Ana sayfa - Son Sayı - “Akıllı Öfke” Kanunlarıyla Öfke Yönetimi / Şükrü Özgür

“Akıllı Öfke” Kanunlarıyla Öfke Yönetimi / Şükrü Özgür

Kitabınızda öfkeyi; saldırgan öfke, aptal öfke ve korkak öfke başlıklarıyla tanımlıyorsunuz. Bu kavramları okuyucularımız için açıklar mısınız?

Öfke ve yalan konusunu değerlendirmek için bir hikâyeyle başlamak istiyorum.

Eski kovboy filmlerinde bir söz vardır: “Altını olan, kuralı koyar.” Tabii, bu söz hâlen geçerli.

Ülkenin birinde, kral bir yarışma düzenlemiş; demiş ki: “En güzel yalanı söyleyene bir küp altın vereceğim.” Tabii, kralın canı sıkılıyor, para da bol, savaş yok, işler de rahat, kral kendisine eğlence arıyor. Tabii, bir küp altını duyan saraya koşuyor, herkes bin bir çeşit yalan söylüyor. Kral, her gelene diyor ki: “Bunu ben daha evvel duymuştum, olabilir.” vesaire, hepsini başından savıyor. Sonunda adamın biri çıkıyor, kendi kendine düşünüyor, diyor ki: “Yahu, ben krala öyle bir yalan söyleyeyim ki bu küp altını alayım. Ama bunu alabilmem için, kral şimdiye kadar bütün yalanları savdı, krala bir teklif yapmam lazım ve bu teklif reddedemeyeceği bir teklif olmalı. Eğer ben krala reddedemeyeceği bir teklif yaparsam bir küp altını bana vermek zorunda kalır.” Düşünmüş ve bir yol bulmuş. Çıkmış kralın karşısına, demiş ki: “Sayın Kralım! Benim dedem sizin dedenize bir küp altın borç verdi. Şimdi ben borç verdiği küpü boş olarak size getiriyorum, bunu sizin doldurmanızı istiyorum. Biliyorsunuz, borç namustur. Onun için, bu küpü doldurmanızı ve dedemin sizin dedenize verdiği borcu ödemenizi istiyorum.” Kral birden öfkelenmiş, “Yooo!!” diye bağırmış herkesin önünde, “Ya yalansa?!” demiş. Adam, “Yalansa o zaman verdiğiniz sözle küpümü doldurun.” demiş.

Ve böylece reddedemeyeceği bir teklif yaparak bir küp altını almış ve devam etmiş.

Günümüzde insanların reddedemeyeceği bir teklifin her sorunu çözeceğine ve sorunu kavgasız çözeceğine inanıyorum. Onun için, insanların hem maddi-manevi kazançları hem de diğer insanlarla iletişimlerini akılcı yönden çözmesi yönünden, herkesin, her soruna yönelik, herkese yönelik reddedemeyeceği bir teklifi yapabileceğini düşünüyorum.

Öfkemiz Bizi Yönetirse

İnsanoğlunun doğduğu andan öldüğü ana kadar öfke konusu bizimle birlikte giden bir konu. Öfke aslında doğal bir duygu. Peki, doğal duygu nasıl olup da bize ve çevremize zarar verir hâle geliyor? Öfkenin bizi yönetmesine izin verdiğimiz takdirde, öfke ya kendimize ya çevremize zarar veriyor. Sebebi de öfkemizin bizi yönetmesine izin vermemiz. Öfke bizi yönettiği zaman, vücutta salgılanan birtakım hormonlar vasıtasıyla akıl devre dışı kalıyor; akıl devre dışı kaldığında da sadece saldırganlık devreye giriyor. İki türlü saldırganlık tarifimiz var. Dışa saldırganlığa saldırgan öfke diyoruz. İç saldırganlığa ise aptal öfke diyoruz. İnsan öfkesini içe attığında kendi kendini yiyip bitiriyor ve ruhsal, zihinsel ve fiziksel sağlığı bozuluyor, çeşitli hastalıklar meydana geliyor, zihinsel olarak türlü travmalar meydana geliyor; ruhsal olarak da, neye sahip olursa olsun, herhangi bir mutluluk elde etmesi imkânsız hâle geliyor. Trafik canavarları ve kadın cinayetlerinde dışa vurulmuş öfkeyi görüyoruz. Çok genç yaşta kanserden tutun depresyona kadar olan bir sürü hastalıklarda da içe doğru öfkenin örneklerini görüyoruz. İçe doğru öfkenin en ilginç bir örneği de obezitedir. Obezite, içe doğru öfkenin en tipik sonuçlarından biridir. İnsanlar öfkesini dışa vuramadığı zaman çeviriyorlar, içe vurduğu zaman da öfkesini gidermek için yemek yiyorlar, yemek yedikçe de şişmanlıyorlar, şişmanladıkça da öfkeleniyorlar, öfkelendikçe daha çok yemek yiyorlar ve bu sarmal önce bedeni esir alıyor, bedensel hastalıklar, sonra zihinsel hastalıklar, sonra ruhsal hastalıklar şeklinde bir salgın hâline geliyor. Obezite salgını, çoğu insanın zannettiği gibi sadece bedensel bir problem değildir. Obez bir insan ruhsal ve zihinsel olarak da sıkıntı yaşamaktadır. Her üç problem için de akıllı öfke kanunlarının çözüm sunacağını düşünüyorum.

Akıllı öfke kanunları nelerdir, açıklayabilir misiniz?

İnsan öfkesini şu şekillerde yansıtır: saldırgan öfke, korkak öfke, aptal öfke… Öncelikle bu kavramların tariflerini yapalım.

Saldırgan Öfke

Saldırgan öfke şu demek: “Ben değerliyim, diğer insanlar değersizdir.” Bunu şöyle örnekleyebiliriz. İki tane tipik örneği var. Birincisi kadın cinayetleri. İkincisi trafik canavarları. Her ikisi de saldırgan öfkenin tipik örnekleridir. Kadın cinayetleri ve trafik canavarları birer saldırgan öfke örneğidir ve her iki grup da kendisinin değerli olduğuna ve tüm dünyadaki insanların ve tüm diğer canlıların değersiz olduğuna inandıkları için, davranışlarını bu yönde yönlendirmekte bir sakınca görmezler. Buna inandıkları için böyle davranıyorlar.

Her ikisine toplum olarak yapacağımız reddedemeyeceği bir teklif olduğu takdirde bunlar bu saldırgan öfke davranışlarını ortadan kaldıracaklardır. Nedir mesela? Basit bir örnek: Trafik canavarlarının saldırgan öfke davranışlarını ortadan kaldırmak, onlara reddedemeyecekleri bir teklif yapmakla mümkündür. Bu nasıl olabilir? İki yolla olabilir. Birinci yol, onlara reddedemeyecekleri bir teklif nasıl yaparız? Bir, şu an trafik canavarları için verilen cezalar yetersizdir. Yetersiz olduğu için de bu insanlar paraları da olduğu takdirde trafik canavarı olmakta bir sakınca görmüyorlar. İkincisi, bu trafik canavarlarına verilen cezaları artırsak bile bu cezaları denetleme de sorunlar olabiliyor. Bu denetleme sorunu da şöyle ortadan kaldırılabilir: Tüm trafikteki insanlar birer trafik polisi gibi davranabilir. Çünkü artık hepimizin elinde akıllı telefonlarımız var. Şöyle bir örnek verelim, bir faraziye yapalım: Reddedemeyecekleri bir teklif. Önce cezaları caydırıcı hâle getirelim. Sonra herhangi bir hatalı davranış, mesela emniyet şeridinde giden bir trafik canavarı var, biz de orada saatlerdir bekliyoruz ve biz de uçağa yetişeceğiz. Fakat o emniyet şeridinden giden trafik canavarı ve onun arkasından giden diğer trafik canavarları yüzünden bir süre sonra trafik tamamen felç olacak ve biz uçağımızı kaçıracağız ya da hastamız vardır ya da bir sınava yetişeceğiz ya da bir iş görüşmesine yetişeceğiz, çok önemli bir işimizi o trafik canavarları yüzünden kaybetmek zorunda kalacağız. Bu durumda, bu tür olayların sonsuza dek önlenmesi için önerim: Bir telefonla videoya veya fotoğrafını çekip, Emniyetin, İçişleri Bakanlığının veya polisin oluşturacağı bir Whatsapp hattına gönderilmesi hâlinde, bu kanıtlara göre de, örneğin 24 saat içinde o caydırıcı tekliflerin, caydırıcı cezaların uygulanması. Bu caydırıcı cezalar üç farklı yolla olabilir. Birincisi para cezası, ikincisi hürriyeti bağlayıcı cezalar, üçüncüsü teşhir cezaları. Bu üçü de devreye girebilir ve o ödenen cezanın onda biri de o ihbarı yapan vatandaşa ödül olarak hesabına yattığı takdirde bu caydırıcı teklifin son derece etkili olacağını düşünüyorum. Bu bir süre sonra o trafik canavarlarının da kazanacağı bir çözüm olacaktır. Akıllı öfkenin reddedemeyeceği teklif çözümü budur.

Saldırgan öfkenin tanımını yapmıştık, önce onu tamamlayalım sonra akıllı öfke kanunlarına geçelim.

Saldırgan öfke, “Ben değerliyim, sizler değersizsiniz.”

Korkak Öfke

Korkak öfke ise şudur: “Ben değersizim, siz değerlisiniz.” Aslında içten içe şöyle diyor: “Ben değerliyim, siz değersizsiniz. Ama ben bunu yüzünüze karşı söyleyemiyorum, yüzünüze karşı tersini söylüyorum. Ben size, değersiz olduğunuza inandığım hâlde, değerli gibi davranıyorum; kendimi de değerli gördüğüm hâlde, size değersiz gibi gösteriyorum. Çünkü arkanızdan iş çevireceğim. Entrikayla, Bizans oyunlarıyla, sizin yüzünüze karşı güleceğim ama arkanızdan, en ufak bir şeyde size gereken şeyi yapacağım. Onun için, bana güvendiğiniz takdirde benimle başınız derde girecektir.” Bu da dünyada ve toplumumuzda rastlanan bir insan tipi. Bu insan tiplerinden de uzak durmakta yarar var.

Aptal Öfke

Aptal öfkeyi de şöyle tanımlayabiliriz: “Ben değersiz biriyim, değersiz olduğuma inanıyorum, sizin de değerli olduğunuza inanıyorum, bana istediğinizi yapabilirsiniz. Bana ne yaparsanız yapın, ben hiçbir şekilde karşılık vermem. Kendimin değersiz birisi olduğuna inandığım için kendi içime atarım, kendimi mahvederim. Ama değersiz biri olarak yaşamaya razıyım.” Aptal öfke de bu demek.

Akıllı öfkenin temel prensipleri nelerdir?

Akıllı öfke ise bunların üçünün de dışında bir tanım. Biz zaman zaman, her birimiz, bazen korkak öfke gösteriyoruz, bazen aptal öfke bazen de saldırgan öfke gösteriyoruz. Böyle değişken öfke geçişlerimiz oluyor. Duruma göre değişiyor. Herhangi bir saldırgan, korkak veya aptal öfke tetikleyicisiyle karşılaştığımız zaman, biz akıllı öfke kanunlarını hatırlayarak, derhâl akıllı öfke frekansına geçebiliriz. Ve akıllı öfke frekansımızda yayın yapmaya başladığımızda çevremizle sağlıklı, normal, akılcı ve bol kazanımlı bir iletişim kurmaya başlarız.

Bu akıllı öfkenin 10 kanununu şimdi sırasıyla sayalım. Akıllı öfkenin ilk kanunu: Sağlık ve mutluluk işyerimizde başlıyor, evlerimizde devam ediyor; öfkekoliklere yer yok diye tanımlamışız. Yani biz işimizde olan sorunu eve taşıyoruz, evimizde olan sorunu işe taşıyoruz. O zaman, işimizde ve evimizde akıllı öfkeye geçebilecek bir çalışma ve yaşam şekli seçerek başlamalıyız.

Akıllı öfkenin ikinci kanunu: Lütfen kalp kırmayalım, öncelikle kendi kalbimizi kırmayalım; yalanlara yer yok. Bir yalan söylemeye başladığımızda, önce kendi kalbimizi kırıyoruz, sonra çevremizdeki sevdiğimiz insanların kalbini kırıyoruz ve en önemlisi, söylediğimiz yalanlara inanıyoruz. Söylediğimiz yalanlara inandığımız için de bir süre sonra, bir gün yüzümüze karşı birisi yalan söylediğimizi bize ima ettiğinde dahi çok büyük bir öfkeye kapılıyoruz ve bu öfke bazen saldırgan öfke hâline geliyor, bazen korkak öfke, bazen de aptal öfke.

Akıllı öfkenin üçüncü kanunu: Şimdiyi yaşamak; keşke, asla, her zaman, mutlaka demeye son vermek. İnsanlarımız, genelde öfkeli insanlar, yani öfkenin esiri olmuş insanlar; korkak, aptal ve saldırgan öfke tanımına giren insanlarımız, ya geçmişte, ya gelecekte yaşamayı seçiyorlar, şimdide yaşamak onlara zor geliyor. Çünkü geçmişte olan şeylere özlem duyuyorlar; gelecekte olan şeyleri elde edecekleri zaman kendilerinin mutlu, huzurlu ve stressiz bir hayat süreceklerini düşünüyorlar. Şöyle söyleyelim: Bir gemi açık denizde yol alıyor; yol alırken geride bıraktığı bir köpük izi var. O köpük izi, insanın geçmişte bıraktığı anılardır, hatıralardır. O geminin o köpük izine ihtiyacı yoksa insanın geçmişte bıraktığı kötü olaylara ihtiyacı yoktur. Onun için, an’ı yaşamak, öfke konusunu hâlletmede ilk adımlar arasına giriyor.

Dördüncü kanunumuz: Tüketim sarhoşluğundan ayılmak. Tüketim sarhoşluğu yine günümüzde öfke konusunu tetikleyiciler arasında başta geliyor. Çünkü artık kredi kartları sayesinde, insanlarımız, tüketerek öfkelerini ve streslerini yok edeceklerini sanıyorlar. Tükettikçe de ödeme güçlüğü nedeniyle daha çok öfkeleniyorlar, öfkelendikçe daha çok tüketiyorlar ve bu sarmal insanları bir öfkekolik olmaya doğru itiyor.

Beşinci kanunumuz: Öfkeye karşı sünger olmayalım, teflon olalım; günde 10 bin karar hedefimiz olsun. Neticede bizi öfkelendirecek yüzlerce, binlerce şey var günlük hayatta. Eğer biz sünger olup bunları emersek, bizimle hiç ilgisi olmayan şeylere öfkelenmeye başlarız. Bazı şeylere teflon gibi davranıp, o öfkelendiğimiz şeylerin kayması lazım zihnimizden. Bazı şeyleri görmememiz, bazı şeyleri duymamamız lazım. Çünkü onlar bizi ilgilendirmeyen şeylerdir. Hava bozuk diye öfkelenemeyiz; bu bizi ilgilendirmiyor. Yağmur yağdı diye, hava güneş açtı diye, yaz geldi diye, kış geldi diye öfkelenemeyiz. Metrobüs kalabalık diye öfkelenemeyiz. Bunlar bizim değiştiremeyeceğimiz şeyler. Çok sevdiğim bir dua vardır; dua şöyle, şimdi hatırladığım kadarıyla söyleyeyim: “Allahım! Ne olur, benim değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmem için bana kuvvet ver, değiştiremeyeceğim şeylere tahammül edebilmem için bana sabır ver, ikisi arasındaki farkı ayırt edebilmem için de bana akıl ver.” İşte akıllı öfkenin 10 kanununun bu ikisi arsındaki farkı ayırt etmemizde bize kılavuzluk edeceğini düşünüyorum.

Altıncı kanunumuz: Güler yüz, güzel duruş, güzel söz, güzel enerji yaymak bedavadır. Neticede en çok ihmal ettiğimiz konulardan biri de bu. Artık güler yüzlü olmak yerine asık suratlı olmayı bir yaşam biçimi hâline getirdik. Hâlbuki asık suratlı hâlde bir duruş sergilediğimizde önce kendimize zarar vermekle işe başlıyoruz. Yapılan bilimsel araştırmalarda, bilişsel zihin araştırmalarında şöyle bir sonuca varılmış: Yazın güneşli havalarda güneş gözlüğü takmadığımızda beyin insanın stresli olduğunu hissediyor (kaşlar çatıldığı için) ve neticede stres hormonu salgılatıyor vücutta ve vücutta ruhsal, zihinsel ve bedensel olarak işler olumsuza dönmeye başlıyor.

Yedinci kanunumuz: Sağlıklı yaşayalım, prebiyotik beslenelim, bol kahkaha atalım, on bin adım yürüyelim, dijital detoks uygulayalım, şükredelim ve dua edelim.

Tabii, bunlardan en önemlisi şükretmek ve dua etmek. Biz onu da unuttuk. Hep bir şeylerimiz eksik diye düşünüyoruz.

Sekizinci kanunumuz: Korkularımızı unutalım, yaşam değerlerimiz için yaşayalım. Korkularımıza göre bir yaşam yerine, yaşam değerlerimizi odak alan bir yaşam seçmemiz tabii ki akılcı öfke konusunda bizi daha ileriye götürecektir. Yaşam değerlerimizi önce kendimize itiraf edip, sonra sevdiklerimizle paylaşmamız gerekiyor. Mesela benim için yaşam değerlerim: yürüyüş yapmak, sağlıklı beslenmek, pozitif insanlarla, olumlu insanlarla birlikte olmak, insanlar için güzel şeyler düşünmek, sorun çözmeye çalışmak, her sorunun mutlaka bir reddedilemeyecek teklifle çözüleceğine inanmak… Herkes buna göre kendine yaşam değerleri seçip, bunu sevdikleriyle paylaşıp, sevdikleriyle beraber bu yaşam değerleri üzerinde ittifaka vardıktan sonra artık aralarındaki sorunların azalacağını görmek mümkün.

Dokuzuncu kanunumuz: Birbirimizi akıllıca dinleyelim, empati kuralım; amaç kavga değildir, öfkenin kök nedenini yakalayalım. İki insan arasında bir sorun çıktığında, neticede bu kişiselleştirilmeye çalışılıyor. Hâlbuki sorunu kişiselleştirmek, “sen şöyle yaptın, sen böyle yaptın, hep şöyle yaparsın, hep böyle yaparsın…” yerine; akıllıca dinlediğimiz takdirde sorunun ne olduğunu bulabiliriz, sorunu ortadan kaldıracak akıllıca bir çözümle sorunu ortadan kaldırdığımız gibi, bir daha benzer sorunların olmasını da engelleyebiliriz.

Son kanunumuz: Çözüm odaklı iletişim kurmak, reddedilemeyecek bir teklif yapmak; sonuçta kazanan akıllı öfkemiz olacaktır. Reddedilemeyecek bir teklif. Bir filmden örnek verelim. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük gangsterlerinden biri, Dillinger, Gangsterler Kralı. Bunun filmleri de çekildi. Amerika’da FBI’ın ilk kurulduğu yıllarda Gangsterler Kralı bir türlü yakalanamıyor. Gangsterler Kralı defalarca hapisten kaçıyor, polisten kaçıyor, hep kurtuluyor. Sonunda FBI, bu Gangsterler Kralı’nı, Dillinger’ı yakalamak için reddedemeyeceği bir teklif yapmayı düşünüyor. Bu reddedemeyeceği teklif ne olabilir diye düşünüyorlar. Sonunda gangsterin sevgilisini buluyorlar. Sevgilisi göçmen, Amerika’ya kaçak girmiş. O göçmen kadına ulaşıyorlar ve bir teklif yapıyorlar; diyorlar ki: “Ya hapse girersin, bir katille işbirliği yaptığın için; ya da bizimle işbirliği yaparsın, oturma müsaadesi alırsın.” Ve sonunda kadın işbirliği yapıyor ve Dillinger bir sinemada yakalanıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.