AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ve İstanbul Milletvekili M. Mehdi Eker’le Referandum, Cumhurbaşkanlığı Ve Hükümet Sistemi Üzerine…

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kısaca neler getiriyor? Sisteme ne tür bir ivme kazandırıyor? Referandumla oylanan pakette neler var?

Bizden önce hatırlayın; Ahmet Necdet Sezer ile, kendisini aday gösteren ve seçtiren rahmetli Ecevit ile kavga ettiler. Öyle bir kavga ettiler ki o kavganın maliyetini Türkiye ödedi. Kitapçık fırlattı, Türkiye’nin ekonomisini batırdılar. Süleyman Demirel kendi partisi olan Doğru Yol Partisi’nin o dönemki genel başkanı Tansu Çiller ile kavgalıydı. Demirel’den önceki Cumhurbaşkanı olan rahmetli Özal da dönemindeki kendi partisinden olan başbakanlar Mesut Yılmaz ve Yıldırım Akbulut ile kavgalıydı. Şimdi tüm bunlara bakınca yaşanan kavgaların onların hatalarından kaynaklandığını mı düşünüyorsunuz? Elbette ki hayır. Sistem iki başlı bir sorun üretiyordu.

Ancak çift başlılık bizim dönemimizde sorun olmadı. Peki, bizden sonra çıkmayacak mıydı? Bizler bu sorunu bugün tamamen çözmek için milletimize başvuruyoruz. Biz istedik ki tüm diğer partilerle birlikte bu Anayasa’yı değiştirelim. 2007’de Anayasa değişikliği için bir teklif sunduk ve partimize kapatma davası açıldı. 2011’de bir daha adım atarak bir komisyon kurduk ve tüm partileri de davet ettik. 4 sene uğraştık ancak bir arpa boyu yol alamadık. Her partinin elinde kırmızı çizgileri vardı. Kırmızı çizgilerle masaya oturunca da sonuç alınamadı. Ancak gördük ki bunlar, ülkenin sorunlarını yarınlara bırakmak istediler. Ama biz yarınlara bırakamazdık. Şimdi ülkenin, bu saydığım sorunları bir daha yaşamaması için bir fırsat var önümüzde…

Artık bürokratik vesayet kalkıyor. Birçok sorunun altındaki temel mesele bürokrasi… Bürokrasi ve bürokratik vesayet, yeri geliyor 6-7 atanmış kişi Türkiye’nin kaderini değiştiriyordu. Öyle ki, Anayasa’da belirtilen bir sürü kurum ve kuruluş bizim egemenlik ortağımızdır. Millet adına seçilmiş olan insanların eli kolu bürokratik vesayet nedeniyle bağlıydı. Bu bazen ikide bir darbe yapan askerî bürokrasi, bazen yargı, bazen de emniyet ve maliyedeki bürokrasi… Bu değişikliğin esas gayesi bu bürokratik engelleri ortadan kaldırmaktır. Güç artık bürokraside değil, milletin ta kendisinde olacak… Bu vesileyle iki başlı yönetime son verecek, ekonomik sıçrama yapacak ve bürokratik vesayetle mücadele edecek bir reform paketi hazırlandı.

Gücümüz millet, millet de bizimle olduğu sürece biz bölgemize de ülkemize de daha önemli daha büyük hizmetler yapacağız. AK Parti reformlar partisidir. Türkiye’nin milli gelirini 3 bin dolardan, 12 bin dolarlara kadar çıkardı. Bu hükümet sistemiyle bu 12 bin doları 24 bin dolara çıkarmamız çok zor. Çünkü bu hükümet sistemi bürokratik vesayetin altında. Milli iradeyi gerçek anlamda hâkim kılmadığınız zaman bürokratik vesayetten kurtulamazsınız. Dolayısıyla da Türkiye’ye ekonomik hamle yaptıramazsınız. Bu yüzden bizim hükümet sistemini değiştirmemiz lazım. Sebep budur. Başka bir sebebi yok. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğinde de aynı şeyleri söylediler. Bunların zihniyeti sadece yalan üretmek, sadece gerçekleri çarpıtmak, halkın zihnini bulandırmaya çalışmaktır. Turgut Özal’ın, Süleyman Demirel’in, Menderes’in, Erbakan Hoca’nın dönemi dâhil bu memleketin selameti, huzuru, kalkınması için ne zaman hayırlı bir karar alındıysa ne zaman bir projeye başlandıysa bu zihniyet müşterek koro halinde hep ‘Hayır’ dedi. Ama millet de sandıkta bunların kendisine ‘Hayır’ dedi. Onun için bu zihniyet milletin ‘Evet’ oyuna mazhar olamadı. Milletin değerleriyle barışık değiller, milletin değerlerine saygı duymuyorlar. Biz milletimize sevdalıyız. Kürt, Zaza, Arap, Acem, Türk hepimiz hep birlikteyiz. Biz 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını bir ve beraber kabul edip güçlü bir Türkiye inşa etmek istiyoruz.

Hızla büyüyen Türkiye’nin sorun üreten kurumları tedavi edilirken, bir darbe ürünü olarak ortaya çıkan Anayasa’nın da mevcut yönetimin de sorun ürettiğini biliyorduk. Bu sorun eğer bizim dönemimizde bariz bir şekilde görülmüyorsa bunun sebebi sistemin sağlıklı olmasından değil; Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin sağlam ve dik duruşundandır. Sayın Erdoğan ile Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Binali Yıldırım arasında büyük bir kardeşlik bağı vardı. Bu kardeşlik sebebiyle de sorun yaşanmıyordu.

Bu paket, istikrar içerisinde, koalisyonlara muhtaç olmayan bir Türkiye; çift başlılığın kaldırıldığı, yetki çatışması ve uyuşmazlığının olmadığı, herkesin kendi işine baktığı bir hükümet sistemi; bürokratik vesayetin olmadığı hükümet sistemi; milletin egemenliğine bürokrat ortakların, atanmış ortakların olmadığı bir sistem; Türkiye’nin gelirini 10 bin dolarlardan 20 bin dolara 30 bin dolarlara arttıracağı, bir sıçrama yapabilmesi için gerekli bir sistem değişikliği içeriyor. Bu paket, bunları getiriyor. Paketin özü bunlar. Önemli olan Türkiye’nin istikrarlı bir yapıya kavuşması… Milletimiz “Evet” derse Türkiye istikrarlı bir yapıya kavuşacak, koalisyonlardan, alavere dalavere, arka kapılar üzerinden, arka karanlık odalarda, manşetlerle dizayn edilen hükümetlerden, zayıf koalisyon hükümetlerin tehdit ve tehlike riskinden kurtulmuş olacak. Bir daha asla böyle bir şey olmayacak. Biz buna “Evet” dersek Türkiye güçlü bir hükümet yapısına, güçlü bir meclis yapısına, istikrarlı bir yönetime kavuşmuş olacak… Kısacası Türkiye, koalisyonlar dönemlerinde geriye gitti ve mevcut sistem sağlıklı bir mekanizma üretemedi.

Avrupa’da, Ortadoğu’da, Güneydoğu’da, dünya genelinde yaşanan olaylar bize neler söylüyor? Referandumla, yaşanan olaylar arasında nasıl bir ilişki var?

Ortadoğu malumunuz üzere yeniden şekillendiriliyor ve haritalar üzerinde çalışılıyor. Oysa Kürt bizim kardeşimiz, Türk bizim kardeşimiz, Arap bizim kardeşimiz. Oradaki herkes bizimle bir şekilde bağı olan kardeşlerimiz. Ya aynı kültürün parçası ya aynı dinin, inancın parçası ya da etno-kültürel olarak bizim bir parçamız. Hepsi bizim kardeşimiz. Bizim yüreğimiz yanıyor. O acıyı biz yaşıyoruz. Dahası o harita değişiklikleri geliyor, Türkiye’yi tehdit ediyor. Bunun için Türkiye’nin güçlü olması lazım. Mevcut sistem Türkiye’ye güç kaybettirir. Türkiye güçlenmek için gereken enerjiyi, sıçrama enerjisini mevcut sistemde bulamıyor. Buna ihtiyacımız var. Avrupa’da, Ortadoğu’da ve ABD’de birtakım gelişmeler yaşanıyor ve tarihi günlerden geçiyoruz. Bizi, Türkiye Cumhuriyeti’ni ilgilendiren tarafı, hemen yanı başımızda bir yangının olması. O yangının bizi tehdit ediyor olmasıdır. Bu yangın, bu kan gölü bizim yakmadığımız bir yangın ama korunmaya çalıştığımız bir yangın. Suriye ve Irak kan gölüne döndü. 15 Temmuz gecesi hain terör örgütü tanklarla savaş uçaklarıyla birilerinin hesabına Türkiye’yi çökertmek istedi. Çökertmeyle aslında kastedilen Türkiye’nin de bu kan gölünün bir parçası haline gelmesiydi. Bunun içindi o mücadele. 250 şehidi, 2 bin 200 yaralıyı, biz o gece onların o hain emellerine ulaşmalarını önlemek için verdik. Milletimize minnettarız. Allah’a, bu direnme gücünü bize verdiği için hamd ediyoruz. Böyle asil bir milletin evladı olmak, ferdi olmak gerçekten büyük bir onur. Türkiye’deki halk oylamasına ilişkin ‘Hayır’ kampanyası düzenleyen ülkeler var. Siz yakından tanıyorsunuz bu ülkeleri. Şimdi, Allah’ınızı severseniz, onlar bizi bizden daha fazla sever mi?

Türkiye, geçtiğimiz yıl içerisinde gerek içeride ve gerekse dışarıda birtakım badireler atlattı. Ortadoğu coğrafyasında yaşananlara dikkat ediniz. Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki… Bu coğrafya bizim dışımızda birileri tarafından yakılan ateşin yangınıyla maalesef sıkıntı çekiyor. Hemen sınırlarımızın dışındaki Suriye ve Irak, 2003’ten beri 14 yıldır yangın yerine döndü. Burada yaşayan bütün insanlar bizim kardeşlerimiz. Birçoğu bizim din kardeşimiz, kültürel bağlarımız ve tarihi bağlarımız var. Asırlarca beraber aynı yönetim altında yaşadık bu unsurlarla. Tıpkı Anadolu gibi. Ortadoğu’da Türkiye’yi de bu yaktıkları ateşin bir parçası haline getirmeye çalışıyorlar. Gücünü milletten alan iktidarlar da hep hedef gösteriliyor.

Kan gölüne dönmüş olan Ortadoğu coğrafyasında mazlumların ümidi ve umudu olan ülke, ışıltısı ve parıltısı ile ayakta kalan Türkiye Cumhuriyetidir. Ve onun hükümeti ve Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. İşte bu yüzden de bazı Avrupa ülkeleri onu ve ülkemizi hedef haline getiriyorlar. Gücünü halkından ve milletinden alan iktidarlar her zaman Avrupa’nın hedefi haline gelmiştir. İşte bugün ülkemiz üzerinde oynanan oyunların da asıl gayesi budur.

Almanya, Danimarka, Hollanda Türkiye’ye karşı “Hayır” kampanyası başlattı. Olay nedir? Türkiye’nin anayasasında bir değişiklik yapılacak… Bu, Türkiye’nin, 80 milyonunun bir işidir, sizin işiniz değildir. “Hayır” demek için gidenlere kapıları sonuna kadar açıyorlar, kırmızı halılar seriyorlar, her türlü desteği veriyorlar ama “Evet” demek için giden siyaset ve hükümet üyelerine karşı engeller koyuyorlar. Bu hem Avrupa Birliği’nin değerlerine aykırıdır hem de barışa, huzura, ikili ilişkilere hizmet etmeyecek bir vahim durumdur.

16 Nisan’da ülkemizin yükselmesini hızlandıracak bir sistemle yeni bir döneme başlamayı diliyoruz. Bizlere vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Güzel dilekleriniz ve röportaj için ben teşekkür ederim.

Yorum bırakın