Ana sayfa - Son Sayı - Akış Haliyle Gelen Mutluluk / Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan

Akış Haliyle Gelen Mutluluk / Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan

Giriş
Akışın, önümüzdeki on yılda en üretken psikolojik araştırma alanlarından biri olması beklenmektedir. Akış, üst düzey yaşantının psikolojisidir.
Akış, kişinin ustalaştığı ve anlamlı bulduğu bir iş yaparken zamandan ve mekândan kopacak kadar kendinden geçme hali demektir. Akış bizim kültürümüzde vecd kelimesiyle ifade edilir. İnsanlar yeteneklerine uygun bir işe kendilerini bütünüyle vererek çalıştıkları zaman haz alıyorlar ve akış yaşıyorlar. Akış yaşantısı içinde olmak, ruhsal iyilik halimizin önemli bileşenlerinden biridir.
Macar asıllı Amerikalı Mihály Csíkszentmihályi (Mihay Çiksemihay) ikinci dünya savaşının bütün acılarını yaşamış ve hapishaneye kapatılmış bir psikologdur. O işine âşık insanlar ve insana zamanı unutturan anlar üzerinde çalışmış. Akış terimini 1975’te ilk defa kullanmıştır. Bu konuda yazdığı kitabın ismi de “Akış / The Flow” dur. İncelediği vakalar akarken oluşan durumları “bir nehir içinde akmak gibi bir duygu” diye tanımlıyor. Bu ruh hali için “Akış” terimini kullanıyor.
Csikszentmihalyi’e göre akış, en yüksek düzeyde iç motivasyonun gerçekleştiği durumdur. Her akış anında insanın bir faaliyet yapması söz konusudur ve bu faaliyetin sonucunda insan bir şeyler üretir. Ürünler çok değişik olabilir: Çocuğuyla ilgilenmiş olmak, bir dağa çıkmak, bir elektronik devre tasarlamak, bir sunum yapmak gibi… Ama faaliyetin sonunda bir üretim vardır. Sahip olmak bir şey üretmezken, faaliyetlerimiz bir şeyler üretir. Bizi de aslında mutlu yapan, faaliyetimiz ve sonucunda bir şey üretmektir.
Csikszentmihalyi, “flow” kavramı ile insanın bir etkinliğe kendisini tamamen kaptırarak vakit geçirmesini açıklamaya çalışıyor. Akışı yaşadığımız zaman, duygularımız, isteklerimiz ve düşüncelerimiz o anla uyumlu oluyor.
Şimdi akışın mutlulukla ilgisini incelemeye çalışalım.
PERMA Modeli
Pozitif Psikoloji kurucularından Martin Seligman önce Türkçe’ye Gerçek Mutluluk olarak çevrilen Authentic Happiness adlı kitabında, mutluluk kavramını kullanarak, mutluluğun üç boyutu olduğunu söylüyordu. Bunlar, keyifli anlar, akış yaşantısı ve anlam şeklindeydi. Seligman zaman içinde teorisini geliştirerek üç unsuru beş unsura çıkardı ve “PERMA Modeli” oluşturdu. PERMA iyilik halini tanımlayan beş unsurun baş harflerinden oluşuyor. P harfi olumlu duyguyu (positive emotion), E harfi vecd / akış hali yaşanan meşguliyeti (engagement), R harfi ilişkiyi (relationships), M harfi anlamı (meaning) ve A harfi başarıyı (accomplishment) gösteriyor. Seligman’a göre, bu beş unsur birlikte de olabiliyor, ayrı ayrı da. Yani bu unsurlar tek başlarına da iş görebildikleri için biz de bu yazımızın ana konusunu bu beş unsurdan “akış”ı ele alarak incelemeye çalışacağız.
Akış, kimine göre “kendinden geçme duygusu”, “kendini kaptırma ve zamanı unutma” kimine göre “coşku”dur. Her türünde akış, insanın farkındalığında ikilem ve çatışmaya yer bırakmıyor. Akış halindeki kişi anda ve alanda oluyor. Bu durumda da yüksek bilinç halini yaşıyor.

Şimdi bir düşünün! Ne yaparken zamanı ve bulunduğunuz yeri unutuyorsunuz? Hayatınızda kendinizden geçerek yaptığınız bir şeyler var mı? Bir yamaçtan aşağı kaymak, bir koroda şarkı söylemek, dans etmek, briç oynamak, resim yapmak, bir enstrüman çalmak, kitap okumak olabilir. Akışı bir dağa tırmanırken, karmaşık bir cerrahi operasyon gerçekleştirirken veya dinî bir ayin yaparken yaşayabilirsiniz. Hatta bir arkadaşınızla sohbet sırasında ya da bir bebekle oynarken bile akış ortaya çıkabilir.
Belki en önemli tarafı, akış yaşayan insanlar, sıkıcı günlük rutinin dışına çıkarak hayatı tatmin edici bulmalarını sağlayan bir işe sahip durumdalar. Diğer bir deyişle, akış anında hayatları onlar için anlamlı ve yaşamaya değer oluyor.
Lyubomirsky’nin mutluluk listesinde “akış yaşantısı” var.
Mutluluk araştırmacısı Amerikalı Profesör Sonja Lyubomirsky mutluluğun belirleyicilerini 3 grupta ele almaktadır.
• % 50 oranında genetik faktörler
• % 10 yaşam şartları
• % 40 amaçlı etkinlikler
Mutluluğumuzun genlerimizle belirlenen kısmı için yapılabilecek bir şey yok, % 10’u da etkileyemeyeceğimiz zamanlar olabilir ama geriye kalan % 40 tamamen bizim kontrolümüzde.
Lyubomirsky araştırmaları, mutluluğun her insanın elinde olan %40’lık bölümünü pozitif olarak yükseltmek ve daha mutlu bir insan olmak için 12 maddelik bir “yapılacaklar listesi” öneriyor. Bu liste özet olarak şöyledir:

  1. Şükretmek
  2. Pozitif olmak
  3. Sosyal karşılaştırmalar yapmaktan kaçınmak
  4. Nezaket içeren davranışları arttırmak
  5. Sosyal ilişkilerimizi beslemek ve zenginleştirmek
  6. Zorluklarla başa çıkma stratejileri geliştirmek
  7. Affetmeyi öğrenmek
  8. Akışı arttıran deneyimler edinmek
  9. Mutluluk ve sevinçlerin tadını çıkarmak
  10. Hedef belirlemek
  11. Manevi değerleri önemsemek
  12. Vücudu sağlıklı tutmak (egzersiz vb.)

Akış yaşantısının şartları
İnsanoğlu, öfkeyi çabuk öğreniyor. Kucaklanma, sarılma ve teselli etme gibi içinde sevgi barındıran davranışları ise ya çok geç öğreniyor ya da hiç öğrenemiyor.
Oysa insanlar, sevmeyi erken öğrenebilselerdi dünya çok huzur verici bir yer olacaktı… İnsanlar birbirlerine bugünkü gibi zulüm yapmayacaktı…
Bugün pek çok insan “duygusal körlük” içine düşmüş. Beyninin limbik sistemini oluşturan amigdala ve hipokampus gibi parçalar sanki çıkarılmış gibi. Birçok insan sanki ameliyatla amigdalası alınmış gibi insanlarla ilgisini kesmiş, herkesten uzak, yapayalnız yaşamayı tercih ediyor. Ne birini övebiliyor, ne de affedebiliyor.
Çoğu insan ailesini, annesini tanıyamaz hale geldi. Başkalarının çektiği acılara neredeyse duyarsız kaldı.
Artık öfke yerine akış yaşantısını öğrenmeliyiz. Akış haline girebilmek duygusal zekânın en üst noktasıdır. Akış, hemen hemen herkesin verimliliği zirveye çıktığında yaşadığı bir tecrübedir. Akış, kendiliğinden ortaya çıkan bir neşe ve kendinden geçme duygusudur.
Akış, kişiye kendini çok iyi hissettiren iç dünyasına ait bir ödüldür. Bu durumda kişi tamamen işine odaklanır, dikkati bölünmez. Olup bitenin üzerinde fazla düşünmez.
Akış, kişinin kendisini unuttuğu bir ruh halidir. Tasalanma ve kaygılanmanın tam karşıtıdır. Sinirli bir şekilde evhama kapılmak yerine akışı yaşayanlar yaptıkları işe tam olarak kendilerini verirler. Günlük hayatta zihinlerini meşgul eden tüm küçük şeyleri bir kenara atarlar. Büyük düşünürler. Akış yaşantısı halinde günlük alelade işlerle ilgilenmezler.
Mihaly Csikszentmilalyi, deneyim örnekleme metoduyla yüz kadın ve erkek üzerinde bir araştırma yapmıştır. Bu araştırmada, katılımcılardan bir hafta boyunca elektronik çağrı cihazı taşımaları ve haftanın her günü rastgele olarak sekiz kez öttüğünde sinyali aldıkları an ne yaptıklarına ve nasıl hissettiklerine dair küçük bir not defterinin iki sayfasını doldurmaları istenmiştir. Diğer şeylerin yanı sıra, on değerli ölçek üzerinde o anda kaç tane zorluk gördüklerini ve kaç beceriyi kullanıyor hissettiklerini değerlendirmeleri istenmiştir.
Hem zorlu görevlerin seviyesi hem de beceri seviyesi o hafta için ortalamanın üzerinde olarak işaretlendiğinde o kişinin akış yaşadığı kabul edildi. İnsan hafta boyunca akışa ne kadar çok zaman harcadıysa bildirdiği deneyimin genel olarak kalitesi de o kadar yükseldi. Daha sık akış yaşayan insanlar, güçlü, aktif, yaratıcı ve işe daha yoğunlaşmış hissediyorlardı.
İnsanlar, işteyken akışı daha sık yaşadıklarını, boş zamanlarda ise kullanılmadıklarını söylüyorlardı.
Bu sebeple, boş zamanlarımızda daha üzgün, daha sıkıcı ve daha memnuniyetsiz ise daha nadir hissediyorlardı.
Mutlu olmak için ihtiyaç duyduğumuz faaliyetler, bizi belirli ölçüde zorlamalıdır. Bizim beceri düzeyimizi belirli ölçüde zorlayan faaliyetler mutluluğun kapısını açar. Herhangi bir eylemi yapmak bizim için çok kolaysa bu bizi mutlu etmiyor. Eğer söz konusu faaliyet, bizim becerilerimizi çok aşıyorsa çok zor bir faaliyetse veya yeteneklerimizin altında kalacak kadar kolaysa akış gerçekleşmiyor.
Bu durum yukarıdaki diyagramla gösterilmiştir.
Csikszentmihalyi, dans etmekten kaya tırmanışına, müzik yapmaktan satranç oynamaya kadar, çeşitli, insanların kendilerini akış içinde mutlu hissettikleri, zamanın nasıl geçtiğini anlamadıkları, heyecan verici faaliyetlerde bulunan binlerce insanı incelemiştir.
“Bu aktivitelerde heyecan veren nedir?” diye merak ettiğinde aşağıdaki cevapları almıştır: Yepyeni bir şey tasarlama, yepyeni bir şey ve yeni yerler keşfetme, yeni bir şey öğrenme gibi…
Mutluluk sahip olmakla değil, bir şey yapmakla ilgili bir duygudur. Sevdiğimiz, merak ettiğimiz, kalbimizin onun için çarptığı bir şey yapmak… Diğer bir deyişle mal, mülk edinmek onlara ilk sahip olduğumuz anda bize bir mutluluk veriyor; hedefimize ulaşmış oluyoruz; ancak sonra onlara alışıyoruz. Ancak eylemler öyle değil. Bize heyecan veren, bizi zorlayan ve gerçekten yapmaktan hoşlandığımız eylemlerle uğraşıyorsak onlar bizim için bu özelliklerini korudukları sürece mutlu oluyoruz.
Zaman sizin için ne zaman durur? Ne zaman kendinizi gerçekten yapmak istediğiniz şeyi yaparken bulursunuz? Ne zaman bu anın hiç bir şekilde bitmemesini istersiniz? Böyle bir an sizin için en mutlu olduğunuz an olarak tanımlanabilir mi? Ne yaparken bunu hissedersiniz; çok sevdiğiniz bir konuda çalışırken, futbol oynarken ya da çok sevdiğiniz bir sporu yaparken, çocuğunuzla oynarken, dua ederken, mutfakta en iyi yaptığınız yemeği hazırlarken? Her birimiz için bu an farklı bir faaliyet yaptığımız sırada yaşadığımız an olabilir.

Akış sırasında yaşanan ortak noktalar
Her biri tüm örneklerde mutlaka karşımıza çıkmasa da akışın temel prensiplerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Akış içinde bulunulan eylemin çok net tanımlanmış hedefleri ve kuralları vardır. Akışın gerçekleşmesi için faaliyetin biraz “zorluk/meydan okuma” içermesi gerekiyor
  2. Eylem konsantrasyon ve odaklanma içermektedir.
  3. Eylem sırasında öz farkındalık zayıflaması hatta yitirilmesi, genellikle yerini eylemle ve çevreyle birlik duygusu alıyor.
  4. Eylem sırasında geçen zaman olduğundan daha uzun ya da daha kısa algılanabiliyor.
  5. Aktivitenin yapısında doğrudan ve anında geribildirim oluşabiliyor. Olumlu ve olumsuz sonuçların hemen gözlemlenebilmesi ve açık olması, anında tepki verebilmeyi sağlıyor ve eylem sırasında başarı ve başarısızlıklarımızdan ders çıkararak, gerekiyor ise akışımıza çeki düzen verilmesi.
  6. Kişinin becerisi ile eylemin zorluğu arasında denge var. Bu denge kişinin mücadeleye devam etmesini sağlıyor.
  7. Kişi eylem üzerinde bir kontrol duygusuna sahip, yani sonuçların kendi elinde olduğuna inanıyor.
  8. Aktivite kendi ödülünü taşıyor. Dolayısıyla katılım çaba gerektirmiyor, kendiliğinden kişiyi içine çekiyor. Bu nedenle kişi kendini çaba harcıyormuş gibi hissetmiyor.
  9. Kişi yemek, içmek, yorulmak gibi temel ihtiyaçlarını eylem sürecinde unutuyor.

Tüm dünya genelinde eğitim ve kültür farkı gözetmeden yapılan 8.000’i aşkın kişiyi kapsayan çalışmalar sonucunda; “akış” halinde denebilmesi için bir kişinin nasıl hissettiğini tanımlayan yedi unsur şöyle olmuştur:

  1. Tamamen yapılan işe odaklanmak ve yüksek konsantrasyon
  2. Günlük gerçekliğin dışında yaratıcı olmanın uyuşturucu etkisini hissetmek
  3. Ne yapılması gerektiğini çok iyi bilmek- kendi içinde net olmak
  4. İşin yapılması için gereken becerilere sahip olmak
  5. Dinginlik içinde olmak-hiçbir endişe, kaygı taşımamak
  6. Zamansızlık-sadece anın içinde olmak geçmiş ve gelecek zamanı düşünmemek
  7. Yapılan işin kendisini ödül olarak görmek-içsel motivasyon

Akış hali iç dünyamıza ait bir ödüldür
Akış anları kişiyi kendi egosundan uzaklaştırır. Kişi şükreder. Şükretmek ruha şifa veren reçetesiz bir ilaç gibidir. Mutluluğun temelinde şükretmek vardır. Yapılan bir çalışmaya göre daha çok şükran duymak, daha çok mutluluk getiriyor. Şükran duyanlar, duymayan nankörlere göre %18.5 oranında daha çok mutlu oluyorlar (Kaplan, s. 2016).
Akış yaşantısı içindeki kimsenin beyni sakindir. Bu sakinliğin içinde de yaşama sevgisi vardır.
Bu sebeple şu soruları her zaman kendimize sormalıyız:
Ara sıra da olsa akış yaşantısına geçebiliyor musunuz?
İşte mi, boş zamanlarda mı daha çok mutlu oluyoruz?
En önemli deneyimleri ne zaman yaşıyoruz?
Hayatınızda kendinizden geçerek yaptığınız bir şeyler var mı?
Hangi faaliyetleri yapmak sizi mutlu ediyor?
Ne zaman kendinizi gerçekten yapmak istediğiniz şeyi yaparken bulursunuz?
Ne zaman bu anın hiçbir şekilde bitmemesini istersiniz?
Bu sorular sizin akış halinde olup olmadığınızı ortaya çıkarır.
Yapılan araştırmalara göre, genellikle insanlar boş zaman istemelerine rağmen, şaşırtıcı derecede boş zamanlarında kötü ruh halinde oluyorlar.
İnsanlar mutlu oldukları zamanlarda kendilerini akışa bırakıyorlar. Akış yaşantısı ruhsal iyiliği artırıyor. Kişinin hayatında akış yaşantısı oluşturan bir şey olması ve bu yaşantının sürekli tecrübe edilmesi mutluluk oluşturuyor.
Entelektüel bir faaliyet, mesleki bir çalışma, ustaca yapılan bir spor akış yaşantısı doğurabilir.
Sonuç
Hayatın her alanında akış haline geçebilmek, başarının ve mutluluğun altında yatan temel özelliktir. Akışı yaşayanlar yaptıkları işte daha üretken, daha etkili ve daha mutlu kimselerdir. Akış yaşantısı duygusal zekânın kalbidir. Depresyon halindeki kimsenin hayatında akış yaşantısına nerdeyse hiç rastlanmaz. Eğer neşe alamıyorsanız, hayatınızda kendinden geçme halini yaşamıyorsanız, yaptığınız işe tam olarak dalamıyorsanız, olup bitenin üzerinde çok fazla düşünüyorsanız akışı yaşamıyorsunuz.
Daniel Goleman’ın “Duygusal Zekâ” adlı eserinde belirttiği gibi, “Akış, kişinin kendini unuttuğu bir ruh hali olarak tasalanma ve kaygılanmanın tam karşıtıdır.”
Tasalanma, gelecekte olabileceklere karşı ürküntü duymadır. Kaygılanma ise, üzülmek, efkârlanmak, endişelenmektir.
Akışı yaşayan kişiler, kendilerinin bile farkında olamayacak kadar yaptıkları işe gömülürler. Hayatlarındaki küçük şeyleri bir kenara bırakırlar. Akış anlarında kişi egonun etkisinde kalmaz. Akış halindeki kişiyi harekete geçiren şey, sırf o faaliyeti yapmaktan aldıkları zevktir.
Akış halinde kişi bir odağa kilitlenir. Bu kilitlenme kişiyi duygusal kargaşadan kurtarır. O zaman işi fazla çaba sarf etmeden halletme imkânını bulur.
Tefekkür halinde görülen kendinden geçme halleri, yoğun bir odaklanmanın harekete geçirdiği akış halleridir.
Akış sırasında beyin sakin bir durumdadır. Akış anlarında sinir devreleri en verimli şekilde çalışır. Bu durumda kişi yeteneğinin zirvesine ulaşır.
Üstünde iyice çalışılmış hareketler, öğrenilmekte olanlardan daha az beyin gücü gerektirdiğinden, akış halinde beyin fazla enerji harcamaz.
Beyin akış halinde verimliliğin doruğundadır. Bu durumda ağır işler bile yıpratıcı değildir. Tam aksine kişiye tazeleyici ve dinlendirici bir faaliyet gibi gelebilir.
Tıkanıp kalmayın, akışı yaşayın!

Faydalanılan Kaynaklar
• CSIKSZENTMIHALYI, Mihaly MUTLULUK BİLİMİ- AKIŞ, çev. Barış Satılmış, Buzdağı Yayınevi, Ankara, 2017.
• KAPLAN, Jenice. Hayat Sana Teşekkür Ederim, çev. Seda Toksoy, Kuraldışı Yayınları, İstanbul, 2016.
• LYUBOMIRSKY, Sonja. Nasıl Mutlu Olunur?-Bilimsel Datalarla Kanıtlanan 12 Mutluluk Reçetesi, çev. Gülfer Göze, Ketebe Yayınları, İstanbul, 2019.
• ÖZKAN, Zülfikar. İç İletişimin İyileştirici Gücü- Kendinle Barışmak, KOCAV Yayınları, İstanbul, 2017.

Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan
Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Sosyoloji bölümü Öğretim Üyesidir. Yayınlanmış eserleri şunlardır:

  1. Mutluluk ve Başarı yolları, Hayat Yayınları. İstanbul. 1999
  2. Bilgeliğe Yöneliş, Kişisel Gelişimin Dinamikleri, Hayat Yayınları. İstanbul, 2000
  3. Zihinsel Terapi, Hayat Yayınları. İstanbul. 2015,
  4. Mutlu Yuva-Mutlu Yaşam, Gizmor. İstanbul. 2005
  5. NLP Teknikleriyle Aile içi İletişim, Hayat Yayınları. İstanbul. 2006
  6. AYRILAMAZSINIZ, Ailede Huzurlu Yaşam Önerileri, Hayat Yayınları. İstanbul. 2015
  7. Kazandıran Beden Dili, Hayat Yayınları. İstanbul. 1997
  8. Duygusal İletişim, Hayat Yayınları. İstanbul. 2015.
  9. 66 Soruda Sağlıkta İletişimin Gücü, Optimist Yayınları. İstanbul. 2011
  10. Kendinle Barışmak- İç İletişimin İyileştirici Gücü, KOCAV Yayınları, İstanbul, 2017
  11. Sosyal İlişkilerin İyileştirici Gücü, Üsküdar Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2018.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.