Ana sayfa - Son Sayı - Akran Zorbalığı İle Nasıl Mücadele Edilir ? / Pedagog Serap Buharalı

Akran Zorbalığı İle Nasıl Mücadele Edilir ? / Pedagog Serap Buharalı

Akran şiddetiyle akran zorbalığı arasındaki fark nedir?

Aslında ergenlik döneminde çok bariz bir şekilde görünmesine rağmen, erken çocukluktan ve ilkokul döneminden itibaren zorbalık davranışlarını, “akran zorbalığını” görmekteyiz. Bu davranışlar; lakap takma, alay etme, şakalaşmanın boyutunu ileri boyuta getirme, dışlama, örseleme, küsme dediğimiz davranışı diğer arkadaşlarıyla beraber izole etme, küfretme, argo konuşma şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu tarz davranışlara erken çocukluktan itibaren başlanıyor ve yapılan bir araştırmada da şiddetin erken dönem çocukluğa işaret ettiğiyle ilgili bulgular var. Bu bulgular arasında erken çocukluktaki şiddete maruz kalma, şiddet karşısında model görme ya da şiddetin şiddet olduğunu bilmemek var.

Yapılan davranış konusunda iki tane evrensel yasa vardır. Biri; kimseye zarar veremezsin. Diğeri de; insan öldüremezsin. Bu temel yasaları çocuklarımıza öğretmeliyiz. Yani karşı tarafın ona zarar vermemesini ve kendisinin de bir başkasına zarar vermemesini sağlayan bir yapı oluşturulması gerekiyor. Burada değerler eğitimi devreye giriyor. Değerler eğitimi erken çocukluktan itibaren verilmesi gerekiyor.

Bu sorunların güncel olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, günümüzde çocuklar şiddet uyguluyorlar fakat bu durum günümüzün doğal bir sonucudur. Çünkü benmerkezcilik çok fazla. Bu durumun doğal bir süreç gibi gözükmesi, bunun normal olduğu anlamına gelmemeli. Bireyselleşmenin artması, bencillik, ‘yalnızca benim dediğim olsun, her istediğim olsun’ düşüncesiyle beraber çocuk sadece kendini önemsemeye başlayıp her durumda kendini haklı sayabiliyor.

Ama zorbalık dediğimiz şeyin içerisinde de bir zorba bir de mağdur, kurban var. Kurban ne kadar mağdur ise, zorba da o kadar mağdur aslında. Çünkü onun da dinamikleri bozulmuş, fıtratında bozulmalar olmuş. Çocuklarda hırçınlaşabilme, ergenlik döneminde kafaları çok karışık olması durumu ortaya çıkabilir. Yapılan araştırmalarda da şiddete maruz kalan çocuklar zaten kurban kimliğinde olan çocuklar ve zorbalar kurbanları, kurbanlar zorbaları buluyorlar.

Herhangi birine zorbalık yapmıyorlar. Kendi gücünü kullanamayan, bunun zorbalık olduğunu bilmeyen ya da buna direnç göstermeyen, yani kendini koruma güdüsünü kullanmayan kişiler seçiliyor.

Zorba tek başına hadi ben bir zorbalık yapayım demiyor, muhakkak bir destekçisi var değil mi?

Akran zorbalığını diğer normal kişisel zorbalıktan, birey zorbalığından ayıran şudur: Tek başına yapamayacağı şeyin grup halinde yapılması. Zorbalıkta güçlü ve güçsüz vardır. Güçlü olabilmek için kendi ve kendi gibi düşünenlerden oluşan bir grup, diğer daha zayıf bir gruba zorbalık yaparlar. Şiddette öyle bir şey yoktur. Bu yüzden de zorbalıkla şiddet birbirinden ayrılır.

Yani zorbalığın içinde şiddet vardır ama şiddet demek, zorbalık demek değildir. Şu anda sinirlenip bardağı kırmak, bir şiddet gösterisidir. Bağırarak konuşmak, karşı tarafı rahatsız ediyorsa bir şiddettir ama zorbalık sistematik şekilde işler. Zorbalıkta strateji vardır, sistematiktir, düzenlidir. Bir çocuğun bir kere bir arkadaşıyla kavga etmesine zorbalık denmez.

İlgisizlik, sevgisizlik başlı başına bir sebep olabilir mi?

Maalesef çocukların psikolojisi bozuk, sevilmiyorlardı da bu yüzden arkadaşlarına zorbalık uyguladı diyebilecek bir yorumlama çıkaramıyoruz. Kaçırarak, bir yere bağlayarak, videoya çekip, videoyu sosyal medyada yayınlayarak, para, maddi konuda şantaj yapmaya ne kadar akran zorbalığı diyebiliriz? Yani akran zorbalığının masum bir kısmı var, bir de suç olan tarafı var.

Zorbalık birden gelişmiyor; karşıt olma, muhalif olma, gücünü gösterme ve şiddeti güç olarak benimsemek çocukta birden gelişmiyor. Bakın ben bunu bu kadar yapabiliyorumla başlayıp şu kadar ileri gidebilirimle devam ediyor. Bu yaptıklarını da sergilemek ve teşhir etmek istiyor. Burada patolojiye kayan bir durum var.

Sizce 15 yaş ve üstü, yani artık bunun yanlış olduğunu bilecek yaştaki çocuklar, akran zorbalığı yaptığında nasıl bir yaptırıma uğramalı?

Çocuğu etiketlemeden önce çocuğun ilk olarak bu duruma nasıl geldiğine bakmak lazım. Çocuğun hikâyesinin dinlenip rehabilite edilmesi gerekiyor. Kurban olan çocuk da, zorbalık yapan çocuklar da ciddi bir rehabilitasyondan geçirilmeli. Ailelerin de bu konuda o çemberin içine girmesi gerekiyor.

Ailelerinden ve okullardan çocukla ilgili bilgilerin alınması gerekiyor. 15 yaşındaki bir çocuğun, başka bir çocuğu kaçırması ve yaptıklarından hiç de rahatsızlık duymaması; üstüne bundan zevk almasında sapkınlığa giden bir durum var.

Sapkınlık, normal olan şeyden değil, normal olmayan şeyden zevk almaktır. Yani normal olması gereken şey, orada beraber piknik yapmaları, eğlenmeleri. Bundan zevk alması gerekirken, orada yaptığı istismardan, uyguladığı şiddetten zevk alma var.

Zorbalık dediğimiz şey duygusal, fiziksel ve sosyolojik olarak üç ana başlığa ayrılmış. Bunlar da belli yaş aralığında oluyor sanırım, değil mi?

Zorbalık çeşitlerine baktığımız zaman; cinsel zorbalık, psikolojik zorbalık, fiziksel zorbalık, sanal zorbalık, ırksal, etnik zorbalık gibi türleri var. Bir şeye zarar verme yani birisinin bir eşyasını kaçırma, saklama, bozma, bunlar da bir zorbalık çeşitleri arasına giriyor. Fiziksel zorbalıkta tekmelemek, zarar vermek, fiziksel olarak rahatsız etmek, sürekli yapılan el şakaları bile aslında o insanı rahatsız ettiği müddetçe bir zorbalıktır. Şimdi ana sınıflarında ilkokullarda çok rastlıyoruz.

Örnek verebilir misiniz?

Mesela sınıfa gözlüklü bir çocuk geliyor. Hemen diğer çocuklar, dönüp ona der ki “dörtgöz!” Bir çocuk diğer çocuklardan uzundur, “leylek”, sivilceleri vardır, “çilli”, kiloludur, “şişko…” Bir mağduru zorba yapabilirsiniz, her mağdurun içinde zorbalık vardır. Her zorba da aslında kurbandır, mağdurdur. Yani zorba dediğimiz liseli genç, belki de geçmiş yıllarında neyin kurbanı oldu ya da evinde neyin kurbanı olmaya devam ediyor, bilemezsiniz…

Zorbalık zorbalığı mı doğuruyor? Bizler ne yapabiliriz?

Zorbalık, kurbanda o kadar büyük bir iz bırakıyor ki, o da birilerine zorbalık yaparak intikamını almaya başlıyor. Yani ben güçsüz değilim, ben güçlüyüm, diyor. Bu bir güç gösterisine dönüşüyor. Burada anne babalar duyarlı olmalılar. Çocuklarını dinlemeliler. Anne babalar çocuklarıyla çizgi film izlesin, film izlesin, bir etkinlik yapsın. İzlerken “Sizin sınıfınızda da birisi birisine böyle şeyler söylüyor mu?” sorular sorsunlar. Çocuklar hemen dökülür; “Anne biliyor musun, aynı Serdar gibi dedi, aynı Ayşe gibi şöyle şöyle yaptı.” Beraber çizgi film izlerken belki çocuğun neyi öğrendiğini ya da nasıl bir davranış sergilediğini öğrenebiliriz.

Küçük çocuklarımıza birden ya ödül veriyoruz ya cezalandırıyoruz. Aslında bir de bunun ortasında olan ve en etkili olan tepkilerden biri de şaşırmaktır. Mesela çocuk “o arkadaşıma şöyle yapmak istiyorum, yarın gideyim de ona gününü göstereyim” dediğinde, ilk yaptığımız şey; hiç öyle olur mu, hiç arkadaşına bu yapılır mı demeden önce şaşırmak çok etkili olabiliyor. “Hımm, sen bir arkadaşına böyle mi yapmayı düşündün! Senden bunu beklemezdim!” diyerek şaşırdığınızı çocuğunuza hissettirin. Böylelikle çocuğa doğru mu yapıyorum yanlış mı yapıyorum diye düşündürüp vicdan muhasebesi yaptırabiliriz.

Çocuk, kuralları aile içerisinde öğrenir. Eğer aile içerisinde haklar, kendini savunmak, kendini ifade etmek çok önemli değil ise çocuk tabii ki bunu farklı yollarla yapar. Yani reel olarak yapamadığı şeyi, dolaylı bir şekilde, pasif agresif bir şekilde ya da saldırgan bir şekilde dışarıya aktarır.

Peki, aile kendi çocuğunun zorbalığa uğradığını nasıl anlar?

Ergenler genelde bunu gizliyor. Zorbalığı itiraf etmekten, bunu söylemekten çok utanıyor. Çünkü ergenliğin verdiği bazı duygulardan, delikanlılık algısından dolayı bunu gizliyor. O yüzden dikkat etmek gerekiyor. Çünkü bu işin sonu intihara kadar gidebiliyor. O kadar gizliyor, o kadar içinde yaşıyor ki sonunda kendini ortadan kaldırmak istiyor. Zaten ergen gencin kafası karışık, bulutlu vs. O yüzden de suçu kendinde arıyor. Zorbalığın içinde şantaj, tehdit vs. olduğu için bunların gün yüzüne çıkmasının utancını yaşamamak için de kendini yok etmeyi düşünebiliyor. Çocuğunuz kendi içine çok kapandıysa, sessizleştiyse, ders başarısı düşmeye başladıysa zorbalığa maruz kalmış olabilir.

Ders çalışmak istememesi, “Beni okuldan alın.” demek anlamına geliyor olabilir. Onun haricinde psikosomatik belirtiler var. Çoğunun karnı ağrıyor, bağırsaklarında bozukluklar var, başı ağrıyor. Kaygı ve anksiyetenin emarelerini görebiliyoruz. Hiçbir şeyden mutlu olmuyor.

Çocuğumuzun zorbalığa maruz kaldığını anladığımızda ne yapmalıyız?

İlk önce çocukla konuşmak gerekiyor. Çocuk zorbalığa uğradığını bahsettiğinde hemen okula hesap sormaya gitmemelisiniz. İlk önce “Bu daha önce başına geldi mi? Ne şekilde geldi, bunu bana anlatmak ister misin?” ya da “Bana anlatmaktan çekiniyorsan bu konuda anlatabileceğin, destek olabileceğin bir uzmana gitmek ister misin?” tarzında sorularla başlamak gerekiyor. Çocuğu öncelikle rahatlatmalıyız. Çocuğun zaten duygu durumu problemli ve bizim de duygu durumumuz çok inişli çıkışlı olursa çocuk kendini güvende hissedemez. Güvende hissetmezse kendini çevresine kapatabilir. Bu durumda çocuğu güvende hissettirmek ve bir yetişkin gibi davranmak gerekiyor. “Bu konuyu çözmemiz gerekiyor. Bu hep beraber halledebileceğimiz bir şey. Şimdi bunu hep beraber nasıl çözeceğimizi düşünelim.” tarzında konuşmamız gerekiyor.

Toplumsal sorumluluk neyi gerektiriyor?

Okulla, rehberlik servisiyle işbirliği yapmalı. Burada asacağımız, keseceğimiz, suçlayacağımız birileri bulunmuyor. Kimse suçlu değil. Ama herkes sorumlu.

Çocuk kurban olduysa neden kurban oldu? Neden kendi gücünü gösteremedi? Yani neden “dur” diyemedi? Ya da bunu neden gizledi? Yani orada benim düşüneceğim şeyler var. Benim bunda etkim ne? Çünkü kişiliği sağlam bir şekilde oluşmuş bir çocuk, sanırım kendini daha iyi ifade edebilir. Bir yerlerde yanlış giden bir şey var demek ki…

Zorbalığa uğrayan çocuğun kişisel gücü var, dur deme gücü var. Çocuk yanına geliyor, şakadan omzuna vuruyor. Diğer çocukta hemen öğretmenine şikâyet edebiliyor. Şikâyet etmeden önce “Hayır, dur ben bundan hiç hoşlanmadım.” diyebilmeli. Birisinin ona el şakası yapmasından, sarılmasından, dokunması karşısında “ben bu davranışından hoşlanmıyorum, istemiyorum, bunu bana yapma” diyebilmeli.

Erken çocuklukta şakalaşmayla başlayan ama zorbalığa giden bir yapı var. Yani şakanın dozunu artıra artıra zorbalığa dönüşebilir. İnsanın ruh sağlığını bile bozabilecek türde korkunç şakalar yapılabiliyor. Öğretmenlerin yaptığı etkinliklerde ve aktivitelerde ne şakadır ne şaka değildir öğretilmeli. Kimse gülmüyorsa ve insanlar korkuyor, tedirgin oluyor, rahatsız oluyorsa bu şaka değildir. Çocuklardan “Ama ben çok güldüm.” cevabıyla karşılaşabiliyoruz. Senin gülmüş olman bunun şaka olduğu anlamına gelmez.

“Evet, sen bana çok güldün ama güldüğün şeye bir bakalım istersen. Seni nasıl bir şey eğlendiriyor? Bir başkasının acısı, bir başkasının mutsuzluğu seni mutlu mu ediyor?..” denilerek çocuğun zihnine çapa atın. Düşünmesine, durumu değerlendirmesine müsaade edin.

“Bir başkasının mutsuzluğu, acı çekmesi, rahatsız olması senin mutlu olmana sebep oluyor mu? Burada bir ters ilişki var mı” diye sormak lazım. Benim mutlu olabilmem karşı tarafın da mutlu olabilmesiyle çok ilişkili. Herkes rahat, mutlu olmalı. Çocuk huzursuzluktan, mutsuzluktan mı besleniyor? Çocuğun beslendiği şeye bir bakmak lazım. Çocuklar internette çeşitli kötü şeylere maruz kalıyorlar. Karşılaştıklarında “Aaa bu ne? Nasıl bir şey, nasıl bir oyunmuş bu böyle?” deyip kapatmıyorsa çocukla konuşmak da lazım. Yasaklı siteye girdiğinde çocukta hiçbir tepki yoksa orada da biraz düşünmek lazım. Benim çocuğum neden tepki vermiyor? Arkadaşları uygunsuz bir siteye girmek istediğinde “Ben açmadım, arkadaş açtı, baktı.” demesi yerine “Ben bunu izlemem.” deyip odadan çıkması gerekiyor. “Gel beraber şunu yapalım, eğlenelim.” dediğinde “Ben böyle bir şey yapmam, yapamam.” diyebilmeli.

Burada anne-baba rollerine dair neler söyleyebiliriz?

En önemli yapılması gereken şeylerden biri model olmak. Aile içerisinde neler dönüyor bir bakmak gerekiyor. Anne babalar olarak bir kere duyarlı ve bilinçli olacağız ve yetişkin gibi davranacağız. Çocuklar üzerinde gözetimimizi arttıracağız. Kontrolcü olmaktan bahsetmiyorum. Gözetim kontrolcü olmak demek değildir. Ayrıca onları koruyup, model olacağız. Kendi çocuğumuzdan sorumlu olduğumuz gibi bütün çocuklardan sorumluyuz. Anne olmak çocuk doğurmak demek değildir. Kendi çocuğunun koşarak burnunu silen bir kadın, bir başka çocuğun ayağındaki kanayan yarasına yara bandı alıp takamıyorsa burada bir sorun var demektir. O annelikte bir sorun var, o babalıkta bir sorun var demektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.