanan her tür güçlüğe “hastalık” damgası vurulursa bazı kişiler sorumluluk almaktan kaçınıp yanlış davranışlarını hastalığa atfedebilirler. İster alışveriş bağımlılığı densin, ister takıntılı alışveriş densin, sorunlu alışveriş davranışıyla ilgili bilimsel literatüre bakıldığında, tablonun tarifinde Mc Elroy ve arkadaşlarının 1994 tarihli çalışmalarında kullandıkları tanı kriterleri dikkate alınmaktadır. Mc Elroy ve arkadaşları, takıntılı satın alma davranışını tarif etmek için aşağıdaki kriterleri belirlemişlerdir:
1. Aşağıdakilerden en az birisinde tarif edildiği şekilde, alışveriş yapma ya da satın almayla hayata uyumu bozucu meşguliyet ya da uyumu bozucu alışveriş yapmak ya da satın alma dürtüsü.
a) Karşı gelmesi güç, kişiye anlamsız gelen ya da zorlayıcı biçimde zihne sokulan sık alışveriş yapma düşüncesi ya da eylemi.
b) Sık sık bütçeyi aşacak miktarda alışveriş yapmak, ihtiyaç duyulmayan şeylerin alınması ya da niyetlenilenden daha uzun süre alışveriş yapmak.
2. Satın almayla meşguliyet, satın alma dürtüsü ya da satın alma davranışları kişide belirgin huzursuzluğa neden olur. Zaman alıcıdır, sosyal ya da mesleki işlevselliği belirgin olarak etkiler ya da mali sorunlara (iflas etmek ya da borçlanma) neden olur.
3. Aşırı alışveriş davranışı başka bir psikiyatrik hastalık (mani ya da hipomani) sırasında ortaya çıkmamıştır.
Takıntılı alışveriş yapma, DSM-III’te başka türlü adlandırılamayan dürtü kontrol bozuklukları içerisinde incelenmiştir. Alışveriş takıntısı, alkol ve madde bağımlılığı ve yeme bozukluğuna benzer özellikler taşıdığı gibi, bu tablolara eşlik de edebilir. Alışveriş takıntısı maddi manevi kayıplarla birlikte, kişinin sosyal, ailevi ve mesleki yaşantısını olumsuz etkileyerek depresyon ve kaygı bozukluklarına da neden olabilir. Bazen de depresyon ya da kaygı bozukluğu olan bir kişi kendini iyi hissedebilmek için alışverişe yönelebilir.
Takıntılı alışverişte, diğer dürtü kontrol bozukluklarında olduğu gibi mutlaka satın alma dürtüsü olması gerekmez. Aşırı alışveriş davranışını hastalık olarak kabul edebilmek için; satın alamamak ya da alışverişle ilgili herhangi bir etkinlikten uzak kalmak kişide belirgin huzursuzluk yaratmalıdır, davranış kişinin büyük zamanını almalıdır, kişinin sosyal ve mesleki işlevselliğini olumsuz etkilemelidir ya da mali güçlüklere neden olmalıdır.
Takıntılı alışveriş sorunundan bahsedebilmek için alışverişin mutlaka bir ürünün satın alınmasıyla sonuçlanması gerekmez. Bazı kişiler saatlerini mağazaları gezip ürünleri inceleyerek geçirebilir ve sonuçta hiçbir şey almayabilirler. Hiçbir şey satın almasa da işyerinde saatlerini alışveriş sitelerinde geçiren ve sonuçta iş başarısında düşme yaşayan bir kişide de alışveriş sorunu olduğu söylenebilir. Harcanan paranın miktarı da takıntı hakkında bilgi vermez. Para harcama şeklinin kişinin hayatı üzerindeki olumsuz sonuçlarına rağmen kişi aynı davranışını sürdürüyorsa o zaman takıntılı alışverişten bahsedilebilir.
Takıntılı alışveriş yapan kişiler, çoğunlukla yalnız başlarına alışverişe çıkmayı tercih ederler. Bazen kendileri gibi alışverişe meraklı arkadaşlarıyla da alışveriş yapabilirler. Genel olarak, alışveriş şahsi bir zevktir ve alışverişten hoşlanmayan kişilerin yanında utanç duymaya neden olabilir. Büyük alışveriş merkezinden semt pazarına kadar her yerde alışveriş yapılabilir. Bu nedenle her gelir kesiminden kişide alışveriş sorunu gelişebilir.
“Elmas, her zamanki gibi semt pazarından dönerken iki pazar arabasını tek başına çekmekten yorgun düşmüştü. Haftada üç gün pazara çıkıyordu. 34 yaşındaydı ve 2 çocuğu vardı. Çocuklar okuldan gelmeden eve dönüp buzdolabına yeni aldıklarını yerleştirmesi gerekiyordu. Tabi yeni alınanlar için dolapta yer açabilirse. Geçen hafta aldıklarından çürüyenleri ayıklayıp sağlamları ayıracaktı. Pazardaki renk renk meyve sebzenin görüntüsü, kokuları ve onları elleyip tek tek seçmek ne kadar huzur vericiydi. Kim bilir ailesine ne yemekler yapacak ve onları ne kadar mutlu edecekti. Geçen haftanın barbunyasından çürümemiş olanla bu hafta aldığı barbunyayı karıştırsa dört kişilik yemek çıkarabilirdi. Ah bir de pazarda bu kadar vakit geçirmese belki daha değişik yemekler de yapabilirdi. Elmas, çektiği pazar arabalarını gören komşularla göz göze gelmekten kaçınarak apartmana girdi. Bir sefer ‘Oo! Misafirin var galiba’ diyen bir komşuya, yüzü kızararak onaylar tarzda başını sallamıştı. ‘Ağzı olan konuşuyor, sana ne kadın?’ diye düşünmüştü. Eskisi gibi görüşmüyordu komşularla. Neyse ki eşi her şeyi önüne bekleyen bir adam olduğundan açıp da buzdolabının tıkış tıkış halini görmüyordu. Zaten Ahmet eve gelir, yemekten sonra salona çekilip televizyon izlerdi. Ne de olsa bütün gün işte yoruluyordu. Eh, Elmas da kendi gündelik sorunlarıyla onu meşgul edecek değildi.
Belki de eşi Elmas’la biraz ilgilense, gününün nasıl geçtiğini sorsa, kendi işini anlatsa, pazar günleri kahveye gitmese de çocukları ve karısıyla vakit geçirse, Elmas da bu kadar doldurmayacaktı buzdolabını. ”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.